İşverene, ceza ödemek, işçinin kaydını yaptırmaktan daha ucuza geliyor

banner37

Bağımsızlık Yolu Genel Sekreteri Münür Rahvancıoğlu, KIBRIS’a, ülkenin kanayan yarası kayıt dışı işçilikle ilgili çarpıcı açıklamalar yaptı

İşverene, ceza ödemek, işçinin kaydını yaptırmaktan daha ucuza geliyor
banner87

2018’DE SİYASİ PARTİ OLDU… Bağımsızlık Yolu Genel Sekreteri Münür Rahvancıoğlu, Bağımsızlık Yolu’nun siyasi örgüt olarak Aralık 2015’te kurulduğunu ve siyasi parti olarak kaydını 2018 yılında yaptığını anlattı. Örgüt ayağının hâlâ devam ettiğini kaydeden Rahvancıoğlu, hedeflerinin, göstermelik bir parti kurmak olmaması nedeniyle bu yola öncelikle örgüt olarak çıktıklarını belirtti

“HÜKÜMETE DEĞİL, MUHALEFETE TABİLİZ”… Rahvancıoğlu, Bağımsızlık Yolu’nun “biz hükümete değil muhalefete talibiz” sloganıyla yola çıkmalarının, halktan gelen “sizin söylediklerinizi başkaları da söyledi ancak göreve geldiklerinde değiştiler” yönünde tepkilerden doğduğunu anlattı. Bağımsızlık Yolu hedefinin koltuk olmadığını açıkça göstermek istediklerini ifade eden Rahvancıoğlu, hedeflerinin, işçi ve kadın hakları gibi konularda yaşanan birçok sorunu çözmek olduğunu söyledi

İŞVEREN KÂRLI ÇIKIYOR… Rahvancıoğlu,  mevcut durumda bir kayıt dışı işçi tespit edildiği zaman bir asgari ücret ceza yazıldığını belirtti ve bir asgari ücretin de 3 bin 150 TL olduğunu hatırlattı. Bir işçinin kayıt altına alındığı zaman işverenin ödemesi gereken sigorta ve ihtiyat sandığı yatırımlarının aylık olarak 800 TL’ye geldiğini söyleyen Rahvancıoğlu, “Yani bir işçi kayıtsız olarak çalıştırıldıktan 4 ay sonra tespit edildiğinde,  işveren, işçinin 4 ay boyunca yapması gereken toplam 3 bin 200 TL’lik yatırımı yapmıyor, 3 bin 150 TL ceza ödeyip 50 TL de kârlı çıkıyor” dedi

“ÖNERİMİZ VAR”… Münür Rahvancıoğlu, bu konudaki önerilerinin bir işverenin kayıt dışı işçi çalıştırdığı tespit edildiğinde o işçiyi bir yıl yanında çalıştırmak zorunda bırakılması olduğunu söyledi. Ancak işçinin özel nedenlerle işten ayrılmak istemesi durumunda o işten çıkabileceği bir sistem kurulması gerektiğini kaydeden Rahvancıoğlu, para cezasını artırmanın çözüm olmayacağını belirtti. Rahvancıoğlu, para cezasını artırmanın daha önce denendiğini ancak o dönemde de çeşitli nedenlerle ceza yazmaların azaldığını kaydetti

Ceren ÖZBİL


Bağımsızlık Yolu Genel Sekreteri Münür Rahvancıoğlu, KIBRIS’a, ülkenin kanayan yarası kayıt dışı işçilikle ilgili çarpıcı açıklamalar yaptı ve İşverene, ceza ödemek, işçinin kaydını yaptırmaktan daha ucuza geliyor” dedi.


Rahvancıoğlu, siyasi bir örgüt olarak yola çıkıp, 2018 yılında, yoluna siyasi parti olarak devam etme kararı alan Bağımsızlık Yolu’nun hedef ve çalışmaları hakkında gazetemize bilgi verdi.


Rahvancıoğlu, Bağımsızlık Yolu’nun hedefinin, parlamentoya girmesi durumunda sokaktaki sesi parlamentoya, parlamentodaki sesi de sokağa taşımak olduğunu söyledi.


Münür Rahvancıoğlu, ayrıca Bağımsızlık Yolu’nun, Kıbrıs sorunundaki görüşünün, Kıbrıs’ta yaşayan her iki halkın da kendi kaderini tayin edebileceği federal bir çatı altında birleşeceği bir yapı yani federasyon olduğunu söyledi.

KIBRIS: Bağımsızlık yolu nasıl ortaya çıktı?


Rahvancıoğlu: “Bunun hikâyesi çok geniştir ancak ben kısa tutmaya çalışacağım. Bağımsızlık Yolu, örgüt olarak Aralık 2015’te kuruldu. Siyasi parti olarak kaydını ise 2018 yılında yaptı. Örgüt ayağı da hâlâ devam ediyor.


Bizim amacımız, göstermelik bir parti kurmak değildi. Gerçek bir siyasi parti kurmak istediğimiz için önce bir siyasi örgüt oluşturduk. Bu örgüt çatısı altında gerek bölgelerde örgütlenme anlamında, gerekse de kurumsal işleyişimizi organize etmek anlamında emek harcadık.


Haziran 2018’de de siyasal parti kurulması için gerekli evrakları hazırlayıp sunduk. Tabi ki bunun öncesi de var. Baraka Kültür Merkezi çatısı altında mücadele eden insanların aklına gelmiş bir fikirdi bu… Tabi ki şu andaki birleşimi ondan ibaret değil, çok daha geniş bir kesime ulaştık. Ancak kültürel anlamda yürütülen çabanın siyasal sorunlara müdahale etmek için yeterli olmadığını gördük. Doğru amaca, doğru araçla ulaşmak gerektiğini düşündüğümüz için böyle bir çaba içine girdik”.

KIBRIS: Siyasi parti olarak devam etmeye nasıl karar verdiniz?


Rahvancıoğlu: “Bizim, ülkemizin solundan birçok açıdan farklı düşündüğümüz noktalar var. Bazı noktalarda beraber düşündüklerimiz de var. Tabi ki bunların her biri bir renktir ve varlıklarının da olması gerektiğini düşünüyoruz. O görüşler mutlaka ifade edilmeli. Ancak biz, her pratik sorunda farklı farklı kesimlerle denk düşerken, bütünlüklü olarak tek bir yerde kendi görüşümüzü ifade edemediğimizi ve burada bir sıkıntı olduğunu fark ettik. Örneğin Kıbrıs sorunu…


Kıbrıs sorununda Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tutumu konusunda denk düştüğümüz ve ters düştüğümüz kesimlerle, Türkiye’nin tutumu konusunda denk ve ters düştüğümüz olabiliyor ya da bunun tam tersi olabiliyor. Bu açıdan bakarsak, sadece Türkiye’nin, ya da sadece Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kıbrıslı Türklere yapmaya çalıştığı haksızlığa bakmak isteyip, diğer tarafın yaptığı haksızlıkları konuşmak istemeyenler var.

 Şimdi biz doğrunun iki tarafını ifade eden bu kesimlerle farklı zamanlarla denk düşüyoruz. Ama biz bu doğrunun bütünlüklü olarak ifade edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Özelleştirmelerden tutun, kamu ve özel sektör emekçilerinin çıkarlarının ortaklık ve farklılıkları ile ilgili olarak birçok konuda, ekolojik konulardan, kadın haklarına kadar bu konularla ilgileniyoruz.


Bunu fark ettik ki özgün bir çizgimiz var ve bu özgün çizginin ifade edildiği belli bir yer yok. Bundan dolayı da önce siyasal bir örgüt, ardından da parti olarak kurumsallaşmamızın gereklilik olduğunu fark ettik”.

KIBRIS: Peki neden “hükümete değil, muhalefete talibiz” sloganıyla yola çıktınız?


Rahvancıoğlu: “Bunu söylediğimiz zaman bir yanlış anlaşılma oluyor. Öncelikle onu düzeltmek istiyorum. Biz ‘iktidara değil, muhalefete talibiz’ demiyoruz, ‘hükümete değil, muhalefete talibiz’ diyoruz. Hükümet ve iktidar bize göre iki farklı şey… Biz devrimci bir siyasi partiyiz, aynı zamanda sosyalistiz ve feministiz.


Dünyada bizim çizgimizde olan ya da doğrusu benzer bir kanaldan ilerleyen bütün siyasal hareketler iktidar olmakla hükümet olmanın iki farklı şey olduğunu bilirler. Bu fark, her zaman ordular, hükümetlerin kontrolünde olmaz. Hükümetlerin yapmakta olduğu bir icraattan dolayı ordular o hükümetlere darbe yapar ya da darbe yapmaya çalışır başarısız olur. Çeşitli ülkelerde bunlar yaşanır.

  Her zaman ekonominin kontrolü hükümetlerin elinde olmaz. Hükümetler, yoksul halkın yararına bir şeyler yapmak istediği zaman patronlar, boykotlar organize ederler ve böylece ekonomiyi çıkmaza sürüklerler. Geçmişte birçok ülkede bunlar yaşandı ve hâlâ yaşanıyor. Venezuela’da bu yaşandı. Medya patronları ile hükümet ters düştüğü için medya patronları her şeyi bambaşka anlatabiliyor. Geçmişte Şili’de ekonomide aynısı yaşandı. Türkiye’de askerle sorun yaşandığı söyleniyor. Bu nedenle hükümet olmakla iktidar olmak farklı şeydir.


Siz hükümet olursunuz bir şey yapmaya çalışırsınız ancak toplumdaki iktidar birçok alanda paylaşılmış olduğu için farklı güç odakları ile çıkar çatışmasına girebilirsiniz ve yapmak istediğiniz şeyi yapamayabilirsiniz.


Bu, dünyada böyle iken, bizim ülkemizde daha fazla böyledir. Çünkü bizim polisimiz, askerimiz, itfaiyemiz, merkez bankamız bize bağlı değildir. Bizim, kendi bastığımız bir paramız yoktur. Bütün bunlar düşünüldüğünde hükümet olmanın ‘iktidar olmak’ demek olmadığı çok net bir şekilde ortada.

  Dünyada böyle, bizde kat ve kat ortada… Biz neden ‘hükümete değil, muhalefete talibiz’ konusuna gelince, insanlar bize, ‘sizin söylediğiniz kadın hakları, doğa ve gençlerle, özel sektörle, işsizlikle ilgili birçok güzel şeyler var. Ancak sizin bu söylediklerinizi biz daha önce de duyduk. Başkalarında da duyduk. Geçmişte CTP, TDP söyledi. Her koltuğa oturan değişiyor. Dünyada da böyle… Sadece bizim ülkemizde değil. Başka ülkelerde de ilerici söylemlerle koltuğa oturup değişen insanlar oluyor.  Çipras oldu Yunanistan’da… Biz nereden bilelim sizin değişmeyeceğinizi” diye soruyor.


 Biz de bunu alıp masaya yatırıp düşündüğümüzde ‘neden bu insanlar’ değişti diye kendimize sorduğumuzda, gördüğümüz ve anladığımız, biraz önce söz ettiğim iktidar odakları ile örneğin ekonomideki bir iktidar odağını bir şeye ikna etmek istediğinizde veya askerin belli bir şeyde sessiz kalmasını istediğinizde veya medya patronlarını karşınıza çıkan seçenekler uzlaşmak yönünde olur. Yani onlar size diyorlar ki “siz bizim size sorun çıkarmamızı istemiyorsanız, bu konu ile şöyle bir tutum alın” diyor. Bu bir pazarlık sürecine dönüşüyor. Ondan dolayı da hükümette olmayı birinci öncelik haline getiren partiler, hükümette olabilmek için çeşitli güç odakları ile uzlaşıyorlar. Bu ülkenin niteliğine göre değişiyor.


Örneğin özel sektördeki insanların haklarını söyleye söyle geliyorlar, Çalışma Bakanı oluyorlar, ancak ondan sonra patronlarla birlikte iş yapmak zorunda olduklarını ve o bakan koltuğunda kalmak için kendi önerdikleri yasaları “sendikasız işçi çalıştırılmasının yasaklanması” yasasını geri plana alabiliyorlar. Bu bir uzlaşma sürecidir. Bunu yapan insanlar, döndükleri için, ya da daha önce yalan söyledikleri için yapmıyorlar.

  Kendileri için daha öncelikli bir şeyi korumak adına yani “başkası bakan olacağına ben olayım ki işçilerin bazı haklarını ben onlara sağlayabilirim” düşüncesiyle hareket ediyorlar. Önceden bunu planladıkları için değil, uzlaşmak için bunu yapmak zorunda kalıyorlar. Biz bu nedenle sözümüzü değiştirmeyeceğimizin garantisini işte bu sloganla anlatıyoruz, “biz hükümete talip değiliz, biz iktidara talibiz”…


Bizim kendimizi değiştirmeyeceğimizin garantisi budur. Biz, hükümette kalmaya da talip değiliz. Biz, hükümette kalmanın kendisini mutlaklaştırmıyoruz. Bizim için önemli olan sözünü ettiğimiz konulardır. Bu konular için mücadele etmektir. Biz hükümette olduğumuz zamanda bu konular için mücadele edeceğiz, olmadığımız zaman da mücadele edeceğiz.


Biz ne parlamento koltukları, ne de bakanlık koltukları için uzlaşma niyetinde değiliz”.

KIBRIS: Peki muhalefette bu ülke için hedeflediklerinizi hayata geçirebilecek misiniz?


Rahvancıoğlu:  “Nasıl ki hükümet tek boyutlu algılanmıyor, muhalefet de tek boyutlu algılanmıyor. Aslında muhalefet dediğimiz şey sokakta miting düzenlemek, sokakta yürüyüş yapmak, slogan atmak veya bir kurumun kapısına gidip siyah çelenk bırakıp, bir basın açıklaması yapmak değildir.


İcabında bir mahkeme koridorunda yürütülen bir dava süreci de muhalefet sürecinin bir parçasıdır. İcabında parlamentoda yapılacak bir konuşma da veya orada takınılacak bir tutum da muhalefet sürecinin parçasıdır. Hatta hükümet koltuğunda otururken yapılacak bir tutum da muhalefet sürecinin bir parçasıdır.


Örneğin bir önceki hükümet dönemindeki Eğitim Bakanı daha sonradan dedi ki “İlahiyat Koleji konusundaki tutumumuzdan dolayı Türkiye Milli Eğitim Bakanı bizimle görüşmemişti”.
Onun ardından da insanlar “sen bunu neden o zaman söylemedin” diye sorguladı.


Hükümet koltuğunu bir muhalefet aracı olarak gören halktan yana devrimci bir siyasetçi bunu o gün olduğu zaman halka aktarır. Söyleme şekli kişiden kişiye partiden partiye elbette ki değişebilir. Fakat aktarır. Bunu o gün ifade eder. Söylememek uzlaşmaya açık kapı bırakır. Biz bunun daha farklı yapılacağını düşünüyoruz. Örneğin koordinasyon ofisi meselesi… Ciddi anlamda tamamen muhalefette olanların çabasıyla başarılmış bir süreçtir.


 O dönemin hükümeti, meclis çoğunluğu, Bakanlar Kurulu bu koordinasyon ofisinin kurulması için uğraşıyordu. O dönemde mecliste sağlam muhalefet yapan TDP’ydi ve onların da o dönem 2 ya da 3 milletvekili vardı. Sokakta ise binlerce insan vardı. Muhalefet bunu haftalarca aylarca gündemde tuttu, kamuoyunun nabzını şekillendirdi ve en sonunda da Anayasa Mahkemesi’nden bu konunun olumsuz bir şekilde geri dönmesini ve koordinasyon ofisinin kurulamamasını sağladı. Muhalefetten, bu nasıl başarılacak sorusuna bu bir örnektir”.

“Sokaktaki tepkiyi parlamentoya taşıyacağız”

KIBRIS: Parlamentoya girdiğiniz takdirde öncelikleriniz neler olacak?


Rahvancıoğlu: “Genel kurulumuz, parti meclisimize muhalefet programını hazırlamakla ilgili görev verdi. Bu konularla ilgili nasıl bir muhalefet hattı öreceğine ilişkin bir hazırlık yapılacak. İnsanların karşısına çıktığımız zaman tarımla ilgili bizim yürüteceğimiz direniş çizgisi şuradan oluşacaktır ve diğer alanlarda da aynı şekilde olacak. Bunun çalışması önümüzdeki dönemde üstümüze aldığımız bir görev… Şu anda hazır bir program yok. Şu ana kadar çabamızla oluşturulmuş belli bir hat var. O da özellikle kriz döneminde ortaya koyduğumuz zenginler için acı reçete ve halkın önlem talepleri adı altında ortaya koyduğumuz talepler var.

  Bu öneriler, asgari ücretin artırılması, eğitim ve sağlığın ücretsiz olması, ulaşımın en azından işe gidiş gelişlerde patronlar tarafından karşılanması gibidir. Çünkü kimse keyfinden evinden çıkıp, işine gitmiyor.


Bu, dünyanın çeşitli ülkelerinde kazanılmış bir haktır. İkinci genel kurul kararımızda “kimlik değil, sınıf mücadelesi” şeklindedir. İnsanımızın Türkiyeli, Kıbrıslı, özel sektör, kamu çalışanı, kadın, erkek diye bölünmesi değil ki bunların her birinde bizim tuttuğumuz bir taraf vardır ama temel ayrışma ekseninin bu olmadığını söylüyoruz.


 Yaşamım boyunca birçok konuda bir şeyler düşündüm. Fakat bir şeyi gördüm ki o da ancak bir şeyin içine girdiğinizde gerçek kurgular kurabiliyorsunuz. Prensip olarak sizin dünyaya bakışınız yaklaşım tarzınız belli olabilir fakat içini bilmeden kurgulama şansınız olmaz. Şimdi hepimiz haberleri görüyoruz. Yasa geçiyor, bir yasa tasarısı konuşuluyor ancak işin geri planına ilişkin bir bilgimiz olmuyor. Bize ne anlatılırsa onu biliyoruz.


Biz parlamentoya girdiğimizde, halka, onun aleyhine ya da lehine olabilecek noktalar hakkında bilgi vereceğiz. Bu konuları kapalı kapılar ardına pazarlık malzemesi yapıp, ondan sonra da halka “bunu nasıl yediririz” demeyeceğiz. Bunun yerine bilgi vereceğiz. Gerçek neyse onu anlatacağız ve içeride kavgasını vereceğiz. Muhalefete talip olmak bizim için bu demek.


Sokaktaki tepkiyi, öfkeyi parlamentoya taşıyacağız. Parlamento ne kadar halkınsa, parlamentoda olan bir vekil de o kadar sokakta olmak zorunda ancak oradaki görevlerini aksatmadan”…

KIBRIS: Önümüzdeki seçime Bağımsızlık Yolu ayrı olarak mı katılmayı düşünüyor?


Rahvancıoğlu: “Bunun kararını parti meclisi verecek. Bu konuda iki prensibimiz var. Biz, solda güç birliği, işbirliği, eylem birlikteliklerine önem veriyoruz. Birlikte çalışma kanallarının zorlanmasının önemli olduğunu düşünüyoruz. Ancak kendimizi çatı partileri sürecinden ayırıyoruz. Farklıların farklı yerde, aynıların aynı yerde olması gerektiğini düşünüyoruz.


Birbirinden farklı olanları zorla bir araya getirmenin daha sonra dezavantajları ortaya çıkıyor. Bunun örneklerini de gördük. Bizim tercihimiz işbirliği, güç birliği ve eylem birlikteliğidir. Bunun sağlıklı olması için tarafların birbirine karşı açık, dürüst ve samimi olması lazım. Anlaşamadığımız konularda anlaşmamız lazım.


Eğer ben aslında Kıbrıs Cumhuriyeti’ne dönüşü savunan bir siyasal parti isem bunu açık açık söyleyemediğim için federasyon diyorsam ilk ciddi fırsatta da bütün süreçleri Kıbrıs Cumhuriyeti diye yorumlarsam, benimle ittifak yapan ve gerçekten federasyon savunan bir parti zor durumda kalır. Ondan dolayı biz bu gibi konuların net olması gerektiğini savunuyoruz”.

“Federasyonu savunuyoruz”

KIBRIS: Kıbrıs konusunda Bağımsızlık Yolu’nun görüşü nedir?


Rahvancıoğlu: “Federasyon çizgisini savunuyoruz. Bunu daha da netleştirirsek, demokratik halk federasyonu diyoruz biz bunun adına… Çünkü Kıbrıs’ta iki halk olduğunu düşünüyoruz. Bu iki halkın, ikisinin de kendi kaderini tayin hakkı olduğunu düşünüyoruz.


Kıbrıs halklarının ikisinin de çıkarına olanın federal bir çatı altında birleşmesi olduğunu düşünüyoruz. Kıbrıs halklarının kendi kaderini tayin hakkının ayrılık değil, birliktelik yönünde kullanılması gerektiğini düşünüyoruz. Ancak federasyon görüşünün çok denendiği ve olmadığı söyleniyor. Ancak biz de soruyoruz “deneyenler kimler”…


Gerçekten bu insanlar federasyonu mu savunuyordu yoksa gizli taksimci miydi? Yoksa gizli Kıbrıs Cumhuriyetçi miydiler? Çünkü federasyonun öyle bir laneti var ki, esasında Kıbrıs Cumhuriyeti’ni ve ayrılık ile iki devletliliği savunanlar da “ben federasyoncuyum” diyor.


Kim gerçekten federasyoncu bunu anlamak ciddi bir sıkıntı…”

KIBRIS:  Bağımsızlık Yolu olarak sendikasız çalıştırılmaya karşı mücadele başlattınız. Bu konudaki önerileriniz nedir?


Rahvancıoğlu: Bağımsızlık Yolu esas itibari ile emek, sermaye çelişkisi ekseninde toplumun saflaştırıldığı noktaya odaklanır. Bizim için özel sektör çalışanlarının yaşamakta oldukları sıkıntılar ki bu sıkıntılar iş cinayetlerinden tutun da, iş güvencesine kadar varıyor, bizim temel önceliğimizdir.


Bu nedenle her 10 ve üzeri işçi çalıştıran işyerlerinde sendikasız işçi çalıştırılmasının yasaklanmasıdır. Bu konuda bazı rakamlar da aktarmak istiyorum.


Bunlar DPÖ’nün 2017 yılı rakamlarıdır. 2017 rakamlarına göre ülkede yaklaşık 19 bin civarı işyeri var. Bu işyerlerinin 18 bini, 1 ile 10 arasında işçi çalıştırıyor.  Geriye kalan bin işyeri 10’dan fazla çalıştırıyor. Bu işçiler bütün işçilerin yüzde 54’dür.


Yani 10 ve üzeri işçi çalıştıran işyerlerinin sendikasız işçi çalıştırması yasaklandığı zaman 18 bin işveren bundan etkilenmeyecek. Ama yüzde 54 çalışan bundan faydalanacak. Bu rakam benim için önemlidir, çünkü küçük esnafın yaygın olduğu ülkemizde, yanında bir çırak dahi çalıştırmayan bir bakkal bile kendini işveren olarak görüyor. 2 bin tane insan çalıştıran ve oteller zincirine sahip bir insan da kendini işveren olarak görüyor ve o bakkal, o otel sahibine kalkan oluyor.


Bakkal onu bilsin ki, kendileri aslında o işverenlerin yüzde 90’ını oluşturuyorlar. Bizim savunuculuğunu yaptığımız şey, bütün işverenlerin sadece yüzde 5’ni etkileyecektir. Bu rakam artıkça daha da genişliyor.


50 ve üzeri işçi çalıştıran sadece 300 tane işveren var. Bunlar bütün işçilerin sadece yüzde 37’sini çalıştırıyor. Bizim temel sorunumuz, birilerinin her şeye sahip olduğu bir ülkede yüz binlerce insanın hiç bir şeye sahip olmamasıdır”.

“Para cezası ile kayıt dışılığın önüne geçilmez”

KIBRIS: Ülkedeki kayıt dışı yaşam ile ilgili nasıl bir çalışma yapmayı planlıyorsunuz?


Rahvancıoğlu: “Kayıt dışı işçilik, işveren tarafından kaydı yapılmamış her işçi için geçerlidir. Yani Türkiye ya da Türkmenistan vatandaşı olup, çalışma izni çıkarılmamış bir kişi kayıt dışı işçidir ama KKTC vatandaşı olup, sigortaya kaydedilmemiş bir insan da kayıt dışı bir işçidir.


Tabi ki yasalar bakımından kaçak işçi cezası olarak bilinen cezalar KKTC vatandaşlarını kapsamıyor. Mevcut durumda bir kayıt dışı işçi tespit edildiği zaman işverene bir asgari ücret ceza yazılır.


Bir asgari ücret 3 bin 150 TL’dir. Bir işçiyi kayıt altına aldığınız zaman ödemeniz gereken sigorta, ihtiyat sandığı aylık olarak 800 TL’dir. 4 ay bir işçiyi kayıt dışı çalıştırdığınız zaman 3 bin 200 TL cebinizde kalıyor. Dördüncü ayın sonunda yakalandığınızda size yazılacak ceza 3 bin 150 TL’dir. 50 TL kârdasınız. Beşinci ayın sonunda size yazılacak ceza 4 bin TL’dir. Böylece işveren der ki “Ben kayıt dışı çalıştırayım, 4 aya kadar yakalanmazsam kârdayım, iki ayda yakalanırsam şansıma küseyim”…


Aynı kumarı bir kere daha oynayabilir. Bir asgari ücret ceza ile kayıt dışılığın önüne geçmek imkânsızdır. Bu cezayı artırarak da mümkün değil.


Eğer cezalarda rakamı artırarak astronomik noktaya getirirseniz bu kez uygulanamaz noktaya gelir. Bir dönem 5 katına çıkarıldı. Otomatik olarak yazılan ceza sayısı düştü. Bunun çeşitli açıları ve nedenleri var.


 Ceza artık öldüren noktaya geliyor. Bizim önerimiz, bir işveren, bir işçiyi kayıt dışı çalıştırırken, yakalandığında, o işçi, o işverenin yanına kaydedilsin ve işçinin kendi arzusu olmadığı sürece o işveren, o işçiyi işten durduramasın.


Eğer işçi kendi hayatı ile ilgili sebeplerden işten ayrılmak isterse ayrılabilirsin. Ancak hangi ay bıraktıysa geriye kalan ay kadar sigortası yatırılsın. Öyle bir noktaya gelsin ki işveren işçiye işi bırakmaması için yalvarsın. Kayıt dışı işçi çalıştırılmasının önüne bu şekilde geçilebilir”.
 

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER