Hiç görmediği anne ve babasını özlüyor

banner37

Hayata gözlerini yeni açtığında önce annesi vefat etti, ardından babası Kıbrıs olaylarında kayboldu. O bir kayıp çocuğu, babasının kalıntılarına kavuşacağı günü bekliyor... İngiliz bir anne ve Kıbrıslı Türk bir babanın oğlu… Can İpçioğlu için özlem çok farklı bir duygu...

Hiç görmediği anne ve babasını özlüyor
banner8

Gizem ÖZGEÇ

Herkes onu spor yazarı ve öğretmen kimliği ile tanıyor… Ama onun hikâyesinde, daha hayata gözlerini yeni açtığı zamanlarda kaybettiği bir aile var… Can İpçioğlu… Annesi İngiliz… Adı Elizabeth… O daha üç aylıkken hayatını kaybetti… Babası; Süleyman Sezai Nidai… 1963’te Can İpçioğlu henüz altı aylıkken Kıbrıs olaylarında kayboldu ve bir daha da bulunamadı… Anne ve babası için “Onları sadece fotoğraflardan tanıyorum” diyor İpçioğlu… Ve özlemin onun için çok farklı olduğunu… “Hiç bilmediğin bir şeyi özlemek” diye tarif ediyor…

Ancak Kıbrıslı Rumlara düşman değil… “Savaşta birileri ölür… Ancak bundan sonra yaşanmasın ki, bizim gibi başkaları da öksüz kalmasın” diye konuşuyor…

Öğretmen ve spor yazarı

SORU: Biz seni tanıyoruz ancak okuyucularımız için kısaca kendini anlatır mısın lütfen?

CEVAP:1963 doğumlu Lefkoşalıyım. 1987’den beri ilkokul öğretmeniyim. Aynı yıldan beridir de spor yazarlığı yapıyorum. Öğretmenliğe başladığım gün yazarlığa da başladım.

Annesi İngiliz… O üç aylıkken hayatını kaybetmiş

SORU: Hikâyen fazlasıyla ağır… İstersen başlayalım… Annen?

CEVAP: Annem İngiliz’di. Adı; Elizabeth. Ben büyüklerimden duyduğum kadar hatırlıyorum. Babamla Alayköy’deki kapalı havaalanında tanışmışlar. İkisi de orada çalıyormuş. Babam dülgermiş ama annem ne iş yapıyordu bilmiyorum. Lefkoşa’da evlenmişler. Babam; Kıbrıslı Türk… Süleyman Sezai Nidai… Evlendikten sonra Erol isminde oğulları olmuş… Yani abim… Ben üç aylıkken annem hasta olmuş. Nefes darlığı… Ve İngiltere’ye götürülmüş ancak orada hayatını kaybetmiş ve Liverpool’a gömülmüş.

Ve altı aylıkken babasını da yitirdi…

SORU: Peki ya baban?

CEVAP: Ondan üç ay sonra da babam kayboldu. 1963 olaylarında… Ben altı aylıkken. Şimdiki Lefkoşa Belediyesi Belediyesi’nin orada (Baypas yolu) Küçükkaymaklı’da kaybolmuş. Bana o yıllardan sonra dedem nenem ve halalarım baktı. Annem hasta olduğunda İngiltere’ye babamla gitmişiz. Sonra döndük ve babam kayboldu. İki dayım vardı. Bu olaydan sonra bize sahip çıkmak istediler, bakmak için. Ancak dedem babamın kaybolduğunu bildiği için ve bir gün geri gelir umuduyla bizi bırakmadı. 1974’e kadar da bir umut bekledi ama gelen olmadı. Dedem, babam kaybolduğunda Makarios’a mektup yazıp bizim hikâyemizi anlatmış. “Lütfen sağsa gönderin” demiş. Ancak hiç ses çıkmamış.

“Bize bakmaya geliyormuş… Sonrası yok…”

banner134

SORU: Babanın kayboluş şekline dair bir bilgin var mı?

CEVAP: Çok fazla bilgim yok. O dönemlerde Rumlar Türkleri gördükleri yerde alırlarmış. O dönemlerde biz iki çocuk dedemde kalırmışız. Babam da arkadaşlarıyla kontrol amaçlı devriye yaparken, “Bir çocuklarıma gidip bakayım” demiş… Arkadaşları “gitme” demiş ama dinlememiş. Ve o anda kaybolmuş… Ancak nerede gömülü olduğuna dair hiçbir fikrim yok. Kemikleri de henüz bulunmadı.

Sadece fotoğraftan…

SORU: Nasıl biriymiş baban? Ona benziyor musun sence?

CEVAP: Kardeşim de ben de çok fazla bir şey bilmiyoruz. Onları sadece birkaç fotoğraftan biliyoruz. Ancak babamı dinledik… Onu tanıyanlardan… Melek gibi biriymiş…

“Annemin ailesini hiç tanımadım”

SORU: Peki annen? Ve onun ailesi…

CEVAP: Biz ortada kalınca ve dedem bizi dayıma vermek istemeyince, irtibat koptu. İngiltere’ye de gitmedik. Kardeşim 18 yaşından sonra İngiltere’ye yerleşmeye karar verdi. Ve ancak o zaman annemin Liverpool’daki mezarına gitti. Diğerleri de ölmüştü… Nenem, dedem… Dedem gemi kaptanıymış. Ben annemin ailesini hiç bilmedim. Öyle bir dönemdi ki elimizden tutan da yoktu. Çok küçüktük. Hiçbir şeyden haberimiz yoktu.

“Şimdi olsa, ‘Neredeydin?’ diye bile sormazdım”

SORU: Baban karşında olsa şu an ona ne söylemek isterdin?

CEVAP: Bulunursa bu nasıl hissettirecek bana bilmiyorum. Ama her zaman umutla bekledim. 1974’ten sonra o umut bitti gibi görünse de aslında bitmiyor. Yüzde 1 bile olsa var… Şimdi yaşamış olsa, bizi bulsa 80’lerinde olurdu. Çıksa şimdi karşıma, “Neredeydin bu kadar zaman?” diye bile sormazdım. Sadece yaşaması önemli olurdu benim için.

“Belki annem, babam yanımda olsaydı…”

SORU: Neyi özledin en çok bu hayatta?

CEVAP: Biz kalabalık bir ailede büyüdük. Babamlar altı kardeşti… Bizde bir tek dedem çalışırdı. O yüzden pek de bir şey isteyemezdik. Benim arkadaşlarımın liseye gittiği zamanlarda motorları vardı. Benim ancak üniversitede oldu. Çocukluk da maddi açıdan çok kolay olmadı. Her şeye geç sahip olduk. Ancak o kadar iyi bir aileydik ki, aslında ben çok da yokluk hissetmedim. Onlar bize anne- baba eksikliğini çok hissettirmemeye çalıştı. Ancak insan büyüdükçe ihtiyaçlar artar. İnsan anne babasını daha çok ister, daha fazla arar… Bunu yaşayarak gördük. Yine de ararım… Zamana bıraktığım birçok şey zaman zaman karşıma çıkıyor. Belki annem, babam olsaydı her şey daha kolay olurdu…

“Hiç göremeyeceğini bilerek özlemek…”

SORU: Özlemin anlamı sende çok farklı…

CEVAP: Evet, özlem benim için çok farklı. Hiç göremeyeceğimi bilerek özlemek… Çok etkileniyor insan bundan… Hiç bilemedim ki… Anne ile babanın olmasının nasıl bir şey olduğunu… Etrafta anne, baba dendiğinde... Bu hiç kolay değil…

“Savaş bu… Birileri ölecek...”

SORU: Bu soruyu savaş mağdurları ile yaptığım söyleşilerde hep soruyorum… Güney Kıbrıs’a bakınca, özellikle savaştırıldığımız insanlara… Kızgın mısın? Küs müsün?

CEVAP: Ben bu adaya yeniden barışın gelmesini hep istedim. Kolay olmaz belki ama ben çözüm olsun isteyenlerdenim. Olası bir savaş benim gibi başka çocukları da öksüz bırakabilir. Kıbrıslı Rumlara gelince… Onlardan asla nefret etmedim. Savaşta her şey olur. Evet, keşke yaşanmasaydı… Ancak büyürken daha da kötülük yaşatanlar oldu. Şimdi karşıma bir adam getirseler ve “babanı bu öldürdü” deseler... Hiçbir şey hissetmem… Savaşta bazıları ölecek… Kural budur.

“Şimdi kuzeyde daha mı güvendeyiz?”

SORU: Bu adada bir savaş yaşandı… Ve hâlâ bölünmüş bir halde… Ne düşünüyorsun, nasıl hissediyorsun? Kıbrıs’ta bir çözüm olmalı mı? Ve çabaları yeterli buluyor musun?

CEVAP: Kıbrıs sorununu sadece Kıbrıslı Türkler ve Rumlar çözemez. Diğer ülkeler de olayın içindedir… Bu nedenle kolay çözüleceğine inanmıyorum. Sadece halklar isteseydi belki çözülürdü. Birlikte yaşama gelince benim için fark etmiyor. Ben herkese insan gözüyle bakan biriyim... Yeter ki kimse kimseye dokunmasın. Ve soruyorum… Acaba kuzeyde şimdiki ortam daha mı emniyetlidir? Ne kadar özgür yaşardık eskiden… Şimdi korkarak yaşar olduk. Korkuyoruz… Tek tehlike güney değil bizim için. Daha büyük sorunlar var. Belki silah sesleri yok ama çok da emniyette değiliz buralarda.

“Kimse kemikler üzerinden kahramanlık yapamaz”

SORU: Peki babandan bir haber gelir ve artık onunla tanışma vaktinse…

CEVAP: Kan örneklerimizi verdik, onlardan gelecek olan sonuçları bekliyoruz. Ama şuna çok eminim ki, eğer babamın kemikleri olurda bulunursa kesinlikle askeri tören istemiyorum. Zaten kan örneğini de o şartla verdim. Kimse babamın kemikleri üzerinden kahramanlık yapamaz. Ölmüş insanların kemiklerini yerinden kaldırmak zaten günah… Ancak mevcut durum bunu gerektiriyor. Bulunanlar törenle gömüldü. Ancak ben bir de bu şekilde bir törenle acımın ikiye katlanmasını istemiyorum. Babamı kendim sakin bir törenle defnetmek isteğindeyim. En azından gidip ziyaret edeceğim bir yeri olur. Ailem de hep bu şekilde düşündü. Yattığı yeri bilelim yeter… Ancak şöyle bir de durum var ki, ben kemiklerin yüzde yüz uyuştuğuna inananlardan değilim. O yüzden yüzde yüz rahatlamayacağım. Mezarına gitsem bile tüm varlığımla buna inanmayacağım. Hatta bazen içimden diyorum ki, eğer şu anda olduğu yerde huzurluysa onu hiç rahatsız etmeyelim.”

Fotoğraflar: Devrim EYYUBİ

 

Güncelleme Tarihi: 16 Nisan 2017, 11:29
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75