Hayatı hep mücadele ile geçti

banner37

Hüseyin Alasya… Eski bir sendikacı… Birçok sendikanın kuruluşunda yer aldı, birçok sendikanın başkanlığını yaptı. Bu sürede hem güzel, hem de acı anılar biriktirdi

Hayatı hep mücadele ile geçti
banner90

ACI TATLI BİRÇOK HATIRA… Aktif sendikacılığa Kıbrıs Türk Yapı, Ahşap ve Kamu Hizmeti İşçileri Sendikası’nda (Yön-Sen), 1980’de başlayan Hüseyin Alasya, 1996 yılına kadar süren aktif sendikacılık hayatında birçok acı ve tatlı hatıra biriktirdi. Alasya’nın biriktirdiği anılar arasında, Kıbrıs Türk Kamu İşçileri Sendikası’nın  (Kamu-İş) ve Hür İşçi Sendikaları Federasyonu’nun (Hür-İş) kuruluşu da, verilen sendikal mücadeleler de, üç sendikacı arkadaşını trafik kazasında hayatını kaybetmesi de var

İLK ESİR, İLK GÖÇMEN… Hüseyin Alasya’nın toplumsal mücadelesi, aktif sendikacılığa başlamasının çok daha öncesinde başladı. 1951 doğumlu olan Alaysa, 1963 olayları başladığında ilk esir alınanlardan oldu ve bırakıldıklarında yerlerine dönemediler, göçmen oldular

 3 SENDİKACI ARKADAŞINI KAZADA KAYBETTİ… Hüseyin Alaysa, 12 Ocak 1983’te meydana gelen ve kendisiyle aynı araçta bulunan o dönemki Türk-Sen Genel Başkanı Necati Taşkın, YÖN-SEN Genel Sekreteri Artemel Karal ve Kamu-Sen Başkanı Erdoğan Sonsal’ın hayatını kaybettiği kazadan da söz etti. Alasya, kazanın hemen öncesinde araçta BRT’deki haberleri dinlediklerini hatırladığını kaydetti ve sonrasını kendisinin de hatırlamadığını ifade etti

Ceren ÖZBİL


Aktif sendikacılığa Kıbrıs Türk Yapı, Ahşap ve Kamu Hizmeti İşçileri Sendikası’nda (Yön-Sen) 1980’de başlayan Hüseyin Alasya, 1996 yılına kadar süren aktif sendikacılık hayatında, birçok acı ve tatlı anı biriktirdi.


Alasya’nın biriktirdiği anılar arasında, Kıbrıs Türk Kamu İşçileri Sendikası  (Kamu-İş) ile Hür İşçi Sendikaları Federasyonu’nun (Hür-İş) kuruluşu da yer aldı, üç sendikacı arkadaşını trafik kazasında kaybetmesi de…


KIBRIS Gazetesi’nin sorularını yanıtlayan Hüseyin Alasya, hem anılarını paylaştı, hem de şimdiki sendikacılık ve kendi dönemindeki aktif sendikacılığı kıyaslayarak öneriler sundu.

KIBRIS: Kendinizi tanıtır mısınız?


Hüseyin Alasya: 9 Ocak 1951 doğumluyum. İlkokulu farklı noktalarda okudum. Biri Atatürk İlkokulu, diğeri Yenicami İlkokulu, diğeri Haydarpaşa İlkokulu…  Son iki yılını da Küçükkaymaklı İlkokulu’nda okudum.


Babam polisti… Sınırda, şimdi askeri yol olarak açılan bölgede polis evleri vardı, orada oturuyorduk. Mahallemiz 12 Rum, 12 Türk aileden oluşuyordu.


1963 olayları başladığında, daha ilk gün, yani 21 Aralık günü Rumlara esir düştüm. Henüz liseye gidiyordum. Sedat Simavi Lisesi’ne gidiyordum.


5 gün, 5 gece Çağlayan, Kaymaklı düşüp geri çekilinceye kadar 12 Türk polis ailesi olarak esir kaldık. Oradan Cikko Manastırı’na gittik. Sırtımızda giydiklerimizle 21 gün orada kaldık… Dönüşte de şimdi Vakıflar Çarşısı olan yerde Şahin Sineması vardı, oraya götürüldük. Bine yakın insan, bir hafta -10 gün, o sinema içinde kaldık. Göçmenliği ilk yaşayan ve karşılığında hiç bir şey bulmayan bir kesimdik.


Ortaokul üçüncü sınıfın sömestr tatilinde silah altına alındık. Henüz 15 yaşındaydım. Liseyi bitirinceye kadar günde 4 saat okul izni ile askere gittik. 9 yıl da mücahitliğim var. Barış Harekâtı’na katıldım. Patlayıcı madde eğitimi gördüm.


Değirmenlik’in üzerinde, hem askeri, hem de sivil patlayıcılar kullanılıyordu.


Harekâtta yanımda olan mühendis de Karayolları Dairesi’nde göreve başlamıştı, o benim bu yönümü bilir diye o bölgeden geçerken, “Be şef sen bu işlerden anlan… Karayolları Dairesi’ne gel başla” dedi. 


Ardından Karayolları Dairesi’nde hemen işe başladım. 20 Ocak 1975’te Karayolları Dairesi’ne resmen girişim var, terhisliğim ise 11 Ocak’ta geldi. Yani 11 gün hem mücahit göründüm, hem de Karayolları Dairesi personeli… 32 yıl 4 ay Karayolları Dairesi’nde çalıştım. 

KIBRIS: Sendikal hayatla tanışmanız nasıl oldu?


Hüseyin Alasya: Karayolları Dairesi’nde çalıştığım sürede kendi branşım olan patlayıcı madde, taş ocaklarının riski üzerine çalışma yaptım. Ercan Havaalanı’nın inşaatı o dönemlerde başlamıştı. Günde 16-18 saat çalışmamız olurdu. O zor koşullar bizi sendikacılığa itti.


İlk olarak yani 1980’de Türk-Sen’e bağlı Devlet İşçileri Sendikası olan YÖN-SEN’in başkanlığına seçildim.  5 yıl kadar görev yaptım. Ondan sonra ayrıldım, sendikanın gidişinden memnun olmadığımız için 6 Aralık 1988’de Kamu-İş’in kurulması çalışmalarını bitirdik. Kamu-İş’i kurduk. Kamu- İş’te yaklaşık 9 yıl aktif sendikacılık yaptık.


Kamu-İş başkanı olduğum sürece de İlkokul Öğretmenler Sendikası (İlk-Sen), DAÜPER-SEN ve Kamu-İş olarak da 93 yılında Hür İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nu da kurduk. Onun kurucu üyeliğini ve başkanlığını da yürüttüm. Hür-İş Federasyonu’nu oluşturduktan sonra Hür-İş’in Türkiye İşçi Sendikaları Platformu’na üyeliğini sağladım.

  5 Şubat 1994’te Uluslararası Metal İşçileri Konfederasyonu’nun Girne’de kuruluşunu gerçekleştirdik. O komisyonun da kurucu üyelerindenim. 1996 yılında sendikacılığı bıraktım. Bıraktım derken kopamadım, hâlâ diyaloğum var. Şu anda memur sendikası var Memur-Sen, onun danışmanlığını yapıyorum.


Eski tecrübelerimden arkadaşlara yardımcı olmaya çalışıyorum. Mücahitlik ve Karayolları Dairesi’ndeki görev sürem toplandığında devlette 41 yıllık bir görev sürem var. 

KIBRIS: Ülkemizdeki sendikal yaşamı nasıl değerlendiriyorsunuz?


Hüseyin Alasya: Ülkemizdeki sendikal yaşama baktığımızda büyük bir yozlaşma görüyoruz. Bunun ana nedeni, etkin sendikaların birçoğunun esas amacının dışına çıkması… Yani sendikalar üyesinin çalışma koşulları, eğitimi, refah payının yükselmesinden önce, ideolojik ve siyasi önceliklere yer vermesidir.


Bu da güvensizlik yarattı. En basiti, şu anda kamuda çalışan memur sayımız 10 bin civarındadır, ancak kamu çalışanlarının örgütlü olduğu sendikaların toplam üye sayısı 4 binin altındadır. Bu da kamu çalışanlarının sadece 3’te birinin örgütlü olduğunu gösteriyor.


Siyasi ilişkiler nedeniyle sendikalara güven düştü. Zaten özel sektörde örgütlülük sıfır düzeyinde… Kamudaki örgütlülük daha çoğunlukta olsa, farklı bir talepte eylem resmi tarafı sarsacak. Düşünün ki 3’te biri örgütlü ve bunun bir kısmı da değişik endişeler nedeniyle eyleme katılmadığında başarılı bir eylem yapmak zorlaşır.


Anayasamıza göre özel sektör, kamu, hepsinin örgütlenme hakkı var ancak kamuda bile örgütlülük en düşük düzeyde…

“Devlet eli ile kaçak işçiliğe imkân tanıyoruz”

KIBRIS: Yıllarca Kamu-İş Başkanlığı yaptınız. Sizin döneminizle, şimdiki dönemdeki kamu işçilerinin durumlarını kıyaslar mısınız?


Hüseyin Alasya: Son dönemlerde geçmiş hükümetlerden başlayarak devam eden bir yanlış uygulama var. Kamuda değişik gerekçelere dayanarak ihale yoluyla işler veriliyor. Ayrıca hizmet alımı şeklinde işler de yapılıyor.


Örneğin ben, Kamu-İş başkanı olduğum dönemde, 3 bin 800 civarında kamu işçisi Kamu-İş’in üyesiydi. Örnek vermek gerekirse, o dönemde, devlet hastanelerinde güvenlik hizmetini, yemekhane hizmetini, temizlik hizmetini devlet işçisi veriyordu. Şimdi gittikçe bundan uzaklaşıldı, hizmet alımı ya da ihale yoluyla özel şirketlere verilmeye başlandı.


Maliyet olarak hesaplandığında kamu çalışanının oluşturduğu maliyetten daha yüksek bir maliyet verilmektedir. Hizmet kalitesine bakıldığında da düşüş var.


Bu noktada hem devlet kaybetmektedir, hem de KKTC vatandaşı insanlar kaybetmektedir.

banner9

Bizzat şahit olduğum olaylar var. Belediyeler de benzer uygulamalara gitti. Örneğin Surlariçi’nin temizliği özele verildi. Ancak yanlış olduğu anlaşıldı ve iptal edildi.


Bandabulya’nın temizliğinin özele verildiği dönemde bir gün Bandabulya’ya gittim baktım, Bandabulya’nın temizliğinden sorumlu Pakistanlı bir genç…  Tek tük İngilizce biliyor… Birkaç soru sordum, cevap verdi. Sorularım üzerine bana “Benim ailem fakirdir, üniversitede eğitim görürüm. İhtiyacım olduğu için özel şirket çağırdı, geldim” dedi. Ben de bunun üzerine merak edip, sordum “Sigortan yatıyor mu?”, “yok” dedi. “İhtiyat sandığın yatıyor mu?” yine “yok” dedi. Aldığı maaş da asgari ücretin altındaydı. Bunun gibi birçok yerde bu şekilde çalışanlar var. Böyle olunca Sosyal Sigorta ve İhtiyat Sandığı gibi kurumların geliri de düşüyor. Bu hem vatandaş, hem de devlet için sorundur.


İleride bu fonlar bu nedenle sıkıntıya düşecek. Göz göre göre kaçak işçiliğe devlet eli ile imkân tanıyoruz.


Ayrıca eğer siz şu anda bir öğrenciyi alırsanız, onların yapacağı üstün körü bir iş olur. Bu nedenle bunların yeniden gözden geçirilmesi gerekir. Kendi vatandaşımıza sahip çıkmalıyız.


Devlet kendi yaşaması için kendi vatandaşına sahip çıkmalıdır.

KIBRIS: Sendika başkanlığı döneminizde kaç eyleme, kaç greve katıldınız?


Hüseyin Alasya: Birçok grevimiz oldu. Bizim etkin olabileceğimiz alanlar sınırlıdır. Ercan Havaalanı, limanlar, telekomünikasyondur.


Ancak bunlarda da hükümetler sürekli grev yasağı koyduğu için sendikaların pek etkin olma şansı yoktu. Genel grevler etkindir. Onda da katılımı sağlamak, bölünmüşlükten dolayı biraz zor hale geliyor.


Bizi, KKTC’nin tanınmamış olması da etkiliyor. Bunun dışında bizi etkileyen unsurlardan biri de bizim irademiz dışında kullandığımız Türk Lirası’nın değer kaybıdır.


Özel sektör, kamu sektörü hiç fark etmez, tümümüzün yaşamını olumsuz etkiliyor. Bu konuda da gerekli çalışmaların yapıldığına inanmıyorum.


Bakıyorum Türkiye’de, Çanakkale domatesi 1 TL’ye düşmüş, üreticiye bakıyoruz 20, 30 kuruş kilosunu vermiş, bizim piyasaya bakıyoruz 7, 8 TL… Yüzde 700’lük bir fark, makul bir fark değildir. 2 ya da 3’e satılması anlaşılabilir ancak buradaki fark ciddi bir faktır ve bu da denetim eksikliğini gösteriyor.


Hayat Pahalılığı’na baktığımızda da bir gariplik var. Türkiye’de yüzde 3 çıkmışsa bizde yüzde 6 çıkması gerekir. Ancak orada açıklanmadan bizde açıklanıyor, bu da tuhaf bir durumdur.

KIBRIS: Sendikacılık döneminde kalan ve paylaşmak istediğiniz bir anınız var mı?


Hüseyin Alasya: Kamu-İş’te başkan olduğum dönemde, yani 1996 yılında, Saraçhane Meydanı’nda, Kosova’ya ve Kıbrıs’a dayanışma mitingi düzenlenmişti.


O dönemde Necmettin Erbakan parti başkanıydı, Recep Tayyip Erdoğan ise İstanbul Belediye Başkanı’ydı. Recai Kutan’ın bakan olduğu dönemdi.


Mitinge gittik ve 250 bin civarında insanın katıldığını gördüm. Bu dönem Kosova Savaşı’nın devam ettiği günlerdi.


Kosova ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne destek mitingi adı altında düzenlenmişti. Hatta o dönemde tesettürlü gencecik hanımların yorulmadan usanmadan saatlerce orada durduğunu gördüm.


O gün, AKP’nin iktidara geleceğini söylemiştim. 

KIBRIS: 12 Ocak 1983’te 3 arkadaşınızı kaybettiğiniz bir kaza yaşadınız? O günden neler hatırlıyorsunuz?


Hüseyin Alasya: 12 Ocak 1983’te bir kaza yaşadık. Bu kazada o dönemki Türk-Sen Genel Başkanı Necati Taşkın, YÖN-SEN Genel Sekreteri Artemel Karal ve Kamu-Sen Başkanı Erdoğan Sonsal hayatını kaybetmişti. Ben de o araçtaydım. O kazadan üç arkadaş sağ kurtulduk. Birisi ben, diğeri dönemin El-Sen Başkanı Mehmet Süleyman ve diğeri de Gıda-Sen Başkanı Ali Yusuf’tu…


O gün, Türk-Sen’in örgütlü olduğu Türk Bankası’nın çalışanlarının sorunlarını dinlemek üzere Gençlik Gücü’nde bir toplantı yaptık.


O dönemde Taşkınköy dediğimiz yer inşaattı, inşaatlarla da ilgili sorunlar vardı. Oradan çıktık. Mağusa’ya Salamis Bay Hotel’e gidiyorduk.


Lokanta ve Eğlence Yerleri İşçileri Sendikası (Koley-Sen) Başkanı Hüseyin Curcioğlu, Liman-Sen Başkanı Asaf Şentürk, Salamis Bay Otel’de yaşanan sorunlarla ilgili bir toplantı düzenlemişti.


Mağusa’ya giderken BRT’nin 18.30 haberlerini de takip ediyorduk. Radyonun hemen yanında, aracın kilometresi olduğu için gittiğimiz hız da aklımda. 70- 75 kilometre hızla gidiyorduk. Kışın kesin olduğu bir dönemdi ve yağmur vardı.


İnönü Kavşağı’nı geçtiğimizde, 1974 öncesi mücahitlerin Nergisli’ye ulaşmak için kullandığı bir yol vardı. O yolda narenciye yüklü bir TIR bozulmuş ve hiçbir uyarı koymadan yolun içine bırakıp, gitmişlerdi.


Biz de o süratle TIR’ı görmedik ve direkt TIR’ın altına girdik. Sonrasını hatırlamıyorum.


Önce Mağusa Hastanesi’ne, ardından Lefkoşa Hastanesi’ne kaldırıldım. Yaşayacak günlerimiz varmış, biz kurtulduk. Üzerinden 36 yıl geçti.

KIBRIS: Ülkede yapılan birçok yanlış olduğundan söz ettiniz. Bu yanlışlara örnek verir misiniz?


Hüseyin Alasya: Türkiye tek bizi tanıyan ülke… Eğer bize altyapı gibi yardımları olmasa daha zor günlerimiz olacak. Ancak bana göre yanlış yapılanlar var.


Örneğin eşdeğer mal yasası, ardından tahsise tapu verildi. Tahsise tapu vermek, bence büyük bir hatadır. Buraya gelen vatandaşların kullanımına verilmesi gayet doğaldır. Birinci derece akrabalık bağı olanların ölmeden diğerine devretmesi normaldir. Ancak tapu vermek yanlıştır. Tapu verilince satışlar başladı. Ülkeye ekonomik bir değer katkısı yapmadan bu malları sattı ve ülkeden gitti.


Eğer biz bu tahsise tapuyu vermeseydik ve Vakıf Malları gibi cüzi kira alsaydık, ülkenin bazı ihtiyaçları da karşılanırdı. Bütçe açıklarını kapatırdı diye düşünüyorum. 

KIBRIS: Eski bir sendika başkanı olarak yetkililere vermek istediğiniz bir mesaj var mı?


Hüseyin Alasya: Mecliste gündemde mali denetim var. Ancak bu denetime hangi paranın, hangi amaçla ayrılıp, bu amaç için kullanılıp kullanılmadığının da kontrolü eklenmelidir.


Bir dönem yangın için fon konuldu, vergi konuldu. Ancak bir baktık o toplanan, sağlanan gelir, bu yanan ormanların tamamı yerine getirilsin diye kullanılmadı. Başka amaçlara harcandı.


Kamu gelirlerini farklı amaçlar için kullanmamak gerekir.
 

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner108

banner107

banner88

banner96