“Evlilikte sadakatsizlik, kötü giden bir ilişkinin yan etkisidir”

banner37

Psikolog Beniz Yılmaz, çiftlerin bağlıkları devam ettiği sürece başka bir ilişkiye sürüklenme olasılıklarının çok düşük olduğunu söyledi ve çiftler arası aldatmanın bir günde oluşan bir durum olmadığına vurgu yaptı

“Evlilikte sadakatsizlik, kötü giden bir ilişkinin yan etkisidir”
banner90

“ÇİFTLERİN DUYGUSAL SORUNLARINDAN KAYNAKLANIYOR”… Psikolog Beniz Yılmaz, “Sadakatsizlik, aslında kötü giden bir ilişkinin yan etkisidir. Mevcut ilişkideki sorunlar çözülemediği zaman kötü gidişat ilişkiyi birçok kötü sonuca ulaştırır. Çiftlerin bağlılıkları devam ettiği sürece, başka bir ilişkiye sürüklenme olasılıkları çok düşüktür” ifadelerini kullanırken; aldatmanın da bir günde oluşan bir durum olmadığını ve çiftin duygusal sorunlarından kaynaklandığını “Kişi, ne zaman ki ilişkisinden yavaş yavaş uzaklaşmaya yönelir, o zaman başka bir ilişkinin çekim alanına girme olasılığı yükselir” sözleriyle açıkladı.

“ZATEN VARDI AMA GİZLİYDİ”… Beniz Yılmaz, toplumda her ne kadar gizli kalmış gibi görünse de kadının iş hayatına girmesi, güç kazanması, erkeğe karşı çıkma gücünü bulması ile aldatma kelimesini sürekli duymaya aşina hale geldiğimizi söylerken, “Eşini kaybetmemek için buna göz yuman, boşanacak ya da karar alacak gücü bulunmayan kadınlar, erkek egemen toplum yapısının erkeğe birden çok eşlilik hakkı vermesinden kaynaklanan sosyal nedenler gibi etmeler aldatmayı hep ya gizli ya da meşru kıldı” ifadesini kullandı ve kadının sosyoekonomik yapı içerisindeki ağırlığına paralel, buna tepki gösterme oranının da arttığı gerçeğine işaret etti.

“ZİHİNSEL GEVİŞ GETİRME”… Ruminasyonun, bireyin geçmişe takılarak içinde bulunduğu durumun sebep ve sonuçlarıyla ilgili düşüncelerin tekrarlayıcı bir şekilde zihninde döndürüp durması, sürekli senaryo geliştirmesi ve ‘zihinsel geviş getirme’ olarak tanımlandığını söyleyen Beniz Yılmaz, “Ruminasyon, bizi geçmişe hapseder. Yaşadığımız andan tam anlamıyla keyif alamayız. Ruminatif reaksiyonlar, depresyon olasılığını artırır ve ruminatif düşünceler de depresyon belirtilerini daha belirginleştirip, depresyon süresini uzatır. Geçmişten kurtulmak için odağımızı değiştirmeli ve ruminasyonu kontrol altına almalıyız” uyarısında bulundu.

Ali ÇATAL

Birlikteliklerin çoğunun heyecan, tutku, arzu, aşk, sevgi ve sadakat gibi duygularla oluştuğunu söyleyen Psikolog Beniz Yılmaz,“İlişkiyi başlatan duygular her zaman aynı kalmayabilir, zamanla azalabilir ve başka duyguya dönüşebilir. Hissedilen duygular ne kadar yoğun olursa olsun her zaman aynı şiddette hissedilmesi mümkün değildir” diyerek, birlikteliği devam ettirebilmek ve ilişkiyi pozitif yönde ilerletebilmek adına duyguların değişebileceğini kabul etmenin ve duyguların dönüşümüne olumlu katkı yapabilmenin şart olduğunu belirtti.


“Mevcut birliktelikteki ilişkiyi tehdit edebilecek şekilde, duygusal veya cinsel anlamda bir başka kişinin varlığı ihanet, sadakatsizlik, aldatma olarak tanımlanır. Evlilik dışı bir ilişki, evlilik hayatında evliliğin en önemli aşamaları olan sevgi, saygı ve güven bağlarını derinden etkileyen ciddi bir durumdur” diyen Yılmaz, bunun sonucunun da genellikle, bu ilişkinin evliliği yok etme potansiyeli ve evlilik üzerindeki duygusal tesiri bazlı iki kategoride değerlendirildiğini aktardı.


Yılmaz, “Sadakatsizlik, aslında kötü giden bir ilişkinin yan etkisidir. Mevcut ilişkideki sorunlar çözülemediği zaman kötü gidişat ilişkiyi birçok kötü sonuca ulaştırır. Çiftlerin bağlılıkları devam ettiği sürece, başka bir ilişkiye sürüklenme olasılıkları çok düşüktür” ifadelerini kullanırken; aldatmanın da bir günde oluşan bir durum olmadığını ve çiftin duygusal sorunlarından kaynaklandığını “Kişi, ne zaman ki ilişkisinden yavaş yavaş uzaklaşmaya yönelir, o zaman başka bir ilişkinin çekim alanına girme olasılığı yükselir” sözleriyle açıkladı.

“Çiftlerin yarısı boşanıyor”


İstatistiklere bakıldığı zaman, evlenen çiftlerin yüzde 50’sinin boşandığının, bunun yanı sıra kadınların aldatma nedeniyle boşanma oranı yüzde 32,2 iken, erkeklerin aldatma nedeniyle boşanma oranının yüzde 8,7 olarak göründüğü bilgisini de veren Yılmaz, “Aldatma, insanlık tarihinin en eski zamanlarından itibaren toplumda gündem maddesidir” vurgusu da yaptı.


Toplumda her ne kadar gizli kalmış gibi görünse de kadının iş hayatına girmesi, güç kazanması, erkeğe karşı çıkma gücünü bulması ile aldatma kelimesini sürekli duymaya aşina hale geldiğimizi söyleyen Yılmaz, “Eşini kaybetmemek için buna göz yuman, boşanacak ya da karar alacak gücü bulunmayan kadınlar, erkek egemen toplum yapısının erkeğe birden çok eşlilik hakkı vermesinden kaynaklanan sosyal nedenler gibi etmeler aldatmayı hep ya gizli ya da meşru kıldı” ifadesini kullandı ve kadının sosyoekonomik yapı içerisindeki ağırlığına paralel, buna tepki gösterme oranının da arttığı gerçeğine işaret etti.

“Tek belirleyici değil”


Aldatma sonrası, aldatılan bireyin‘tıpkı bir yakınını kaybetmiş gibi’ bir ruh hali içindeyken, bu süreçten travmatize ayrıldığını da belirten Yılmaz,“Sadakatsizliğin yoğun suçluluğu ve eşini kaybetmekle karşı karşıya olmanın korkusu, en az partnerinin duyguları kadar yoğun içsel çatışma yaratabilir. Aldatan eş, yaptığı sadakatsizliğe bahaneler sunarak kendi iç çatışmasını çözmeye çalışır” çözümlemesinde bulundu.


Daha önce sadakatsizlik yaşamamış pek çok kişinin, ileride bir sadakatsizlikle karşılaştıkları takdirde, bunun ‘ilişkilerinin sonu olacağını’tereddütsüz dile getirdiklerini fakat gerçek yaşamda çiftlerin yüzde 60 ile yüzde 75’inin de sadakatsizliğe rağmen aldatma krizi ile baş ederek beraber olduğunun gözlendiğini de söyleyen Yılmaz,“Evlilikte doyumsuzluk ve aldatma, bir ilişkinin devam edip etmeyeceğinin önemli göstergesi olmasına rağmen tek belirleyici değildir” şeklinde konuştu.

“Şeffaflık önemli”


Yılmaz, “Bireyin içinde bulunduğu duygusal durum, sorunun çözülme durumu, eşe güven, ilişkiyi koruma ve kurtarma isteği birer yol haritasıdır. Önemli olan, bitirmek ya da bitirmemek değil; sorunun çözümüdür” derken, tekrar birlikteliğin oluşabilmesi için bundan sonraki sürecin tamamen şeffaf olmasının gerektiğini aktardı.


“Aldatılan eş, eşinin ne süredir başka bir partneri olduğunu, bu ilişkinin nasıl başladığını, bu ilişkiden bir bebek olup olmadığını, ilişkinin halen devam edip etmediğini, onu özleyip özlemediğini, geçirdiği zaman miktarını ve cinsel boyutunu bilmek ister”diyen Yılmaz, bütün bu soruların cevabının şeffaf bir şekilde açıklanması ve herhangi bir meraka mahal bir durumun ortada bırakılmaması gerektiğini söyledi.


banner9
“Yalnızca cinsel konular, travma sonrası strese yol açabileceği için bu konuda dikkatli davranılmalı, yüzeysel paylaşılmalıdır. Yeniden birlikteliğin oluşmasının ardından aldatılan eş, partnerinden kaybettiği güveni kazanmaya yönelik bir beklenti içine girerek çok basit olaylarda bile kontrol sahibi olmak ister. Aldatan eş, bu durumdan fazlasıyla baskı duysa bile partnerini suçlamamalı her durumda yaptığı ihanetin pişmanlığından bahsetmelidir” şeklinde konuşan Yılmaz, cinselliğe dair konuların ‘ayrıntıya girmeden’ aktarılması gerektiği gerçeğine parmak bastı.


Yılmaz, “Sıfırdan bir yapı oluşturmak kolaydır. Var olan yapının üzerine yenisini eklemek, çok daha fazla zaman ve emek gerektirir. Daha fazla sabır, daha fazla sevgi, daha fazla özveri sürecin en önemli kısmını oluşturur” diyerek, böylesi bir durumla karşı karşıya kalan çiftleri ‘zannedilenden çok daha meşakkatli’ bir sürecin beklediğini söyledi.

“Ruminasyonla baş etmek”


Yılmaz, ‘bunu mu hak ediyorum? Neden böyle sonuçlandı? Neden problemlerim var? Hayatımdaki her şey kötü gidiyor’ gibi düşünceleri ve yaşadığımız kötü olayların tüm detaylarını tekrar tekrar düşünüyor, hatta sıklıkla bu iç konuşmalarınızı yakın bir arkadaşımız ya da eşimizle sürdürmeye devam ediyorsak, buna artık ‘dur’ demenin zamanının geldiğini söylerken, sözlerine şöyle devam etti:


“Negatif düşünce, zamanla kötü bir alışkanlığa dönüşüyor. Negatif düşüncelerimiz yoğunlaştıysa ve yaşantımız negatif anlamda etkileniyorsa, dur dememiz gereken dönemdeyiz. Negatif düşüncelere kendimizi kaptırmak ve yaşadığımız stresli olayları sürekli düşünmek, sağlığımız açısından oldukça zararlıdır. Bu duruma, psikolojide ‘ruminasyon’ adı verilir.”


Ruminasyonun, bireyin geçmişe takılarak içinde bulunduğu durumun sebep ve sonuçlarıyla ilgili düşüncelerin tekrarlayıcı bir şekilde zihninde döndürüp durması, sürekli senaryo geliştirmesi ve ‘zihinsel geviş getirme’ olarak tanımlandığını söyleyen Yılmaz, “Ruminasyon, bizi geçmişe hapseder. Yaşadığımız andan tam anlamıyla keyif alamayız. Ruminatif reaksiyonlar, depresyon olasılığını arttırır ve ruminatif düşünceler de depresyon belirtilerini daha belirginleştirip, depresyon süresini uzatır. Geçmişten kurtulmak için odağımızı değiştirmeli ve ruminasyonu kontrol altına almalıyız” uyarısında bulundu.

“Her şey ‘fark etmekle’ başlar”


Çözüm için ilk adımın, ruminasyon yaptığımızı fark etmemiş olduğunu belirten Yılmaz, “Geçmişte yaşanan olumsuz bir olayı gün içerisinde defalarca düşünüyorsanız, ruminasyon yapma olasılığınız yüksek. Sizi huzursuz eden duyguyu bulmaya çalışın. Hangi konuda ruminasyon yaptığınızı bulmak ve çözüm için çabalamak o konu ile başa çıkma gücünüzü yükseltir” ifadeleriyle, konunun ‘turnusoluna’ vurgu yaptı.


“Kendinize düşünmek için günde 20 dakika zaman tanıyın. Eğer başka vakitlerde ruminasyon yapmaya başlarsanız, kendinize ayırdığınız 20 dakikayı hatırlayın” diyen Yılmaz, düşünmemeye çalışmanın ise tam aksi bir sonuç vereceği ve kişinin sürekli düşünmesine neden olacağını söyledi. Yılmaz, çözümün ise kendimizi başka bir işle meşgul etmek, yeni bir hobi edinmek ve sosyalleşmek olduğunu söyledi.

“Yalnız değilsiniz”


“Yalnız olmadığınızın bilincinde olun. Ruminasyon, insanların yaşadığı ortak bir problemdir” diyen Yılmaz, “Farkında olmak ve yaşadığınız anı düşünmek… Böyle düşündüğünüzde, şu anı ve şimdiyi yaşamaya daha yakın olursunuz” uyarısı yaptı. Ruminasyonu tetikleyen rutinlerden de vazgeçmek gerektiğini belirten Yılmaz, “Hüzünlü bir şarkı dinlemek yerine motive edici şarkıları tercih edin. Ruminasyon yaptığınızı fark ettiğinizde ne yapıyorsanız o alışkanlığınızı değiştirin” ifadelerini kullandı.


Yılmaz, “Neden ben? Sorusundan vazgeçin. Hayatın olumsuz yönleri vardır ve bunları kabul etmelisiniz. Hak etmediğinizi düşündüğünüz olumsuz olaylar başınıza gelebilir. Hatta kendinizi şansız bile hissedebilirsiniz. Yaşamın dört mevsim olmasının bir nedeni ve güzelliği olduğunu kendinize hatırlatın” diye öneride bulunurken; sık sık olumsuz olayları düşünüp bunların içinde boğulduğunu hisseden kişilerin, profesyonel destek almaktan çekinmemesi gerektiğinin notunu da düştü.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner107

banner96

banner108