“Kadın barışçı, üretken ve hümanist olmalı”

banner37

Fatma Azgın, 73 yıllık hayatına çok şey sığdırmayı başaran mücadeleci kadınlardan biri

banner87
“Kadın barışçı, üretken ve hümanist olmalı”
banner90
banner99

Fatma Azgın, 73 yıllık hayatına çok şey sığdırmayı başaran mücadeleci kadınlardan biri… Kadınlara bakışını “Kadın barışçı, üretken ve hümanist olmalı” cümlesiyle özetledi.

Politikadaki kadınların açılımcı, yenilikçi olması, bilindik cümleleri tekrarlamanın ötesinde ortaya iş koyması gerektiğini vurgulayan Fatma Azgın, entelektüel birikimin önemine işaret etti; kadınların ülkedeki barış sorunu konusunda da bir şeyler yapmalarını istedi.

48 yıldır Lefkoşa’da eczacılık mesleğini sürdüren, Kıbrıs Türk Federe Devleti Kurucu Meclisi’ndeki tek kadın milletvekili olan, uzun yıllar Eczacılar Birliği’nin başkanlığını yürüten, kurucularından olduğu Toplumcu Kurtuluş Partisi yanında Cumhuriyetçi Türk Partisi’ndeki çalışmalarıyla bilinen Fatma Azgın, “Kadın da erkek de kendine bakmalı, kendini düzeltmeli. İnsan, kendi kendini yaratır’ diye konuştu.

Fatma Azgın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü öncesinde, TAK muhabirinin başta kadın konusu olmak üzere çeşitli konulardaki sorularını yanıtladı, kadına, politikaya, yaşama dair düşüncelerini paylaştı.

 

“Çok güzel bir çocukluk geçirdim. Okulda hep kaptandım”
 


1947 yılında Lefkoşa’da ikisi kız, ikisi erkek dört çocuklu, modern düşünceli bir ailenin en küçüğü olarak doğan Fatma Azgın, “Annem ve babam kız-erkek ayrımı yapmamaya çok dikkat ederdi. Çok güzel bir çocukluk geçirdim, beni hep teşvik ettiler, hepimizi çok iyi yetiştirdiler” diyerek aile ortamından duyduğu mutluluğu ifade etti.

Okul yıllarında her yıl kaptan seçilen, tüm faaliyetlerde yer alan Azgın, ailesinden hiçbir engelleme ve sınırlama görmediğini anlattı.

 

“RIK’te çocuk programına katılır karşılığında 5 şilin alırdım”
 


Çocukluk yıllarında yaptığı ve unutamadığı etkinliklerden biri de Kıbrıs Radyo Yayın Kurumu’nda (RIK) Ahmet Gazioğlu’nun çocuk programlarına katılmak… Cuma günleri gittiği programda oyunlar oynayan, yarışmalara katılan ve hep birinci gelen Fatma Azgın, bunun karşılığında 5 şilin de para aldığını gülümseyerek anımsıyor.
 

“Matyatlı bakıcımızı kapılar açılınca gidip ziyaret ettim”
 


Öğretmen bir babanın çocuğu olarak çocukluğunu ülkenin birçok yerinde geçiren Fatma Azgın, Matyat köyünde kendisine bakan Kıbrıslı Rum bakıcısını sınır kapıları açıldıktan sonra bulup ziyaret ettiğini ve zaman zaman bu ziyaretleri sürdürdüğünü söyledi.
 

Felsefe veya sosyoloji derken eczacılık
 


Edebiyat bölümü öğrencisi olduğu için felsefe veya sosyoloji okumak isterken Kız Lisesi Müdürü Leman Feridun’un “elinde altın bilezik olsun” diyerek yaptığı teşvikle eczacılık fakültesini seçen Fatma Azgın, İstanbul’daki öğrencilik yıllarında sinemaları, konserleri, tiyatroları hiç kaçırmadı; çok kitap okudu, özellikle Fransız feminist yazar Simone Beauvoir’un kitaplarından etkilendi.

Türkiyeli devrimci erkeklerin bile kadınlara iyi davranmadığı gözlemiyle kadın konusuna daha çok eğilen Azgın, sol hareketle de bu dönemde tanıştı. Sol hareketlerde çok aktif olmasa da savunduklarını destekleyen Azgın, farkındalıklarının bu dönemde arttığını söyledi.

İstanbul Üniversitesi’ndeki eczacılık eğitimini tamamlayıp 1972’de Kıbrıs’a dönen ve Lefkoşa Müftü Ziya-i Sokak’ta ilk eczanesini açan Fatma Azgın, bir süre de kurduğu ecza deposunda çalıştı. Azgın, otobüs terminalinin ve sosyal konutların o günün koşullarında şehir dışında yapılmasıyla şehirde yerleşimin ve iş yerlerinin değiştiğini, kendisinin de Ortaköy bölgesinde eczane açtığını ve o zamandan beri aynı mekanda eczacılık yaptığını anlattı.

Fatma Azgın, genç bir eczacıyken Kamran Aziz başta olmak üzere birçok eski eczacıdan destek gördüğünü ve Eczacılar Birliği’nde önce sekreter 1980’den itibaren de uzun yıllar sürdüreceği başkanlık görevine getirildiğini kaydetti.

“Eczacılar Birliği’ni yasaya ve binaya kavuşturan başkan” sıfatı da Fatma Azgın’ın…

 

“Denktaş önemli bir şey açıklayacakmış”
 


Fatma Azgın, 1975’te Eczacılar Birliği’ni temsilen KTFD Kurucu Meclisi’nde üye seçilme sürecini ise özetle şöyle anlattı:

“Kamran Hanım (Kamran Aziz) ‘Fatma gel de Denktaş bey bir şey açıklayacakmış’ diyerek beni Sarayönü’nde, şimdi UBP binası olan binaya çağırdı. Gittik... Denktaş, Kurucu Meclis oluşacağını açıkladı ve bazı derneklere de kontenjanlar verdi. Eczacılar Birliği’nin de üç gün içinde genel kurul yapıp üye belirlemesi gerekiyordu. Kamran Hanım aday olmamı istedi. Saray Otel’in bodrum katında genel kurul yaptık. Benimle birlikte toplam 5 kişi aday olduk. Baktım seçilmişim! Hiç beklemezdim. Böylece Kurucu Meclis’teki tek kadın oldum. Barolar Birliği’nden de Ahmet M. Berberoğlu seçilmişti. Bir süre sonra onu meclisten atmak için ‘salt çoğunlukla seçilmedi’ gerekçesini öne sürdüler. Oysa hiçbirimiz salt çoğunlukla seçilmemiştik. Bu durum emsal teşkil etti. Kurucu Meclis’e Anayasa taslağı da gelmişti.

‘Bu anayasa çok baskıcı’ diyerek Ankara’ya Ecevit’le görüşmeye gittik. Ecevit ‘merak etmeyin ben yardımcı olacağım’ dedi. Tam ben Ankara’dayken bazı eczacıların açtığı davayla Kurucu Meclis üyeliğimi düşürdüler. Yeniden genel kurula gidildi ve tekrar seçim oldu. Kamran Hanıma dedim ki ‘Eğer uçak gecikir yetişemezsem benim adaylığımı koy.’ Kıbrıs’a döndüm, eczanemi ana baba günü buldum. Diğer sivil toplum örgütlerinden de bana destek verenler var.

Hatta o zamanlar eşim Bekir Azgın, Sanayi Holding’de çalışıyordu ve henüz tanışmıyorduk. Arkadaşları hep bana destek vermeye geliyormuş ve O da ‘Kimdir be bu Fatma da peşine düştünüz?’ diye sormuş.

Genel Kurul yine Saray Otel’de yapıldı. Enver Emin ve ben aday olduk ve ben seçildim. Böylece Meclis’e geri döndüm, Denktaş bey de ‘İyi bir mücadele verdiniz’ dedi.”

 

“Kadınım diye hiçbir sorun yaşamadım”
 


Fatma Azgın, KTFD Kurucu Meclisi’nde tek kadın olarak nasıl bir ortamda görev yaptığı, herhangi bir sorun yaşayıp yaşamadığı sorusuna yanıt verirken, herkesin birbirine çok saygılı davrandığını ve hiçbir sıkıntı yaşamadığını söyledi.

Anayasa konusunda, kendisi yanında Özker Özgür, Mustafa Akıncı, Alpay Durduran, Ekrem Ural, Turgut Afşaroğlu’ndan oluşan 6’lar grubu olarak verdikleri mücadeleye değinen Azgın, “Ecevit böyle istiyor” denilerek hazırlanan anayasa taslağının bu grubun çabalarıyla daha demokratik bir içeriğe kavuşturulduğunu anlattı.

Fatma Azgın, Toplumcu Kurtuluş Partisi’nin kurucu üyeleri arasında da yer alıyor.

Meclis’teki konuşmalarında kadın haklarını her zaman savunageldiğini ve anayasanın hazırlanması sürecinde de kadın duyarlılığını yansıttığını anlatan Azgın, örneğin dönemin Devlet Başkanı Rauf Denktaş’ın Kurucu Meclis’teki üyelik kontenjanlarını, hep erkeklerden oluşturmasını eleştirdiğini söyledi.

 

Hanımeli dergisi
 


Neşe Yaşın ve Sevgül Uludağ’la birlikte “Hanımeli” adlı dergi çıkaran Fatma Azgın, Yenidüzen gazetesinde de dönemin Yazı İşleri Müdürü Hasan Erçakıca’nın teşvikiyle köşe yazarlığına başladığını, zaman zaman yazıları nedeniyle CTP’yle ters düştüğünü, disiplin kuruluna bile verildiğini ifade etti.

O günleri “O zaman CTP çok katıydı ve yeni fikirlere hazır değildi. Genellikle disipline verilen gücenir istifa ederdi ama ben etmedim. Kendimi savundum ve beraat ettim” diye anlatan Fatma Azgın, her zaman yeni fikirler sunmaya devam ettiğini ve sürekli de şikayet edildiğini belirtti.

 

Kadın kotası
 


CTP’de kadın kotası uygulamasının öncüsü olduğunu, kurultayda bu önerisinin çok tartışma yarattığını anlatan Fatma Azgın, önerinin daha çok erkeklerin desteğini aldığını ve geçtiğini söyledi.

Avrupa’da kadın kotasının 1980’lerde uygulanmaya başlandığını kaydeden Azgın, kadın temsiliyeti artana dek bu uygulamanın gerekliliğini vurguladı.

 

“Kiminle evleneceğim diye düşünürdüm”
 


“Gençlik yıllarımda bazı solcu erkeklerin bile kadınlara davranışlarını gördüğümde ‘Solcular bile böyleyse ben kiminle evleneceğim’ diye düşünürdüm” diyen Fatma Azgın, 1990’a gelindiğinde CTP’de genel başkanlığa Özker Özgür’le birlikte aday olmasının nedenini ise “Kazanamayacağımı biliyordum ama amacım bir kıvılcım yakmaktı” diye özetledi.
 

“İlk adımı atmak ve değişim zordur”
 


“Denktaş’ın adayıdır, CTP’yi bölecek” diyenlere rağmen demokratik bir seçim yaşandığını ve günün sonunda kendisine oy veren-vermeyen herkesin gelip kutladığını anlatan Fatma Azgın, “Ondan sonra da yol açıldı, başka adaylar da çıktı. İlk adımı atmak ve değişim çok zordur. Statüko hiç izin vermez” dedi.
 

“Lider noktasına gelinemedi”
 


Azgın, Kıbrıs’ın demografik yapısının değiştiği ancak Kıbrıslı kadınların bilinç düzeyinin, çalışma yaşamına katılımının yüksek olduğu, kadınların kendilerini kanıtladıkları ancak lider olma noktasına gelemedikleri görüşünü ifade etti.

Politikadaki kadınların açılımcı, yenilikçi olmaları, bilindik cümleleri tekrarlamanın ötesinde ortaya iş koyması gerektiğini vurgulayan Fatma Azgın, “Kadınlar, illa ki sadece kadınlar için değil, toplum için bir şeyler isteyecek. Entelektüel birikimi olacak. Bu toplumun bir de barış sorunu var ve bu konuda da bir şeyler yapmaları lazım” ifadelerini kullandı.

Yaklaşık on yıl boyunca katıldığı uyuşmazlıkların çözümü gruplarında Kıbrıslı Rumlarla bir arada çalışarak birçok şey öğrendiğini, birçok da yurt dışı temas yaptıklarını anlatan Azgın, “Kadın barışçı olmalı, halkları sevmeli” vurgusunda bulundu.

Kıbrıs sorununda bir şey yapabilecek yetkili makamda olan kadın bulunmamasını eksiklik olarak niteleyen Azgın, kendisinin bugün geldiği noktada toplumun her kesiminden saygı gördüğünü çünkü bugüne dek ne yapmışsa kimseye kızmadan, kimseyi kırmadan yaptığını vurguladı.

 

“En başta hümanist olacaksın”
 


Azgın, “En başta hümanist olacaksın. Farklı görüş ve öneriler olabilir ama farklı partidendir diye onu mahvedecekmiş gibi konuşmaları ben sevmiyorum. Anlaşamazsam tatlı tatlı uzak dururum. Siyasi görüşünden hoşlanmayabilirsiniz ama saldırganlık doğru değil” dedi.

Fatma Azgın, kadınların samimi şekilde ve görüşlerinden yalpalamadan mücadele etmesi gerektiğini vurguladı.

 

“Eleştirim boşanmalaradır”
 


“Şimdiki zamanlarda en büyük eleştirim boşanmalaradır” diyerek kadın-erkek ilişkileri ve evliliklerle ilgili de düşüncelerini paylaşan Fatma Azgın, günümüzde bireylerin eş seçme konusunda çok daha fazla fırsatlara sahip ve özgür olduğunu ancak evliliklerin kısa sürdüğünü, boşanmaların arttığını kaydetti.

“Yanlış bir özgürlük anlayışı var” yorumu da yapan Azgın, boşanan ailelerin çocuklarının bakımının ise nene ve dedelere kaldığını anlattı.

Azgın, “Çocuk daima anne ve babayı birlikte ister. Onların yerini kimse dolduramaz. Bireylerin kendi mutluluklarını kendilerinin sağlaması, bunu sadece eşlerinden beklememesi gerekir. Kadın kendisi de üretken olmalı. Kocam bana iyi davranmıyor diyenler, acaba kocalarına iyi davranıyor mu?” diye konuştu.

Düğünlerin şeklini de eleştiren Fatma Azgın, son yıllarda hiçbir düğüne katılmadığını söyledi.
Fatma Azgın, eşi Bekir Azgın’la nasıl evlendiğini “Kamran Aziz benim, Zehra Özgür de Bekir’in nikah şahidiydi. Nikah Dairesi’nde nikahımız kıyıldı, tören yapmadık, evimize geldik” sözleriyle anlattı.

 

“İnsan, kendi kendini yaratır”
 


Günümüzde internetin sağladığı kolaylıkla her konuda bilgiye ulaşabildiğini, televizyonda tartışma programlarını izlemeyi ve müzik dinlemeyi sevdiğini ayrıca paylaşmayı da sevdiğini kaydeden Fatma Azgın, kadınlara mesajını ise şu sözlerle ifade etti:

“Bu çağda kadınların baskı gördüğü veya ikinci sınıf olduğu gibi bir durum yok ama tabi ki kadının kendini nasıl ortaya koyduğu da önemlidir. Önce kadınların kendilerini eşit insan kabul etmeleri lazım. İnsan üretirse, toplum içinde doğallığıyla tanınır. Mağdursun, tanınmıyorsun, yararlı işler yapamıyorsun diye bir şey yok. Eğer bir cevher varsa, ortaya çıkar. Kadın da erkek de kendine bakmalı, kendini düzeltmeli... ‘İnsan, kendi kendini yaratır’ diye düşünüyorum.”

 

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner75