banner6

Euro hedefi devam etmeli

banner37

DAÜ öğretim üyelerinden Prof. Dr. Feridun, TL’deki hızlı değer kayıplarının yaşandığı son dönemde alevlenen Euro’ya geçme tartışmalarıyla ilgili bunun ‘şu an için’ pek de olası görünmediğini söyledi ancak Euro kullanımına yönelik mali düzenlemelerin başlaması gerektiğine dikkat çekti:

Euro hedefi devam etmeli
banner150 banner150 banner151 banner152

Ali ÇATAL

Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) Finansal Düzenleme ve Risk Yönetimi Merkezi Başkanı ve Bankacılık ve Finans Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mete Feridun, ülke kamuoyunu dönem dönem meşgul eden ve son günlerde alevlenen ‘Euro para birimine geçme’ tartışmalarını masaya yatırdı.

Kuzey Kıbrıs’ın, Avrupa Birliği’nin (AB) bir parçası olarak AB’ye aday bir başka ülke Türkiye’nin parasını kullanmasının, Kıbrıs sorununda bir çözümün gerçekleşmesi durumunda Euroya geçişe ilişkin ‘oldukça sıradışı’ bir durumu doğurduğunu söyleyen Feridun, AB’nin ise üye ülkelerden Euro kullanma konusunda belli başlı birtakım beklentileri olduğunu hatırlattı.

Feridun, Euroya geçmeden çok önce, kendimize göre bir merkezi kur belirleyip bunu idame ettirmeyi başarıp başaramadığımızı test etmemiz gerektiğine de vurgu yaptı.

İngiltere Merkez Bankası (BoE) İhtiyati Düzenleme Otoritesi'nde de bir dönem görev yapan Feridun, hem TL’deki dalgalı yapı, hem de döviz karşısında yaşanan değer kayıplarında gündeme gelen ‘Euroya geçme’ tartışmaları özelinde KIBRIS Gazetesi’ne mülakat verdi.

KIBRIS: Euroya geçişle ilgili tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

“KKTC olarak, zamanında Türk lirası kullanmaya karar verdik ve bağımsız para ve döviz kuru politikalarının yanı sıra senyoraj gelirlerinden de vazgeçtik, ki bu da bir takım olumsuz ekonomik sonuçları olan ‘siyasi bir tercih’ olmaya devam ediyor.

Herhangi bir para politikası aracı olmayan ve mali disiplinden yoksun KKTC olarak Türkiye'de alınan sıradışı para politikası kararlarının olumsuz sonuçlarını kaçınılmaz olarak yaşıyoruz.

Türk Lirası değer kaybetmeye devam ederken, KKTC olarak ekonomik koşulların kötüleşmesini çaresizce izliyor ve ancak günü kurtarmaya yönelik, etkisi düşük bir takım‘palyatif’ tedbirler alabiliyoruz.

Kontrolümüz dışında gerçekleşen bu süreçten ve alınan kararlardan da dövize endeksli bir ekonomiye sahip olmamız nedeniyle büyük zarar görüyoruz.

İçinde bulunduğumuz süreçte alınan tedbirleri henüz uygulamaya koymadan ekonomik koşullarımız geceden sabaha daha da kötüleşiyor ve süreç, alınan tedbirleri yetersiz hale getirmeye devam ediyor.

Euroya geçiş konusunda ise AB’nin bir parçası olarak, AB’ye aday bir başka ülke Türkiye’nin parasını kullanmamız aslında bizi adada bir çözüm olması halinde Euroya geçişe ilişkin oldukça sıra dışı bir duruma sokuyor.

AB’nin, üye ülkelerden, bu ülkeler Euro kullanmaya başlamadan belli başlı birtakım beklentileri var.

Özellikle normalde AB’ye üye olarak Euro kullanımına geçecek ülkeler için ön koşul olan ‘döviz kurunun en az iki yıl boyunca sabitlenmesi’ şartının, olası bir çözüm halinde bizde ne şekilde uygulanacağı önemli bir konu.

Kıbrıs’ta bir çözüm olması durumunda dahi KKTC’nin mevcut mali performansı göz önüne alındığında, AB'nin ‘belirli istisnalar’ uygulamaması halinde Euroya geçişe kesinlikle hazır değiliz.

Tabiî ki bunlar, KKTC’nin halen AB’ye katılma vizyonunu sürdürdüğü varsayımına dayanarak değerlendirilebilecek konular olduğundan şu an için pek de gündemde değil.

Bu bağlamda, son zamanlarda gündeme gelen ‘Euro kullanımına AB'nin ve Türkiye’nin desteği olmadan geçip geçemeyeceğimiz’ konusu ise tartışmaya son derece açık.

Bana göre, gerçekçi olmak gerekirse, Türkiye'deki mevcut siyasi atmosfer ve AB-Türkiye arasındaki son dönemlerdeki gergin ilişkiler göz önüne alındığında, Euroya geçiş, şu an için uygulanması mümkün bir seçenek gibi görünmemekle birlikte, bu tartışmalar, Euroya geçiş hedefinin gündemde tutulması ve gerekli hazırlıklara şimdiden başlanabilmesi açısından aslında son derece önemlidir.

Konjonktürün uygun olduğu bir zamanda ‘hazırlıksız yakalanarak’ bu fırsatı kaçırmamamız açısından, bu konuların bugünden tartışılmasını olumlu buluyorum.

KIBRIS: AB üyesi olan veya olmayan ülkeler açısından Euro‘ya geçiş için ne gibi önkoşullar söz konusu?

AB üyesi olmayan ülkeler için herhangi bir önkoşul veya yasal engel yok.

AB üyesi ülkeler için ise Euroya geçiş koşulları oldukça basit ancak birçok ülke için bu koşulların yerine getirilmesi uzun yıllar sürüyor.

Özellikle AB’ye yeni üye olmuş ülkelerin Euro‘ya geçmeden Döviz Kuru Mekanizması’na, yani Exchange Rate Mechanism II’ya da kısaca ERM II’ye dahil olmaları gerekiyor.

Parasal birliğin ön şartı konumundaki ERM II'ye katılan tüm ülkeler, AB'nin ‘eşit muamele ilkesi’ uyarınca aynı standart prosedürlere maruz tutuluyor ancak sadece Birleşik Krallık ve Danimarka, Euroya ‘geçmemeyi tercih ederek’ AB’ye bu koşulla girmişti.

İsveç ise henüz ERM II’ye üye olmamasına rağmen ‘şu an için’kendine müsamaha gösterilen bir ülke konumunda.

Konumuzla alakalı olarak, ERM II'ye ilişkin en önemli nokta ise ülkelerin Euroya geçebilmek için önce döviz kuru istikrarını sağladıklarını ıspatlamaları ve bu doğrultuda en az iki yıl bu istikrarlı süreçte beklemeleri şartı.

Bu aşamada, bizim açımızdan bir anomali gündeme geliyor.

ERM II çerçevesindeki geçiş döneminde, ülkelerin kendi ulusal para birimleri ile Euro arasında ‘central rate’ yani ‘merkezi kur’ olarak bilinen sabit bir döviz kuru saptanıyor ve her ülkenin döviz kuru, Euroya karşı belirlenen bu merkezi kurun etrafında belli bir marj ile sadece belirli bantlar arasında dalgalanabiliyor.

Bu bantlar başlangıçta ERM I zamanında çift yönlü olarak yüzde 2,25 olarak başladı ama zamanla yüzde 15’e kadar genişletildi, yani Euroya geçecek ülkelerde en az iki yıl boyunca Euro kurunun sadece yüzde 15 genişliklerde alt ve üst bant arasında dalgalanabilmesine izin veriliyor; fakat ‘çok istisnai durumlarda’ merkezi kurda birtakım ayarlamalar yapılabiliyor.

Buna göre, döviz kuru dalgalanmalarının belirli bir aralık içersisinde kalması beklenirken; Euroya geçecek ülkelerin de bu süre boyunca aşırı kur dalgalanmaları yaşamadan veya daha somut bir ifadeyle ‘dalgalanmaları çift yönlü olarak yüzde 15'lik bantlar arasında tutarak’ AB koşulları altında ekonomisini doğru şekilde yönetebileceklerini ıspatlamaları gerekiyor.

Birçok ülke bu bantların genişletilmesine rağmen gönüllü olarak para birimlerini daha dar bantlar arasında tutmayı tercih ederek, kendilerini Euroya geçişe çok daha disiplinli bir şekilde hazırladı Hatta Euro kullanmayan Danimarka dahi gönüllü olarak yüzde 2,25’lik dalgalanma bantları uyguluyor.

Burada bizim açımızdan en dikkat çeken nokta, ulusal para birimimiz olmadığından ve kullandığımız para biriminin yönetimi Türkiye’ye ait olduğundan, ERM II kapsamındaki bu sabit döviz kurunun iki yıl boyunca nasıl sağlanacağının oluşturduğu potansiyel sorun.

AB’ye üye olmamız durumunda Euroya geçişteki en önemli önkoşulun bizim için uygulanıp uygulanmayacağı ciddi bir soru işareti.

Uygulanması halinde bu dalgalanma marjı da durumumuz göz önünde bulundurulduğunda ‘muhtemelen’ daha geniş tutulacak.

Örneğin, ERM I zamanında kur üzerindeki baskının daha yoğun olduğu İtalya ve İspanya için daha geniş bantlar uygulanmıştı.

Bu sorun, belki sadece AB’ye üye olmamız durumunda gündeme gelecek ama açıklığa kavuşturulması gereken bir konu çünkü eğer uygulanacaksa, hazırlıklara yıllar öncesinden başlamak gerekiyor.

Güncel bir örnek vermek gerekirse, Hırvatistan, ERM II'ye katılmadan çok once ulusal parasını Euro‘ya sabitleyerek sıkı bir döviz kuru rejimi benimsedi.

Benzer şekilde Bulgaristan da ERM II katılmadan, 10 yıldan uzun bir süre boyunca ulusal para birimini Euro karşısında sabitledi ve 2024 yılında bu kur üzerinden Euro‘ya geçmeyi planlıyor.

Bir diğer örnek ise tüm koşulları fazlasıyla yerine getirmesine rağmen Euro‘ya geçmeyen, şu an için ERM II kapsamında kalmakla yetinen ve AB’nin öngördüğünden çok daha dar dalgalanma bantları uygulayan Danimarka.

“Ulusal para birimi, süreci kolaylaştırabilirdi”

Dolayısıyla, burada anlatmak istediğim nokta şudur:

ERM II’de olduğu gibi herşeyden önce Euro’ya geçmeden çok önce kendimize göre bir merkezi kur belirleyip bunu idame ettirmeyi başarıp başaramadığımızı kendi kendimize test etmemiz gerekiyor.

Bu merkezi kurun seçimi, AB ülkeleri için Euro’ya geçişteki en kritik nokta ve 1990’ların başında yaşanan ERM krizi de büyük ölçüde yanlış seçilen merkezi kurların bir sonucuydu.

Bu konu, üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir nokta.

Bu nedenle, eğer bir gün AB’ye katılma ümidimiz varsa, Euro‘ya geçiş için gerekli ön koşulların nasıl uygulanabileceğini, AB ile dolaylı yoldan da olsa istişare etmeye devam etmemiz gerekiyor, çünkü fazla ihtimal vermesem de belki de öncelikle bir süreliğine dahi olsa kendi para birimimiz olması koşulu gündeme gelebilecek.

  Örneğin, tek taraflı olarak 2002 yılında Euro kullanımına geçen ve 2010 yılında AB’ye aday olan Karadağ’ın ulusal parasının olmaması, bu ülkenin ERM II istikrarlı bir döviz kuruna sahip olma kriterini yerine getirmesini engelliyor ve AB’de çeşitli tartışmalara yol açıyor.

AB, bugüne kadar Karadağ'ın Euro‘ya geçebilmesi için ön koşul olarak Euro‘dan çıkarak kendi para birimine sahip olmasını istemedi, belki ama bu durumun Karadağ’ın AB’ye üyelik sürecinde ne gibi sorunlara yol açabileceği de belirsizliğini koruyor.

Ancak şu kadarını söyeyebiliriz ki AB, Karadağ’ın üyelik sürecinde halihazırda Euro kullanmasından hiç de hoşnut değil.

Bu nedenle,‘Aslında kendi para biriminiz olsaydı, AB’ye girmemiz halinde Euro‘ya geçişimiz büyük ihtimalle çok daha sorunsuz olabilirdi’ diye bir iddiada bulunmak mümkündür.

Hatta belki de kendi para biriminiz olsaydı, AB’ye girmesek dahi bugün daha istikrarlı bir para birimine geçmeyi düşünmek zorunda kalmaz, kendi para ve döviz kuru politikalarımızı yönetebilirdik.

Bu konuda ne kadar başarılı olurduk? Orası ayrı bir konu ama bunu denemememiz bile tamamen siyasi bir karar olmaya devam ediyor.

KIBRIS: İşin ‘ekonomik gerçekler’ kısmı bir yana, KKTC olarak ‘AB'ye üye olmadan’ Euro kullanmamızın önünde yasal bir engel var mı? AB üyeliği hedefimizin sürdüğü varsayımıyla konuya yaklaştığımızda da enflasyon ve devlet borcu/GSYİH oranını temel alan ‘meşhur’ Maastricht Kriterleri ilk anda akla geliyor herhalde…

Bu konuda teknik açıdan ve yasal olarak hiçbir engel yok.

Hatta Euro kullanımı açısından baktığımızda, belki de AB’ye girme gibi bir hedefimiz olmaması durumunda Euroya geçişimiz zaten çok daha sorunsuz olacak.

Yani AB üyesi olsaydık, tek taraflı olarak Euroya geçişimiz daha büyük sorun çıkarırdı ve büyük bir ihtimalle bu talebimiz kabul görmezdi.

AB, denizaşırı birkaç Fransız bölgesi ile Andora, Monako, San Marino ve Vatikan gibi Avrupa’daki mikro devletlerin Euro kullanmasına resmi onay ve destek verse de, üye ülkelerin tek taraflı olarak Euro‘ya geçerek ERM II koşullarının ‘etrafından dolanmaması’ konusunda çok katı bir tutum izliyor.

AB'ye katılmak isteyen herhangi bir devletin, Maastricht Kriterleri’ni yerine getirmeden tek taraflı olarak Euro‘ya geçişine izin verilmiyor.

Biraz önce de dediğim gibi bu durum, Karadağ’ın üyelik sürecinde AB açısından büyük bir sorun teşkil ediyor.

Bizim durumumuzdaki ülkeler açısından baktığımızda ise AB, Euro kullanımını ne teşvik ediyor, ne de bu konuda yardımcı oluyor.

Hatta çok açık bir ifade kullanarak bu tür ülkelere karşı Avrupa Merkez Bankası’nın ‘muhatap almama ve destek vermeme’ politikası izleyeceğini açıkça belirtiyor, lakin bu da Euroya geçişin yasa dışı olacağı anlamına gelmiyor.

Sadece, AB kurumlarından herhangi bir destek sağlanmayacağı anlamına geliyor ki AB toprağı olarak özel konumumuz dikkate alındığında bir ‘istisna’ olarak bu prensibin esnetilmesi belki de sürpriz olmaz.

Ama tabiî bu da tahminle olacak bir konu değil ve AB ile bir şekilde diyaloğu sürdürerek, AB’nin tutumunun önceden anlaşılması ve buna göre bir strateji belirlenmesi elzem.

KIBRIS: Bazı ekonomistler tarafından verilen Karadağ ve Kosova örnekleri, bizim için de belirleyici mi?

Bunun cevabı hem evet, hem de hayır.

Evet doğrudur çünkü, Karadağ ve Kosova, AB’ye üye olmamalarına rağmen 2002 yılında Euro‘nun tedavüle sürülmesiyle tek taraflı olarak Euro‘ya geçti.

Hatta bir süre önce AB üyesi olmayan İzlanda'nın da Euro‘ya tek taraflı olarak geçiş ihtimali gündeme gelmişti ancak Avrupa Merkez Bankası, İzlanda’nın en az iki yıl boyunca, ERM II'ye katılmadan Euro‘ya geçişine izin verilmeyeceğinide açıkladı.

Karadağ ve Kosova örnekleri konuşulurken şunu da dikkate almak gerekiyor.

Her ne kadar Karadağ ve Kosova bizim açımızdan örnek teşkil ediyor gibi görünse de, bu ülkelerde Euro‘dan önce Alman Markının kullanıldığını ve Euro‘ya geçişin de Almanya ile eş zamanlı gerçekleştiğini göz ardı etmemeliyiz.

Yani örnekler, KKTC ile bire bir örtüşmüyor.

Kosova'da Alman Markı 1999 yılında kullanılmaya başlanmıştı.

Karadağ'da da aynı yıl Alman Markı, Yugoslav Dinarıyla eş zamanlı kullanılmaya başlandı ve bir sene sonra ülkedeki tek yasal ödeme aracı oldu.

Dolayısıyla, onların Euro‘ya geçişi daha doğal gerçekleşmişti. Hatta Kosova’nın Euro‘ya geçişinde hem Avrupa Merkez Bankası, hem de Euro Bölgesi’ndeki bazı merkez bankaları yardımcı olmuştu.

Karadağ için böylesi bir durum sözkonusu olmasa da en azından Euro‘ya geçiş öncesinde Alman Markının kullanımı, Almanya'nın rızasıyla olmuştu.

Özgün durumumuz çok daha farklı ve şu anda istikrarsız bir para birimi kullanıyoruz.

Karadağ ve Kosova ise halihazırda istikrarlı bir para biriminden Euroya geçti ve bu da aslında Alman markının tedavülden kalkmasının doğal bir sonucu olarak gündeme gelmişti.

Bu yüzden başka ülkeleri örnek gösterirken, örnek verdiğimiz ülkelerin özel koşullarını da dikkate almak durumundayız.

Bana göre sadece Karadağ ve Kosova değil, Euro kullanan diğer ülkelerin Euroya geçiş aşamasında uyguladıkları stratejileri ve özellikle ‘ERM II shadowing’yani ‘ERM II gölgelemesi’ örneklerini de dikkate almamız gerekir.

Bu açıdan en büyük örneklerden biri Macaristan, diğeri ise Kıbrıs Rum kesimidir.

Bu ülkelerdeki uygulamaların kapsamlı bir şekilde analiz edilmesinde büyük fayda vardır.

Ülkemizde çok değerli ekomomistler var ve bu ekonomistlerden, kendilerinin uzmanlık alanlarına göre belli bir ulusal strateji kapsamında faydalanmak gerekiyor.

 Yoksa ‘her kafadan bir ses çıktığı’ bir ortamda kayda değer bir sonuca varılması mümkün değil.

KIBRIS: İşin yasa boyutunu aştığımıza göre, konuyu ‘realize’ edelim. Euro‘ya geçişi nasıl başarabiliriz?

Euro‘ya tek taraflı geçiş konusunda elimizde bir rehber olmadığına göre, gerek 1999 yılında Euro‘nun doğuşu, gerek sadece Kosova ve Karadağ’ın değil; diğer ülkelerin de Euro‘ya geçiş sürecindeki tecrübelerinin kapsamlı bir şekilde incelenmesi gerekir.

Örneğin başlangıçta Euro‘ya geçecek ülkeler, Euro‘nun doğuşundan bir yıl önce ulusal para birimlerini, belirlenen bir kur üzerinden Euro‘ya sabitledi.

Her ne kadar Euro, bu ülkelerde 1999 yılında resmi para birimi haline gelse de, Euro kullanımına başlama aslında üç yıllık bir geçiş dönemi çerçevesinde gerçekleşti.

Bunun da öncesinde Macaristan ve Kıbrıs Rum kesimi gibi birçok ülke, Euro‘ya geçiş öncesinde ERM II gölgelemesi yapmış, yani ulusal paralarının ERM II’de olduğu gibi merkezi kur etrafında yüzde 15’lik bantlar arasında dalgalanmasını sağlamıştı.

Bu, bizim de izleyebileceğimiz bir yöntem olmakla birlikte, tek taraflı olarak dahi olsa Euro‘ya geçebilmek için bir süreliğine kendi paramıza sahip olmamız ve bizim de ERM II gölgelemesi yapmamız, belki de daha doğru olacak.

Doğru yönetilmesi ve dışarıdan desteklenmemiz halinde bu durum, enflasyonun kontrol altında alınması konusunda da mutlaka faydası olacak.

Söz gelimi Macaristan, Finlandiya ve İspanya gibi bazı ülkeler, ERM’deyken kısıtlayıcı dar bantlar kullanmalarına rağmen aynı zamanda enflasyon hedeflemesi yaptı ve bunda büyük ölçüde başarılı da oldu.

  Bu noktada tabiî ki doğru yürütülen mali politikalarının, enflasyonu düşürmedeki etkinliğini vurgulamakta da fayda var ancak bunun, bizim açımızdan doğru bir strateji olup olmayacağının cevabını verebilmek için kapsamlı değerlendirmeler ve çalışmalar yürütülmesi şart.

Burada bizim açımızdan örnek teşkil edebilecek bir diğer detay da şudur.

Geçiş döneminde ulusal banknotlar ve madeni paralar dolaşımda kalırken, ulusal para birimleri esasen Euro‘nun alt birimleri olarak işlev görür.

Euro cinsinden banknotlar ve madeni paralar, Ocak 2002'ye kadar tedavüle sürülmemekle birlikte, bundan üç yıl öncesinden itibaren, banka hesap özetleri ve fiyatlar hem mevcut ulusal para birimi, hem de Euro cinsinden hazırlanmaya başlanmıştı.

Bu bağlamda, söz konusu dönemde Euro bir hesap birimi olarak kullanılmaya başlanırken, devlet ve finans kuruluşları ise Euroyu işlemlerinde kullanmaya başlamıştı.

Euronun tedavüle sürülmesinden sonra ise üç aylık bir süre zarfında ulusal para tedavülde kaldı ancak bankalar ve işletmeler tarafından kademeli olarak toplanarak dolaşımdan çekildi.

Dolayısıyla Euro‘ya olsun, başka bir para birimine olsun, geçiş süreci çok önceden ‘en ince ayrıntısına kadar’ planlama gerektiren ve belirli bir strateji çerçevesinde yürütülmesi gereken bir süreç.

Örneğin, geçiş dönemi olmadan‘bir anda’ Euro‘ya geçiş olabileceği gibi, ki AB mevzuatı aslında buna da izinveriyor, belli bir geçiş süreci de düşünülebilir.

Euro ve mevcut ulusal banknotlar ve madeni paralar, bu geçiş döneminde aynı anda kullanılabilir.

Misal Bulgaristan, 2024 yılında Euro‘ya geçmeyi planlarken, uzun zamandır sabit kur uyguladığından, sadece bir aylık bir geçiş dönemi olacağını açıklamıştı.

“Geçiş dönemlerinde suistimaller engellenmeli”

Bir diğer önemli nokta da Euro‘ya geçiş esnasında haksız fiyat artışlarını ve suistimalleri engellemek için yasal tedbirlerin alınması ve fiyatların her iki para cinsinden de verilmesi gerekliliği.

Ayrıca bu geçiş dönemde elektronik transferler ve diğer nakit dışı işlemler de Euro üzerinden yapılmalı.

Öte yandan muhasebe sistemleri ve ilgili mevzuat da Euro‘yu kabul edecek şekilde revize edilmeli, banka mevduatları, özel sözleşmeler, ücretler ve vergi yükümlülükleri Euro cinsinden hazırlanmaya başlanmalı.

Bunların tümü teknik düzeyde kapsamlı bir planlama ve hazırlık gerektiren işler.

Türkiye'nin veya AB'nin desteği ve rızasıyla gerçekleşmediği sürece Euro‘ya geçiş konusunda büyük mali ve lojistik sıkıntılar yaşanacak.

Elektronik olarak bir kaynak aktarımı olsa dahi lojistik açıdan yeterli miktarda Euro cinsinden banknot ve medeni para tedarik etmek hem uzun zaman gerektirecek, hem de belki de nakliyat açısından dahi birtakım sıkıntılar ortaya çıkacak.

Kıbrıs'ın kuzey kesiminin AB toprağı olarak kabul edildiği ve Rum kesiminin hali hazırda Euro Bölgesi’nde olduğu göz önüne alındığında, AB'nin gerekli teknik ve lojistik desteği sağlamaya istekli olacağını tahmin ediyorum ama bunlar gerek Türkiye ile, gerek AB ile kapsamlı şekilde konuşulması gereken konular.

Dolayısıyla Euro‘ya geçiş süreci ‘ne kadar acele etsek de’ uzun zaman alabilecek ve gerek diplomatic, gerek teknik açıdan büyük gayret gerektiren bir süreç.

Daha da önemlisi bunun ulusal bir hedef olarak belirlenmesi ve bütün siyasiler tarafından benimsenmesi gerekiyor.

Bu karar da haliyle önce cesaret ve siyasi irade, daha sonra da teknik düzeyde hazırlık ve sıkı bir çalışma gerektiriyor.

Türkiye'ye siyasi ve mali açılardan bağımlılığımız göz önüne alındığında, bu kararın Türkiye'nin onayı ve desteği olmadan alınması hem pratikte mümkün değil, hem de başarılı olma ihtimali düşük.

Diğer taraftan AB’nin de bu süreçte bizim için önemli olduğunu unutmamalı ve diyalog kapısı açık tutulmalı. Zira AB kurumlarından teknik destek almadan da Euroya geçiş mümkün olabilse de bunun mali, lojistik ve teknik açıdan ‘çok külfetli’ olacağı aşikar.

KIBRIS: Euro‘ya geçmek, mevcut dertlere derman olur mu?

Bana göre Euro‘ya geçişin uzun vadeli avantajları, geçişle ilgili maliyet ve zorluklara kıyasla çok daha ağır basıyor.

Özellikle KKTC’de istikrarsız bir para biriminin kullanılmasından kaynaklanan maliyet hesaplanacak olursa, Euroya geçişle ilgili zorlukların göze alınmasına ‘mutlaka değeceği’ görülecektir.

Dolayısıyla ekonomik açıdan Euro‘ya geçilmesi önemli olsa da bu karar, ekonomik olmaktan ziyade, siyasi bir karar olacaktır ki Türkiye'deki mevcut siyasi atmosfer göz önüne alındığında, bu da şu anda pek mümkün görünmüyor.

Bu eylem bence Türkiye ve AB arasındaki ilişkilerin hiç olmadığı kadar olumlu olduğu yaklaşık 15 yıl önce çok daha mümkün olabilirdi ama bu şans ne yazık ki kaçırıldı.

Üstelik bu dönemde ekonominin koşulları ve kurlardaki istikrar da Euro‘ya geçişi daha gerçekleştirilebilir bir hedef haline getirmişti.

Şu anda Türkiye'deki mevcut siyasi iklim değişmedikçe, KKTC olarak Euro‘ya tek taraflı  geçmeyi gündeme getirebilmemiz, ne yazık ki pek de olası görünmüyor ancak Euro‘ya geçişle ilgili tartışmaların gündeme gelmesi ve bunun bir hedef olarak saptanması, KKTC’de kamu maliyesindeki dengesizliklerin ve ilgili yapısal sorunlarını düzeltilmesi açısından yeni bir motivasyon oluşturacak.

Bu da büyük bir fırsattır.

Belki şu anda uzun dönemli sorunları çözmeye yönelik siyasi bir ortam olmasa da mesela en azından Euro‘ya geçişin ön koşullarından ‘kamu açığı ve kamu borcuna ilişkin Maastricht Kriterleri’nin tutturulmasının’ hedeflenmesi de uzun vadede son derece olumlu olacaktır.

Kaldı ki mali disiplin, AB üyeliği veya Euro kullanma hedefimiz olsa da, olmasa da şarttır.

Bu doğrultuda, kamu harcamalarında daha sorumlu davranarak ve yapısal reformları gerçekleştirerek Euro‘ya geçiş için konjonktürel olarak daha uygun bir döneme şimdiden hazırlanmamamız ve Euro‘ya geçiş hedefi için somut adımlar atmaya başlamamamız için hiçbir neden yok.

Evet istikrarlı bir para birimine geçmemiz çok acil bir ihtiyaç ama Euro‘ya geçişin de temel sıkıntılarımız ‘mali disiplin ve hesap verebilirlik eksikliği’ için bir çözüm olmayacağını dikkate almamız gerekiyor.

Yine de Euro‘ya geçiş ve AB hedefi, kurumsal ve yapısal reformlar için itici bir güç olacağından, bu hedeflerin sürekli gündemde tutulması çok büyük önem arz ediyor, ancak günün soununda hangi parayı kullanırsak kullanalım, para politikası araçlarının yokluğunda ‘en azından mali bir disipline sahip olmamız’da hedeflerimize ulaşma konusunda en önemli faktör olarak göze çarpıyor.”

banner350 banner343
YORUM EKLE
banner140
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75

banner88