“Hak ettiğimiz zenginliğe bir türlü ulaşamıyoruz”

banner37

CTP Lefkoşa Milletvekili Özdil Nami, siyasete giriş nedenleri ve ülkenin durumu hakkında bilgi verdi. Nami’ye göre, ülkenin en büyük sorunlarından biri Kıbrıs konusu…

“Hak ettiğimiz  zenginliğe bir türlü ulaşamıyoruz”
banner90
banner99

“EKONOMİK POTANSİYELİMİZİN ÇOK GERİSİNDEYİZ”… Cumhuriyet Meclisi’ne 2003 yılında gerçekleşen genel seçimle giren CTP Lefkoşa Milletvekili Özdil Nami’ye göre, ülkedeki en büyük sorunlar arasında Kıbrıs konusu ve “Statükonun” devam etmesi yer alıyor. Nami, bu düşüncesini, “Mevcut, devam eden statükonun sonuçları bence en büyük sorun. Bu sonuçları çeşitli alanlarda görüyoruz. İlk başta ekonomik potansiyelimizin çok gerisinde bir performanstayız” sözleri ile anlatıyor

“MARAŞ, BM İLE UZLAŞARAK AÇILMALI”… Özdil Nami, Kapalı Maraş’ın, BM ile istişare ederek açılmaması durumunda ülke için çok ciddi sakıncaları olabileceğini söyledi. Nami, bu sakıncaları ise “aleyhimize yeniden ABAD benzeri bir karar çıkması”, “Maraş’ın, kumarhane cennetine dönmesi” ve “her ne kadar Maraş’taki mallar yasal sahiplerine verilme düşüncesi olsa dahi yıpranma payı için tazminat davası açılabilmesi” olarak sıraladı

Ceren ÖZBİL

   Cumhuriyet Meclisi’ne 2003 yılında gerçekleşen genel seçimle giren Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Lefkoşa Milletvekili Özdil Nami, siyasete giriş nedenlerini ve ülkenin durumu ile ilgili düşüncelerini KIBRIS Gazetesi ile paylaştı.

   Ülkedeki en büyük sorunlar arasında Kıbrıs konusunu gören Özdil Nami, bu durumu ise “elimde sihirli bir değnek olsa, onu, önce Rum tarafına çevirirdim ve bizimle siyasi eşitlik temelinde herkesin hak ve çıkarlarına saygılı federal bir çözüme gitmelerini sağlardım” cümlesi ile anlatıyor.

   KIBRIS Gazetesi’nin sorularını yanıtlayan Nami, hedefleri ve ülkenin içerisinde bulunduğu durum hakkında bilgi verdi.

KIBRIS: Kendinizi tanıtır mısınız ve siyasete girişiniz hakkında bilgi verir misiniz?

   Nami: 1967 doğumluyum. Baba tarafım Lefkoşalı, anne tarafım Baflı…

   1976 yılına kadar Ankara’da büyüdüm. Daha sonra Kıbrıs’a kesin dönüş yaptık.

   Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nden mezunum.

   Daha sonra tam burs alarak finans üzerine master yaptım.

   İki yıl Amerika’da yüksek lisans yaptım. Askerliği bitirdikten sonra üniversitelerde yarı zamanlı olarak öğretim üyesi görevinde bulundum ve daha sonra da aile şirketine katıldım. İş hayatına girdim.

   Babam Erdil Nami, KKTC İşadamları Derneği’nin kurucularındandır. Onun da önayak olması ile beraber ben de İşadamları Derneği’ne girdim.

   Bu, beni sivil toplum faaliyetleri ile haşır neşir yaptı. Bu çalışmalar tesadüfen Annan Planı dönemine denk geldi. O dönemde ben de İşadamları Derneği Başkanlığı’na seçildim.

   O dönemde iş dünyasının büyük bir bölümü Annan Planı’nı destekleme kararı almıştı. Ben de İŞAD Başkanı olarak o süreçte derneğimizin görüşlerini sık sık ifade etmek için basında çıkmaya, yer almaya başladım.

   Bu çalışmalar o dönemde beni siyasetin içine çekmeye başladı.

   Oradaki çalışmaların, o dönemki Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş’ın ilgisini çekmişti ve beni müzakere heyetine dahil etmişti.

   Böylece Kıbrıs konusunda da gerek askerdeki kolordu komutanlığı tercümanlığı görevim nedeniyle de Denktaş beyin müzakere heyetinde yer aldığım için aşinalığım oldu.

   İŞAD Başkanlığı dönemimde de konuyla ilgili çalışmalarım oldu.

   Tüm birikimler Annan Planı döneminde yapılan 2003 seçimlerinde siyasete girmemin önünü açtı.

   O dönem CTP, seçimlere, Birleşik Güçler Konsepti ile girmeye karar vermişti. Belli başlı sivil toplum örgütü başkanlarını bu Birleşik Güçler konseptinde aday göstermek istemişti. O dönemde bana da gelen bu daveti bir görev olarak gördüm ve kabul ettim.

   İlk kez 2003 Aralık seçimlerinde milletvekili seçildim. O dönem seçime girerken uzun vadeli bir siyasi hedefle girmemiştim. Hedefimiz, seçimlerde hükümete gelmek ve bizden önceki hükümetlerin engellediği referandum hakkını halka iade etmekti.

   Referandum Yasası’nı geçirip, Annan Planı Referandumu’nu gerçekleştirmekti. Ayrıca adanın federal bir şekilde yeniden yapılanması ve tekrar edecek seçimlerde siyaset yapmak isteyenler siyasette kalacak ve biz ise işimize dönecektik. Ancak o şekilde olmadı. O vesile ile siyasetin içinde kaldım.

KIBRIS: Mecliste ne gibi çalışmalarda bulundunuz?

   Nami: Milletvekilliği görevim boyunca daha çok Kıbrıs konusu ağırlıklı çalışmalarda bulundum.

   Mecliste ilk başta Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi Başkanlığı’na getirilmiştim.

   Bu görev, beni, yurtdışı temaslara da çekti. Meclisin Avrupa Konseyi Parlamenterler Asemblesi’ne gönderdiği meclis heyetinde görevlendirildim.

   Orada yaptığımız çalışmalarla şu anda AKPA’da iki tane milletvekilimizce temsil edilen bir duruma geldik. AB Parlamentosu’nda CTP’nin gözlemcisi olmak için görevlendirildim. Uzun süre bu görevi yaptık.

   Daha sonra Mehmet Ali Talat’ın talebiyle onun döneminin müzakerecisi görevinde bulundum. O görevden sonra Sayın Derviş Eroğlu’nun Cumhurbaşkanlığı döneminde hükümet değişikliği olmuştu ve Dışişleri Bakanlığı görevinde bulundum.

   Sayın Akıncı’nın Cumhurbaşkanı olması ile birlikte Kıbrıs Türk tarafı müzakerecisi görevini kabul ettim. Böylece Dışişleri Bakanlığı görevinden ayrıldım.

   Crans -Montana’ya giden süreçte müzakerecilik görevini sürdürdüm. O sürecin sona ermesi ile birlikte müzakerecilikten ayrıldım ve 4’lü hükümetin kurulmasında bana verilen Ekonomi ve Enerji Bakanlığı görevini üstlendim. Geçtiğimiz yıl mayıs ayına kadar bu görevi yürüttüm.

KIBRIS: Birbirine çok uzak olmasa da farklı görevlerde bulundunuz. Bunlardan en zoru sizin için hangisiydi?

   Nami: Şüphesiz müzakerecilik görevi… Çünkü Kıbrıs müzakereleri Kıbrıs Türk halkının ana temel sorunudur. Birçok çözmemiz gereken ekonomik, sosyal çevre gibi sorunumuz var ancak bakıldığında hepsi ile ilgili en temel konu Kıbrıs konusudur.

   Çözmemiz gereken en önemli sorun Kıbrıs konusudur ve sorumluluğu son derece ağır görevdir. O yüzden en önemli üstlendiğim görev olarak onu gördüm. Ama çok şanslıydım.

   Gerek birlikte çalıştığım Cumhurbaşkanları, gerekse ekip arkadaşlarım son derece mükemmel insanlardan oluşmaktaydı. Özellikle ekip arkadaşlarımın verdiği güçlü destek sayesinde alnımızın akıyla bu süreçlerden çıktık.

   Koyduğumuz performans sayesinde yıllarca yani 60’lı yıllardan beri anlatamadığımız Kıbrıs konusunda aslında haklı olanın Türk tarafı olduğu, çözümü engelleyenin Rum tarafı olduğu gerçeğini tüm dünyaya gösterdik.

   O yönde yaptığımız çalışmalarla belki kapsamlı çözüme gidemedik ama çalışmalar sayesinde üzerimize uygulanan ambargoların kırılma sürecini başlattık.

   AKPA ve Avrupa Parlamentosu örneklerinden az önce söz ettim. Onun ötesinde İslam İşbirliği Teşkilatı’nda Kıbrıs Türk Devleti adıyla yer almamızı sağladık.

   AB’den Kıbrıs Türk halkına yönelik 100 milyonlarca Euro’luk mali yardım gelmesini sağladık.

   Yerel üretimimiz için son derece önemli bir boyut kazanan Yeşil Hat Tüzüğü’nün hayata geçmesini sağladık.  Kıbrıs konusu ile ilgili artık sürekli olarak kendini tekrar eden sonuç almayan müzakere süreçlerinin de geride kalmasını sağladık.

   Bugüne geldiğimizde artık bundan sonraki sürecin sonuç odaklı ve takvimli olması gerektiğini Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne kabul ettirdik. Böyle somut kazanımlar elde ettiğimiz süreçler oldu.

   Elbette gönlümüzde yatan kapsamlı çözüme gitmekti. Ancak bunun olmadığı bir ortamdan da görevi devraldığımız noktadan çok daha iyi bir noktaya getirdik.

banner134
KIBRIS: Maraş açılımı konusu gündemdedir. Sizce bunun adada olacak bir çözüme etkisi ne olur?

   Nami: Maraş’ın açılması gerektiğini ilk söyleyenler, Kıbrıs sorununun kapsamlı bir çözüme gitmesi gerektiğini arzu edenlerdi.

   CTP ve diğer sol görüşlü partilerdi.

   Hatta bildiğiniz gibi 90’lı yıllarda Güven Artıcı Önlemler Paketi ortaya çıkmıştı.

   Burada Maraş’ın iki toplumun hizmetine açılması karşılığında da Lefkoşa Uluslararası Havaalanı’nın yine iki toplumun hizmetine açılması projesi vardı.

   Biz o dönemlerde bunlara büyük bir destek vermiştik. Ama UBP gibi diğer kendini sağda tanımlayan siyasi partiler buna şiddetle karşı çıkmıştı.

   Şimdi gelinen noktada Maraş’ın uluslararası hukuka uygun bir şekilde açılması gerektiğini bizim gibi başkaları da söylemeye başladı ki, şu andaki hükümetin de bunu savunduğunu görüyoruz. Ancak ortada çok büyük bir tutarsızlık var.

   O da, BM’yi muhatap almadan yürüttükleri bir sürece dönüştürdüler ve maalesef Türkiye’yi de bu anlayışa ortak ettiler. Çıkmaz bir yola doğru Maraş konusunu sürüklemeye başladılar.

   Ben bunu biraz aleyhimize ABAD kararlarının alınmasını getiren hareket tarzına benzetiyorum.

   Orada da uluslararası hukuk göz ardı edilerek, “biz kararı alırız, başkalarının kararları bizi etkilemez” diyerek adımlar atılmıştı ve aleyhimize ABAD kararları gelmişti ve ekonomimize çok büyük bir darbe vurulmuştu.

   Maraş konusunda da eğer BM ile uzlaşmadan bir adım atılırsa başımıza benzer sorunların geleceğini öngörüyorum.

   Özellikle BM Güvenlik Konseyi’nden aleyhimize bir karar çıkmasını tetikleyebileceğimizden endişe ediyorum. Bunu çok yüksek bir olasılık olarak görüyorum.

   Böyle bir kararın ertesinde bugüne kadar Annan Planı sonrasında oluşturduğumuz birçok ilişkinin tamamen kopabileceğini görüyorum ve çok sıkıntılı bir döneme gireceğimizi düşünüyorum. Bu birinci gördüğüm tehlikedir.

   İkinci gördüğüm tehlike ise yine BM ile uzlaşmadan Maraş’ı açmaya kalkarsak, o zaman arzu ettiğimiz kalitede yatırımların oraya gelmeyeceğini düşünüyorum.

   Oraya gidecek olan yatırımların bugün artık bize fazla bir katma değeri olmadığını rakamlarla da gördüğümüz kumar sektörünün bir çoğaltılması faaliyeti olacağından endişe ediyorum.

   Bunun da bize fazla bir getirisi olmayacak, bilakis Maraş’ı kullanarak elde edeceğimiz birçok açılımı kendi elimizle berhava edeceğimizi düşünüyorum.

   Üçüncü gördüğüm sıkıntı ise tazminatlarla ilgilidir.

   Her ne kadar da Maraş özelinde mal iadesi öngörülse bile bilindiği üzere Taşınmaz Mal Komisyonu’nda Rum tarafında eski mülk sahiplerinin müracaatları ile kapatılan dosyalarda ödenen tazminatlar, sadece mal bedelleri değil, kullanım kaybını da içermektedir.

   Bu nedenle malın tazmini, sadece malın parasının ödenmesi, malın iadesi ile yerine gelmiş olmuyor. Kullanım kayıplarının da mutlaka tazmin edilmesi gerekiyor. Mevcut hükümet bu konu ile ilgili hiçbir açıklama yapmıyor. Malı iade etseler bile, iade edilecek kullanım kayıplarının nasıl finanse edileceği ile ilgili hiçbir açılım sunulmuyor.

   Annan Planı’nda Maraş bölgesi iade ediliyordu. Ancak kullanım kaybı ve benzeri tazminatları eski mülk sahipleri Kıbrıs Rum devletinden talep edeceklerdi. Bu da referandumda onaylanacaktı. Bu nedenle uluslararası mahkemeler tarafından da uluslararası bir zemin olarak kabul edilecekti.

   Ancak biz Maraş’ı, BM ile uzlaşmadan, Güvenlik Konseyi’nin, Maraş’ı, BM idaresinde,“eski mülk sahiplerinin yerleşimine açmanız gerekir” kararını görmezden gelerek orayı açarsak, o zaman her türlü doğacak tazminatı da bizim ödememiz gerekecek.

KIBRIS: Sizce ülkedeki en büyük sorun nedir?

   Nami: Mevcut, devam eden statükonun sonuçları bence en büyük sorun. Bu sonuçları çeşitli alanlarda görüyoruz.

   İlk başta ekonomik potansiyelimizin çok gerisinde bir performanstayız. Bu da hak ettiğimiz zenginlik seviyesine bir türlü ulaşamamamız demek. Bu da hak ettiğimiz refah seviyesini bir türlü yakalayamamak demek. Bu böyle olunca hem yaşam kalitemiz olması gereken noktaya gelemiyor, hem de sürekli bir beyin göçü ile yüz yüze kalıyoruz. En nitelikli gençlerimiz artık adaya dönmüyor. Bu nedenle ülkedeki profil hızlı bir şekilde değişmeye başlıyor. Bu profilin değişmesi ile birlikte kalitesizlik hayatın her alanında kendini göstermeye başlıyor. Kamu İradesinden çevre sorunlarına kadar… Sosyal düzenden güvenliğe kadar, güvenlikten sağlığa kadar her yerde çok kapsamlı bir şekilde çöküş içindeyiz.

   Sürekli olarak bir geçmişe özlem ve bir gelecek kaygısı var. Evladını iyi okullarda eğittikten sonra hiç kimse evladına “geri gel” diyemiyor. Gençlerimiz işsiz. Baktığımızda gelir seviyesini kumarhaneler, sanal bet, arsa rantı ve bir şekilde devletle önünde soru işareti olan ilişkilere girenler artırıyor.

   Bu içten içe çürümenin belirtisi… Gerçekten bir çöküşün ifadesi… Bunu mutlaka toparlamamız lazım. Bunu toparlamak için yüksek enerji lazım.

   Herkesin siyasetle çok yakından ilgilenip, demokratik süreçlere sadece bireysel çıkarlar değil toplumsal kaygıları da öne çıkararak yaklaşması ve katılım sağlaması lazım…

   Başta siyaset olmak üzere yaptığımız her işte kaliteyi yukarıya çekmek lazım…

   Bütün bunları söylerken, bunların temelinde Kıbrıs konusunun çözümsüzlüğünün neden olduğunu söylesek bile, Kıbrıs konusunun çözülemediği bir ortamda da daha iyi gitmenin yollarının olduğunu bilmemiz gerekiyor. Yeter ki kendi ayaklarımız üzerinde duracağımız bir Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti için çalışma yapalım.

    Biz dörtlü hükümet döneminde ana tema olarak bunu seçmiştik.

   Türkiye’den mali destek gelmiyordu ve ona rağmen hayat pahalılığı dahil herkesin maaşı ödeniyordu. Tüm müteahhitlerin maaşı ödeniyordu. Belki yatırımlar özlenen miktarda değildi ancak onun için de ek gelir kaynakları nelerdir, vergi reformu nasıl yapılmalıdır, kamu reformu nasıl hayata geçirilmelidir gibi çalışmaları olgunlaştırmıştık.

   Yeni gelen hükümette bu temel konularla ilgili hiçbir çalışma olmadığı gibi, tek vizyonun, Türkiye’den talimat almak, o talimatla gelen paraları kendi yakınlarına dağıtmak vizyonu olduğunu görüyorum. Bütün sorunları bu anlayışla görüyorum.

KIBRIS: Şu anda elinizde bir sihirli değnek olsa ülke ile ilgili ilk yapacağınız şey ne olur?

   Nami: Elimde bir sihirli değnek olsa, önce onu Rum tarafına doğru çevirirdim.

   Akılların başlarına gelmesini sağlardım ve bizimle siyasi eşitlik temelinde herkesin hak ve çıkarlarına saygılı federal bir çözüme gitmelerini sağlardım. Çünkü bu sadece Kıbrıs Türk halkının değil, tüm Kıbrıs’ın ve hatta tüm Doğu Akdeniz’in çıkarına olduğu için…

   İki halk birbirine saygı içinde yaşabilirse, federal bir çatı içinde, eşit ortaklık temelinde, hem bölgeye iyi bir örnek olur, hem de şu anda yaşadığımız günlerde daha da net bir şekilde ortaya çıkan bölgesel çatışmaların, karşı karşıya gelmelerin önüne geçmiş olurduk. Burayı bir işbirliği havuzuna döndürürdük.

   Türkiye ile Yunanistan’ın, ya da Fransa’nın, ya da İsrail’in, ya da Mısır’ın karşı karşıya gelmesi gerekmezdi. Bölgenin doğal zenginliklerinin Türkiye üzerinden sevkini sağlayabilirdik. Karşılıklı bağımlılıklar oluştururduk, barışı getirmiş olurduk ve barışın üzerinde de refahı inşa etme imkanına kavuşurduk.

   Benim o sihirli değnekten en büyük dileğim bu olurdu.

   İkinci olarak da Kıbrıs Türk halkının kimliğini kaybetmeden geleceğe doğru yürüyüşünü sağlayan bir düzeni isterdim.

   Toplumların geleceğe doğru yürüyüşünün kimliği pahasına olmaması gerekir. Refah artışı sadece milli gelir artırarak olmaz. Ne yazık ki bizim milli gelirimiz de artmıyor. Refah artışı doğru bir kalkınma modeli ile olur. İnsana ve çevreye saygılı bir modelle olur.

   Ayrıca ülkede öznenin kendi halkınız olduğu modelle olur. Kendi kültürünüzle, kendi geleneklerinizle geleceğe doğru gidersiniz ve sizden sonra gelenlere sizden öncekilerin size emanet ettiklerini miras bırakarak yolunuza devam edersiniz.

   Ben maalesef tüm bunların tehlike altında olduğunu görüyorum.

   Şu andaki gidişatın hem gelirimizi artırmaktan uzak, hem de kimliğimizi ciddi şekilde tehlike altına alan bir gidişat olduğunu görüyorum ve bundan çok derin endişe duyuyorum.

   Bir de bunun üzerine çevre konularının da çok önemli bir şekilde endişe olarak geldiğini görüyorum. Bunu her gün yaşamaya başladık.

   Halbuki Kıbrıs, çevresinin güzelliği ile doğasının, tabiatının, suyunun güzelliği ile cennet bir vatandı.

   Ancak bunları yok ederek, kalabalıklaştırarak, betonlaştırarak bir gürültü terörüne iterek kalkınmaya çalışan bir keşmekeş ülke görüntüsüne evirdiğimizi görüyorum.

   Bundan da son derece rahatsızlık duyuyorum. Herkes kendini, satın aldıkları lüks arabaların içine hapsederek, ya da sitelerde aldıkları evlerin içine hapsederek, kendi küçük dünyasında mutlu olmaya çalışıyor ve yaşadığımız vatandan kopmaya başlıyoruz.

YORUM EKLE
YORUMLAR
YARIM DELİ
YARIM DELİ - 1 hafta Önce

NE YAPTIN DA HAKKETİN ZENGİNLİĞİ

banner140
SIRADAKİ HABER

banner75