İngiliz üslerinin adadaki varlığı

banner37

Milli Arşiv ve Araştırma Dairesi Kurucusu, eski Müdürü Evkaf Uzmanı Mustafa Haşim Altan, anlatıyor; “1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Kuruluş Antlaşmalarında Türk ve Rum toplumlarına öngörülen parasal ödenekler; tazminatlar ve yardımlara ilişkin tespitler, Türk Vakıf Hakları” (3)

banner87
İngiliz üslerinin  adadaki varlığı
banner90
banner8

   Milli Arşiv ve Araştırma Dairesi Kurucusu, eski Müdürü Evkaf Uzmanı Mustafa Haşim Altan’la yaptığım söyleşi bilinmeyenleri gün yüzüne çıkaracak.

   Kıbrıs anlaşmaları ve vakıfların durumunu geniş şekilde ele aldığımız söyleşide, adadaki taşınmaz mal durumunu da konuştuk.

   Tarihsel açıdan belge niteliği taşıyan yazı dizisi geçmişe ışık tutacak.

SORU: Ada’da İngiliz üslerinin bulunmasında bir sakınca görüyor musunuz?

ALTAN: Bilindiği üzere 1960 Antlaşması ile Ada’da “AKROTIRI SOVEREIGN BASE AREA VE DHEKELIA SOVEREIGN BASE AREA” Yerel ifade ile Ağrotur ve Dikelya üsleri olarak 99 mil karelik alanı olan iki bölgede iki egemen İngiliz üssünün varlığı resmen kabul görmüştür. Türkiye ve İngiltere’nin NATO teşkilatlarında müttefik iki ülke olmaları nedeniyle İngiltere’nin ülkemizin güvenliği açısından takviye edici bir askeri unsur olarak kabul edilebilir.

   İngilizlerin Kıbrıs’ta üs kurmalarında özellikle Türkiye’nin destek verdiği yönünde siyasi tarih kayıtlarında rastlanmaktadır. Esasen İngiltere mevcut üsleri ile Kıbrıs Adasından sağlamak istediği askeri avantajlara sahip durumdadır. Özellikle Doğu Akdeniz havzasında, Süveyş Kanalı, Aden ve Babülmendeb Boğazları ile sınırlanan güvenlik bölgesi içerisinde egemen bir güç olduğu ortadadır. Nitekim Ortadoğu savaşlarında her iki üsler gerek

Amerikalılar ve gerekse İngilizler ve bunların bazı müttefikleri olan devletler tarafından savaş uçakları vasıtasıyla kullanılmıştır. Söz konusu üslerin Ada dahilinde çıkabilecek herhangi bir iç savaş durumunda da müdahil güçler olabileceği izlenimlerini alabilmekteyiz.

   İşin haklı ve doğru olanı, Ada’nın, coğrafi yapısı itibarıyla Anadolu’nun bir parçası olması; Doğu Akdeniz havzasında konumu; ayrıca Jeopolitik ve stratejik özellikleri bakımından Türkiye’nin güvenlik alanının sınırları içerisinde yer alması bakımından Kıbrıs’taki bu üsler, İngiltere dışında zaman zaman ve yeri geldikçe başka ülkelerce de kullanılan üsler olması, haliyle ve doğal olarak Türkiye için bölgede hazır bulundurulan önemli bir tehdit unsuru oldukları da düşünülebilir kanaatindeyim.

   Hatırlanacağı üzere geçtiğimiz yıl Türkiye’de yaşanmış olan ve FETO’cüler tarafından Türkiye’nin bekasına göz dikmiş olan güçlerle ortaklaşa hareket eden; Türkiye’yi içten parçalamayı ve Suriye, Irak gibi devletlerin içine düşürüldüğü vahim ortamlara mahkum etmeye çalışan ve dıştan desteklemelerle Türkiye’de darbe yapanların eylemleri esnasında İngiliz üslerinin takındığı tutum; ayrıca darbenin gerçekleştiği sürede bu üslerde oluşturulan fazladan askeri birlikler ve yapılan tatbikatlar dikkate alındığında, kuşkusuz Kıbrıs’taki İngiliz üsleri ile Türkiye’nin Savunma stratejisi ve güvenlik alanlarının etkileşim alanları tartışılabilir boyutta olduğu

görülür. Benzer nitelikte, Yunanistan’ın Kıbrıs’ta askeri güç bulundurması da bu aşamada Türkiye için bir tehdit sayılır. Yine hatırlanacağı üzere, Kıbrıs anlaşmaları ile sağlanan GARANTİ VE İTTİFAK ANTLAŞMALARININ bir gereği olarak 1974 Barış Harekatı’nın gerçekleştirildiği dönemde İngiltere’nin bir Garantör devlet olarak 15 Temmuz 1974’te Yunan Cuntası’nın Kıbrıs’ta organize ettiği ENOSİS Darbesi karşısında Türkiye ile ortak hareket etmesi ve darbeyi önlemesi gerekirken, yasal olan bu görevini yapmaktan kaçınmış, herhangi bir müdahalede bulunmamıştır. Bu yetmediği gibi, harekat sonrasında gelişen politik

ortamlarda nerede ise Türkiye’nin aleyhine olmak üzere aynı şekilde Kıbrıs için garantör bir ülke olduğu halde Kıbrıs’ta ENOSİS adına darbe gerçekleştiren Yunanistan ile ayni politik çizgide yer almıştır. Bu açıdan da Kıbrıs’taki İngiliz üsleri konusunda yorumda bulunmada sakınca olmadığı kanısındayım.

   Kıbrıs’ta asker bulundurulması gerekçeleri de oldukça ilginç olan bir takım yaklaşımlardır. Kıbrıs anlaşmaları sonucu bir Garantör ülke olan Yunanistan’ın da diğer garantör devletler gibi Kıbrıs’ta belli sayıda asker bulundurması ön görülmüştür. Bunlar Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne karşı yapılabilecek iç ve dış saldırı ve müdahalelere karşı savunma ve güvenliği oluşturma gücü olarak ÜÇLÜ KARARGAH tahtında yönetilecek askeri birliklerdir.

   16 Ağustos 1960 tarihinde imzalanan İttifak Antlaşması, Kıbrıs’ta askeri mahiyetteki Türk- Yunan Kontenjanlarını belirlemiş; Ada’nın savunma kriterleri kural ve yönetmeliklere bağlanmıştır.

   Kıbrıs’taki toplumsal yapı, sosyo-politik, kültürel, tarihsel ve psikolojik olarak tüm özellikleri ile bilimsel manada irdelendiği ortaya çıkacak sonuçlar bizlere, yapılan tüm bu anlaşmaların Ada’da tam anlamıyla ORTAK BİR BARIŞ sağladığı söylenemez. Zaten 1960 sonrasından günümüze dek yaşanan süreç bizlere çok şeyler anlatmakta ve hatırlatmaktadır.

banner134

SORU: Kıbrıs Anayasası’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde nasıl kabul edildiği hususunda bir açıklama yapabilir misin?

ALTAN: Kıbrıs Anayasası’nın temel maddeleri T.B.M.M Meclisi Anayasa Komisyonu’nda tartışılmış ve

sonuçlar bir RAPOR halinde bir tasarı metni olarak yasalaşmak üzere Meclise sunulmuştur. Anayasa’ya ayrıca A, B, C, D, E, F EKLERİ, İttifak Anlaşması ve I ve II sayılı EK PROTOKOLLER de aynı paket içerisinde Millet Meclisinin onayına sunulmuştur.

   Gerek Anayasa ve gerekse diğer ekler ve protokoller Meclisin Dışişleri ve Savunma Komisyonlarında da ayrı ayrı müzakere edilmiş, bilahare meclis oturumunda onaylanmıştır.

   Ada’da kalıcı olarak oluşturulan İngiliz üslerinin Ağrotur ve Dikelya (99 mil karelik saha) dışındaki alanlarda kullanım hakları elde etmesi Anayasa’ya ilave edilmiş eklerle mümkün olmuştur. Söz konusu eklerle, her iki topluma da bazı ayrıcalıklı haklar tanınmıştır.

SORU: İngiliz Koloni İdaresi’nde (yani 1960 yılı öncesi) yapılan icraatlar üzerindeki görüşünüz nedir?

ALTAN: 1878 Türkiye-İngiltere Savunma Antlaşması sonrasında 1960’lı yıllara dek Kıbrıslı Türklerin Ada’daki yaşam hikayesi oldukça vahim ve içler acısı olaylara tanıktır. Kıbrıs Türk toplumu, İngiliz sömürge idaresinin baskıları ile Kıbrıslı Rumların insanlık dışı saldırı ve zulmü karşısında zor günler geçirmiştir. Kıbrıs Türk toplumu tarih boyunca kendisine yapılar saldırılar karşısında sürekli NEFS-İ MÜDAFAA’da bulunmuş, kendini savunma pozisyonunda ayakta durmağa çalışmış bir toplum olarak tarihe geçmiştir.

   Türkiye’nin zayıf ortamından yararlanan Rumlar ve yeri geldikçe İngilizler Kıbrıs Türk haklarına kast etmiş, ata yadigarı mallarını ve mirasını hile ve desiselerle gasbetmiş; asimilasyon, soykırım ve Jenosit metotları uygulayarak Türk varlığını Ada’dan köklü bir şekilde yok etmeğe çalışmışlardır. Kıbrıs tarihini kaleme alanlar yaşatılmış bulunan bu tür olayların yüz binlerce örneğine elbette ki tanık olmuşlardır. Zaten bu konularda yazılanlar ortadadır.

   1878 Konvensiyon (Savunma-Tedafüi) Antlaşmasına sadık kalmayan İngiltere, yapılan bu antlaşmayı fırsata çevirip Ada’nın İngiltere açısından önemi ön plana çıkarılıp işgalini gerçekleştirme yönünde hamleler başlatmıştır. Bu aşamada Rumların 1821’lerden itibaren başlattığı İLHAK-ENOSİS EYLEMLERİNE destek vermek suretiyle İngiliz-Rum kıskacında kalan Türk toplumunu bunaltmak ve çökertmek için katkı ve katılım sağlamıştır.

SORU: İngilizlerin 1878 Anlaşmasını delme ve işgali gerçekleştirmede attığı belli başlı adımlar nelerdir?

ALTAN: Her şeyden önce 1878 anlaşmasının Ada’nın Hukuken Osmanlı Devleti’ne bağlı kalmasını zorunlu kılan bir anlaşma olduğu kabul edilmelidir. Ne var ki bu anlaşma kısa bir süre sonra İngilizler tarafından atılan yanlış ve kasıtlı adımlarla tek taraflı olarak Ada’nın İngilizler tarafından bütünüyle işgaline imkan verir hale getirilmiştir. İşin bu safhasında 1878 Anlaşması haliyle hükmünü yitirmiş, bir İŞGAL ANDLAŞMASI HALİNE DÖNÜŞMÜŞTÜR.

   Birçok tarihçi yazarların kabul ettiği üzere, “19. yüzyılın ortalarında İngiltere’nin “DOĞU SİYASETİ’NİN temeli Hindistan’a dayanmakta idi. Kıbrıs, Atlantik Okyanusu’ndan Hint Okyanusu’na kadar uzanan bu deniz yolu üzerinde Cebelitarik ve Malta’dan sonra Akdeniz’deki üçüncü bir İSKELE ve ÜS durumunda idi. Hindistan yolunu ekonomik, siyasi ve askeri denetim altına almak açısından Kıbrıs, İngiltere için önemli bir kale idi.” Anti parantez olarak ifade edelim ki halen İngiltere, Kıbrıs’ta yer verdiği üsleri ile aynı stratejiyi bugün dahi kullanmaktadır. Bu bakımdan da Türkiye’nin İngiliz üsleri açısından riskli bir konumda olduğu düşünülebilir.

   Bilinmelidir ki 1 Temmuz 1878 Anlaşması’nın ekinde 6. maddesi gereği İngiltere Kıbrıs’ı Türkiye’ye geri vermesi gerekirdi. Sonuçta I. Dünya Savaşı bahanesiyle 5 Kasım 1914’te Ada’yı tek taraflı olarak ilhak etmiş; 24 Temmuz 1923’te Lozan Anlaşması ile de söz konusu ilhak resmen kabul edilerek Ada’nın tümden Türkiye ile olan idari ilişkisi koparılmıştır.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner75