Elimizde kelepçe, ayağımızda pranga koşuyoruz!

banner37

CTP Milletvekili Fikri Toros’a göre, ülkede yaşanan her sorunun temelinde Kıbrıs sorununa bağlantılı olarak Kıbrıs Türklerin dünyadan tecrit edilmesi yatıyor. Toros, bu durum için, zor şartlarda yarışmaya çalışan atlet benzetmesinde bulunuyor:

Elimizde kelepçe, ayağımızda pranga koşuyoruz!
banner99

ŞARTLAR ZOR… Cumhuriyet Meclisi’ne 2018 yılında gerçekleşen genel seçimle giren CTP Girne Milletvekili Fikri Toros, ülkedeki birçok sorunun temelinde Kıbrıs konusunu görüyor. Toros, Kıbrıslı Türklerin mevcut koşullardaki dünya devletleri ile rekabet durumunu, burun delikleri kapalı, ellerinde kelepçe, ayaklarında pranga ile 100 metre yarışına katılmış bir atlete benzetiyor

Ceren ÖZBİL

   Cumhuriyet Meclisi’ne 2018 yılında gerçekleşen genel seçimle giren Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Girne Milletvekili Fikri Toros, siyasete giriş nedenlerini ve ülkenin durumu ile ilgili düşüncelerini KIBRIS Gazetesi ile paylaştı.

   Ülkedeki tüm sorunların temelinin Kıbrıs konusuna bağlandığı düşüncesinde olan Fikri Toros, bu durumu ise “Elimde sihirli bir değnek olsa, Kıbrıs sorununu tarihe gömerdim ve adanın iki toplumun siyasi eşitliğe dayalı bir federal çözüme kavuşmasını sağlardım” cümlesi ile anlatıyor.

   KIBRIS Gazetesi’nin sorularını yanıtlayan Toros, hedefleri ve ülkenin içerisinde bulunduğu durum hakkında bilgi verdi.  

KIBRIS: Kendinizi tanıtır mısınız?

   Toros: Kendimi bildim bileli iş dünyasının bir mensubuyum dersem abartılı olmaz.

   İlk ve orta eğitimimi Kıbrıs’ta yaptıktan sonra lise ve üniversite için İngiltere’de eğitim gördüm.

   Manchester’de işletme tahsili gördüm. 1984 yılında Kıbrıs’a döndüm ve askeri görevlerimi tamamladıktan sonra da bir fiil aile şirketimiz olan Toros Şirketler Grubu’nda direktör olarak çalışmaya başladım. Ticaret Odası görevimi tamamlayana kadar da konum buydu.

   Ülkemizde yatırımlar yaptım. Ülkemizde iki yabancı ortaklıkta bulundum ve 18 ülke ile ticari ilişkiler kurdum.

   Daha sonra bu süre içerisinde her zaman yer aldığım Kıbrıs Türk Ticaret Odası’nın başkanlığını yapmaya karar verdim.

   Yeni nesil yöneticiler grubumuza katıldıktan sonra bu benim için motivasyon oldu. Onların önünü açmak, onları gölgelememek, onlara da kendi objektiflerini hayata geçirmeleri için fırsat vermek adına ayrıca yıllarca bana destek olan paydaşlar, halkımız ve müşteri kitlesine karşı duyduğum minnet borcu vardı. Bu nedenle de Ticaret Odası Başkanlığı için aday oldum. O motivasyonla aday oldum.

   2014 yılının başıydı. İki dönem üst üste seçildikten sonra hayatımda köklü bir değişiklik oldu ve CTP bana milletvekilliği için kontenjan adaylığı teklif etti.

   Bu hizmet borcumu sadece iş dünyası özeline değil, toplum geneline yaymak istedim. Böyle iyi niyetli, saf bir yaklaşım içerisinde Tufan Erhürman’ın teklifini kabul ettim. Üç gün içerisinde karar verdim, halkın takdiri ile de Ocak 2018’de Cumhuriyet Meclisi’nde bir milletvekiliydim.

   Bu görev süresi boyunda, şu an itibari ile Ekonomi Maliye ve Bütçe Plan Komitesi’nde oldu. 4’lü koalisyon hükümeti yani CTP’nin iktidarda olduğu dönemde bu komitenin başkanıydım, CTP muhalefete düşünce de aynı komitenin başkan vekili olarak görevime devam etmekteyim.

   Kısa siyaset yaşamımda şu ana kadar görevlerim sadece yasamada oldu.

   Bunun yanı sıra AB Parlamentosu nezdinde yürütülen lobi çalışmalarına katkı koyuyorum. Cumhuriyet Meclisi’nden üç kişilik bir milletvekili heyeti ile orada görev yapıyorum. Bu heyette UBP, HP ve CTP’li birer vekil yer alıyor.

   Ayrıca CTP’nin Parti Meclisi’nde ve Merkez Yönetim Kurulu’nda Dışilişkiler sekreteri olarak görevliyim.

   Tabi ki her siyasetçinin yaptığı gibi bağlı olduğum Girne örgütünün tüm etkinliklerine katılarak, halkın gerçek anlamda bir vekili olmaya çalışıyorum.

KIBRIS: İş dünyasından siyasete bir giriş yaptınız. Bu süreç sizin için nasıl oldu?

   Toros: Bana göre ekonomi ve siyaset doğrudan ilintilidir. Yani bir birini doğrudan etkileyen ve ilgilendiren iki alandır. Dolayısıyla aslında çok güzel bir şey… Aslında benim her zaman idealimde olan bir şeydi ancak mümkün olabileceğini düşünmüyordum.

   İş dünyasında bir takım hedeflere ulaştıktan, bir objektiflerinizi tamamladıktan sonra o iş dünyasını doğrudan etkileyen karar alıcı arena dediğimiz siyasi arenada da görev yapmak, aslında birçok iş insanının murat ettiği bir şeydir. Çünkü kararları pratik bilgi ile tecrübe ile ekonomi bilgisi ile piyasa bilgisi ile aslında donatmak çok güzel bir zenginliktir. O kararlara rasyonellik katan bir zenginliktir. Ne mutlu bana ki ben o aşamaya geldim. Yani o doyma noktasına geldim. O objektifleri tamamlayıp, topluma da bir şey verme enerjisine sahip oldum. Bu büyük bir şanstır ve halkın da bunu takdir etmesi fevkalade mutlu edici bir şey…

banner134
   Bu nedenle ben iş dünyası ile siyasi yaşamın doğrudan ilintili olduğunu birbirini besleyen bir alan olduğu görüşündeyim. O açıdan da çok şanslı olduğumu düşünüyorum. 

KIBRIS: Sizce şu an ülkedeki en büyük sorun nedir?

   Toros: Bence ülkemizin en büyük sorunu Kıbrıs sorununun hâlâ devam etmesi nedeniyle Kıbrıs Türk halkının dünyadan tecrit edilmiş konumda olmasıdır. En büyük sorun budur.

   Bir 100 metre koşucu düşünün, bu atlet yarışa çıkarken burun delikleri kapalı, elleri kelepçeli ve ayakları prangalı… Ben Kıbrıs Türk halkını buna benzetiyorum.

   Tanınmamış bir devlette olmak, tartışmalı olan bir toprak parçasında olmak, dünya ile doğrudan ilişki kuramamak… Üzerinizde adeta savaş suçlusuymuşsunuz gibi sürekli yaptırımlar olması… Bunlar adaletten, insanlıktan yoksun uygulamalardır. Kıbrıs Türk halkı da tüm bunların hiç birini hak etmedi. Ne Kıbrıs sorununun sorumlusudur, ne de Kıbrıs sorunu başladıktan sonra yaşanan gelişmelerin sorumlusudur. Evet, belki hataları olmuştur, belki katkıları olmuştur ancak doğrudan sorumlusu değildir. Sadece bedel ödeyen taraf olmuştur.

   İş dünyası, çalıştığım uzun yıllar sırasında muhtelif bayilik başvurularına gittiğim zaman, muhtelif fuarlara katıldığım zaman, finansmana erişmek istediğim zaman, Güney Kıbrıs ve diğer tüm tanınan normal ülkeler yüzde 1.5 faiz kredi oranı ile döviz kredi alabilirken, biz tanınmayan ve yaptırımlar altında bir halk olduğumuz için bu krediyi yüzde 7, ya yüzde 8’e alabildik.

   Bizim kazanıp, yatırım yaptığımız mülklerin tapuları tartışılır olduğu için ipotek ederken değerinin altına ipotek edebildik. Bir bayilik almaya gittiğiniz de ya “Türkiye’deki bayiinin alt bayisi olacaksınız” ya da “Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki bayiinin alt bayisi olacaksınız” dendi. Bundan daha büyük bir hakaret olabilir mi?

   Bir pandemi sürecinden geçiyoruz, Dünya Sağlık Örgütü’ne üye olamıyoruz.  Avrupa Birliği’ne bağlı bir ülkede yaşıyoruz, ancak Avrupa Birliği müktesebatı haricinde tutuluyoruz. Euro bölgesine dahil edilemiyoruz. İstikrarlı bir para birimi kullanamıyoruz. Bu nedenle TL’ye bağlı ve kırılgan bir ekonomiye sahibiz. Kullandığımız para ile ilgili para politikası olamayan bir ülkede yaşıyoruz.

   Doğrudan uçuş olmaması, doğrudan ulaşım olmaması ciddi bir sorundur. Bir konteyner, Çin Limanı’ndan Mersin Limanı’na kadar bin dolara geliyor, Mersin’den Mağusa’ya gelene kadar o nakliye fiyatı iki bin dolar oluyor. Nasıl rekabet edeceksiniz. Ürettiğiniz tarım ürünleri Avrupa Birliği standartlarında olamıyor. Keza hayvancılık sektörü de aynı durumda… Ürettiğiniz ürünleri dış pazarlara satamıyorsunuz

   İki milyar dolar ithalat yaparken sadece 100 milyon dolarlık bir ihracat yapabiliyorsunuz. Böyle bir ekonomi sürdürülebilir olur mu?

   Tüm sorunlarımızın kökünde Kıbrıs sorununun hâlâ devam etmesi ve Kıbrıs Türk halkının dünyadan tecrit edilmiş, izole edilmiş konumda olması yatıyor.

KIBRIS: Elinizde bir sihirli değnek olsa ülke ile ilgili değiştireceğiniz ilk üç şey ne olurdu?

   Toros: Öncelikle Kıbrıs sorununu tarihe gömerek iki toplumun siyasi eşitliğe dayalı bir federal çözüme kavuşmasını sağlardım.

   Kıbrıs Türk halkının da bu federal Kıbrıs çatısı altında Avrupa Birliği ve uluslar arası toplumla bütünleşmesini sağlardım. İlk atacağım adım bu olurdu.

    İkincisi, Kıbrıs Türk halkının aidiyetini restore ederdim.

   Kıbrıs Türk halkı biraz önce söz ettiğim dünyadan bu izole edilmişliğin sonucunda, aidiyeti maalesef sulandırıldı. Bunu restore ederdim.

   Yani Kıbrıs Türk halkı 1960’lardan önceden başlayarak bir toplumsal varoluş mücadelesi içindedir, kendi vatanında, kendi yurdunda, eşit bir varoluş mücadelesi yürütüyor.

   Bu olmadığı için Kıbrıs Türkü adadan kaçmayı tercih etti. Kendi kimliği, kendi aidiyeti, o Kıbrıslı aidiyeti de sulandı. Bunu tekrar restore ederdim.

   Üçüncüsü de bu halk, diğer tüm benzer ada ülkelerindeki halkların refah düzeylerinde olmayı hak ediyor. Yani bir Maltalı, bir Sicilyalı, bir Sardunyalı, bir Güney Kıbrıslı gibi Kıbrıs Türk halkının da fert başına düşen yıllık gelirinin 30, 35 bin dolarların üzerinde olması gerektiğini düşünüyorum.

   Bunun böyle olmamasının sebebi de Kıbrıs sorunudur. Bir an önce Kıbrıs Türk halkının laik olduğu refah seviyesine erişmesi için de bu sihirli değneği kullanırdım.

   Bu da bizi gerek sosyal, gerek kültürel, gerek çağdaş değerler çerçevesinden baktığımız zaman potansiyelimizin çok gerisinde tutan bir unsurdur.

   Özellikle son yıllarda, 2018’den beri TL’de yüzde 100’ü aşan değer kaybı olmuştur. Özellikle

   2020 yılında yüzde 35, 40’lara varan bir değer kaybı olmuştur.

   Biz, ada olduğumuz için bu değer kaybının yol açtığı enflasyon buraya katlanarak gelir ve halkımızı fakirleştiriyor. O sihirli değnekle bunun önüne geçerdim.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner75