​'Göze göz, dişe diş' politikası çok yanlış

banner37

​Dışişleri Bakanlığı’nın kuzeyde yaşayan Rum ve Maronitlere gönderilen yardımların durdurulması veya bazı mallardan gümrük vergisi alınarak geçişine izin verilmesi yönündeki kararı, tepkiyle karşılandı

​'Göze göz, dişe diş' politikası çok yanlış
banner8

Emine DAVUT YİTMEN

banner134

Dışişleri Bakanlığı’nın, kuzeyde yaşayan Rum ve Maronitlere BM aracılığıyla gönderilen yardımların durdurulması veya bazı mallardan gümrük vergisi alınarak geçişine izin verilmesi kararı, hükümetin başka maksatlar peşinde olduğu şeklinde değerlendirildi.

KIBRIS’a konuşan İnsan Hakları Vakfı Başkanı Avukat Emine Çolak, hükümlerin yardım alanlar tarafından istismar edilmesi halinde, bunun belgelenerek, BM ve insani konularla çalışan diğer ilgili iki toplumlu örgütlerde ortaya konulmasının önemine değindi. Çolak, aksi takdirde bu ani kararın, ne Kıbrıs Türk toplumu, ne de işbirliği ve diyalog atmosferi için önemli bir fayda sağlayacağını belirtti.

Kıbrıs AB Derneği Denetleme Kurulu Üyesi Ali Erel, bugün Kıbrıslı Türklerin pek çoğunun güneyden alışveriş yaptığını, fakat yılda bir kez Maronitlere gelen yardımdan gümrük alınması kararının, ekonomik akılla bağdaşmadığını ifade etti.

TDP Genel Başkanı Cemal Özyiğit, kararın maksatlı olduğunu, çözümsüzlük koşullarında her iki taraftaki şoven güçlerin atağa kalktığını ve Rum tarafındaki seçimlerden sonra müzakerelerin yeniden başlaması olasılığına karşın bu güçlerin tedbir almaya başladığını aktardı.

YKP Sekretarya Üyesi Alpay Durduran ise, her iki tarafta, görüşmelere muhalif olanların gerginliği artırmaya çalıştıklarını söyleyerek, “Rum tarafından Maronitlere giden malzemelerin Türklere satıldığını yeni mi tespit ettiler?”diye sordu.

Yeni uygulama 1 Ekim’de başlayacak

Dışişleri Bakanlığı, Rum Yönetimi’nin kuzeyde yaşayan Kıbrıslı Rum ve Maronitlere Birleşmiş Milletler Barış Gücü aracılığıyla gönderdiği çeşitli günlük tüketim malzemelerine, Rum ve Maronitler’in ihtiyaç duymadığını ve bu malzemelerin Kıbrıslı Türklere satıldığını tespit ettiklerini duyurmuştu. Hükümet, mevcut uygulamayı sonlandırmaya karar verdiğini açıklamıştı.

1 Ekim 2017 tarihi itibarıyla Rum Yönetimi’nin KKTC’de yaşayan Kıbrıslı Rum ve Maronitlere söz konusu tüketim mallarını göndermekte ısrar etmesi halinde, söz konusu mallara, yürürlükteki mevzuat uyarınca gümrük işlemi yapılmaya başlanacağı belirtilmişti.

Gerekli olan vergi ve harçlar tahsil edildikten sonra malzemelerin ülkeye girişine izin verileceği ifade edilen açıklamada, insani nedenlerle tıbbi yardımın bu kapsam dışında tutulmaya devam edeceği de kaydedildi.

Yeni uygulamanın teknik ayrıntıları hakkında Birleşmiş Milletler Barış Gücü’ne gerekli bilgilendirmenin en kısa sürede yapılacağı ifade edilmişti. Uygulama değişikliğinin 1975 yılında Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum tarafları arasında Viyana’da imzalanan Nüfus Mübadele Antlaşması ile uyumlu olduğu ileri sürülmüştü.

Çolak: İstismar varsa belgelenmeli

İnsan Hakları Vakfı Başkanı Avukat Emine Çolak, Rumların kuzeyde ikamet etmelerinin 1975 yılında imzalanan Viyana Sözleşmesi’ne dayandığını, anlaşmanın bir bölümünün, Kıbrıslı Rumların adanın kuzeyinde özgürce yaşamlarına izin verirken, eğitim, din, sağlık haklarını da verdiğini aktardı. Anlaşmanın diğer bir bölümünde ise UNFICYP’in kuzeydeki Rum köyleri ve yerleşim yerlerine normal ve özgür erişim sağladığı ve uygulamada gıda ve diğer ihtiyaçların UNFICYP tarafından taşındığını belirtti.

Çolak, kuzeyde yaşayan bu insanların Rum tarafınca “mahsur” olarak nitelendirildiğini anlatarak, özellikle Yeşil Hat boyunca karşılıklı geçişlerin sağlanmasıyla birlikte bu tür bir yardıma ihtiyaç duyulmadığını ve 1975 Ağustos şartları altında oluşturulan anlaşmanın artık uygun olamadığını kaydetti.

Çolak, bununla birlikte, Dışişleri Bakanı’nın iddia ettiği gibi, bu hükümlerin yardım alanlar tarafından istismar edilmesi halinde, bunun belgelenerek, BM ve insani konularla çalışan diğer ilgili iki toplum örgütlerinde bunun ortaya konulması gerektiğinin altını çizdi. Çolak, bunun, söz konusu anlaşmanın, iki tarafın ve BM’nin rızasıyla yeniden gözden geçirilmesine veya feshine yol açabileceğini ve yeni şartların bugünkü duruma göre kararlaştırılabileceğini kaydetti.

Çolak, böyle bir tartışmanın ve uzlaşmanın yokluğunda yapılan bu ani hareketin olumlu bir etki yaratmayacağına işaret ederek, bu durumun ne Kıbrıs Türk toplumu, ne de işbirliği ve diyalog atmosferi için önemli bir fayda sağlayacağını kaydetti.

Çolak, bu tarz önlemlerin “egemenliğimiz” gerekçesi altında yapılması durumunda bunun talihsiz olacağını dile getirerek, egemenliğin, insani ihtiyaçlar nedeniyle yapılan geçmiş anlaşmaların ihlalinde rastgele kullanılacak bir şey olmadığını vurguladı.

Kıbrıslı Türklerin yaşadıkları bölgeyi kontrol ettiklerini ispatlamak için güç gösterisine ihtiyaçları olmadığını ifade eden Çolak, gerçek iktidar gösterisinin, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve diğer anlaşmaların kurallarına uyan bir devletle olacağını sözlerine ekledi.

Erel: Her iki taraf kozlarını kullanıyor

Kıbrıs AB Derneği Denetleme Kurulu Üyesi Ali Erel, her iki tarafın da gerginliği tırmandırmaya ve ellerindeki kozları kullanıp pozisyonlarını güçlendirmeye çalıştığını söyledi.

Bir tarafın “Kuzeydeki oteller Rum malı” derken, diğer tarafın “Maronitler kuzeyde ikamet etsin ama BM’nin gönderdiği yardımın vergisini alalım” mantığı ile hareket ettiğini belirten Erel, bugün Kıbrıslı Türklerin pek çoğunun güneyden alışveriş yaptığını fakat yılda bir kez Maronitlere gelen yardımdan gümrük alınması kararının ekonomik bir akıl olmadığını dile getirdi.

Erel, bunun sadece kozları kullanıp karşı tarafı sıkıştırmaya çalışmak olduğunu ifade etti.

Özyiğit: Şoven güçler atağa kalkıyor

Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) Genel Başkanı Cemal Özyiğit, kararın maksatlı olduğunu belirterek, “Öyle görünüyor ki bu çözümsüzlük koşullarında her iki taraftaki şoven güçler yine atağa kalkıyor. Parti meclisimizin de aldığı karar doğrultusunda, iki toplumda barış kültürünü, ortak yaşam kültürünü geliştirmemiz gerektiğini söylüyoruz. Burada ise tam tersi bir durum var. Rum tarafındaki seçimlerden sonra müzakerelerin yeniden başlaması olasılığına karşın bu güçler tedbir alıyor ve düşmanlık tohumları daha da geliştirilmek isteniyor” dedi.

Özyiğit, Rum Yönetimi’nin Kuzey Kıbrıs’taki 206 otelin yasaklanmasını isterken, diğer yandan Sosyalist Enternasyonal Akdeniz Bölge Toplantısı’nın, ara bölgede yapılması önerisini eleştirdiğini aktardı.

Maronitler ve Rumların Kıbrıs’ın kuzeyinde Viyana Antlaşması gereği yaşadığına dikkat çeken Özyiğit, bu anlaşmaya bağlı olarak, eğitim, dini ibadet, ikamet haklarının düzenlendiğini, bunun yanında güneyden yıllardır iaşe yardımı yapıldığını aktardı.

“Şimdi nereden çıktı ve bu karar alındı?” diye soran Özyiğit, bunun Rum Yönetimi’nin attığı adıma bir kısas olduğunu, fakat çözüm amaçlarına hizmet etmediğini söyledi. Dışişleri Bakanlığı’nın ibadet yasaklaması kararını da hatırlatan Özyiğit, Maronitlerin kuzeydeki köylerine dönmeleri yönündeki çağrıda hükümetin de onayı bulunduğunu ancak bu kararla samimi olmadıklarını ortaya koyduklarını kaydetti.

Durduran: Başka maksatlar var

Yeni Kıbrıs Partisi (YKP) Sekretarya Üyesi Alpay Durduran, bu gibi kararların özellikle gerginlik ortamında verilmesinin başka maksatlar taşıdığını söyledi.

Durduran, her iki tarafta görüşmelere muhalif olanların gerginliği artırmaya ve görüşmelerin yeniden başlamasına engel koymaya çalıştıklarını belirterek, “Rum tarafından Maronitlere giden malzemelerin Türklere satıldığını yeni mi tespit ettiler? Hiç sanmıyorum. Şimdi neden heyecanlandıkları bellidir” dedi.

Kıbrıs sorununun bir dünya sorunu olduğunu anlatan Durduran, “Ancak Kıbrıs’taki sorunun buradaki tartışmalarında, BM’nin temsil ettiği çözüm modellerine karşı çıkılmaktadır. Hem BM’den yardım isterler, hem BM kendi istedikleri şekilde yardım etmediği için kavga ederler, hem de dünya konularıyla ilgilenen devletlerin Kıbrıs da dahil kararlarını umursamazlar” diye konuştu.

Güncelleme Tarihi: 26 Eylül 2017, 09:00
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75