“Eskiden günde 100-150 çift ayakkabı üretirdik”

banner37

Arif Nurak, amcasının yanında başladığı ayakkabıcılık mesleğini 52 yıldır devam ettiriyor

“Eskiden günde 100-150 çift ayakkabı üretirdik”
banner90
banner99

Çok küçük yaşlarda ayakkabıcılığa başlayan Arif Nurak, 52 yıldır bu işi yapıyor.


Amcasının Lefkoşa Surlariçi Asmaaltı Sokak’ta faaliyet gösteren dükkanında mesleğe adımını atan Nurak, şimdi Surlariçi’nde parmakla gösteriliyor.


Arif Nurak, geçmiş dönemlerde bölgede ayakkabıcı, tenekeci, kumaşçı gibi birçok imalatçının ve esnafın bulunduğunu belirterek, şimdi ise imalatın yerini ithalata bıraktığını kaydetti.


Nurak, amcasıyla birlikte çalıştığı dönemlerde günde 100 – 150 çift ayakkabı ürettiklerini, ülkenin birçok yerine dağıttıklarını dile getirerek, toplumun tüketici bir zihniyet kazanmasıyla ayakkabıcılığın önemini yitirdiğini ifade etti.


Nurak, ayakkabıcılık sanatına asıl darbeyi vuran ve ayakkabı fabrikası açma hayallerini yıkan unsurun Çin’den ucuza getirtilen ayakkabılar olduğunu söyledi.

“Mağusa, Baf ve Leymosun’a ayakkabı yollardık”

Arif Nurak, ayakkabıcılığa 1968’te ilkokul dönemlerinde başladığını belirterek, o dönemler okulların öğleye kadar olduğunu, öğleden sonra ise amcasının Asmaaltı Sokak’ta faaliyet gösteren dükkanına çalışmaya giderek, sanat öğrendiğini kaydetti.


Nurak, amcasıyla çalıştığı yıllarda ayakkabı imalatının da yüksek düzeyde olduğuna işaret ederek, günde yaklaşık 100- 150 çift ayakkabı ürettiklerini ve Mağusa, Baf ve Leymosun’a kadar ayakkabı yolladıklarını anımsattı.


Nurak, “Amcam sabah saat 05.00’te, ben de okuldan sonra dükkana giderdim. Gece saat 11- 12’ye kadar çalışırdık. Öğle ve akşam yemeklerini bile yoğunluktan dolayı dükkanda yerdik. Yemekleri Ciğerci Osman Dayı’dan söylerdik” dedi.


Geçmiş dönemlerde 5 dükkandan birisinin imalatçı olduğunu, çarşının ayakkabıcı, tenekeci, kumaşçı gibi esnaflarla ve imalatçılarla dolu olduğunu hatırlatan Nurak, şu an ise ithalatçı bir konuma gelindiğini, ülkede ayakkabı fabrikası olarak sadece Mağusa’daki Özipek Ayakkabı Fabrikası’nın kaldığını anlattı.

“Çin’den gelen ucuz ayakkabılar hayallerimizi yıktı”

banner134


Nurak, Kuzey Kıbrıs’ın tüketici bir toplum haline geldiğini dile getirerek, insanların artık ayakkabılara önem verip, tamir ettirmediğini, aksine eski ayakkabısını atıp yenisini aldığını vurguladı.


Ayakkabı imal etmek için çeşitli makineler bulundurduğunu ifade eden Nurak, “Benim evimde 10 – 15 tane dikiş makinem var. Freza marka ayakkabıları yapacak makinelerim var. İmalat yapmayı düşünüyordum ama kısmet olmadı. En verimli dönemlerimiz olan gençlik yıllarımızda Çin’den ayakkabılar gelmeye başladı. Biz 50 TL’ye ayakkabı yapıyorsak, onlar 10 TL’ye satıyordu. Böyle olunca da hayallerimiz yıkıldı, fabrikayı açamadık. Bu mesleği bırakınca evdeki makineleri mecburen hurdaya vereceğiz” şeklinde konuştu.


Nurak, o dönemler Çin’den gelen ayakkabıların bir rüya gibi olduğuna işaret ederek, ayakkabıların üzerinde ne yapışkan, ne çivi izinin bulunmadığını, albenisi olan ayakkabılar olduğunu hatırlattı.


El emeğiyle yapılan ayakkabıların görünüm açısından Çin’den gelen ayakkabılara kıyasla daha kaba olması nedeniyle insanların Çin’den gelen ayakkabıları tercih ettiğine dikkat çeken Nurak, “Herkes el emeği ayakkabıların daha kaba olması nedeniyle Çin’den gelenleri tercih eder. Artık insanlar için sağlamlık değil görünüm önemlidir” dedi.

“Müşteri kitlem memur sınıfı ve kadınlar”


Nurak, ülkedeki ekonomik durumun geçmiş dönemlerde de şimdi de hep kötü olduğunu belirterek, Körfez Savaşı’nın yaşandığı 1990’lı yıllarda bile işlerinin etkilenmediğini söyledi.


Asıl müşteri kitlesini memurlar ve kadınların oluşturduğuna işaret eden Nurak, “Genellikle erkekler ayakkabılarını tamir ettirmiyor, ayakkabı tamirine para vereceğine yeni ayakkabı almayı tercih ediyor. Ama kendine bakmayı, güzel giyinmeyi seven kadınlar daha çok geliyor. Diğer yandan kadın ayakkabıları daha pahalı olduğu için bu ayakkabılarını atmak istemiyor. Müşteri kitleme bakıldığında genellikle 18-60 yaş arası kadınlardan oluşuyor ” dedi.

Eskiden yaşam daha zordu


Nurak, geçmiş dönemlerle günümüzü karşılaştırarak, geçmiş dönemlerde daha çok zorluğun söz konusu olduğuna vurgu yaptı.


Nurak, “Eskiden daha çok zorluk yaşanırdı, mesela herkeste araba yoktu. Herkes denize, gezmeye otobüslerle giderdi. Caminin yanında Turan Dayı vardı, İskele’ye, (Larnaka’ya) götürürdü. Savaştan sonra 1980’li yıllarda arabalar çoğalmaya başladı” dedi.


Surlariçi’nde “Kunduracı Arif” olarak bilinen Nurak, çalışabildiği sürece bu mesleği sürdürmeye devam edeceğini dile getirerek, hiçbir beklentisinin bulunmadığını anlattı.

YORUM EKLE
banner140
SIRADAKİ HABER

banner75