En fazla yolsuzluk kamu arazileri ve teşviklerde

banner37

Friedrich Ebert Vakfı akademisyenleri Ömer Gökçekuş ve Sertaç Sonan, “2020 Kuzey Kıbrıs Yolsuzluk Algısı Raporu”nu yayımladı. İş insanlarının yüzde 88’i KKTC’de rüşvet ve yolsuzluk olduğunu düşünüyor

En fazla yolsuzluk kamu arazileri ve teşviklerde
banner8

RÜŞVET VERENLER VAR… Akademisyenler Ömer Gökçekuş ve Sertaç Sonan, Kuzey Kıbrıs'ta yolsuzluk algısını ölçmek ve yolsuzlukla mücadele konusunda farkındalık oluşturmak için dördüncü kez rapor hazırladı. KTTO üyesi firmalarda yönetici pozisyonunda bulunan 351 iş insanıyla yapılan anket sonuçları, ülkemiz için pek de iç açıcı değil. Ankete katılanların yüzde 88’i KKTC’de rüşvet ve yolsuzluk olduğunu belirtti. İş insanları, yolsuzluğun en fazla ‘kamuya ait arazi ve binaların tahsisi ve kiralanmasında’, ‘teşviklerde’ ve ‘kamu ihaleleri ve izinlerde’ olduğunu ifade etti. Anket sonuçlarına göre, yaklaşık her 10 iş insanından biri, son bir yılda fiilen rüşvet verdi.

“KAMU KAYNAKLARI İSTİSMAR EDİLİYOR”…  Kamu kaynaklarının siyasetçiler ve üst düzey memurlar tarafından istismar edildiğinin görüşünün yer aldığı anket çalışmasında, katılımcılar yüzde 57’si kamu kaynaklarının bakanlar/yetkililer tarafından kişisel ya da partisel amaçlarla ‘çok yaygın’ şekilde kötüye kullanıldığını belirtti. Kamu kaynaklarının tahsisi ve kullanımını düzenleyen, hesap verebilirliği sağlayan kesin prosedürler bulunmadığını düşünenlerin oranı yüzde 65 olurken, kamu maliyesinin idaresini denetleyebilecek nitelikte bağımsız kurumlar olmadığını düşünenler de oldukça fazla.

Ahmet UÇAR


Ülkemizdeki ‘yolsuzluk ve rüşvet’ olayları artıyor…
 


“Bir kamu görevlisinin kendisine tevdi edilen gücü ya da mevkiyi kişisel kazanç için istismar etmesi” olarak tanımlanan ‘yolsuzluk’ kavramı, iş dünyasının en sık karşılaştığı durumlardan biri.


İş insanlarının yüzde 88’i KKTC’de rüşvet ve yolsuzluk olduğunu düşünüyor.


Friedrich Ebert Vakfı akademisyenleri Ömer Gökçekuş ve Sertaç Sonan, Kuzey Kıbrıs'ta yolsuzluk algısını ölçmek ve yolsuzlukla mücadele konusunda farkındalık oluşturmak için “2020 Kuzey Kıbrıs Yolsuzluk Algısı Raporu” hazırladı. Akademisyen, düzenledikleri basın toplantısıyla raporun sonuçlarını paylaştı.


Kıbrıs Türk Ticaret Odası üyesi firmalarda yönetici pozisyonunda bulunan 351 iş insanıyla yapılan anketin sonuçları, hiç de iç acıcı değil.


Ankete katılan iş insanlarının yüzde 88’i Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) rüşvet ve yolsuzluk olduğunu düşünüyor. Yüzde 58’lik bir kesim de yolsuzluğun ‘çok ciddi bir sorun’ olduğu kanaatinde.


Anket sonuçlarına göre, yolsuzluğun en fazla kamuya ait taşınmazların kullandırılmasında gerçekleşiyor.


Katılımcılara göre ‘rüşvet ya da el altından fazladan ödeme yapmanın’ en yaygın olduğu üç işlem şöyle:


“Katılımcıların yüzde 55’i ‘kamuya ait arazi ve binaların tahsisi ve kiralanması’ işlemlerinde rüşvetin çok yaygın olduğunu düşünmektedir; bunu ‘teşvikler’ (yüzde 46) ve ‘kamu ihaleleri ve izinler’ (yüzde 45) takip ediyor”.


Katılımcıların yüzde 53’ü ‘devletten elektrik, su ve telefon gibi hizmetleri alırken’, yüzde 44’ü ‘yargı kararlarını etkilemek’ ve yüzde 33’ü ‘belediye hizmetleri’ alanlarında rüşvetin hiç olmadığını belirtti.


Anket sonuçları hesaplandığında, yaklaşık her 10 iş insanından birinin son bir yılda fiilen

rüşvet verdiği ortaya çıktı.


Kamu kaynaklarının siyasetçiler ve üst düzey memurlar tarafından istismar edildiği görüşünün yer aldığı anket çalışmasında, katılımcıların yüzde 57’si kamu kaynaklarının bakanlar/yetkililer tarafından kişisel ya da partisel amaçlarla ‘çok yaygın’ şekilde kötüye kullanıldığını belirtti.


Siyasetçiler (yüzde 55) yolsuzluğun ‘çok yaygın’ olduğu grup olarak görülürken; onları üst kademelerdeki memurlar (yüzde 46) takip ediyor. Ankete katılan iş insanlarının sadece yüzde 23’ü alt kademelerdeki memurlar arasında yolsuzluğun ‘çok yaygın’ olduğu düşüncesine sahip.

Yolsuzluğun en yüksek olduğu ülkeler arasındayız


İş insanları ve uzmanların sorulara verdiği yanıtlar değerlendirildiğinde, ülkemizin TI-CPI 2020 skoru 100 üzerinden 36 olarak hesaplandı. 0-100 ölçeğinde, sıfır yolsuzluğun çok yüksek olduğuna, 100 ise yolsuzluğun hiç bulunmadığına işaret ediyor.


Bu skor 2021 yılının başında Uluslararası Şeffaflık Örgütü tarafından yayınlanan 2020 yılına ait listedeki 180 ülkenin ortalaması olan 43’ün altında olup, KKTC’yi 104’üncü sıraya yerleştirdi.


Geçtiğimiz seneyle kıyaslandığında, ülkemizin skorunda 4 puanlık düşüş ve buna bağlı olarak sıralamada 19 basamaklık bir kötüleşme görüldü.


Ülkemizin geçen seneki skoru, Türkiye’nin skorunun 1 puan üstündeyken, bu yıl Türkiye’ninkinin 4 puan gerisine düştü. Geçen seneye göre 1 puanlık düşüşle 57 skoruna sahip olan Güney Kıbrıs, Türkiye skorunun da oldukça gerisinde.

“Yolsuzluğu engelleyecek kurumsal altyapı zayıf”


İş insanları arasında, ‘kamu kaynaklarının tahsisi ve kullanımını düzenleyen ve hesap verebilirliği sağlayan kesin prosedürler’ bulunmadığını düşünenlerin oranı yüzde 65.


‘Kamu maliyesinin idaresini denetleyebilecek nitelikte bağımsız kurumlar’ olmadığını düşünenlerin

oranıysa yüzde 67.


Kesin prosedürler olduğunu düşünenlerinse sadece yüzde 21’i bunların istismarı engellemekte ‘çok etkili’ olduğunu düşünüyor. Benzer şekilde, bağımsız mali denetim kurumları bulunduğunu düşünenlerin sadece yüzde 19’u bu kurumların yolsuzluğu engellemekte ‘çok etkili’ olduğuna inanıyor.


Ankete katılan iş insanlarının yargının siyasi iktidar sahiplerini yargılayabilecek kadar bağımsızlığa sahip olduğuna olan inançları da güçlü değil. ‘Kamu kaynaklarını istismar eden bakanları/yetkilileri yargılayacak güce sahip bağımsız bir yargı var mı’ sorusuna ‘evet’ cevabı verenlerin oranı yüzde 26’dır. ‘Evet’ cevabı verenlerin içindeyse sadece yüzde 24’lük bir kesim yargının siyasi iktidara sahip olanların yolsuzluk yapmasını engellemekte ‘çok etkili’ olduğunu görüşünü ortaya koydu.

“Yolsuzluğu caydırması beklenenler başarılı değildir”


‘Yolsuzluk ve usulsüzlüklerle mücadele etmesi ya da bunları ifşa etmesi gereken kurumlar sizce bu işte ne kadar başarılıdır/etkilidir?’ sorusuna ‘son derece başarılı/etkili’ cevabı verenlerin oranı çok düşük.


En etkili bulunan, katılımcıların yüzde 41’i tarafından çok başarılı bulunan sosyal medya olurken; ikinci sırada polis (yüzde 31), üçüncü sıradaysa mahkemeler (yüzde 29) yer aldı. Sıralamanın en sonundaysa katılımcıların yüzde 62’sinin hiç başarılı bulmadığı Meclis ve Başbakanlık Denetleme Kurulu var. Onları yüzde 55’le Sayıştay takip etti.

“Yolsuzlukla mücadelede hükümet çok başarısız”


Katılımcılara yolsuzlukla mücadele konusunda özel olarak hükümeti ne kadar başarılı buldukları da soruldu. Ankete katılanların sadece yüzde 9’u hükümeti bu konuda ‘çok başarılı’ bulurken, yüzde 65’i ‘çok başarısız’ bulduğunu ifade etti.


 

“Dokunulmazlıkları kaldırılan milletvekillerinin caydırıcı bir ceza alması beklenmemektedir”


‘Son 2 yıl içerisinde haklarındaki yolsuzluk suçlamalarından ötürü iki milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılmış’ olduğu hatırlatılıp, katılımcılara, ‘dokunulmazlıkları kaldırılan ve yargılanmalarının önü açılan iki milletvekilinin hukuki süreç sonunda caydırıcı bir ceza alacağını’ düşünüp düşünmedikleri de soruldu.


Katılımcıların yüzde 81’i bu milletvekillerinin caydırıcı bir ceza almayacaklarını düşündüklerini ifade ederken, sadece yüzde 8’lik bir kesim mahkeme süreci sonunda caydırıcı bir cezanın verileceğine kesin bir inanç belirtti.

“Seçimlerde maddi menfaat vaat edilmesi çok yaygındır”


Katılımcılara siyasal yolsuzluk konusunda da bir soru soruldu. Verilen yanıtlar ülkemizde ‘seçmenlere belirli bir şekilde oy kullanmaları için para ödenmesi ya da özel bir menfaat vaat edilmesinin’ olağan bir şey olduğu ortaya çıktı.


Katılımcıların, yüzde 70’i bunun ‘sıklıkla’ ya da ‘çok sık’ gerçekleştiğini ifade etti. 2019 yılında benzer bir soruyu farklı bir çalışma için halka sorulduğunda, bu cevabı verenlerin oranının yüzde 52 olduğu anımsatıldı.

“Ciddi sıkıntılar var”


Akademisyenler Ömer Gökçekuş ve Sertaç Sonan, anket sonucunda elde edilen verileri değerlendirdi ve bazı öneriler sundu:


“Gerek iş insanlarıyla gerekse uzmanlarla yapılan anketlerden elde ettiğimiz sonuçlar ülkemizde yolsuzluk algısının son derece yüksek olduğunu göstermektedir.


Anket sonuçlarına göre iş insanlarının çizmiş olduğu tablo genel olarak olumsuzdur. Katılımcıların çoğunluğu (%58) yolsuzluğu ‘çok ciddi bir sorun’ olarak tanımlamaktadır. Bu, geçen yılla hemen hemen aynıdır (%57). Sorular ne şekilde formüle edilirse edilsin, yolsuzluk ‘çok yaygın’ diyenlerin oranı, ‘hiç yok’ diyenlerin oranından çok daha fazladır.


Örneğin, ‘KKTC’de rüşvet ve yolsuzluk var mı’ sorusuna ‘çok yaygın’ diyenlerin oranı yüzde 52’yken, ‘hiç yoktur’ diyenlerin oranı yüzde 12’dir. Geçen yıl bu oranlar, sırasıyla yüzde 41 ve yüzde 15’ti. Bu sonuç IMD skorundaki 5 puanlık düşüşü açıklamaktadır. Buna ek olarak, yolsuzluğun son bir yıl içerisinde azaldığını düşünenlerin oranı sadece yüzde 6’yken, arttığını düşünenlerin oranı yüzde 33 düzeyindedir.


Su ve elektrik gibi kamu hizmetlerinin sağlanması ve mahkeme kararlarını etkileme, rüşvetin en az rastlandığı alanlar olarak tespit edilmiştir. Bu alanlarda geçen seneye göre çok büyük bir değişiklik olmamıştır.


İlgili skoru (WEF) belirleyen diğer alanlardaysa bir gerileme söz konusudur. Geçtiğimiz yıl, ‘ithalat ve ihracat işlemlerinde rüşvet hiç yoktur’ diyenlerin oranı yüzde 41’ken bu oran 2020’de yüzde 30’a indi.


Kamu ihaleleri konusunda da benzer bir kötüleşme gözlemlenmektedir. Geçtiğimiz yıl bu alanda rüşvet hiç yoktur diyenlerin oranı yüzde 29’ken bu yıl bu oran yüzde 19’a düştü. Bunların sonucunda da WEF skorunda geçtiğimiz yıla göre 3 puanlık bir gerileme söz konusudur.


Her şeye rağmen ülkemizin WEF skoru ortalamanın (47) (Transparency International 2021) üzerindedir. Bu durum elbette olumludur ve takdiri hak etmektedir. Fakat, WEF tarafından sorulmadığı

için skor hesaplanmasına katmadığımız, ülkemize özgü alanlarda ciddi sıkıntılar bulunmaktadır.


Şöyle ki geçtiğimiz üç çalışmada olduğu gibi, 2020 yılında da, kamuya ait taşınmazların tahsisi ve kiralanması ile teşvikler rüşvetin en yaygın olduğu alanlar olarak öne çıkmıştır. Dahası burada da bir önceki yıla göre ciddi bir kötüleşme söz konusudur.


Geçtiğimiz yıl, bu iki alanda, rüşvetin çok yaygın olduğunu söyleyenlerin oranı sırasıyla yüzde 46 ve yüzde 37’yken, bu yıl bu oranlar yüzde 53 ve yüzde 46’ya çıkmıştır.


Bu çalışmada, ilk kez, bu soruya devam niteliğinde bir soru kullandık ve iş insanlarına geçtiğimiz bir yıl içerisinde bu hizmetlerden herhangi birini almak için rüşvet vermeleri gerekip gerekmediğini de sorduk. Katılımcıların yüzde 12’si bu soruya ‘evet’ yanıtı verdi.


2019 yılında benzer bir soruyu farklı bir çalışma için halka sorduğumuzda ‘evet’ cevabı verenlerin oranı yüzde 7’ye çıkmıştı.


Katılımcılar, yolsuzluktan en fazla siyasetçileri sorumlu tutmaktadır. Başta kamu harcamalarını denetlemekle yükümlü kurumlar olmak üzere, katılımcıların yolsuzluğu engellemesi beklenen kurumsal mekanizmalara olan güveni oldukça düşüktür. Bundan, kağıt üstünde bağımsız olan kurumların fiiliyattaki bağımsızlığının sorgulanmakta olduğu anlaşılmaktadır.

“Somut iyileşme yok”


İş insanlarının anketimize verdiği yanıtları esas alarak, bir önceki yıla göre, yolsuzlukla mücadele çerçevesinde, kurumlara olan güven temelinde genel bir değerlendirme yaparsak durumun az da

olsa kötüye gittiğini söylemek mümkündür.


Yolsuzluğun saptanmasından cezalandırılmasına kadar giden süreçte yer alan kurumlar, iş insanlarından geçer not almaktan oldukça uzaktadır.


Şöyle ki, yolsuzluğu saptamakla yükümlü mali denetim kurumlarını (Sayıştay, Başbakanlık Denetleme Kurulu, Maliye Teftiş Kurulu) ‘çok başarılı’ bulanların oranı yüzde 14’ü geçmemektedir; katılımcıların çoğunluğu bunları çok başarısız bulmaktadır.


İş insanlarının yanıtlarına yansıyan kötümserliği uzmanların yanıtlarında da görmek mümkündür. Uzmanlara göre, son bir yıl içerisinde, ne kurumsal çerçevede ne de uygulamada somut bir iyileşmeden söz etmek mümkündür. Bilakis, genel olarak durumun bir yıl önceye göre değerlendirilmesi istendiğinde uzmanlar bir kötüye gidişe işaret etmişlerdir. Bu, özellikle EIU skorunda somut olarak görülebilmektedir.

“Partizanlık bürokrasinin niteliğini kötüleştiriyor”


Uzmanlarla yapılan bir önceki çalışmada ortaya çıkan şu çarpıcı tespitler geçerliliğini korumaktadır:


Kurumsal altyapıda birtakım eksiklikler bulunmaktadır. Bu, şu şekillerde ortaya çıkmaktadır; ilgili konuda yasa yoktur; yasanın uygulanmasını sağlayacak tüzükler eksiktir; ya da mevzuatta yasanın tam olarak uygulanmasını engelleyen boşluklar bulunmaktadır.


Kurumsal düzenlemelerde noksanlık bulunmadığı durumlardaysa, uygulamada sıkıntılar yaşanmaktadır. Uzmanlara göre, bunun da üç, birbiriyle ilintili, temel sebebi vardır; personel eksikliği,

üst kademelere yapılan atamalar son derece siyasallaşmış olduğundan dolayı denetimleri yapmakla ya da yasaları uygulamakla yükümlü olanlar bu görevlerini yapmakta isteksiz davranmaktadır. Bu mevkilerde bulunanlar ya kendilerini atayan siyasi makamlara minnet duyduğu ya da yeniden atanabilme kaygısıyla işlerini layıkıyla yapmamaktadır.

banner134


İşe alımlarda ve terfilerde uygulanan partizanlık bürokrasinin niteliğini kötüleştirmektedir.


Bir başka deyişle yolsuzluğu önlemede kilit durumda olan kamu personelinin bir kısmı ehil değildir. Özetlemek gerekirse, yasal boşluklardan dolayı ya da yasaların öngördüğü denetimler yapılmadığı

ya da yapılamadığı için kamu kaynakları istismara açık hale gelmektedir”.

“Siyasi atamalar sınırlandırılmalı”


Akademisyenler Ömer Gökçekuş ve Sertaç Sonan, dördüncü çalışmanın sonuçlarının da daha önceki iki çalışmada olduğu gibi yolsuzluk alanında ülke olarak arzulanan noktada olmadığımızı gösterdiğini vurguladı.


Akademisyenler, yapılması gerekenleri de anlattı.


Çeşitli kurumsal düzenlemelerle bir ülkedeki yolsuzluk düzeyini düşürmenin mümkün olduğunu ifade eden Gökçekuş ve Sonan, daha önceki üç raporda olduğu gibi bu yıl da, aynı, dört somut öneri üzerinde durdu.

Gökçekuş ve Sonan, üçlü kararnameyle yapılan atamalar olarak bilinen, üst düzey mevkilere yapılan siyasi atamaların sınırlandırılması gerektiğini belirtti, şöyle dedi:


“Örneğin, her bakanlıkta sadece seçilmişlerle atanmışlar arasında köprü vazifesi görecek (müsteşar düzeyinde) tek bir atamanın yapılması her hükümet değişikliği olduğunda yapılan ve kamuoyunu çok rahatsız eden toplu müdür değişikliklerinin önüne geçecektir.


Bu, kamu yönetimini daha profesyonel hale getirilmesine yardımcı olacağı gibi kurumsal hafızanın muhafaza edilmesine de katkı sağlayacaktır. Kamuoyunda, kamunun mali denetimine tabi olmayan ödeneklerin bulunduğu algısının ortadan kaldırılmasına yönelik adımların atılması da yolsuzlukla mücadelede önemli bir adım olacaktır. Uzmanlarla yapılan görüşmelerden ortaya çıkan sonuç aslında teknik olarak kamuda mali denetime tabi olmayan herhangi bir fonun bulunmadığıdır.


Dolayısıyla burada yapılması gereken yeni bir yasa geçirmek ya da yeni bir mekanizma oluşturmak değil zaten var olan yasaların titizlikle uygulanması ve mali denetim kurumlarının etkin bir şekilde çalıştırılmasıdır”.


Mal ve borç bildiriminin tamamen şeffaf hale getirilmesinin önemli bir adım olacağının altını çizen Gökçekuş ve Sonan, bilgiye erişim konusunda yapılan düzenlemelerin tam olarak hayata geçirilmesinin ülkeyi yolsuzlukla mücadele anlamında çok daha iyi bir noktaya taşıyacağına inanç belirtti.


Akademisyenler, “Yolsuzluğun tespiti ve cezalandırılmasında önemli rol oynayan mali denetim kurumları, başsavcılık, polis ve yargının güçlendirilmesi ve daha bağımsız hale getirilmeleri orta vadede yapılması gereken işler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunların gerçekleşmesi için siyasetin gölgesinin bu kurumların üzerinden kaldırılması gerekmektedir” dedi.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75

banner88