En gerçekçi seçenek Türkiye pazarı

banner37

KKTC Los Angeles Fahri Temsilcisi Mehmet Mustafaoğlu, EastMed anlaşmasının başarısız olma olasılığının varlığından söz ederek, Doğu Akdeniz’den çıkacak doğal gazın yakın gelecekte Avrupa pazarında da talep görmeyeceği öngörüsünde bulundu:

En gerçekçi seçenek Türkiye pazarı
banner90
banner99

“TÜRKİYE PAZAR OLABİLİR”… KKTC Los Angeles Fahri Temsilcisi Mehmet Mustafaoğlu, Kıbrıs gazının Türkiye iç pazarında kullanılmasının, girdi maliyetlerini ciddi anlamda aşağı çekeceğini söylerken, “Rusya, EastMed’i ‘bunu istediği an’ geçersiz kılabilir. Bu gazın maliyeti, Türkiye iç pazarında değerlendirilmesi durumunda ortalama beş milyar dolara denk geliyor, ki bu da Rus gazına ayak küp başına 6,5 buçuk dolar ödeyen Türkiye’nin, 5,5 dolardan da az ödemesi demek. Yani Türkiye, bizim için harika bir pazar olabilir” şeklinde konuştu.

“KIBRIS GAZI MAHSUR DURUMDA”…Dünya Bankası tahminlerine göre, Avrupa pazarındaki doğal gaz maliyetinin ‘en kötü senaryo’ durumunda dahi ancak altı dolara çıkacağını kaydeden Mehmet Mustafaoğlu, “Avrupa hızla yenilenebilir enerjiye yöneliyor ve doğal gaza talep azalıyor. Hesaplamalara göre yenilenebilir enerji, 2030-2050 periyodunda kıtadaki elektriğin yarısını karşılayacak. Bu bağlamda, sekiz dolara Avrupa’da kimse gaz almayacağından, İsrailli şirketlerin davul zurnayla reklam ettiği Kıbrıs gazı aslında şu an ‘mahsur’ durumda” dedi.

“EASTMED’İN GELECEĞİ YOK”…Doğu Akdeniz Boru Hattı (EastMed) hakkında görüş belirten Mehmet Mustafaoğlu, hem Akdeniz’in hem de Akdeniz’deki yatakların çok derinde olduğuna dikkat çekerken; “Bu gazı pazara sunmak, teknik açıdan zaten fazlasıyla zor. İsrail-Güney Kıbrıs-Girit-Mora Yarımadası-İtalya ve Avrupa güzergahından taşınacak gazın maliyeti katlanıyor. Bu gazın sadece Yunanistan’a kadarki hattının ayak küpü 3 dolar 50 cente tekabül ediyor. Hat İtalya’ya ulaştığında ise maliyet nakliye masrafları nedeniyle neredeyse 10 milyar dolara çıkıyor, ki bu da en az 7 milyar dolarlık bir masraf demek” ifadelerini kullandı.

“ÇOK GEÇ KALDIK”… “Direksiyonda uyuduk” diyen Mehmet Mustafaoğlu, 02 Ağustos 1974 tarihli bir gazete küpürünü gösterirken, “Kıbrıs’taki gazın, bölge siyasetinde belirleyici olacağı daha o zamanlardan belliymiş ama Türkiye ne yazık ki eko-politik açıdan stabil bir ülke hiçbir zaman olamadı. 2014’te petrolün varil fiyatı, 120 dolardan 30 dolara düştü ve Ankara’ya ‘Sondaj gemisi almanın tam zamanı’ şeklinde bir mesaj gönderdim. Fiyatlar birkaç yıl bu bantta seyretti ve ‘geç de olsa’ Türkiye gemi satın aldı” şeklinde konuştu ve Kıbrıs gazı için hamle yapmakta geç kalındığını açıkladı.

Ali ÇATAL

KKTC Los Angeles Fahri Temsilcisi ve Transglobal Financial Şef Yatırım Görevlisi, Kıbrıslı Türk iş insanı Mehmet Mustafaoğlu, özellikle son dönemin bölge siyasetini şekillendiren başat unsur ‘Kıbrıs gazı’ dahilinde, uluslararası aktörleri, bölge güçlerini ve olası senaryoları irdeledi.

“Türkiye’nin şu an iki sorunu var; gaz tedariki için seçeneklerinin kısıtlı olması ve bunun doğal sonucu olarak doğal gazı pahalıya kullanması” diyen Mustafaoğlu, Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı (TANAP) sayesinde Türkiye’nin elinin ‘görece’ rahatladığını fakat halen Rusya-Azerbaycan-İran üçlüsüne muhtaç olduğundan, gazı Avrupa’dan pahalı kullanmak zorunda kaldığını söyledi.

Kıbrıs gazının, Türkiye iç pazarında kullanılmasının çok daha gerçekçi bir seçenek olduğunu aktaran Mustafaoğlu, “İsrail’in bulduğu büyük Leviathan yatağı da onun yakınındaki Afrodit de gerek sermaye getirisi gerek işletme masrafı bazında ekonomik değil. Çünkü buradaki gazın ayak küpü dört dolara mal oluyor. Bir dört dolar da İsrail koyunca, ortaya iktisadi açıdan son derece olumsuz bir tablo çıkıyor” ifadeleriyle, Kıbrıs gazının Avrupa içlerine götürülmesi fikrinin, an itibarıyla makul olmadığını savundu.

Hem maliyet hem de çevreye etkileri bakımından dünyanın terk ettiği ‘mazot yakarak elektrik elde etme’ eylemini de artık bir kenara bırakmamız gerektiğine parmak basan Mustafaoğlu, “Her zaman savunduğum üzere, güneş enerjisini merkezimize koyalım, açığı da Türkiye’ye göndereceğimiz doğal gaz karşılığı temin edeceğimiz elektrikle kapatalım. Hem temiz enerji üretelim hem de kazanalım. Bu işlere şimdi başlamazsak, yataklar Türkiye tarafından bulunduktan sonra işimiz daha da zorlaşacak” sözleriyle ‘acil eylem’ talep etti.

“EastMed ekonomik değil”

Doğu Akdeniz Boru Hattı (EastMed) hakkında da görüş belirten Mustafaoğlu, hem Akdeniz’in hem de Akdeniz’deki yatakların çok derinde olduğuna dikkat çekerken; “Bu gazı pazara sunmak, teknik açıdan zaten fazlasıyla zor. İsrail-Güney Kıbrıs-Girit-Mora Yarımadası-İtalya ve Avrupa güzergahından taşınacak gazın maliyeti katlanıyor. Bu gazın sadece Yunanistan’a kadarki hattının ayak küpü 3 dolar 50 cente tekabül ediyor, ki bu da 7 milyar dolarlık bir masraf demek” ifadelerini kullandı.

Söz konusu hattın İtalya’ya ulaştığında ise maliyetin nakliye masrafları nedeniyle neredeyse 10 milyar dolara çıktığını kaydeden Mustafaoğlu, “İhtiyacını, Rusya’dan aldığı gaz ve ABD ile Katar üzerinden gelen ‘sıvılaştırılmış kaya gazı’ ile karşılayan ve bütün bunlar için dört dolar ödeyen Avrupalı tüketici, doğal gaza sekiz dolar asla vermez” şeklinde konuştu ve EastMed projesinin de ‘fizibıl’ olmadığını belirtti.

Dünya Bankası tahminlerine göre, Avrupa pazarındaki doğal gaz maliyetinin ‘en kötü senaryo’ durumunda dahi ancak altı dolara çıkacağını kaydeden Mustafaoğlu, “Avrupa hızla yenilenebilir enerjiye yöneliyor ve doğal gaza talep azalıyor. Hesaplamalara göre yenilenebilir enerji, 2030-2050 periyodunda kıtadaki elektriğin yarısını karşılayacak. Bu bağlamda, sekiz dolara Avrupa’da kimse gaz almayacağından, İsrailli şirketlerin davul zurnayla reklam ettiği Kıbrıs gazı aslında şu an ‘mahsur’ durumda” bilgisini paylaştı.

Rusya’nın, Baltık Denizi ve Ukrayna üzerinden uygulamaya koyduğu ‘Nord Stream 2’ projesinin de ABD’nin ‘eteklerini tutuşturduğunu’ kaydeden Mustafaoğlu, “ABD’den Rusya’ya yönelik yaptırım kararı çıksa dahi bunun ‘aman aman’ bir değeri yok. Yani Rusya, EastMed’i ‘bunu istediği an’ geçersiz kılabilir” şeklinde açıklamalarda bulundu.

“Yarı fiyatına halletmek mümkün”

Mustafaoğlu, Kıbrıs gazının Türkiye iç pazarında kullanılmasının, girdi maliyetlerini ciddi anlamda aşağı çekeceğini de söylerken, “Bu gazın maliyeti, Türkiye iç pazarında değerlendirilmesi durumunda ortalama beş milyar dolara denk geliyor, ki bu da Rus gazına 6,5 buçuk dolar ödeyen Türkiye’nin, ayak küp başına 5,5 dolardan da az ödemesi demek. Yani Türkiye, bizim için harika bir pazar olabilir” şeklinde konuştu.

İsrail gazının bir miktarının Mısır’a gönderilip, sıvılaştırılmasının ardından Avrupa’ya aktarıldığını da söyleyen Mustafaoğlu, İsrail’in de Mısır’ın da Kıbrıs’ın güneyinde yer aldığını ve Yahudi sermayesiyle kurulmuş ExxonMobil şirketinin, geçen yıl itibarıyla Glafkos Doğal Gaz Yatağı’nı keşfettiğini hatırlattı.

Bu şirketin bölgedeki sondajlarının devam etmesi ve ‘başka yataklar’ bulması durumunda, paradigmanın da ‘İsrail’in özgün siyasi durumu-Mısır’daki diktatörlük ve Batı baskısı’ üçlemesi dahilinde dönüşebileceğini kaydeden Mustafaoğlu, “Amerikan Jeoloji Enstitüsü’nün araştırmaları uyarınca, birkaç yıllık keşif, iki-üç sene alacak üretim platformlarının hazırlanması ve üç-beş yıl isteyen sıvılaştırma tesisinin kurulumu gibi ‘inanılmaz maliyetli’ unsurlar karşılanırsa, Kıbrıs’ta da bir ‘doğal gaz sıvılaştırma tesisi’ teşekkül edebilir ama bu ihtimal, en azından şu an için pek de gerçekçi değil” şeklinde görüş belirtti.

“En büyük engel Türkiye-İsrail ilişkileri”

Kıbrıs sorununun, Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı Rumlar arasındaki bir problemden ‘çoktan’ çıktığı gerçeğine de dikkat çeken Mustafaoğlu, “Kıbrıs, jeopolitik bir satranç tahtasındaki önemli taş konumunda. Belki vezir değil ama piyon da değil” şeklinde konuştu.

“Dolayısıyla, Türkiye’nin ‘geç de olsa’ uyanması ve Orta Doğu ile Doğu Akdeniz’deki ‘hakiki’ sınırlarını belirlemeye başlaması, beraberinde kavgaları da getirdi. Mısır’da yaptırılan darbe de bu nedenledir, Türkiye’nin Suriye ve Libya’daki askeri varlığı da, Kıbrıs’taki gerilim de. ‘Bu mahallenin dayısı benim’ diyen devletler ve bunlar etrafında kümelenen ‘diğerleri’ nedeniyle Kıbrıs şu an ‘demirlemiş bir uçak gemisi’ konumunda” diyen Mustafaoğlu, Kıbrıs gazına ve sorununa ‘çözümsüzlük’ olarak yansıyan en büyük problemin de ‘Türkiye-İsrail ilişkileri’ olduğunu belirtti.

Türkiye’deki mevcut hükümetin ‘İhvancı’ bir çizgide yer almasının da bu karşıtlıkları bilediğini savunan Mustafaoğlu, “Müslüman Kardeşler, demokrasinin kullanılması taraftarı ve bu da Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri başta olmak üzere Orta Çağ zihniyetli yapıları rahatsız ediyor. Onlar da ABD, İsrail ve Güney Kıbrıs’a yakınlaşıyor. İslam dünyasının liderliğine oynayan Türkiye, bu saatten sonra İsrail’le yakınlaşmak istemeyecektir fakat şöyle de bir durum var ki, yolsuzluk suçlamalarıyla başı ciddi anlamda dertte olan Binyamin Netanyahu, bir kez daha seçilemeyebilir. O zaman da denklem değişebilir” ifadeleriyle, Türkiye ve İsrail ilişkilerindeki düzelmenin ‘en azından yakın gelecekte’ uzak bir ihtimal olduğunu kaydetti.

“Tavrımız belirleyici olacak”

‘Mavi Marmara’ olayından bu yana, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin gerildiğini fakat ticaret hacminin de üçe katlandığını söyleyen Mustafaoğlu, “Siyasi polemik bir yana, Tel Aviv-İstanbul arasındaki günlük sefer sayısı beş, ki buna Türk Hava Yolları uçuşları dahil değil. Eğer ‘birbiriyle ticaret yapan’ iki halk söz konusu değilse, böylesi bir durum yaşanamaz. Suyun üzerinde gerginlik var ama ‘suyun altından’ yapılanlar da var” değerlendirmesini yaptı ve bahse konu iki ülke arasındaki ekonomik faaliyetlerin sürdüğünü söyledi.

“Hal böyleyken, Türkiye gidip Kıbrıs gazını çıkarır mı, yoksa ‘zaten gidecek yeri yok; kalsın’ diyerek bulunduğu yerde rehin mi bırakır, bunu da zaman gösterecek” diyen Mustafaoğlu, işleri ‘asıl karıştıracak’ durumun ise denklemin diğer tarafındaki ‘Türk sondaj gemileri’ olduğunu söyledi. “Şayet Türk gemileri, çok büyük bir yatağı ‘diğerlerinden önce’ keşfederse, konsept işte o zaman ciddi bir kırılma yaşayacak” diyen Mustafaoğlu, böylesi bir durumun, bölgedeki bütün dengeleri değiştireceğini söyledi.

“Direksiyonda uyuduk” diyen Mustafaoğlu, 02 Ağustos 1974 tarihli bir gazete küpürünü gösterirken, “Kıbrıs’taki gazın, bölge siyasetinde belirleyici olacağı daha o zamanlardan belliymiş ama Türkiye ne yazık ki eko-politik açıdan stabil bir ülke hiçbir zaman olamadı. 2014’te petrolün varil fiyatı, 120 dolardan 30 dolara düştü ve Ankara’ya ‘Sondaj gemisi almanın tam zamanı’ şeklinde bir mesaj gönderdim. Proaktif açıdan böylesi bir hamle, kiralamaktan çok daha mantıklıydı. Fiyatlar birkaç yıl bu bantta seyretti ve ‘geç de olsa’ Türkiye gemi satın aldı” şeklinde konuştu ve Kıbrıs gazı için hamle yapmakta geç kalındığını açıkladı.

“Demokrat bir başkan can sıkabilir”

Türkiye-İsrail ilişkilerindeki gerginlik nedeniyle, Birleşik Devletler’de ‘aramızın gayet iyi olduğu’ Yahudi Lobisi’nin kaybedildiğini de aktaran Mustafaoğlu, “Kiralık şirketler üzerinden yaptırdığımız lobicilik faaliyetleri için milyonlarca dolar harcıyoruz ama ne yazık ki etkili olamıyoruz. Kongre de artık Türkiye-KKTC ikilisine olumsuz bakıyor ve Türkiye hapşırdığında, biz nezle oluyoruz” diyerek, Amerikan Kongresi nezdinde de Türkiye ile Kuzey Kıbrıs’a yaklaşımın menfi bir hal aldığı bilgisini aktardı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın ‘pek de’ sevilecek birisi olmadığını fakat varlığının, hem Türkiye hem de KKTC için olumlu olduğunu söyleyen Mustafaoğlu, “Trump kaybeder ve Demokrat bir Başkan ABD’nin başına geçerse, ‘İran’a yönelik ambargoları delme’ konusu yeniden gündeme gelecektir, ki geçmişte bu suçlama nedeniyle Alman Deutsche Bank, milyarlarca dolar tazminat ödemişti. Halkbankası bu miktarı ödeyebilir mi, işin burası meçhul” ifadelerini kullandı.

“Keza, YPG-PKK konusu da ‘basın her ne kadar dikkatleri başka yerlere çekmeye çalışsa da’ kapanmadı ve Demokrat bir Başkan’ın YPG’yi destekleyeceği çıkarımını yapmak da zor değil. Hepsinin ötesinde, ABD’de var olan ve ‘Amerika’nın rakiplerine yardım etmeyi’ kapsayan yasa uyarınca, Rusya’dan S-400 gibi askeri bir ekipman almak da ciddi bir yaptırıma tabi olacak” diyen Mustafaoğlu, Birleşik Devletler’in tepesinde yaşanacak bir değişimin, Türkiye ve KKTC için olumlu görünmediğini iddia etti.

“ABD’de, Türkiye’nin NATO’dan atılmasını savunan bilinçsiz ama ‘çok etkili’ bir grup da var ve şayet bir Demokrat, ABD’nin başına gelirse, bu kitlenin sesi daha da yükselecektir” de diyen Mustafaoğlu, Türkiye’nin NATO’ya değil; NATO’nun Türkiye’ye ihtiyacı olduğunu fakat Türkiye’nin NATO’nun üst yönetiminden dışlanması gibi bir tehlikenin de ihtimal dahilinde olduğunu kaydetti.

Cumhuriyetçi Parti’nin oy deposu Evanjelist gruplar nedeniyle, Trump’ın Kudüs ve Golan Tepeleri kararlarını ‘almak zorunda kaldığını’ da savunan Mustafaoğlu, “Liberal Yahudilerden bile çok daha İsrailci bu kütle nedeniyle Trump’ın Türkiye-İsrail ilişkilerinde ‘tarafsız bir ara bulucu’ olmasının zor olduğunu da aktardı.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner107

banner108