banner6

Hayata gözlerini yuman Mehmet Ali Acar'ın son röportajı: 'Cesetlerin kokusu burnumda kaldı'

banner37

Kıbrıs olaylarını yaşayan gazeteci ve fotoğrafçılardan biri Mehmet Ali Acar… Usta gazeteci Acar, ölümünden önce son söyleşisini KIBRIS’la yapmıştı... Ölmeden önce KIBRIS Pazar ekinde 2015 yılında çıkan söyleşiyi, bugün yeniden yayınlıyoruz...

Hayata gözlerini yuman Mehmet Ali Acar'ın son röportajı: 'Cesetlerin kokusu burnumda kaldı'
banner99

Gizem ÖZGEÇ

Kıbrıs’ta savaş dönemine tanıklık etmiş, yaşama ve spora dair bir sürü anılar biriktirmiş bir adam… Mehmet Ali Acar… Kıbrıs’ın kuzeyinde yokluk dönemlerinde gazetecilik, fotoğrafçılık, spor foto muhabirliği yapmış bir isim… Şu anda 70 yaşında ve elli bin kusur fotoğraftan oluşan bir arşive sahip… Gazetecilik ve fotoğrafçılığın yanı sıra, matbaacılık yaptığı yıllarda bir iş kazasında üç parmağını birden kaybetmiş ve ama bu kaza onu fotoğraf aşkından uzaklaştırmamış… Eski ve önemli gazeteciler; Bilbay Eminoğlu, Ahmet Tolgay, Halil Kaymaklılı, Akay Cemal, Tekin Yüksel gibi isimlerle birlikte gazetecilik yapmış ancak, yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle onlar gibi mesleğe devam edememiş… Ve şimdi o günleri çok özlerken, günümüzde yapılan gazetecilikle ilgili,  “çok kolay oldu” diyor…

Özellikle Kıbrıs olayları ile ilgili muazzam bir fotoğraf arşivine sahip olan Acar’ın unutamadığı anlardan biri; Muratağa ve Sandallar’daki toplu mezarın açılışı… Hâlâ gözünü kapattığında o güne dair görüntüleri silemeyen Acar, Kıbrıs’ın bir kez daha böylesine acıları yaşamamasını istiyor…

Geçtiğimiz günlerde sağlık sorunları nedeniyle kaybettiğimiz sürekli basın kartı sahibi, Enformasyon Dairesi’nden emekli gazeteci Mehmet Ali Acar son röportajını Kıbrıs Gazetesi’ne vermişti.

İmkânlar liseyi tamamlatmadı

KIBRIS: Mehmet Ali bey… Öncelikle biraz bize kendinizi anlatır mısınız?

ACAR: 1945 doğumluyum. Balıkesir köyünde doğdum. Okumaya çok çalıştım, okuyamadım. Lise 1’den terkim ancak dışarıda kendi kendime okudum. Okul bitirmeye imkânlarım müsait olmadı. Annemi sekiz yaşında kaybetmem, belli bir aile düzenimin olmaması bunda etkendi… Ama devamlı okudum, devamlı araştırdım

Mücahitlik hatırası isteyenlerle başlayan fotoğrafçılık yolu

KIBRIS: Rahmetli Bilbay Eminoğlu… Foto Bilbay… Ondan sonra fotoğraf konusunda sizin adınızın geçtiği söylenir… Nasıl tanıştınız fotoğrafçılıkla?

ACAR: Fotoğrafçılığa küçük yaşlardan beri merakım vardı. Ben boğaz bölgesinde mücahittim. Orada bir ihtiyaçtı fotoğraf… Herkes hatıra isterdi. Nasıl olduysa bir makine edindim. Derken daha kaliteli makineler… Makine değiştikçe benim fotoğraf bilgim arttı. Ve profesyonel fotoğrafçılığım başladı. Fotoğrafın tanesi 1 şilindi, benim maaşım beş lira… O nedenle o dönem para karşılığı özel çekimler de yapardım.

Gazeteciliğe Bozkurt’la başladı

KIBRIS: Peki gazetecilik…?

ACAR: 1967 senesinde gazeteciliğe başladım. Rahmetli Bilbay Eminoğlu vesile oldu. Boğaz bölgesinde mücahitlerin voleybol maçları yapılırdı. Eminoğlu da, o dönem Bozkurt gazetesinden fotoğraf çekmeye gelirdi. Bir gün bana “Bundan sonra fotoğrafları sen çek, ben ikide bir gelmeyim” dedi. Derken öyle gazeteciliğe başladım. İlk gazetecilik deneyimim Bozkurt’ta oldu. Rahmetli Tekin Yüksel spor editörlüğünü yapardı. Benim çektiğim fotoğrafları görünce beğendi. Bölükler arası maçlar başlamıştı. Bana cumartesi-pazar günleri oynanan maçlarda çekim yapmamı teklif etti. Daha sonra üç beş satır yazı da yazmaya başladım ve yürüdüm.

Günaydın’ın Kıbrıs temsilcisi

KIBRIS: Sanırım Türkiye basını için de muhabirlik döneminiz var…

ACAR: 1970 senesinde mücahitlikten terhis oldum. Bozkurt’ta sürekli çalışmaya başladım. Ardından spor sayfasını yapmaya… Üç sene bu bölümde editörlük yaptım ve aynı zamanda aktüel fotoğrafçılığını da… İstanbul’da Günaydın gazetesi vardı. Oraya gidip gelen birinin vasıtasıyla Kıbrıs muhabirliğini aldım.

74 senesinde ise rahmetli Rauf Raif Denktaş Zaman Gazetesi’ni çıkarmaya başlamıştı. Ben de bir süreliğine Bozkurt’tan ayrılmıştım. Denktaş Bey bana Zaman Gazetesi’nin yazı işleri müdürlüğünü teklif etti.

Hem spor editörlüğü, hem fotoğrafçılık, hem aktüel haber, yani bütün gazete benim elimden çıkardı. Dönerdim en son günün en önemli konusu ne ise baş makaleyi de yazardım. Öyle bir gazetecilik ki, komple her şey vardı. Gece saat ikilere üçlere kadar çalışırdık. 1974’ten, 80’e kadar orada çalıştım.

Spor editörlüğü, idare amirliği, Enformasyon Dairesi…

KIBRIS: Daha sonra?

ACAR: Daha sonra… Arif Hasan Tahsin’in Söz diye bir gazetesi vardı. Birlik’ten ayrıldıktan sonra bir süre abuk sabuk işlerle de uğraştım. Biriktirdiğim parayı yedim. Söz Gazetesi’nde spor editörlüğü yaptım bir süre. Ondan sonra Ulusal Birlik Partisi’nde basın ve halkla ilişkiler sorumluluğu yaptım. Ardından idare amirliği… Daha sonra Enformasyon Dairesi’ne alındım. On beş sene orada çalıştım ve emekli oldum. Ağır bir ameliyat geçirmiştim, damar operasyonu. Çalışamaz hale geldim, düzenim bozuldu. Mecburi hizmetim dolduğu için emekliye çıktım. Ardından bir süre Vatan Gazetesi’nde spor editörlüğü yaptım, en son da o oldu…

Matbaa müdürlüğü ve üç parmağı kaybediş

KIBRIS: Matbaacılıkta mı yaptınız?

ACAR: Denktaş Bey, Zaman’ın matbaasını Birlik’e satmıştı. Ben kurdum matbaayı. 1980’de Enver Emin şirketi kurdu ve satın aldılar Zaman matbaasını. Ben o zaman matbaa müdürü olarak kaldım. Acele iş yetiştirelim derken… Adam da yoktu… Bazen ben geçerdim baskı yapmaya. Bir gün baskı sırasında kaza oldu. 1981 yılında… Üç parmağımı da kaybettim. Kaza olduktan sonra bu işten soğudum.

“Fotoğrafçılık kana karışmış bir mikrop”

KIBRIS: Peki kaza sonrası, fotoğrafçılığa devam edebildiniz mi?

ACAR: Bu kaza fotoğraf aşkımı hiç etkilemedi. Fotoğrafçılık kana karışmış bir mikroptur, kolay kolay içinizden atamazsınız.

“Şimdi gazetecilik çok kolay”

KIBRIS: O çok zor koşullarda gazetecilik yapmış birisiniz… Mücadele yıllarında… Şimdi basın sektörüne baktığınızda neler düşünüyorsunuz?

ACAR: Gazetecilik o dönemde çok zordu. Maddi imkânsızlıklar vardı, gazetelerin bakış açıları farklıydı… Matbaacılık da çok zordu gazetecilik de. Şimdi hayal ile yapılıyor bu işler. Her işin başında bir adam var. Biz her işi bir kişi yapardık. Şimdiki gazetecilik bize göre çok kolay bir şey

50 bin kare fotoğraf…

KIBRIS: Bunca yoğun yılın ardından, muazzam bir arşiviniz olmalı…

ACAR: Ben evde oturmaya başladığımda da çok çalıştım. Bilgisayarımı kurdum ve özel bir tarayıcı getirdim. Gazetecilik yaparken çektiğim bütün filmleri arşivledim. Kıbrıs olayları, 74 sonrası olaylar, futbol hep arşivledim. Elimdeki bütün fotoğraflar negatifti. Dijital sistem başlayınca tüm filmleri azar azar bilgisayara aktardım. Aşağı yukarı elli kusur bin fotoğrafım var. Aile fotoğrafları da dahil.

Limasol tayfunu ve unutulmaz kareler

KIBRIS: O dönemlerde nelere tanıklık ettiniz? Paylaşmak istediğiniz anılarınız varsa, dinlemek isteriz.

ACAR: Tanıklık etmediğimiz bir şey kalmadı. Öyle bir olay zinciri var ki, gazeteciliğin o döneminde. Altmışlı yılların sonlarında, mahrumiyet dönemi… İstediğin yere çıkıp gidemezdin. İstediğini yapamazdın. Maddi sorunlar var. İnsanlar, Türkiye’den gelen bakla börülce ile yaşardı. 60’lı yılların sonlarında barikatlar açılmaya başladı, sağa sola gitmeye başladık. Gazetecilik de daha zor olmaya başladı. Lefkoşa’nın dışına çıkmaya da mecburduk. Örneğin 68-69 senelerinde Limasol’da bir tayfun olayı oldu. Oradaki muhabir arkadaş üç film çekti, yolladı ama bir tane kullanılacak fotoğraf yoktu. Gece vakti rahmetli Bilbay Eminoğlu ile birlikte arabaya bindik, gittik. Üç makara film çektik ve ertesi güne o fotoğrafları kullandık. Bunlar büyük olaylardı. Limasol, tayfun olayında neredeyse silinmişti.

“Ceset kokusu burnumdan gitmedi”

KIBRIS: Peki savaşa, o yıllara dair unutamadığınız bir anınız?

ACAR: 74 savaşında ben temmuzun ilk haftası Türkiye’ye tatile gitmiştim.

15 Temmuz’da darbe oldu ve havaalanları kapandı, çıkıp gelemedim. 20 Temmuz’da Barış Harekât oldu dedim ki “artık bunun yolu yok gideceğim”. İrtibat başlayınca, Mersin’e indim. Oradan askeri gemi ile Kıbrıs’a çıktım. Ve artık gazetecilikte de büyük faaliyetler başladı. En kötü tanıklığım Muratağa- Sandallar toplu mezarlarının açılmasında oldu. O kadar kötü bir şeydi ki, artık Kıbrıslı böyle bir şey yaşamasın. Mezarlar gece açılırken oradaydım. İnanmayacaksınız, yürüdüğüm her yerde ceset kokusu burnumdaydı. Üstüme giydiğim elbiseleri çıkardım ve çöpe attım. Bir kez daha giyemedim. Ayakkabılarımı da attım. Bir insan insana bunu nasıl yapar?. Bu kadar senedir düşünürüm ve unutamam. Düşünün toplu mezar açıldı ve küçücük bir kafa gördünüz. Altı aylık bir çocuk… Yazık… Evet savaş olur, asker karşı karşıya gelir ama böylesi yapılmaz. Şimdi derler ya yeniden düzen kuralım ve yaşayalım. Ben buna inanmıyorum. Geçmişini unutan bir insan geleceğini yaşayamaz.

“Denktaş doğuştan liderdi”

KIBRIS: Kurucu Cumhurbaşkanı Denktaş’la çok yakın ilişki içinde olduğunuzu da biliyoruz…

ACAR: Denktaş’la çok yakın ilişkim vardı. Gazetesinin yazı işleri müdürlüğünü yaptım. Sıkı iletişimim vardı. O bütün gazetecilere yakındı. İstediğim zaman istediğim konu için yanına gidebilirdim. Birlikte, yer içerdik. Aniden gece yarısı matbaaya ziyarete gelirdi. Liderlik çok özel bir vasfa sahip olmak demektir. İnsan lider olmaz, lider doğar. Denktaş’ın doğuştan o kabiliyeti vardı. Konuşmasıyla herkesi ikna ederdi. Denktaş, öldüğü gün saçlarımı çekerdim; bu insanlar değil miydi onu yemek isteyen diye. O kadar büyük bir adamdı ki; öldükten sonra bile kendini sevmeyen insanlara kendini övdürttü. Nur içinde yatsın. O bir gerçek liderdi başka da yetişmedi…

“İyi fotoğrafçıyım’’

KIBRIS: Gelelim spor foto muhabirliğinize… Eski gazeteciler sizin en iyilerden biri olduğunuzu söylerler…

ACAR: Gelmiş geçmiş en iyi spor fotoğrafçısıyım. Kimse bana aksini söyleyemez. Çektiğim o fotoğrafları bugün bile çekemezler. Şimdi otomatiğe koyarlar, adam yüzünü çevirene kadar kırk kare fotoğraf çekerler. Ne çektiklerini de görebilirler. Benim dönemimde her basışta bir kare çekerdin ve ne çıkacak bilmezdin. Karanlık odada bazen havaya sıçrardım fotoğrafın güzel olduğunu gördüğümde. O günleri çok özlerim ama çok da yorucuydu bunu da söylemek isterim. Gidip filmi yıkayacaksın, yazıyı yazacaksın, inter type’a vereceksin kurşunla yazılar dizilecek. Sonra karanlık odada fotoğrafları basacaksın. Dönüp o fotoğrafları klişe yapacaksın. Sayfa hazırlayacaksın. Bunlar basit işler değildi. Matbaadaki kurşun kokusu da adamı yerdi.

Şimdi modellerim; torunlarım

KIBRIS: Şimdi nasıl dolduruyorsunuz yaşamınızı?

ACAR: Şimdi fotoğraf çekerim. Aklıma ne gelirse… Modellerim de; torunlarım. Nereye gidersem gideyim makinem hep yanımda.

Harekât ekonomik açıdan değerlendirilemedi”

KIBRIS: Son olarak siz gazetecilik yaparken aslında milli dava için de mücadele eden insanlardan biri olarak, bugüne bakınca dilinize neler gelir?

ACARÇ: 74 Barış Harekâtı Kıbrıs Türkü için büyük dönüm noktasıydı ama bunu biz değerlendiremedik. Eğer adam gibi değerlendirebilseydik şimdi bu toplumun hiç kimseye ihtiyacı olmazdı. Neler kaldı bu memlekete, nereye gittiği belli değil. Yetmiş dört öncesine bir de bugüne bakarsak bu toplum lüks içinde yaşar. Harekât, ekonomik yönden değerlendirilemedi. Her yerde yanlış yapıldı. Devlet adamı da yetişmedi. Bir sürü politikacı doğdu ama devlet adamı olamadılar.

banner134

KIBRIS: Çok teşekkür ederim size, sizinle tanışmak güzeldi…

ACAR: Esasen bana bu fırsatı verdiğiniz için ben size teşekkür ederim.

 

Güncelleme Tarihi: 19 Temmuz 2017, 10:34
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110

banner104