banner6

Girne betonlaşıyor

banner37

KKTC’nin turizm başkenti Girne, inşaatlar nedeniyle yeşil alanlarını kaybediyor, karakteristik yapısından gittikçe uzaklaşıyor

Girne betonlaşıyor
banner8

Ali ÇATAL

‘Doğu Akdeniz’in en güzel sahil kenti’ denilen ve sahip olduğu turizm potansiyeli nedeniyle Kuzey Kıbrıs’ın turizm başkenti olarak görülen Girne, çarpık yapılaşma nedeniyle boğulma tehlikesi altında.

Verilen kat izinleri ve şehir planlamasından yoksun inşaatlar nedeniyle yeşil alanlarını kaybeden ve hızla betonlaşan,‘dağ ile denizin buluştuğu’ Girne, kente özgü karakteristik yapısından gittikçe uzaklaşıyor.

Yüksek katlı devasa binaların gölgesinde ‘küçüldükçe küçülen’ yeşil alanlar, şehrin mimari yapısını bozmanın yanı sıra sahip olduğu turizm potansiyelini kullanmasını da engelliyor.

Güngördü: Konu, Yüksek İdare Mahkemesi’ne taşınmalıydı

Girne Belediye Başkanı Nidai Güngördü, Nisan 1993’te yürürlüğe giren ve Girne’nin ilk emirnamesi olma özelliği taşıyan ‘Girne Beyaz Bölge Emirnamesi’nde konut bölgelerindeki kat izinlerinin otopark harici üç katla sınırlandırıldığını ve bu yaklaşımın, çeşitli tadilatlarla 17 yıl boyunca korunduğunu söyledi.

Üç kat ev veya bir kat dükkan, iki kat ev konseptinin, eski Rum dönemi Girne hudutlarını yani bugün için köyler ve çevre hariç Girne merkez diye adlandırılabilecek bölgeyi kapsayan alan için başarıyla uygulandığını kaydeden Güngördü, Mayıs 2010’da merkezi yönetimin gittiği emirname değişikliğiyle, bu perspektifin terk edildiği bilgisini verdi.

Şehir Planlama Dairesi ve dönemin merkezi hükümeti arasındaki anlaşma sonucunda kentte 10 kata kadar binaların yapılmasına izin verildiğini aktaran Güngördü, dönemin Girne Belediye Başkanı ve Belediye Meclis Üyelerinin ise ‘İmar Yasası aksini emrettiği halde’ halkın onayı alınmayan bu faaliyete karşılık Yüksek İdare Mahkemesi’ne başvurmadıklarını belirtti.

Bu gelişme üzerine, yönetime geldikleri Temmuz 2014’ten itibaren çalışmalarına başladıklarını ve Şubat 2018 itibarıyla Resmî Gazete’de yayımlanan ‘Girne-Çatalköy İmar Planı’ ile kat izinlerini beş katla sınırlandırdıkları bilgisini veren Güngördü, hukuk dilinde “Kazanılmış hak” diye tabir edilen ve Şubat 2018 öncesinde alınan 10 katlı imar izinlerini kapsayan sürece ise müdahale edemediklerini söyledi.

Yüksek katlı binalara yönelik yeni izinlerin verilmesini engellemek amacıyla 2015’te çok ciddi bir mücadele verdiklerini fakat dönemin hükümetinin, İçişleri Bakanlığı ve Şehir Planlama Dairesi yönetimine taleplerini kabul ettiremediklerini vurgulayan Güngördü, mevcut durumun bir nedeninin de bu olduğuna dikkat çekti.

Hazırladıkları imar planının 2018-2038 sürecini kapsayan 20 yıllık bir yaklaşımın ürünü olduğuna da işaret eden Güngördü, söz konusu plan uyarınca, Girne şehir merkezinde beş yıldızlı otel, casino ve yeni üniversitenin olamayacağı bilgisini paylaştı.

Güngördü, ‘tarihte ilk’ olmak üzere iki belediyenin katılımıyla kitle toplantıları organize ettiklerini ve ilgili değişiklik için halkın onayını alklarını da söyleyerek, “Son toplantımıza katılan 317 kişiden sadece beşi, kat izinlerinin 10 katı bulmasını talep etmişti yani yerel halka danışarak iş yaptık” ifadelerini kullandı.

“İnsan yoğunluğunu azalttık”

Yurtlar Kanunu’na göre, öğrenci yurtlarının dört kata kadar izin alabildiği gerçeğine istinaden, öğrenci yurtlarının köylere inşa edilmesinin de bu emirnameyle mümkün olmaktan çıkarıldığını söyleyen Nidai Güngördü, bunun da hem şehrin hem de civar köylerin özgün dokusunu koruma amacı taşıdığını vurguladı.

Şehir merkezine yönelik sıkça tartışma konusu olan ‘trafik keşmekeşi, içme ve kullanım suyu yetersizliği, otopark sorunu ve yeşil alan azlığı’ gibi konuların da daha ziyade kentteki insan yoğunluğundan kaynaklandığını söyleyen Güngördü, yönetime geldiklerinde şehirde hektar başına 420 insan düşerken, bu sayının, Şubat 2018’den bu yana 220’ye kadar çekildiğini belirtti.

Güngördü, 550 metrekarelik bir arsaya 16 ev yapılırken, bunu da sekiz evle sınırladıklarını söyleyerek, kent kalitesini gözeterek, daha ziyade öğrenci ve bekarlara yönelik inşa edilen küçük küçük evler yerine aileler gözetilerek meydana getirilen büyük evlere yönelimi sağladıklarını da aktardı.

Ticari bölgeler ile konut bölgeleri arasında da net bir ayrıma gittiklerini kaydeden Güngördü, ticari faaliyetleri Girne’nin merkezinden Çatalköy ve Karaoğlanoğlu başta olmak üzere ‘kanatlara’ yaydıklarını ve bu bölgelerdeki ticari faaliyet izinlerini de yüzde 30’lardan yüzde 75’lere çıkardıklarını söyledi.

İmar planına başladıklarında, kentte kişi başına düşen yeşil alanın sadece 3,5 metrekare olduğunu, global anlamda ‘kabul edilebilir’ rakamın ise minimum 15 metrekare olarak belirlendiğini belirten Güngördü, sadece üç yıl içerisinde yaptıkları yapı ve arsa düzenlemeleriyle, bu rakamı 6,5 metrekareye çıkardıklarını kaydetti.

Yiğitcan: İlk ruhsatı ‘en çok bağıranlar’ aldı

Şehir Planlama Dairesi Müdürü Türkmen Yiğitcan, belirleyici olanın ‘konuya nereden baktığımız’ olduğunu söyleyerek, “Bir defa ‘kime göre ve neye göre’ yüksek? Herkes buna hak verecektir ki, yükseklik ve alçaklık kavramları görecelidir. Ayrıca, yüksek binalar, Girne’ye değil de Mesarya’ya mı yapılacaktı? Konuya nereden baktığınız çok önemli” ifadelerini kullandı.

Ülkede 2000 yılı ve bunu izleyen birkaç senedeki siyasi iradenin, kente yönelik böyle bir karar aldığını aktaran Yiğitcan, beş katlı iki bina yapmaktansa 10 katlı tek bina yapmanın, o dönemin kıstasları özelinde değerlendirilip makul bulunduğunu söyledi.

Siyaset kurumunun ve halihazırda müdürlüğünü yaptığı dairenin, söz konusu süreç dahilinde bir çevre katliamı yaşanacağını öngöremediğini de kaydeden Yiğitcan, inşaatlar yapılırken ortaya çıkan molozların dereleri doldurduğunu, ormanlarda birikerek ciddi sorunlara neden olduğunu ve çevreci boyuttan bakıldığında tepki gösterilmesi gereken asıl konunun da zaten bu olduğunu belirtti.

Girne’deki binaların yüksekliğinden ziyade kentin taşıma kapasitesi, kanalizasyon ve su hizmetleri gibi altyapı unsurlarının dikkate alınmamasının tartışma konusu edilmesi gerektiğini de söyleyen Yiğitcan, bir yurttaş olarak, yapılanları eksik bulduğunu ancak yanlış olduğunu söyleyemeyeceğini aktardı.

Yiğitcan, 2010 yılında yaptıkları emirname değişikliğiyle, bu tarz sorunların önüne geçmeye çalıştıklarını da söyleyerek “Maksimum kâr elde etmekten başka bir şey düşünmeyen vatandaşın hiç mi suçu yok? İlk ruhsatı da zaten ‘en çok bağıranlar’ aldı. Arşiv yalan söylemez” dedi.

Tunalı: ‘Ben yaptım oldu’ yaklaşımıyla buraya kadar

Kıbrıs Türk İnşaat Müteahhitleri Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Ceyhun Tunalı, Girne’de yaşanan üzücü ve “ibretlik” duruma dair bu saatten sonra yapılabilecek pek de fazla şeyin kalmadığını söyledi.

Rant kaynaklı siyasi baskıların, Şehir Planlama Dairesi’ni de esir aldığını savunan Tunalı, “Herkes şunu net şekilde bilmelidir ki sorunun birincil kaynağı, Şehir Planlama Dairesi’nin ‘ben yaptım oldu’ yaklaşımı ve istişareye kapalı tavrıdır” ifadelerini kullandı.

Sürecin geldiği noktanın kamuoyunda ciddi bir tepkiyle karşılaştığını ve bunun üzerine aranmaya başlanan ‘günah keçisinin’ ise müteahhitler olarak belirlendiğini söyleyen Tunalı, “Zaman, bütün uyarılarımızda müteahhitleri haklı çıkardı ve ikazlarımıza kulak tıkayanlar, toplumdan gelen yoğun tepkiyi bertaraf etmek için faturayı da müteahhitlere kesmeye çalıştı” diye konuştu.

Girne’nin betonlaştığını, eski karakterini kaybettiğini, kültürel dokusunu yitirdiğini ve kentin ruhunun büyük ölçüde öldüğünün herkesin farkında olduğu bir realite olarak önümüzde olduğunu aktaran Tunalı, kamuoyunda oluşturulan yaygın kanının aksine, mevcut gerçeklikte müteahhitlerin hiçbir dahilinin olmadığını söyledi.

“Küçük arsalara inşaat izni verilmemesini, akla mantığa aykırı seviyedeki ‘bazı yüksek kat izinlerinin’ kesinlikle geri alınmasını, çevresinde yeşil alan bulunmayan projelerin ruhsatlandırılmamasını ve şehrin dokusunu bozacak türden bir şehirleşmeye gidilmemesini savunduk ama ne yazık ki derdimizi kimseye anlatamadık” diyen Tunalı, yaşanan sürecin sorumluluğunun müteahhitlere yıkılmaya çalışılmasının da son derece yanlış olduğunu dile getirdi.

Tunalı, Girne’nin özgün tarihi yapısına ve kentsel dokusuna uymayan formattaki inşaatların sayısı belirsiz olmak üzere sürdüğü bilgisini de vererek, şehri betonlaştıran yapı ve inşaatların yıkılması, bu tarzda başlanan inşaatların tamamlanmasına da izin verilmemesi gerektiğini kaydetti.

Tunalı, her şeyden önce ‘siyasi basiret’ gerektiren böylesi radikal bir eylemin ise oldukça uzun bir zamana ihtiyaç duyacağı gerçeğine de parmak bastı.

Refikoğlu: Şehir Planlama Dairesi üzerinde siyasi baskı var

Şehir Plancıları Odası Başkanı Merter Refikoğlu, Girne’nin ‘can çekiştiğini’ ve sürecin bizi bu noktaya getireceğini 20 senedir söylediklerini ifade ederek bazı çevrelerin ‘şehir planlama’ ve ‘imar planı’ konseptlerinin ne ifade ettiğini anlamamakta direndiğini belirtti.

Şehir planlama konusundaki çarpık anlayışın, Girne’yi bitme noktasına getirdiğini ve sırada da İskele başta olmak üzere Yeniboğaziçi ve Mağusa’nın olduğunu kaydeden Refikoğlu, “Arazime imar izni neden çıkmıyor? Niye bana da çok kat izni verilmiyor?” şeklinde gösterilen tepkilerin ‘çeşitli nedenlerle’ karşılık bulmasının, Girne’nin mevcut durumuna kapı açtığını söyledi.

Yüksek kat izni almış yüzlerce dosyanın halen beklediğini ve bu inşaatların da hayata geçirilmesiyle, durumun daha da vahim bir hal alacağını aktaran Refikoğlu, “Girne’deki süreçte ne yazık ki yolun henüz başındayız. Girne’de kaybedecek daha çok şeyimiz var” dedi.

banner134

Şehir Planlama Dairesi üzerinde ‘rant kaynaklı’ ciddi bir siyasi baskı olduğunu da aktaran Refikoğlu, uzmanların hazırladığı Mehmetçik özelindeki imar planının da şu anda ‘siyaset kurumu planda tadilat talep ettiğinden’ hayata geçemediği bilgisini verdi.

Bir şehir planlama uzmanın, ameliyattaki doktora ‘diğer damarı kes’ gibi absürt bir talebi nasıl ki olmazsa, imar planlarının da sadece şehir plancısı, mimar, mühendis, antropolog ve arkeolog gibi ‘konunun uzmanları’ tarafından hayata geçirilmesi gerektiği gerçeğine işaret eden Refikoğlu, yüksek kat izni ve imara açılma gibi konulardaki baskılar sürdükçe, faturayı Şehir Planlama Dairesi’ne kesmenin de doğru olmadığını vurguladı.

Refikoğlu, Girne için yapılacak çok fazla şey her ne kadar kalmasa da kentin doğusu, batısı, dağ ve deniz bölgelerinin halen kurtarılabileceğini; bu bağlamda, konuya dair genel yaklaşımın değiştirilmesinin halen çok önemli olduğunu belirtti.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110

banner104