banner6

Hesap manipülasyonlarına zemin hazırlıyor

banner37

Vergi Uzmanı Özçakır, kamuoyunda ‘vergi affı’ olarak bilinen ve vergi yükümlülerinin kayıt dışında tuttuğu kıymetlerin vergilendirilmesini hedefleyen ‘Nakdi Varlıklara İlişkin Mali Düzenleme Hakkında Yasa Tasarısı’nı anlattı:

Hesap manipülasyonlarına zemin hazırlıyor
banner8

“KAPSAMI DAHA GENİŞ OLMALIYDI”… Kemal Özçakır, son hükümetin 3 Ağustos’ta yürürlüğe koyduğu kararnamede olduğu gibi sadece kayıt dışında tutulan paranın değil; bu para ile birlikte bilançolarda beyan edilmemiş ekonomik kıymetlerin kaydının ve diğer servet unsurlarını da kapsayacak düzenlemelerinyapılması gerektiğini fakat istifa eden hükümetin, sadece para ile ilgili bir mali düzenleme yapma girişiminde bulunduğundan, paraya yönelik spekülasyonlara sebep olduğunu ve ciddi bir eleştiriyle karşılaştığını söyledi.

Ali ÇATAL

Ekonomist ve Vergi Uzmanı Kemal Özçakır, istifa eden son hükümet tarafından meclise sunulan ve halk arasında ‘vergi affı’ olarak bilinen ‘Nakdi Varlıklara İlişkin Mali Düzenleme Hakkında Yasa Tasarısı’nı hem destekledi hem de eleştirdi.

Kayıt dışı ekonominin, esas amacı ‘vergi kaçırmak’ olan ve belgeye dayanmadığı için kayıtlara intikal etmeyen, devletin gayri safi milli hasılası yer almayan ve ülkenin ekonomik büyüme hesaplamasına dahil edilmeyen ekonomik aktiviteler olduğunu söyleyen Özçakır, bununkamu maliyesini olumsuz etkileyen önemli bir faktör olduğu gerçeğine parmak bastı.


Üretim ve tüketimin gerçek anlamda tespit edilemediği ülkelerde, fert başına milli gelir hesaplamasının her zaman sağlıksız olduğuna ve KKTC’de de üretim ve tüketimin tam olarak tespit edilememesinin yanında nüfusun da tam olarak kestirilememesinin sağlıklı bir hesabı imkansızlaştırdığına vurgu yapan Özçakır, Kuzey Kıbrıs’ta kayıt dışılıkla mücadele yerine ‘kayıt dışılığa sebep olan’işlere imza atıldığını söyledi.

Özçakır, vergi yükümlüsüne vergi indirimi yapmak suretiyle kayıt dışında tuttuğu gelirlerini uzlaşı yolu ile beyanda bulunması yönünde devamlı surette davetkar bir tutum izlenmesinin devlet otoritesini zayıflattığını ve kamuoyunda ‘gerekli ve gereksiz’ tartışmalara sebep olduğunu da belirtti.


Gerek yasalarla gerekse yasa gücünde kararnamelerle (YGK) yürürlüğe konulan ve kamuoyunda ‘vergi affı’ olarak nitelendirilen bu icraatların, 1985 yılından beri hükümetlerin birkaç yılda bir devletin yasal çerçevesi dışında olan ve zaman zaman suç geliri niteliğine bürünen gelirlerin yasal çerçeveye alınması suretiyle ‘vergi yasalarında öngörülen vergi oranlarının çok altında’ bir vergi oranı uygulayarak vergi tahsilatı gerçekleştirmenin amaçlandığını aktaran Özçakır, bu yaklaşımın sorgulanması gerektiğini açıkladı.

Özçakır, gerçek ve tüzel kişi statüsündeki vergi yükümlülerinin kesinleşmiş vergi ve cezaları, gecikme zammından belli oranda indirim, bilançoda kısmen kaydedilmiş veya hiç kaydedilmemiş ekonomik kıymetlerin kaydı, beyan edilen vergi matrahının belirli bir oranda arttırılması, beyan edilmeyen veya eksik beyan edilen servet unsurlarının beyan edilmesi ve indirimli bir vergi ile vergilendirilmesininise yürürlüğe konulan YGK’lerin kapsamını oluşturduğunu söyledi.

“Anayasanın 112. maddesinden aldığı yetki ile son hükümet tarafından, 3 Ağustos 2021 çıkışlı YGK ile iptal edilen 170/2021 sayılı Nakdi Varlıklara İlişkin Mali Düzenleme Hakkında Kararname, içeriğine dokunulmadan sadece yasa gücünde kararname ibaresi ‘yasa tasarısı’ olarak değiştirilmiş ve Cumhuriyet Meclisi’ne gönderildi” diyen Özçakır, bu vesileyle, bazı siyasi partilerin YGK ile vergi ve harçlarla ilgili düzenleme yapılamayacağı ve bununla ilgili yasa yapılması gerektiğini anayasanın 75. maddesini ileri sürerek kararname ile ilgili yürütmeyi durdurma ve iptale ilişkin başlatılacak dava sürecinin de sonlandığını vurguladı.

“Birbiriyle çelişen ifadeler var”


Kemal Özçakır, ödenecek vergi miktarında indirim yapılabilmesinin önünün açılabilmesi konuya ilişkin kuralların bir yasa altında toplanması ve açık hale gelmesi, 3 Ağustos 2021 tarih ve 170/2021 sayılı yasa gücündeki kararnamenin iptal gerekçesi olarak gösterilirken; 3-25 Ağustos 2021 döneminde yürürlükte kalan 170/2021 sayılı yasa gücünde kararnameden yararlanmak üzere “Gelir ve Vergi Dairesi’ne beyanda bulunan gerçek ve tüzel kişi statüsündeki vergi yükümlüleri nezdinde yapılan tarh, tahakkuk ve tahsilat gibi işlemlere halel gelmeksizin” şeklinde bir ifade kullanılmasının ise  bir süre sonra hukuk zemininde ayrı bir tartışmaya neden olabileceği uyarısını da yaptı.


Kararnamede herhangi bir değişiklik yapılmadan,son hükümet tarafından Cumhuriyet Meclisi’ne havale edilen yasa tasarısının, meclisin şu anki yapısı dikkate alındığında yasalaşmasının zor göründüğüne dikkat çeken Özçakır, “Nakdi Varlıklara İlişkin Mali Düzenleme Hakkındaki Yasa Tasarısı incelendiğinde, vergi hukuku açısından boşluğa neden olan ve birbiriyle çelişen ifadelerin yer aldığı bir tasarıyla karşılaşılıyor” dedi.


Buna göre, yasa tasarısının 4 (1) maddesi, beyan edilen paranın yükümlü tarafından bir banka belgesi ile tevsik edilmesi yani kanıtlanması ve beyan tarihini takip eden 2. ayın son gününe kadar vergisinin ödenmesi süratiyle bu yasadan yararlanılabileceği yazıldığını söylen Özçakır, “Yine tasarının 4 (2) maddesi ise beyanda bulunulan para dikkate alınarak tarh-tahakkuk edilecek verginin öngörülen sürede ödenmesi koşuluyla beyan edilecek para miktarı ‘vergisi ödenmiş kazanç’ olarak kabul edilebileceği ve bu yükümlüler hakkında herhangi bir araştırma, vergi incelemesi ve tarhiyat yapılmayacağı taahhüt ediliyor ancak yasa tasarısının 5 (4) maddesi ise ‘Ödenmesi gereken verginin saptanan süre içerisinde yani beyanın yapıldığı tarihi takip eden 2. ayın son gününe kadar tamamen ödenmeyen vergi, gecikme zamları ile birlikte Kamu Alacakları Tahsil Usulü Yasası kurallarına göre tahsil edilir ve 24 ay içerisinde ödenmesi için vergi yükümlüsüne bir süre verilir’deniliyor” ifadelerini kullandı.


Tasarıda öngörülen 24 ay içerisinde verginin bir kısmı ödenmiş ise vergisi ödenen para miktarınınbu yasa kapsamına alınarak yüzde 2,5 bandında vergilendirildiğini;vergisi ödenmeyen para miktarının da yürürlükteki vergi kurallarına göre vergilendirileceğini söyleyen Özçakır,“Diğer bir ifadeyle, bu yasa kapsamı dışında kalan para miktarı, yükümlü tarafından sunulacak beyana ilave edilmesi suretiyle vergilendirilir” şeklinde konuştu.

Tasarı yasalaşması halinde, yüzde 2,5 bandında vergisini ödemekten kaçınan vergi yükümlüsünün gerçek kişi ise yüzde 37, tüzel kişi ise yüzde 23,5 olmak üzere vergisini ödemek isteyeceğinin ‘pek de’ düşünülemeyeceğine de işaret eden Özçakır, “Sonuç olarak, Gelir ve Vergi Dairesi’ne 2021 yılına ilişkin sunulacak yıllık gelir beyanlarına ilave edilecek ve bu yasadan yararlanmak için beyan edilecek para miktarı dikkate alındığında vergi matrahının tespiti ile ilgili bazı hesap manipülelerinin yapılmasına zemin hazırlanacak” ifadelerini kullandı.


Bununla birlikte, yasa tasarısında, yükümlü tarafından beyan edilen ve bilanço pasifinde geçici özel bir fon hesabında tutulup altı ay içerisinde sermayeye ilave edilecek para miktarının ‘vergisi ödenmemesine rağmen’ sermayeye ekleneceğini çünkü Gelir ve Vergi Dairesi’ne beyanla birlikte sunulan ‘düzeltilmiş’ bilançoda, vergisi ödenmemiş para miktarının sermayeye ilavesi ve bunu da yükümlüye tahsilat için tanınan 24 ay dahilinde revize edilmiş bilançoda tutmasını engelleyen bir kuralın yasa tasarısında yer almadığının açıkça gözlemlendiğini de söyleyen Özçakır, Gelir ve Vergi Dairesi’ne beyanda bulunulan ve vergisi ödenmeyen paranın sermayeye ilave edilmesinin yanı sıra vergi yükümlüsüne güçlü bir sermaye ile iş kapasitesini arttırma ve finans kuruluşları nezdinde ‘itibar kazanma’ imkanı vereceği uyarısında da bulundu.

banner134

“Vergisi ödenen gelir kapsamdan çıkarılmalı”

KamalÖzçakır, “Yükümlü tarafından, öngörülen sürede ödenmeyen ve kesinleşen bir vergi ise ‘artık’ bir kamu alacağı niteliği kazanır ve 48/1977 sayılı Kamu Alacakları Tahsili Usulü Yasası kurallarına göre işlem görür. Gecikme zamları ile birlikte tahsilat şayet gerçekleşmezse de hukuk süreci başlar” derken, Nakdi Varlıklara İlişkin Mali Düzenleme Hakkında Yasa Tasarısı’ndan yararlanmak için kayıt dışında tutulan para ve beyanda bulunulan para miktarı üzerinden yüzde 2,5 olmak üzere gerçekleştirilen tarhiyat sonucu tahakkuk eden verginin kısmen veya tamamen ödenmemesi sonucunda yapılan tarhiyatın öncelikle iptal edilmesinin gerektiğini söyledi.


Vergisi ödenen para miktarının bu yasa kapsamına alınmasının, vergisi ödenen gelirin ise söz konusu yasanın kapsamından çıkarılmasının, uygulamadaki vergi yasalarında öngörülen kurallara göre bir vergilendirme için gerekli olduğunu da kaydeden Özçakır, ‘vergilendirme hatası olmadığına’ ise şu sözlerle dikkat çekti:


“Bu bağlamda, 27/1977 sayılı Vergi Usul Yasası’nın 59-62 maddelerine göre, yükümlünün mağduriyetinin önlenmesi maksadıyla gerekli düzeltme işlemi yapılır. Bunun yapılabilmesi için de vergi yükümlüsünün vergi ve verilendirme ile ilgili hata yapıldığına yönelik haklı gerekçelerinin yanında Vergi Dairesi’nin düzeltme işlemi yapılmasının gerektiği ile ilgili bir hata tespit etmesi gereklidir ancak burada düzeltme işleminin yapılmasını gerektirecek bir vergilendirme hatası yoktur.”

Özçakır, kaldı ki, vergi yükümlüsünün, bahse konu yasanın kurallarından faydalanabilmek için beyanda bulunduğu parayı banka belgesi gibi güçlü bir maddi delille tesvik ettiğini ve bilançosunu da bu maddi delile göre revize ettiğini de belirtirken,“Yani tarhiyat işleminin iptalinden ziyade iptal edilmemesinin gerektiği ile ilgili gerekçeler ağır basıyor” şeklinde konuştu.

“Birbirini bu derece tamamlamayan ve kendi içinde çelişkiye neden olan bir ‘işlemler kargaşasına’ sebep olunan yerde, kayıt dışında tuttuğu paraya yönelik olmak üzere nakdi varlıklara ilişkin bu yasadan yararlanmak için beyanda bulunan vergi yükümlüsüne yapılacak tarhiyat işlemi sonucunda tahakkuk edecek vergi toplamının tümünün ödenmesi veya bir başka ifadeyle beyan anında tahakkukçu bir vergilendirmeyle işlem sonlandırılmalıdır” diyen Özçakır, ayrıca, bazı siyesi partilerin‘YGK ile vergi düzenlemesinin yapılamayacağını’ ve bunun anayasaya da aykırı olduğunu iddia ettiğini hatta yürütmenin durdurulması için Anayasa Mahkemesi’ne dava dosyaladığını da hatırlattı.


Kamuoyunda vergi affı diye nitelendirilen mali düzenlemelere ilişkin yasa ve YGK’nin, her hükümet döneminde yayınlanıp yürürlüğe konduğunu söyleyen Özçakır, “Hatırlanacağı üzere, istifa eden hükümet döneminde muhalefette olan partiler de iktidarda oldukları 2014 yılında 60/2014 sayılı Mali Düzenleme ve Kamu Alacaklarının İndirimli Tahsiline İlişkin Yasa ve 4/2018 sayılı Mali Düzenlemeye İlişkin Yasa Gücünde Kararname yürürlüğe koymuştu” şeklinde konuştu.

Bu yasa ve kararnamenin de son hükümetin 3 Ağustos’ta yürürlüğe koyduğu ve 25 Ağustos’ta ikinci bir kararname ile iptal ederek meclise havale ettiği kararnamedeolduğu gibi sadece kayıt dışında tutulan paranın değil; bu para ile birlikte bilançolarda tamamen veya kısmen beyan edilmemiş ekonomik kıymetlerin kaydı ve diğer servet unsurlarını da kapsayacak düzenlemeleri içerdiğinin gözlemlenmesi gerektiğini de belirten Özçakır, istifa eden hükümetin, sadece para ile ilgili bir mali düzenleme yapma girişiminde bulunduğundan, paraya yönelik spekülasyonlara sebep olduğunu ve ciddi bir eleştiriyle karşılaştığını söyledi.

Özçakır, sözlerini şu ifadelerle sonlandırdı:


“Halbuki 2014 ve 2018 yıllarında da aynı mali düzenlemeler gerek yasa gerek YGK ile yürürlüğe konmuştu. Yüzde 2,5’lik verginin ‘çok düşük’ olduğuna yönelik getirilen eleştirilere ise 2014 ve 2018 yıllarında yapılan düzenlemelerdeki verginin yüzde 3 olduğu yani arada ‘aman aman’ bir fark olmadığı söylenerek yanıt verilebilir.


Bazı ekonomistler, 3 Ağustos 2021 tarih ve 170/2021 sayılı YGK’den yararlanan sekiz yükümlünün beyanda bulunduğu para miktarının 880 milyon TL olduğunu ifade etti ve yüzde 2,5 yerine yürürlükteki mevcut vergi oranları ile yani gerçek kişi statüsündeki yükümlü için yüzde 37, tüzel kişi statüsündeki vergi yükümlüsü için de yüzde 23,5 bandında vergilendirme talep etti ve devletin yüzde 2,5 üzerinden verilendirme yapması durumunda 200 milyon TL civarında bir vergi kaybının olduğunu ifade etti.

Uygulanan  yüzde 2,5’in düşük olduğu herkesin malumudur lakin unutulmamalıdır ki bu bir mali düzenlemedir ve vergi yükümlüsünün kayıt dışında tuttuğu paranın kayıt altına alınması için ‘geçici bir süreyle’ yapılan bir uygulamadır yani Vergi Yasası’nda öngörülen kuralların dışında bir uygulamadır.”

YORUM EKLE
banner140
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75

banner88

banner104