“İnsan haklarını halen içselleştiremedik”

Avukat Aslı Murat, gece kulüplerinde yaşanan seks köleliği, güvenlikten yoksun çalışma koşullarının yanında özel sektördeki iş yaşamına hâkim sömürü gibi alanlarda da yoğun ihlâller yaşandığını söyledi

“İnsan haklarını halen içselleştiremedik”
  • 16 Haziran 2018, Cumartesi 10:19

Serkan SOYALAN

Kıbrıs Türk Barolar Birliği İnsan Hakları Komitesi Başkanı Aslı Murat, ülkemizde, gece kulüplerinde yaşanan seks köleliği, güvenlikten yoksun çalışma koşullarının yanında özel sektördeki iş yaşamına hakim sömürü gibi alanlarda da yoğun ihlaller yaşandığını söyledi.

Murat, KKTC’de halen temel insan hakları, eşitlik ilkeleri ve ayrımcılık yasağının tüm sözleşmelerde yer aldığını, bunun da bu konuyu halen içselleştiremediğimizin bir göstergesi olduğunu kaydetti.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın 2017 İnsan Hakları Raporu’nu ve ülkemizde insan hakları kavramını KIBRIS’a değerlendiren Aslı Murat, çarpıcı tespit ve değerlendirmelerde bulundu.

SORU: ABD Dışişleri Bakanlığı’nın 2017 yılı İnsan Hakları Raporu açıklandı. Raporda Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşanan en önemli insan hakları ihlali konularının; yetkililerin soruşturduğu yolsuzluklar, ticari cinsel sömürü için insan ticareti ve zorla çalıştırma, cezaevi ve tutukevlerinin uluslararası standartlara uymayan koşulları olduğu belirtildi. Siz ülkemizde insan hakları konusunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

MURAT: Raporda yer alan sorunlar, aslında Kıbrıs’ta bu alanlarda çalışma yürüten insanların dile getirdiklerinden farklı değil. Çoğu zaman bizim dışımızdaki birilerinin söylemesi daha etkili oluyor. İnsan hakları meselesi o kadar geniş ki, bir tarafından tutmanız başka bir boyutunu kaçırmanıza neden olabilir. Genel olarak söylenmesi gereken, Kıbrıs’ın kuzeyinde en temel insan hakları ilkeleri ve hemen hemen tüm sözleşmelerin içerisinde yer alan eşitlik ilkesi ve ayrımcılık yasağının hâlâ içselleştirilmemiş olduğudur. Ele alınacak her türlü hak ihlalini değerlendirirken bunların ayrıştırıcı unsur olarak kullanılması gerekir. Eğer insan haklarına ilişkin bir mesele varsa, öncelikle bilmemiz gereken gerçek, devletlerin yargı yetkisi içerisinde bulunan ve yaşayan herkese (vatandaş olsun ya da olmasın) karşı sorumluluklarının ayrımcılık yapmadan uygulanmasıdır. Hatta kimi sözleşmeler, bireylerin davranışlarının yerel yasalarda suç teşkil etmesi hâlinde bile (düzensiz yollardan ülkeye giriş yapan sığınmacı / mülteciler) tutuklanmamalarını, suçlu pozisyona sokulmamaları, kaçtıkları zulüm ve savaş ortamına geri gönderilmemeleri gerektiğini bildirir. Biz ise bunun tam tersini yapıyoruz.

Cezaevinin durumu malûm. Hapsedilen kişinin her türlü davranışı hak ettiği düşünülür. Ama modern cezalandırma sistemi böyle işlemez. O zihniyet orta çağda kaldı. Rehabilitasyon ve iyileştirme esas alınmalıdır. Geçtiğimiz aylarda yaşanan mahkûm eylemleri de, gerek cezaevi koşulları gerekse şartlı tahliye uygulamaları noktasında sorunlar olduğunu ortaya koydu. İçişleri Bakanı bu anlamda somut adım atılacağını söyledi. Kapatılma mekânları dediğimiz (cezaevleri, polis karakolları, akıl hastaneleri gibi) yerler genellikle toplumdan soyutlanma alanları olduğu için, hak ihlallerinin yoğun yaşandığı yerlerdir. O yüzden gerek fiziki koşullar gerekse maruz kalınan davranışlar (özellikle yaşanan işkence vakaları cezasız kalıyor) anlamında sürekli denetlenmesi gerekir. Hatta bu denetimin bağımsız sivil toplum örgütleri nezdinde de yapılması önemlidir. Böylece objektif veriler elde edilebilir.

Gece kulüplerinde yaşanan seks köleliği, güvenlikten yoksun çalışma koşulları, özel sektördeki iş yaşamına hâkim sömürü gibi alanlarda da yoğun ihlâller yaşanıyor. Ocak ayında değişen ülke yönetimi bu noktalarda adım atacağına dönük taahhüt verdi. Aynı husus vicdani ret alanında da geçerli. Siyasiler, vicdani reddin yasal anlamda hak kapsamına dâhil edileceğini söyledi. Yakın zamanda bazı vicdani retçi arkadaşların süren davaları neticelenebilir. Önceden yaşanan mahkûmiyet (Haluk Selam Tufanlı ve Murat Kanatlı örnekleri) kararlarına benzer bir sonuç çıkabilir. O yüzden kısa sürede yasal değişikliğin yapılması, adaletin gerçekleşmesi açısından elzem. Bekleyip göreceğiz.

Eşitliği konuşurken yoksulluktan bahsetmemek mümkün değil. Çoğu zaman politik bir mesele olarak algılansa da aslında birçok hakkın kullanımının önündeki en önemli engellerden biridir. Mesela adalete erişim için maddi imkânsızlıklar yaşayan kişilerin, ücretsiz avukat hizmeti alacağı bir adli yardım müessesemiz bile yok. Bu bile başlı başına bir adalet problemi.

Sanırım insan hakları meselesini teknik bir hukuk alanı olmanın ötesine taşımak ve oradan tartışmak çok önemli. Çünkü ciddi anlamda birçok disiplini içerisinde barındırıyor. Anayasamızda eşitlik ilkesi var demekle olmuyor. Dönüp o yazılı yasaların toplum içinde nasıl hayat bulduğuna bakmak gerekiyor.

SORU: Toplum insan hakları konusunda bilinçli mi?

MURAT: İnsan hakları perspektifi, biz kimliğinin (coğrafyanın kuzeyi için Kıbrıslı Türkler) karşısında tanımlanan yabancıların yani ötekilerin varlığını ve haklarını kabul etmeyi hedefler. Tarihsel geçmişimize bakıldığında, savaş dönemleri ve milliyetçi akımların yarattığı etki sebebiyle birçok noktada kısır döngüye takıldık. Mesela dünyayı etkisi altına alan ve birçok ülkede özgürlük ve haklar açısından anılan 1968 hareketlerinin yaşandığı dönemde, Kıbrıs’ın durumu malum. Kısacası biz bu noktada aslında belli alanlarla sınırlı kalan bir hak mücadelesi yürüttük. Böyle olunca da geriden takip ediyoruz diye düşünüyorum. Şunu da söylemek gerekiyor, yıllardır bıkıp usanmadan yürünen barış yolu da insan hakları mücadelesinin parçalarından biridir. Özellikle üçüncü kuşak haklar içinde anılan barış hakkı, sadece savaşın yokluğu anlamına gelmez. Kıbrıs’taki barış yanlıları yıllarca bu yönde adımlar attıysa da son zamanlarda meselenin “teknik bir sorun çözümüne” dönüştüğünü görmek üzücü. Oysaki bir grup hakkı olarak barış, çok daha derin bir anlama sahiptir. Ki aslında önceden de bahsettiğim ötekinin haklarını görebilmek, toplum içerisindeki eşitsizlikleri ortadan kaldırmak ve gerçek adaleti sağlayabilmek adına barış hakkının önemi yadsınamaz.

Geçmişe nazaran toplum olarak insan haklarına yönelik daha açık bir algıya sahip olduğumuzu düşünüyorum. Ama yine de hak ihlallerine karşı marazi olmanın çok da ötesine geçmiş değiliz. Bunu biraz daha açayım. Mesela bir kadın şiddete maruz bırakıldığında, yoksul bir aile haber olduğunda, mültecilerin cansız bedenleri kıyılarımıza vurduğunda, bir çocuk istismar edildiğinde, bir seks kölesinin çalışma koşulları deşifre edildiğinde, bir işçi güvenliksiz inşaattan düşüp yaralandığında, bir kadın hamile olduğu için işten atıldığında ya da işe alınmadığında, bir eşcinsel cinsel yöneliminden dolayı nefret söylemine maruz kaldığında/aşağılandığında, bir yabancı öğrenci sömürülecek bir müşteri olarak algılandığında, bir mahkûm cezaevinde kapasite sıkıntısından yerde yattığında ve benzeri durumlar yaşandığında toplumun gelebildiği boyut; üzülmek ve biraz daha ileri gidersek “hayırseverlik” oluyor. Tabi ki dönem dönem devlete sorumluluğunu hatırlatan kitlesel tepkiler de yaşanıyor. Ama yakılan kıvılcım erken zamanda sönüyor. Sanırım özeleştiri olarak bunu da bir kenara koymak gerekiyor.

SORU:  Bu konuda medyaya düşen görevler nelerdir? Yapılan yanlışlar nelerdir?

MURAT: Medya bazen bilmeden bazen de tiraj kaygısıyla, mağduriyetin yeniden üreticisi konumuna gelebiliyor. Çünkü basın, toplumsal bakış açısının oluşumunda eğitimle yarışır bir güce sahip. İçinde yaşanılan dönem gereği klasik basın organları yanında sosyal medyanın önemi artmış olsa da, geleneksel medya hâlâ etkili. O yüzden kullanılan dil, seçilen fotoğraflar ve olayın ele alınış tarzı insan hakları alanında önem sarf ediyor. Bir kadın cinayetini meşru sebebi olabilirmiş gibi yansıtmak (kızgın aşık kıskançlık krizi geçirdi gibi) ve ya evsiz bir insanın haberleştirilmesi noktasında sosyal devletin görevlerini hatırlatmak yerine acının yarattığı gücü sağlamak adına “muhtaç olma” üzerine vurgu yapmak, özellikle cinsel suça maruz kalan kişilerin kimlikleri belli olacak şekilde (isim verilmese de yaşadığı bölge, okuduğu okul, işyeri bilgisi v.b.) haber içerisinde aktarılması, henüz zanlı pozisyonunda ve suçu kanıtlanmamış insanların açık isim ve fotoğraflarının yayınlanması, suç işleyen insanların uyruklarına yapılan vurgularla toplumsal önyargıları besleyip o toplumsal gruba karşı nefret propagandası yapılmasına neden olmak gibi negatif örnekler sayılabilir. Son verilen örnek, göçmen işçi alan ülkelerde yaşanan bir sorundur. Suç ile milliyet birbirini tamamlar nitelikte aktarılır ki bu yabancı düşmanlığının bir türüdür. Bunun yanında bir süredir Kıbrıs Türk medyasında barış ve hak odaklı gazetecilik yapan bir kesim de var. Onları da söylemeden geçmek haksızlık olur. Bu tip yaklaşımlar daha da yaygınlaşmalıdır.

SORU:  Okuyucularımıza son olarak neler söylemek istersiniz?

MURAT: “Her şeyin başı eğitim” klişesine, bir de “denetim” kısmını ekleyeceğim. İnsan hakları hem algı hem de denetleme meselesidir. Uluslararası tanınmış bir devlet olsaydık, taraf olduğumuz sözleşmelerin denetim - şikâyet mekanizmalarının da içerisine girecektik. Şu anda sadece AİHM işlevsel olarak kullanılmaktadır. Onun dışında Meclis’ten onay kanunu çıkararak iç hukuka dâhil ettiğimiz sözleşmelerin sahip olduğu denetim sisteminin dışındayız.

İnsan Hakları sözleşmelerini oybirliği ile geçirmemizin sebebini de buna bağlıyorum! Sonuçta devlet kendi dışında kimseye hesap vermiyor. Hal böyle olunca sözleşmeyi geçirmek de kolay. Çünkü rafta kalıyor.En azından Devletin kendi yetkisi dâhilinde oluşabilecek hak ihlallerini önlemek için kurulacak mekanizmaları dikkatli bir şekilde çalıştırması gerekir.Tabi ki toplumun da devletin kendi eylemleri veya eylemsizlikleri (pasif kalması ile oluşan ihlaller) sonucunda oluşacaklar karşısında uyanık olması önemli. Dünyadaki insan hakkı mücadelelerine bakıldığında, aslında “bir şeylere/birilerine rağmen” hakların elde edildiği görülür. Nelson Mandela’yı hatırlayın. Hayatını, barış ve eşitlik ideali ile yoğuran Mandela “Özgürlük uzun bir yürüyüştür” demişti. Haksız da değil.

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 YENİCAMİ AK 13 10 2 1 22 32
2 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 13 10 2 1 17 32
3 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 12 7 0 5 9 21
4 CİHANGİR GSK 12 6 3 3 2 21
5 ÇETİNKAYA TSK 13 6 3 4 1 21
6 TÜRK OCAĞI LİMASOL 12 6 2 4 9 20
7 GÖNYELİ SK 13 6 2 5 4 20
8 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 13 6 2 5 -3 20
9 LEFKE TSK 13 5 4 4 0 19
10 BAF ÜLKÜ YURDU 12 5 3 4 8 18
11 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 12 2 7 3 -10 13
12 GENÇLİK GÜCÜ TSK 12 2 4 6 -8 10
13 BİNATLI YSK 12 3 1 8 -10 10
14 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 13 1 5 7 -16 8
15 GİRNE HALK EVİ 13 2 1 10 -10 7
16 ESENTEPE KKSK 12 2 1 9 -15 7
yukarı çık