İşçi ve emekçi için büyük mücadeleler verdi

banner37

Ali Gulle… Sendikal hayatla 1977 yılında Tarım-Sen ile tanıştı… Daha sonra DEV-İŞ’e geçti ve yıllarca DEV-İŞ Başkanlığı’nı yaptı. Sendikal mücadelesi süresince yaptığı grevler nedeniyle işten çıkarıldı, tutuklandı ancak işçi ve emekçinin hakkını aramaktan vazgeçmedi:

İşçi ve emekçi için büyük mücadeleler verdi
banner90

İŞTEN DURDURULDU… Yıllarca Devrimci İşçi Sendikaları Federasyonu başkanlığı yapan Ali Gulle sendikal hayatla Cypfruvex’te çalıştığı 1977 yılında Tarım-Sen ile taşındı. Ancak buradaki sendikal mücadelesi katıldığı grevler nedeniyle işten çıkarılmasının ardından sona erdi. Gulle, sendikal yaşamına DEV-İŞ ile devam etti

TUTUKLANDI… Barış Ateşi’nin yakılmasıyla ilgili referandum yapmak üzere gittikleri Doğancı’da tutuklananlar arasında Ali Gulle de yer aldı. Erdoğan Sorakın, Ahmet Barçın, Mehmet Bicen, İzzet İzcan ve Niyazi Düzgün’ün tutuklanmasının kısa bir süre sonrasında merhum gazeteci Doğan Harman’la yaptığı konuşma nedeniyle tutuklanan Gulle, geceyi Güzelyurt Polis Müdürlüğü nezaretinde geçirdi

Ceren ÖZBİL


Ülkemizde, yıllarca Devrimci İşçi Sendikaları Federasyonu (DEV-İŞ) başkanlığı yapan Ali Gulle, sendikal hayatla 1977 yılında Tarım-Sen’le tanıştı.


Ancak Cypfruvex’te örgütlü olan bu sendika üyeliği, katıldığı grevler nedeniyle işten çıkarılmasının ardından sona erdi.


Bunun üzerine Sanayi Holding bünyesindeki Nar Pak’ta göreve başlayan Ali Gulle, burada da sendikal mücadelesine DEV-İŞ ile devam etti.


Bu süreçte birçok acı tatlı anı biriktiren Ali Gulle, anılarını KIBRIS Gazetesi ile paylaştı.

KIBRIS: Kendinizi tanıtır mısınız?


Ali Gulle: Ben 1957 doğumluyum. Mağusa’da doğdum. Evliyim, iki kızım bir oğlum var.


1977 yılının başından itibaren çalışma hayatının içerisindeyim.


Önce Cypfruvex’in Mağusa Gölbaşı Narenciye Paketleme Tesis’inde çalıştım. Orada Mağusa’da bulunan paketleme servislerinde görev yaptım.

KIBRIS: Sendikal hayatla tanışmanız nasıl oldu?


Ali Gulle: Sendikal hayatla tanışmam, Tarım-Sen ve İbrahim Koreli ile birlikte oldu.


Ben 1977 yılında Cypfruvex’in Mağusa Gölbaşı Narenciye Paketleme Tesis’inde çalışmaya başladım. Orada paketleme yapıyordum. Bu arada DEV-İŞ ile de tanışmıştım.


Bana arkadaşlarım, dönemin Tarım-Sen başkanı İbrahim Koreli’nin iyi bir insan ve iyi bir sendika başkanı olduğu yönünde bilgi verdi. Bunun üzerine ben de onunla birlikte yürümeye başladım.


Bizim çalıştığımız bölümde 140 kişi vardı.


1978 yılında ödemelerde sıkıntı yaşandı, maaş ödemeleri gecikiyordu. Greve gittik.


Bu olay birkaç kez tekrarladı. Biz de buna karşılık grevlere gitmeye devam ettik.


Ardından işten çıkarıldım. Yani işe alınmadım.

KIBRIS: DEV-İŞ ile tanışmanız nasıl oldu?


Ali Gulle: Cypfruvex’ten atıldıktan sonra yani 1978 yılında, Sanayi Holding’te çalışmaya başladım. Orada Nar Pak’a teknik eleman olarak aldılar. Tamamen düz işçi olsanız bile orada sizi yetiştiriyorlardı. Kaynakçı, tornacı, elektrikçi yetiştiriyorlardı. Bu kurslara katıldım. Oraya girdikten sonra DEV-İŞ üyesi oldum, ardından da işçi temsilcisi oldum. Böylece DEV-İŞ ile ilişkilerim gelişti.

  Önce yönetim kurulu üyesi oldum. Daha sonra DEV-İŞ Başkanlığı’na seçildim. DEV-İŞ’li olmak, gerçekten ayrıcalıktı. O dönemde DEV-İŞ’in referandumu kazanmasının ardından sendikal yaşamı oturtması ve kazanımları son derece iyiydi.

  Bu ülkeye 13. maaşı, DEV-İŞ getirdi. Memurların bir kısmı kamudan ayrılıp, Sanayi Holding’te çalışmak istiyordu. Bizim hem ekonomik, hem demokratik, hem de sosyal kazanımlarımız, ülkeye yeni bir sendikal anlayışı getirdi. Çünkü o dönemde tek sendika vardı. O da TÜRK-SEN’di.

  Tabii ki bugünkü TÜRK-SEN değildi. DEV-İŞ’te de, TÜRK-SEN’de de çok nitelikli insanlar vardı.


TÜRK-SEN, sağda tek sendikaydı. Buna alternatif biz de solda örgütlü bir sendika kurduk ve Sanayi Holding’e yerleştik.

  Hem Türkiye’deki DİSK, hem de Güney’deki PEO sendikaları ile ilişkilerimizi geliştirdik. Uluslar arası ilişkileri geliştirdik. Sadece içte kapalı kalmadık.

  Değişik iş yerlerinde örgütlenmeler gündeme gelirken, uluslar arası ilişkilerimiz bu çerçevede gelişti. Eğitim seminerleri, işçi yetiştirme, lider yetiştirme gibi bir sürü eğitimlerimiz oldu. İşyerleri sürekli gezilirdi. Mağusa temsilcimiz ise Ferdi Sabit Soyer’di.

İşverenden gelen ‘işten durdurulacakların listesini hazırlayın’ teklifini reddettiler

KIBRIS: Hiç greviniz yasaklandı mı?


Ali Gulle: Turgut Özal’ın “Kıbrıs’ta sanayiye ne gerek var. Biz sizi çekeriz, size bakarız. Ne olacak” demesine kadar Sanayi Holding süreci devam etti. Bu bir projeydi.

  Sen, yerli sanayiye önem veren ve bunun gelişmesini isteyen, ekonomik bağımsızlığını kurtarmaya çalışan bir anlayıştasın.


O da seni bağımlı kılacak ve evinin efendisi olmanı engelleyecek bir siyaset uyguluyordu.

  Buradaki UBP hükümetleri, Özal’ın getirdiği ekonomik yıkım paketlerini uyguladı.


O paketin içinde sanayinin kapatılması, turizmin öne çıkarılması gibi maddeler vardı. Hükümet bu yöndeki adımları atarken, biz de buna çeşitli grevler, hatta açlık grevleri ile karşı çıktık.

  İşveren, bizim direnişimizi kıramayınca, demokrasi tanımaz bir şekilde toplu sözleşmeyi tek taraflı feshederek mali idari kurulları uyguladı.

banner9

Böylece maaşlardan, sendika aidatları da kesilmedi. Biz de elden toplayıp, sendikamızı ayakta tuttuk. Bu her fabrikada yaşandı. Biz de bunun üzerine referanduma zorladık ve kazandık. Referandumu kazandıktan sonra kapanma sürecine doğru adımlar atılmaya başlandı.

  Yaklaşık bin civarı insan, ilk etapta izne gönderildi. Sonra da kendilerine bağlı insanları işe aldılar.


Biz bütün bu süreçte, her şeyin bitti denildiği zaman, 24 gün süresiz grev yaptık. Bu 24 günün sonunda da çalışanlarla bir değerlendirme yaptık ve hükümetin bu paketi uygulayacağını gördük.


Bu nedenle de grevi kaldırdık. Daha fazla insanları telef etmenin bir anlamı yoktu. Bütün bu adımları atmadan, işveren bize, yani sendikaya, “500 kişilik liste verin. Biz onları işten çıkaralım” teklifinde bulundu. Biz de bunu kabul etmedik ve greve gittik.


Bu öneri yönetim kurulana getirildi ve reddettik. Biz “bu onursuzluğu yapmayız” dedik ve “siz elinizden geleni yapın” dedik.


Sendikal yaşamda bu çok önemli bir karardır. Eğer bu teklifi kabul etsek, sendikal yaşama ciddi bir zarar vermiş olurduk.”

“Annan Planı döneminde insanlar toplanmaya ve mücadeleye hazırdı”

KIBRIS: Verdiğiniz mücadeleler arasında sizi en çok etkileyen hangisiydi?


Ali Gulle: Annan Planı sürecinde bu ülkede çok uzun zaman yaşanamayacak etkinlikler, olaylar yaşandı. Parmağınızı oynattığınızda 10 bin kişi bir araya gelirdi. Hiç gayret sarf etmedik.


Biz 11 sendika bir araya gelmiştik ve özelleştirmelere karşı etkinlikler yapıyorduk.

  İlk, Salamis Otel’in özelleşmesi gündeme gelmişti.

  O dönemde Salamis Otel önünde eylem yapmıştık. Ondan sonra da “Bu Memleket Bizim Platformu” ve “Vizyon” gelişti.


Annan Planı ile ilgili ilk büyük hareket ise 27 Kasım’da İnönü Meydanı’nda gerçekleşmişti. Ahmet Barçın ve Ali Erel orada kitlelere seslenmişti.


Onun ardından 26 Aralık’ta yine aynı meydanda ben konuştum. Bu süreçte ardı ardına çok sık etkinlik yapıldı. Bu süreçte “bu kadar insanı toplayabilir miyiz” yönünde tartışmalar yaşadık. Ancak iş çığırından çıkmıştı ve insanlar gerçekten çözüm ve kapıların açılmasını istiyordu.

KIBRIS: Eski adıyla Elye olarak bilinen Doğancı’da Barış Ateşi’yle ilgili referandumun yapılacağı gün tutuklananlar arasında sizde vardınız. Bu olay nasıl yaşanmıştı?


Ali Gulle: Annan Planı döneminde Barış Ateşleri yakılmaya başlandı. Tüm ülkede bu ateşlerin yakılması için organize ediyorduk. Sonunda referandum yapalım fikri çıktı.


Elye’de yapılacaktı bu referandum… Elye öncesi toplandık, bir araya geldik ve kimin ne yapacağı konusunda değerlendirmelerde bulunduk.


Bunun ardından bize, referandum için izin verilmeyeceği yönünde haberler gelmeye başladı. Eylem yaparsak polis tutuklayacak bilgisi geldi. Biz de bütün bunlara hazırlıklıydık. Gittik Elye’ye…


Köye girdikten sonra polis giriş çıkışı kesti. Oyların içine atılacağı sandık Ferdi Sabit Soyer’de idi. Birinci oy atıldığı zaman polis müdahale etti. Polisin elinde kimlerin tutuklanacağı konusunda liste vardı. Niyazi Düzgün’ü, Ahmet Barçın’ı, İzzet İzcan’ı, Mehmet Bicen’i ve Erdoğan Sorakın’ı tutukladı. Ben dışarıdaydım, beni o an tutuklamadı. Ardından Gazeteci Doğan Harman beni aradı. Ben onunla “burayı karıştırdılar, burası Kuzey Irak mı, Kuzey Kıbrıs mı” dedim. Bunun ardından beni de tutukladılar.

KIBRIS: Sizi, diğer sendikacılarla aynı hücreye mi koydular?


Ali Gulle: Benim tutuklandığımdan arkadaşlarımın sonradan haberi oldu. Beni ayrı bir odaya götürdüler. Mehmet Ali Talat Başbakandı. Beni görmek istediğini söyledi ve rahmetli Avukat Hakkı Alpagut ile birlikte gelip beni ziyaret etti. Diğer arkadaşları hücreye koymuşlardı. Beni henüz hücreye koymamışlardı ayrı tutuyorlardı.


Söyleyeceğiniz bir şey var mı dediler. Ben de dedim ki “anayasal hakkımızı kullandık”… Bunun üzerine beni de attılar hücreye, hücrede 6 kişi olduk.


O gece de çok soğuktu. Pencerelerde cam yoktu ve bize verdikleri tek bir battaniyeydi. Ben, Niyazi Düzgün ile kalmıştım. İzzet İzcan, Mehmet Bicen ile Erdoğan Sorakın da Ahmet Barçın ile kalmıştı.

KIBRIS: Ne ile suçlanmıştınız ve tutuklanmayan arkadaşlarınızın tepkisi ne olmuştu?


Ali Gulle: Bize okunacak dava “KKTC Devleti’ne ihanet”, “devleti ortadan kaldırma” ve “Kıbrıs Cumhuriyeti ile birleşmeydi”…


Ertesi gün 8’er gün daha tutukluluk talebi ile girişim yaptılar.


Sendikalar, Mehmet Seyis ve Şener Elcil öncülüğünde polis merkezi önünde çok büyük bir eylem yaparak tutuklamaları protesto ettiler.


Aklı başında yargıçlar ve sendikaların etkinliği sonucunda dava okunarak, serbest kaldık.


Bu devam edecek olsaydı, sanırım ülkede çok büyük problemler yaşanacaktı.


Belki polis binasını da her şeyi de yakacaklardı. Artık ülkede halk hareketi yaşanıyordu. O saatten sonrada artık birçok şey değişmeye başladı.

KIBRIS: 2005’te meclisteki sendikacı sayısı arttı. Siz de bunlardan biriydiniz. Bunun etkisi ne oldu?


Ali Gulle: Ardından 2003 seçimleri geldi. Bu seçimlerde CTP, iyi bir sonuçla seçimi kazandı. Ancak yine 25’e 25 gibi bir durum ortaya çıktı. DP ile hükümet kurma meselesi vardı. Bunun ardından da referandum gündeme geldi.

  O referandumda yani büyük kitlesel eylemde DEV-İŞ adına ben konuştum.  Referandum sürecinde bazı insanlar DP’den istifa etmişti ve hükümet düşmüştü. 2005 seçimlerine gidildi. Orada ben de milletvekili seçildim. CTP’den seçildim. Diğer sendikacı arkadaşlarla hep birlikte meclise girdik. Ahmet Barçın, Ali Seylani, ben, Bayram Karaman, Mehmet Ceylanlı meclise girmiştik. Sendikacıların mecliste çoğaldığı bir dönem oldu.


Bu dönem içerisinde iyi bir şeyler yapmaya çalıştık. Ekonomik kazanım, demokratik kazanım adına atılan adımlar oldu.


UBP döneminde pasaport ve yürüyüş yasası gündemdeydi. Yürüyüşlerin kısıtlanması adı altında sendikaların profesyonel çalışan sayısının bire indirilmesi meselesi vardı. Bütün bunlar ortadan kalktı. Öğretmen sorunlarının önemli bir kısmı çözüldü. Çalışanların maaşları artırıldı. Bunlar bu dönemde yapıldı.


Olumlu, olumsuz 2005’ten 2009’a kadar bu süreç devam etti. Ardından bütün sendikacılar seçimi kaybetti.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner107

banner96

banner108