Göçmen kadınların sesini duyan yok

banner37

8 Mart Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla kadın hakları konusunda çeşitli açıklamalar yapılıp, sözler verilirken, yine birçok kesim emekçi göçmen kadınları görmezden geldi

banner87
Göçmen kadınların sesini duyan yok
banner90
banner99

EMEK SÖMÜRÜSÜ… Ekmek parası kazanmak için ülkesinden göç eden ve çoğunluğu ev içi hizmetlerde çalışan birçok kadın emek sömürüsüne, kaçak çalıştırılmaya, baskıya ve şiddete maruz kalıyor. Hatta bu emekçi kadınların maruz kaldığı şiddet bazen hayatlarının sonu bile olabiliyor. Bunun en büyük örneği ise geçen yıl adanın hem kuzeyinde hem de güneyinde yaşandı. Güney Kıbrıs’ta bir subay 5 yabancı uyruklu kadın ve onlardan ikisinin 6 ve 8 yaşındaki kızlarını öldürdü. Adanın kuzeyinde ise 6 Ocak 2019’da bir kadın cesedi bulundu ve cesedin ülkeye ekmek parası için gelen Dam Thı Hop’a ait olduğu 4 ay sonra tespit edilebildi.

“UCUZ İŞ GÜCÜ OLARAK GÖRÜLÜYORLAR”… Bağımsızlık Yolu Parti Meclisi Üyesi Av. Cansu N. Nazlı, göçmen emekçi kadınların ülkemizde en fazla eşitsizliğe ve ayrımcılığa uğrayan kesimlerin başında geldiğini söyledi ve “kadın olarak halihazırda ucuz iş gücü olarak görülürken bir de göçmen olduk mu, özellikle vatandaş olmayan çalışanların farklı kurallara tabi olmasından kaynaklı daha da fazla sömürüye maruz kalmaktayız” dedi. Nazlı ayrıca, matbu hizmet akitlerinin ve İş Yasası’nın İngilizce tercümesi olmadığına dikkati çekerek, bu insanların bu sözleşmelerin altına imza atarken, neyi kabul ettiklerini bilmediklerini söyledi.

“EN ÇOK EZİLEN KESİM”… Kadın Eğitimi Kolektifi Aktivisti Nermin Sontaş, kadın olmanın zor olduğunu söyledi ve kültürünü, dilini, huyunu suyunu hiç bilmediğin bir ülkede varlığını sürdürmeye çalışmanın çok daha zor olduğunu belirtti. Sontaş, “Dünyada olduğu gibi ülkemizde de göçmen kadınlar, özellikle üçüncü dünya ülkelerinden gelenler, emekçi kesim içerisinde en çok ezilenlerdir. Hiçbir iş tanımı olmadan düşük ücretle uzun saatler çalıştırılmaktadırlar” dedi.
 

Ceren ÖZBİL


Ekmek parası kazanmak için ülkesinden göç eden ve çoğunluğu ev içi hizmetlerde çalışan birçok kadın emek sömürüsüne, kaçak çalıştırılmaya, baskıya ve şiddete maruz kalıyor. Hatta bu emekçi kadınların maruz kaldığı şiddet bazen hayatlarının sonu bile olabiliyor.
 


Bunun en büyük örneği ise geçtiğimiz yıl adanın hem kuzeyinde hem de güneyinde yaşandı. Güney Kıbrıs’ta bir subay 5 yabancı uyruklu kadın ve onlardan ikisinin 6 ve 8 yaşındaki kızlarını öldürdü.


Adanın kuzeyinde ise 6 Ocak 2019’da, Ercan Havaalanı civarında yoldan yaklaşık 30 metre içeride battaniye ve poşete sarılı olarak bir kadın cesedi bulundu ve bu cesedin ülkeye çalışmak için gelen Dam Thı Hop’a ait olduğu 4 ay sonra tespit edilebildi. Dam Thı Hop’un katili ise hâlâ bulunamadı.


Konuyla ilgili KIBRIS’a konuşan Bağımsızlık Yolu Parti Meclisi Üyesi Av. Cansu N. Nazlı ve Kadın Eğitimi Kolektifi Aktivisti Nermin Sontaş, göçmen kadınların yaşadığı sorunların çözülmesi için atılması gereken adımlar hakkında bilgi verdi.

Nazlı: İşten duruşlarda işverenin beyanı yeterli kabul ediliyor


Bağımsızlık Yolu Parti Meclisi Üyesi Av. Cansu N. Nazlı, göçmen emekçi kadınların ülkemizde en fazla eşitsizliğe ve ayrımcılığa uğrayan kesimlerin başında geldiğini söyledi ve “kadın olarak halihazırda ucuz iş gücü olarak görülürken bir de göçmen olduk mu, özellikle vatandaş olmayan çalışanların farklı kurallara tabi olmasından kaynaklı daha da fazla sömürüye maruz kalmaktayız” dedi.

Özel sektörde düşük ücretle uzun saatler çalıştırılmanın yanı sıra, çalışma izniyle çalışıldığından göçmen emekçi kadınların fiilen birçok zorlukla özel olarak karşılaştıklarını söyleyen Nazlı şu şekilde konuştu:


“İşten duruşlarda bildirim yapılması gereken dairelerin yalnızca işverenin beyanını yeterli kabul etmesi, kötü niyetli işverenlerin çalıştırdığı göçmen işçiye duruşu verildiğini haber etmeden kaçağa düşmesine neden olduğu çokça örnek bulunmaktadır. 21 gün öncesi için işverenin duruş verip, duruşun geriye dönük verildiğini göçmen işçiye söylememesi de, işçinin kaçağa düşmesine neden olabilmektedir. Bahsi geçen 21 günlük sürenin kendisi de, Yabancıların Çalışma İzinleri Tüzüğünde, İş Yasası ve Yabancıların Çalışma İzinleri Yasası’yla çelişen bir şekilde düzenlendiğinden ayrıca sıkıntılıdır. Yine, işten duruşlarda işçiler de kendi duruşunu bildirme hakkına sahipken uygulamada 3. uyruklu göçmen emekçilerin duruş beyanını kabul edilmediği yönünde hem gayrı yasal hem de ayrımcı muameleler yapılan örnekler olduğunu biliyoruz. Bu uygulama, patronun işçiye kölesi gibi muamele etmesine zemin hazırlamakta ve kötü niyetli işverenlerin 3. uyruklu göçmen emekçilerin duruşunu vermemesi de bu işçilerin başka iş yerine geçiş yapmasına fiilen engel olmaktadır.”

“Dil bilmemeleri nedeniyle haklarını arayamıyorlar”


Ülkede dili bilmeyen bir emekçi olmanın daha da daha zor olduğunu belirten Nazlı şu şekilde konuştu:


“Zira, ne Çalışma Dairesi’nden sözleşmeli çalışmayı kolaylaştırmak için alınan matbu hizmet akitlerinin, ne de İş Yasası vb mevzuatımızın İngilizce tercümesi bile yoktur. 3. ülke vatandaşı olan göçmen emekçilerin neyin altına imza attığını bilmeden yaptığı sözleşmelerin hukuksal olarak geçersizliği ileri sürülebilir niteliktedir. Çünkü en temelde sözleşme denilen hukuki metin tarafların iradi olarak uzlaştığı unsurları içerir.


Göçmen emekçileri asgari ücretin altında çalıştırıldığı yine herkesin bildiği ama devletin görmezden geldiği bir gerçektir. Özellikle ev hizmetlerinde görev tanımı olmadan mesai saati belirsiz şekilde çok düşük ücretle çalıştırılan göçmen emekçi kadınlar en fazla sömürüye maruz kalmaktadır.”

“Gece kulüplerinde seks kölesi olarak çalıştırılıyorlar”


Cansu N. Nazlı, gece kulüplerinde konsomatris sıfatıyla seks kölesi olarak çalıştırılan göçmen kadınların durumunun daha da vahim olduğunu söyledi ve “Zira, pasaportlarına polis tarafından el koyulan bu kadınlar kilit altında yaşamakta ve gayri insani koşullarda çalıştırılmaktadır. Bu ülkede göçmen kadınların insanlık dışı muameleye yapılan gece kulüplerinin derhal kapatılması da bu yüzden elzemdir” dedi.


Bağımsızlık Yolu’nun, yaşamını emeğini satarak idame ettiren ve geleceğini bu adada gören göçmen emekçileri Kıbrıslı Türk halkının bir parçası olarak görmekte olduğunu belirten Nazlı, bu sebeple de genelde göçmen emekçilerin özelde ise göçmen emekçi kadınların yaşadıkları sorunların hepimizin sorunu olduğunu ifade etti.
 


Nazlı, bu sorunların çözülebilmesi için değişmesi gereken mevzuatın ve ayrımcı uygulamaların Bağımsızlık Yolu olarak her daim takipçisi olacaklarını söyledi ve 8 Mart’ta Girne’de, Lefkoşa’da, Mağusa’da ve Omorfo’da gerçekleştirilecek yürüyüşlere halkı davet etti.

Sontaş: Kültürünü, dilini bilmediğin bir ülkede hayat sürdürmeye çalışmak zor


Kadın Eğitimi Kolektifi Aktivisti Nermin Sontaş, kadın olmanın zor olduğunu söyledi ve kültürünü, dilini, huyunu suyunu hiç bilmediğin bir ülkede varlığını sürdürmeye çalışmanın çok daha zor olduğunu belirtti.
  Sontaş şu şekilde konuştu:


“Ülkemize maddi kazanç sağlama umudu ile gelen ve en ağır çalışma koşulları içinde ciddi şekilde sömürülen göçmen kadınlar var. Birçoğu çoluğunu çocuğunu “evinde” bırakmak zorunda kalmış ve para kazanabilmek için yerinden yurdundan ayrılmış göçmen kadınlar… Dünyada olduğu gibi ülkemizde de göçmen kadınlar, özellikle üçüncü dünya ülkelerinden gelenler, emekçi kesim içerisinde en çok ezilenlerdir. Hiçbir iş tanımı olmadan düşük ücretle uzun saatler çalıştırılmaktadırlar. Çalıştıkları ülkenin dilini bilmediklerinden ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nda tercümanlar olmadığından, haklarının yazılı olduğu kendi dillerinde bir kaynak da olmadığından herhangi bir talepte bulunamazlar. Maruz kalınan emek sömürüsünde en çok ezilenler onlardır. Örneğin, hepimizin şahit olabileceği gibi, evlerde yatılı kalan, çocuk, yaşlı veya hasta bakımı için çalıştırılan göçmen kadınların çalışma saatleri belirsizdir. Her an iş başındadırlar, ağır koşullarda çalıştırılmakta ve buna rağmen birçok haktan yoksun bulunmaktadırlar. Göçmen kadınlar birbirinden bağımsız küçük işletmelerde veya evlerde çalıştırıldıkları için bir araya gelip örgütlenmekten de mahrumdurlar. Düşük ücret, uzun çalışma saatleri, patronların iki dudak arası kararları, iş yerinde ayrımcılık, mobbing ve tacize uğramak gibi koşullar altında ezilmektedirler. Yıllık ücretli izin, hafta sonu izni, hamilelik izni, emeklilik hakkı, kazalara karşı güvenlik, sosyal sigorta yatırımı ve iş güvencesi haklarından yararlanamamaktadırlar.


Kadın olmak zor… Evet zor… Ama el ele vermek, hiçbir kadını çemberin dışında bırakmamak, yan yana durmak ve güçlü olmak, birlikte direnmek, birlikte kazanmak hiç de zor değil… Eşitlikten ve özgürlükten yana olan herkesi 8 Mart Pazar günü saat 14.00’te Meclis önünden başlayacak yürüyüşümüze davet ederiz.”

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner75