Hellimde sorunlar bitmiyor

banner37

AB, Kıbrıs helliminin PDO tescilinde ‘üretimde yüzde 51 küçükbaş hayvan sütü’ şartı koydu, hayvan ve yem ithalinin ‘sadece AB ülkelerinden yapılabileceğini’ söyledi; zafer çığlıkları kısıklaştı

Hellimde sorunlar bitmiyor
banner90
banner8

“ZOR AMA İMKANSIZ DEĞİL”… AB, Kıbrıs hellimini PDO olarak tescilledi ancak üretimde yüzde 51 küçükbaş hayvan sütü kullanılması ve yemin de sadece AB üyesi ülkelerden ithal edilebilmesi şartı getirdi; Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanı Nazım Çavuşoğlu, KTSO Başkanı Candan Avunduk ve Cumhurbaşkanlığı Müzakere Ekibi Hukuk Danışmanı Oğuzhan Hasipoğlu, zamanaihtiyaç olduğunu söyledi. İŞAD Başkanı Enver Mamülcü ise yaşananların ‘ötelenen sorunların doğal sonucu’ olduğunu kaydetti.

“ÜRETİCİYE DESTEK SORUNU ÇÖZER”…Küçükbaş Hayvan Üreticileri Birliği Başkanı Alpay Orhan Güvenlier, ülkede an itibarıyla 260-300 bin keçi ve koyunun bulunduğunu ve yıllık hellim üretimimiz bu seviyede kalsa dahi, mevcut hayvan sayımızla, istenilen küçükbaş hayvan sütünü üretmek için 15 seneye ihtiyacımız olduğunu belirtti. Güvenlier, hayvan ithalatının hiçbir derde deva olmayacağını da savunarak, doğan her dişi kuzuya ve damızlık oğlağa verilecek devlet desteğinin, sorunu çözmede yeterli olacağını kaydetti.

Ali ÇATAL

Avrupa Birliği’nin (AB), Kıbrıs'ın hellimini ‘koruma altına alınmış menşe adı (PDO)’ olarak tescillemesinin ardından, sürecin bundan sonra ne şekilde işleyeceğine yönelik tartışmalar da arttı.


AB’nin ‘yedi yıllıkbir beklemenin ardından aldığı’ karara göre, niş ürün hellim, AB üyesi ülkelerde bundan sonra sadece Türkçe ‘hellim’ ya da Rumca ‘halloumi’ adı altında satılabilecek.


Rum Yönetimi Lideri NikosAnastasiadis, daha önce tescilli marka statüsündeki hellimin PDO listesine alınmasını ‘dönüm noktası’ olarak nitelemiş; kendisine ait bir sosyal medya platformundan 29 Mart'ta bir de Türkçe paylaşımda bulunarak, "Bugün #Halloumi /#Hellim ve yurdumuz için bir dönüm noktasıdır. AB, ürünümüzü #CİT ürünü yapıyor. Kıbrıslı Rum ve Türk dâhil olmak üzere, tüm Kıbrıslı üreticilerin yararına bir koruyucu kalkan ve ulusal ürünümüzün ihracatının artması için büyük bir perspektif meydana getiriyor" ifadelerini kullanmıştı.


KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ise bahse konu tescil arifesinde yaptığı bir konuşmada, hellimin Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında AB ülkelerine ihracatının önünün açılması konusunun uzun zamandır görüşüldüğünü ancak Güney Kıbrıs’ın ‘her nedense’ hellimin denetimini yapacak otoritenin belirlenmesi hususunda farklı bir tutum içerisinde olduğunu anlattıklarını söylemişti.


Tatar, ayrıca, Kıbrıs Türk tarafının, denetçinin ya Avrupa Komisyonu tarafından atanmasını ya da Kıbrıs’ta atanacaksa iki lider tarafından atanması taraftarı olduğunu ifade ederek; “Rum otoritesinin Kuzey’e yayılmasına asla müsaade etmeyeceğimizi söyledik çünkü burada siyasi hassasiyetler olduğunu söyledik” demişti.


Söz konusu tescilin ardından, başta hellim/halloumi ürününün yüzde 51’inin küçükbaş hayvan sütünden üretilmesine ve bu hayvanların beslenmesinde kullanılacak yemin ‘sadece AB üyesi ülkelerden’ ithal edilmesine yönelik maddeler de kamuoyunda tartışılmaya başlandı.

Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanı Nazım Çavuşoğlu da hellim tescilinde AB’nin şart koştuğu yüzde 51 küçükbaş hayvan sütünü sağlamanın zor olduğunu ancak imkansız olmadığını dile getirdi; ülkemiz şartlarına uyan hayvanların ithal edilmesi çalışmalarının da başladığını kaydetti.

Hellimin, adanın iki tarafında da daha ağırlıklı olarak büyükbaş hayvan sütünden yapıldığına dikkat çeken Çavuşoğlu, ilgili küçükbaş hayvan sütü oranına ulaşmanın zaman alacağını, AB’nin bu zamanı sağlaması için de temasların sürdüğünü kaydetti.

Kıbrıs Türk Sanayi Odası (KTSO) Başkanı Candan Avunduk ise üretimde yüzde 51 koyun ve keçi sütü kullanılmasına maliyeti artırdığına dikkat çekerek, ülkedeki küçükbaş hayvan sütünün bu banda ulaşmasının 15 yıl alacağını belirtti; bu karar nedeniyle Kıbrıslı Türk ve Rum üreticilerin çıkmazda olduğuna vurgu yaptı.


Avunduk, hellimde kullanılan küçükbaş hayvan sütünün Kuzey’de yüzde 11-12, Güneyde ise 15-20 bandında olduğunuda aktardı.


Hellim/halloumi isminin coğrafi işaret olarak AB nezdindeki tescili ile AB gıda güvenlik standartları ve tescile uygun üretilecek hellimin Yeşil Hat Tüzüğü üzerinden AB’ye ticaretine olanak sağlayacak düzenlemeler de AB’nin ilgili alt komiteleri tarafından onaylandı ve ilgili düzenlemelerin yasallaşması için gerekli onay süreci de tamamlandı.

En büyük ihracat kalemi

Adanın en büyük ihracat kalemi olarak göze çarpan hellim, geçen yıl 250 milyon eurolukbir ticaret hacmiyle rekor kırmıştı. PDO statüsü taşımanın bu rakamı daha da arttırması ve söz konusu kararın da bu ayın ortalarından itibaren uygulanması bekleniyor.

Güney Kıbrıs, hatırlanacağı üzere ‘hellimin yeterli derecede koruma altına olmadığı’ gerekçesiyle Ağustos 2020’de AB-Kanada Serbest Ticaret Anlaşması’na(CETA) karşı çıkan ilk ülke olmuştu.


Öte yandan, hellim türüne yakın bir süt ürününün üretildiği Bulgaristan'da ise yasal yaptırımlardan kaçınmak için ‘BBQloumi’ adı kullanılmaya başlandığı haber verildi.


Bu tabirin, sonundaki ‘loumi’ nedeniyle hellimle karıştırılacağını ve Kıbrıs hellimini olumsuz etkileyeceğini savunan Rumların açtığı davada mahkeme, Bulgarların lehine bir karar almıştı.

Hasipoğlu: Süreye ihtiyaç var

Cumhurbaşkanlığı Müzakere Ekibi Hukuk Danışmanı ve Ulusal Birlik Partisi (UBP) Gazimağusa Milletvekili Oğuzhan Hasipoğlu,hellim üretiminde AB tarafından istenen küçükbaş hayvan sütü oranına ulaşmak için sürece ihtiyaç olduğunu ve bu doğrultuda, ülkedeki küçükbaş hayvan sayısı ile veriminin artırılması gerektiğini söyledi.

Hasipoğlu, “Üreticiler, bu yöndeki taleplerinde haklıdır. Aynı durum, güney için de gereklidir. Bu konu da komisyonda değerlendirilecektir” dedi.

Hasipoğlu, ayrıca, hayvan ve yem ithali yapılabilecek ülkeler listesinde Türkiye’nin olmadığını ve bu durumun da sıkıntıya neden olabileceğini ifade ederek, “Başka pazarlar aramamız gerekecek” şeklinde konuştu.


Açıklamasında bir noktayı da hatırlatan Hasipoğlu, Avrupa Komisyonu Tarımsal Ürünlerin Kalite Kontrol Komitesi’nin, tescil kriterleri arasında, hayvan ve yem ithali yapılabilecek ülkeler listesinde Türkiye’nin olmadığını söylediğine de dikkat çekti.

Güvenlier: En az 15 sene lazım

Küçükbaş Hayvan Üreticileri Birliği Başkanı Alpay Orhan Güvenlier de ilgili tescilin coğrafi bir nitelik taşıması hasebiyle, yem ithalatının yapılmasındansa, hayvanların ‘Kıbrıs’ın coğrafi yapısına uygun’ şartlarda yerel besinlerle yetiştirilmesinin çok daha tercih edilebilir bir seçenek olduğunu söyledi.


Hellimin yüzde 51’inin küçükbaş hayvan sütü olması şartının ‘dayatma’ olduğunu ve bu dayatmanın da adanın her iki yakasındaki üreticilere uygulandığını kaydeden Güvenlier, ‘orijinal’ hellimin zaten tamamının küçükbaş hayvan sütünden yapıldığını fakat ülkemizdeki inek sütü enflasyonu nedeniyle hellim üretiminde de daha ziyade büyükbaş hayvan sütünün kullanıldığını bilgisini verdi.


banner134
“Bunu reddetsek ne olacak? Tescil, bu şartla zaten geçti ama bilinmelidir ki yıllık hellim üretimimiz bu seviyede kalsa dahi,mevcut hayvan sayımızla, bunun yüzde 51’ini küçükbaş hayvan sütünden üretmek için 15 sene ister” şeklinde konuşan Güvenlier, sürülerdeki hayvan sayısının önemine dikkat çekti.

Brusella hastalığına yönelik iki yıl önce yapılan taramanın ardından, küçükbaş pek çok hayvanın itlaf edildiğini de hatırlatan Güvenlier, adı geçen hastalığa yönelik taramaların tekrar başladığını ve belli sayıda hayvan kaybının da yine öngörüldüğünü aktardı.


Ülkede an itibarıyla 260-300 bin keçi ve koyunun bulunduğunu, keçilerin daha verimli olmasına rağmen koyun sayısının, bu rakam içerisinde daha büyük bir miktara denk geldiğini de söyleyen Güvenlier, küçükbaş hayvan üreticilerine verilecek desteğin, bu miktarı yukarı çekeceğini söyledi.

Güvenlier, tescil sonrası süreçte en büyük görevin hükümet edenlere düştüğünü de vurgularken; hükümet kanadından gelen ‘hayvan ithalatının önünün açılacağına’ yönelik söylemleri ise “Hiçbir derde deva olmayacak eylemler” şeklinde yorumladı.


“Hem sanayici hem üretici hem de imalatçı, süreç dahilinde kazanabilir lakin hayvan ithali, kesinlikle çözüm değildir” ifadelerini kullanan Güvenlier, sürülerde iki yıl önce doğan 45 bin baş damızlığın bugün yüzde 60 kadarının anaç olduğunu; bu bağlamda, doğan kuzu ve damızlık oğlak başına verilecek devlet desteğinin, sektörü kalkındırmak için yeterli olduğunu kaydetti.

Güvenlier, böylesi bir yaklaşım hayata geçerse, gerekli küçükbaş hayvan sütü üretiminin, 15 değil; yedi yıl içerisinde elde edilebileceğini söyledi.

“Hayvancılık devlet politikası olmalı”


Alpay Orhan Güvenlier, tarım ve hayvancılığın devlet politikası olması gerektiğini de belirterek, yerli üreticinin desteklenmesi durumunda, yurt dışına bağımlı kimliğimizin zamanla ortadan kalkacağını savundu.


İlgili bakanlığın, ülkedeki küçükbaş hayvan sütü üretimini hesaplarken, üreticinin Süt Kurumu’na verdiği sütü baz almasının doğru olmadığını da kaydeden Güvenlier, üreticini sütünü devlete vermesi durumunda ‘yağ oranı düşük, Ph’ı az’ gibi nedenler gösterilerek, sütün birim fiyatının 3,5 TL’ye kadar düşürüldüğünü belirtti.


“Üretici, sütünü devlete 3,5 TL’ye vermektense, 7 TL’ye yoğurtçuya vermeyi tercih ediyor. Yoğurtçu ‘kapıya kadar’ geliyor ve sütü 7 TL’den alıyor. Devlet ise hem fiyat düşürüyor hem de düşürdüğü fiyatı da ödeyene kadar üreticiye yapmadığını bırakmıyor” diyen Güvenlier, buna göre, ülkedeki küçükbaş hayvan sütü üretiminin ‘gerçek’ miktarının da kayda geçenden yüksek olduğuna işaret etti.

Güvenlier, bir torba hayvan yeminin 126-168 TL arasında değiştiğini de söyleyerek; su, saman, sap… gibi diğer girdi maliyetleri yok sayıldığında bile 100 başlık bir küçükbaş hayvan sürüsünün aylık yem maliyetinin 10-12 bin TL’yi bulduğunu söyledi.


Otel sahipleri başta olmak üzere, iş insanlarına verilen hayvan ithalat izinlerinin de sektöre ciddi bir darbe vurduğu gerçeğine parmak basan Güvenlier, sözlerini şu ifadelerle sonlandırdı:


“İspanya’dan hayvan getirme izni alanları duyuyoruz. İş insanlarının bu sektörde ne işi var? Üstelik bu izinde herhangi bir sınır da yok. Yerli üretici ayakta tutulursa, ne hayvan getirtmek zorunda kalırız ne de yem.


Bizler köylüyüz ve üreticiyiz. Şayet batarsak, çoluk çocuk kente göç etmek zorunda kalacağız. Bizi buna zorlamasınlar; süt ve yem sorununu ‘zor da olsa’ çözeriz.”

Mamülcü: Ötelenen sorunların doğal sonucu


Kıbrıs Türk İş İnsanları Derneği (İŞAD) Yönetim Kurulu Başkanı Enver Mamülcü ise küçükbaş hayvan sütü konusunda yaşanan sıkıntının ‘sadece bugünün’ sorunu olmadığını vurguladı.


“Ötelenen sorunlar birikti ve bu günlere geldik” şeklinde konuşan Mamülcü, gelmiş geçmiş bütün hükümetlerin bu durumda payı olduğunu da kaydetti.

Mamülcü, süt üreticilerin elinin an itibarıyla oldukça güçsüz olduğunu da belirterek; üretici cephesinden gelen “En az 15 seneye ihtiyaç var” söylemlerinin de bu minvalde değerlendirilmesi gerektiğine işaret etti.


Sorunun sadece süt kısmının olmadığını, endüstriyel hellimin tüketicilerinin alıştığı bir de ‘damak zevki’ bacağı olduğunu da hatırlatan Mamülcü, şu ana değin ‘inek sütü kullanılarak’ üretilen hellimin ‘kendi müşteri kitlesini’ inşa ettiğini ve büyük ölçüde küçükbaş hayvan sütü kullanılarak üretilecek hellime ‘bu kitlenin’ vereceği reaksiyonun da belirsiz olduğunu vurguladı.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75