“Halkın karşısında kimse duramaz”

banner37

Mustafa Rıza… Ülkedeki akademisyenlerin örgütlü olduğu tek sendika olan DAÜ-SEN’in genel sekreterliğini ve genel başkanlığını yaptı. Bu süreçte olum da olumsuz da birçok olaya tanık oldu. Ancak ülkesinden umudu kaybetmedi. Ona göre, halk kendine güvenerek mücadeleye başlar ve devam ettirirse, kimse önünde duramaz…

“Halkın karşısında kimse duramaz”
banner90
banner8

“DAİ’DE EKONOMİK SIKINTI YOKTU”… Ülkedeki akademisyenlerin örgütlü olduğu tek sendika olan DAÜ-SEN’in genel sekreterliğini ve genel başkanlığını yapan Mustafa Rıza, DAİ ve DAK’ın DAÜ bünyesinden çıkarıldığı dönemde DAÜ-SEN ile ortak mücadele veren DAİ’nin okul aile birliği başkanıydı. O dönemde DAİ’nin ekonomik sıkıntısı olmadığını söyleyen Rıza, ancak okulun DAK’ı tek başına devredemeyeceği için DAİ’yi de verdiğini söyledi.

Ceren ÖZBİL


Ülkedeki akademisyenlerin örgütlü olduğu tek sendika olan DAÜ-SEN’in genel sekreterliğini ve genel başkanlığını yapan Mustafa Rıza, bu süreçte olum da olumsuz da birçok olaya tanık oldu.


Ancak ülkesinden umudu kaybetmedi. Ona göre, sivil toplum projelerle hazırlayıp, sokağa inerse kimse karşısında duramaz…


Rıza aktif sendikacılık hayatı boyunca biriktirdiği anıları ve ülkeyle ilgili görüşlerini KIBRIS Gazetesi ile paylaştı.


KIBRIS: Kendinizi tanıtır mısınız?


RIZA: Ben Almanya’da doğup büyüdüm. Annem babam Kıbrıslı, hatta ikisi de Karpazlı… Kısacası Karpazlı bir ailenin çocuğuyum. Almanya’da fizik okudum. Lisans, yüksek lisans ve doktora yaptım. İki yıl proje yöneticisi olarak özel sektörde çalıştım. Şifreli yayın sistemi tasarladık ve projesini bitirdik. Projeyi bitirdiğimizde 2003 yılıydı. O dönemlerde Kıbrıs’a gelmeyi düşünmüyordum. 2002 Aralık ayında eşimle tatil için Kıbrıs’a gelmiştik ve o dönemde Annan Planı mitingleri başlamıştı. Biz de o zaman büyük bir ümitle burada bir şeyler oluyor demiştik. Ümitlenmiştik. Çünkü daha önce ben Kıbrıs’ta bir şeylerin değişmeyeceğini, statükonun devam edeceğini düşünüyordum. Kıbrıslı Türklerin aslında mahkum olduğunu düşünürken topluma büyük bir saygı duydum. Bu da kendi geleceğini kendi eline alacağı içindi. Eşimle de bunu konuştuk. 2003’te kapılar da açıldı ve proje de bitti. Şirket de finansal sıkıntıdaydı. Şirketten işçi çıkarmamız gerekiyordu. Ben de listeye kendimi de ekledim. Yani kendimi de işten çıkardım. 2003 yazında Kıbrıs’a geldik. Hem UKÜ’ye hem de DAÜ’ye başvurdum. İlk cevap UKÜ’den geldi. İlk cevap onlardan gelince ben de kabul ettim. Ardından DAÜ de kabul etti ancak UKÜ’yü önceden kabul ettiğim için orada başladım. Bir yıl UKÜ’de çalıştım. Ardından DAÜ’ye geçtim.


KIBRIS: Sendikal hayatla tanışmanız nasıl oldu?


RIZA: Sendikadan önce okul aile birliği üyesi oldum. Kızımı özel okula vermek istemiyordum ancak eşim de ben de çalışıyorduk ve kızımıza bakacak biri yoktu. Kızımın tam gün eğitim almasını istiyordum. Bu nedenle özel okula vermek zorunda kaldık. Bence devlet okulunda çocukların hayata dair de öğreneceği çok şey vardı. Zaten ilkokuldan sonra da devlet kolejine girdi. Bu arada okul aile birliği, sendika ile ortak hareket ediyordu. Ben de Doğu Akdeniz İlkokulu’nun okul aile birliği başkanlığını yaptım. Ardından da DAÜ-SEN’de görev yaptım. Genel sekreterliğini ve genel başkanlığını yaptım.


KIBRIS: Ülkede akademisyenlerin örgütlü olduğu tek sendika DAÜ-SEN mi?


RIZA: DAÜ devletimsi üniversite olduğu için sadece burada akademisyenler örgütlenebildi. Yani DAÜ, devlet vakıf üniversitesidir. Birinin bana bu konuda anlattığı bir hikaye var. O da “bir dönem Rauf Raif Denktaş’ın üniversiteye geldiği ve sizin sendikanız yok mu sorusu üzerine sendikanın kurulmasıdır.” DAÜ-SEN ilk başta bütün çalışanların sendikasıydı, daha sonra ikiye ayrılan bir konudur. Öyle olması gerekir miydi? Biz bir kurum sendikasıyız. DAÜ içerisinde tepkimizi koyabiliyoruz ama kurum dışına çıkamıyoruz. Yüksek Öğretim Sendikası gibi bütün üniversiteleri kapsayacak bir sendika yoktur. Biliyoruz, bazı üniversitelerde maaş alamayan akademisyenler var. Ancak patron üniversitesi olduğu için örgütlenemiyorlar. Zaten çalışma yasalarımız ve mahkemelerimiz de insanları korumuyor. Bundan dolayı da sendika üyesi olamıyorlar. Bu nedenle en büyük sıkıntılardan biri budur.


KIBRIS: DAÜ-SEN’in yurt dışı bağlantıları var mıydı?


banner134
RIZA: Avrupa’da yüksek öğrenimde Kıbrıs’ı temsil eden yüksek öğrenim sendikaları arasındaki üye benim… ETUS’a DAÜ-SEN üyedir ve orada bütün Kıbrıs’ı temsil eden benim. Orada da bazı şeyler yaşadık. Yıllar boyunca Rum Eğitim Sendikaları ile tartışma yaşadık. 1974’ten sonra kurulan bir sendika olduğumuz için bizi kabul etmiyorlardı. 1974’ten öncesine, sonrasına bakılması Nazi Almanya’sında olacak işlerdi. Ben tarihi orada okudum. Yahudi kitaplarının orada nasıl yakıldığını okudum. Şimdi ben Kıbrıslı Türk olduğum ve üniversitem 1974’ten sonra kurulduğu için nedir benim suçum. Eğitim Enternasyonal’e üyeyim. Avrupa Eğitim Sendikaları Federasyonu’na üyeyim. Dünya Sendikalar Federasyonu’na üyeyim ve bana hâlâ engel koymaya çalışıyorlar. Bunun Nazi Almanya’sından farkı yoktur. Bir eğitimci olarak bunu düşünmelerini istedim. Biz o zaman ETUS’taki Kıbrıs sandalyesini aldık. İlk seçimle Şener Elcil almıştı. Bunun ardından gelin bir anlaşma yapalım, her sene bir Türk bir de Rum sendikacı otursun dönüşümlü o sandalyelere… Biz bu anlaşmayı imzaladık. En faşist Rum sendikası yanıma oturdu ve bu anlaşmayı imzaladık. Bu insan olmaktan kaynaklanan bir şeydir.


KIBRIS: Sizin okul aile birliği başkanı olduğunuz dönemde DAİ, DAK eylemleri yapıldı. Bu süreçte sizin rolünüz neydi?


RIZA: Sendika yönetim kuruluna ilk başta okul aile birliğinde olduğum için girmemiştim. Çünkü okul aile birliği, sendika ile ortak hareket ediyordu. Sendika ile el ele çalışıyorduk. O dönemdeki UBP’li VYK, DAİ’de kendilerine yakın birini okul aile birliği başkanı olarak istiyordu. Hatırlıyorum, son seçimde bir oy fark ile kazanmıştım. DAİ, DAK eylemleri döneminde biz öğretmenlerin arkasında durduk. Zaten bir öğretmen çalıştığı yerde mutsuzsa benim çocuğuma zarar verecektir. Ben de bu düşünce ile hareket ettim.


KIBRIS: Bu süreçte neler yaşanmıştı?


RIZA: Ben hatırlıyorum okul devredildiği gün rektör okulun yeni sahibini getirip, dolaştırdı. Çocuklar da oradaydı. Bence bu nedenle gereksiz bir hamleydi… Devredeceksen de çocukları bu işe alet etme. Bizimle kavga et ama çocuklara bunu yaşatma… Ben o çatışmaya girerim korkmam da… Ayrıca o dönemde DAİ’de herhangi bir finansal problem yoktu. Ama DAK’taki açığı kapatmak için ve DAK’ı da tek başına devredemeyecekleri için DAİ’yi de devrettiler. Hatta o dönemde DAİ’deki kayıtlarda peşin ödeyene yüzde 10 indirim yaptılar. Biz bunu istemedik. O dönemde bu okulu devredebileceklerini düşünmemiştim. O dönemlerde KTHY olayları da yaşanmıştı. O dönem İyi İdare Yasası olsaydı durum çok farklı olurdu. Dava açardık. Çünkü okul parasını ödedikten sonra bize yüzde 10 indirim yapıp, geri ödeme yaptılar. Ben okul aile birliği başkanıydım ve indirim yapmamasını istedim. İndirim yapıldı ve o yüzde 10 personelden kesildi. Bu başka bir ayıptır. Keşke, şeffaf olsaydı ve bizim önümüze tabloyu koysalardı. Bizde ne yapacağımıza karar verebilseydik. Biz hiçbir zaman bu noktaya geleceğimizi kabul etmek istemedik. Bu konuda daha önce uyanmalıydık. Özel sektörde çalışan ve nasıl şirket battığını gören birisi olarak fark etmeliydim. O dönemde yaptığımız reaksiyon göstermekti, yapmamız aksiyondu, yön göstermemiz gerekiyordu.


KIBRIS: Vermek istediğiniz mesajlar var mı?


RIZA: Bizim Kıbrıs’ta daha uzun soluklu mücadeleler vermemiz gerekiyor. Tabii ki bu siyasi olarak geçerlidir. 4’lü koalisyon döviz krizi ve sel felaketine rağmen ülkenin yerel kaynaklarıyla ülkeyi yönetti. Güvenlik Kuvvetlerine ödemeleri de kendi bütçemizden çıkardı. Ancak ödemelerde hiçbir aksaklık yaşanmadı. Maaşlar geç ödenmedi. Bu bir başarı öyküsünün başlangıcıydı. Bence bir buçuk sene daha dayansaydık kendi ayaklarımız üzerinde durabilecektik. Biz bunu başarsaydık önümüz rahatlayacaktı. Şimdi Türkiye’den para gelecek dediler hâlâ gelmedi. Sadece güvenlik için olan para geldi. O da zaten 4’lü koalisyon hükümeti döneminde yerel bütçeden ödenmişti.


KIBRIS: Sizce topluma düşen görev nedir?


RIZA: Bu toplumu artık küçümsemeyelim. Bu toplum artık kendi ayakları üzerinde durabilecek durumdadır. Üniversiteleri var, ne kadar eleştirsek de turizmi var. Bu ülkeye yurt dışından para akıyor. Bunları nasıl idare edebileceğimizi öğrenmemiz lazım. Bir abiye ihtiyacımız olmaması lazım. Büyük bir jenerasyon yurt dışında eğitim gördü. İnanılmaz bir birikim var bu ülkede… 2000’li yıllarda yurt dışına giden eğitim alan çocuklar var. Bazıları dönmedi. Onları geri getirmek lazım… 25 yaşında milletvekillerimiz de olmalı. Daha radikal ve güçlü ses çıkaracak durumdadırlar. Ancak partiler de bu çocukları engelliyor. O büyük bir sıkıntıdır. Siyaset de değişmeli… 4-5 dönem milletvekili olanlar var. Ancak ülkede güzel gelişmeler de var. Örneğin böbrek nakli yapılıyor, onkoloji merkezi kuruldu. Bence Kıbrıs’ın iklimi çok uygundur rehabilitasyon merkezi yapılmasına… Hastalar gelsin burada hem tedavi görsün hem de rehabilitasyon yapılsın. Bunlar büyük bir fırsattır. Çevre politikamız yok. Umurumuzda değil. Eksoz testi arabalara yapılıyor, kamyonlara yapılmıyor.


KIBRIS: Sendikalara düşen görev nedir?


RIZA: Eğitim sendikaları ve bazı sendikalar çok önemlidir. Bu sendikalar toplumsal olaylarda seferber olup, tepkisini koyuyor. Sivil toplumun artık reaksiyon değil, aksiyon göstermesi gerekiyor. Aktör olup yol çizmelidir. Büyük eylemlerin devam etmesi sağlanmalıdır. Ben inanıyorum ki Annan Planı dönemindeki mücadele devam etseydi, Kıbrıs sorunu çözülürdü. Kimse keyfi için kapıları açmadı. Toplumsal baskı olduğu için açıldı. Toplumun karşısında duran her siyasetçi tarihin çöplüğüne gider. Toplum önce toplum olmalıdır. Sendikalar aktör olmalıdır.

Güncelleme Tarihi: 12 Ocak 2020, 10:15
YORUM EKLE
banner140
SIRADAKİ HABER

banner75