banner6

Kadın, birey olarak algılanmıyor

banner37

Psikolog Ayla Kahraman, kadın ve erkek eşit görülmedikçe kadın cinayetlerinin önüne geçmenin zor olduğuna dikkat çekti.

Kadın, birey olarak algılanmıyor
banner151 banner143

Ceren ÖZBİL

Ülkede kadına şiddet olayları ve kadın cinayetleri her geçen gün artıyor. İçerisinde bulunduğumuz 2017 yılında 5 kadın cinayete kurban gitti.

Psikolog Ayla Kahraman, ülkede giderek artan kadın cinayetlerinin başlıca nedeninin kadın ve erkeğin toplumda eşit olarak görülmemesinden kaynaklandığını söyledi. Kahraman, kadın ve erkek eşit görülmedikçe kadın cinayetlerinin önüne geçmenin zorluğuna dikkat çekti.

Kahraman, kadını, anne rolünün, ev yöneticisi rolünün ötesinde görmeyi başarmak gerektiğini söyledi.

Erkeklerin kadınları birey olarak algılamadığını söyleyen Kahraman şu şekilde konuştu:

“Erkek egemen algı; cezalandırıcıdır ve üstündür. Duruma, olana bu açıdan bakar. Kendinde, kadını yönetmek ayrıcalığını görür. Onunla evlendiyse veya beraber olduysa veya herhangi bir bağ kurduysa, ‘artık kadın onundur’. O izin vermedikçe gidemez, kendi başına karar veremez. Bu algı, kadının aleyhine işleyen cinsiyet ayırımcılığının nedenlerinden sadece biridir.

Erkeğin kadına bakışını, bu algıya bağladığımızda, kadının birey olarak algılanmadığını görürüz. Kadın; erkekle eşit ve eş değil, erkeğe bağlı, erkeğin bir uzantısı gibi algılanır. Ailenin devamını sağlamak zorunda olan, annelik ve eşlik görevleriyle değerlendirilen, kadınlığı da buna endekslenen kadın; kendi bireysel istek ve ihtiyaçlarını uygulamaya giriştiğinde cezalandırılır”.

"Namus kavramı, kadını cezalandırmak için araç haline geliyor"

Bireysel hak ve özgürlüklerin erkek egemen algıya indirildiği bu durumda, "namus" kavramının, kadının cezalandırılması için bir araç haline geldiğinden söz eden Kahraman, kişiye, kültüre, duruma göre değişen bu kavramın; her türlü amaca hizmet edebilecek cıvıklıkta olduğunu belirtti.

Kahraman, şöyle devam etti:

“Kadının; kendini eşit olarak, eş olarak algılayan kadının vereceği özgür kararın, reddedilmesinin ağır cezasıdır, kadın cinayetleri. Yani, ülkemizde son zamanlarda yaşanan bu cinayetler, artık münferit olaylar değildir. Bu ülkede birileri ‘kadın’ olduğu için öldürülmektedir. Yani toplusal bir cinsiyet ayırımcılığının sonucunda, birileri kadına yönelik şiddette, son noktayı koymaktadır. Cinsiyet ayırımcılığı nereden mi çıktı? Eğer bu toplumda, birileri ‘acaba kadın ne yaptı da adam onu öldürdü’ diye sorarsa, işte bu kadının aleyhine olan cinsiyet ayırımcılığıdır. Erkeğin malı görünen kadının, kendi özgür iradesine yönelik kararları; kendini otorite gören ve öfkesini cezalandırıcı cephaneye dönüştüren erkek tarafından kesilir.

“Cinayetle yargılanmaktansa, ölmeyi tercih ediyorlar”

Kahraman, kadını öldürdükten sonra intihar eden birçok erkeğin intihar nedeninin cinayetten yargılanmaktan kaçmak olabileceğini söyledi. Kadın ve erkeğin yasalar önünde eşit olduğundan söz eden Kahraman şu şekilde konuştu:

“Kendini kadının sahibi görse de, onu yaşamını alarak cezalandırsa da; kadın ve erkek, yasa önünde eşittir. Ülkemizde en azından. Yani, bir adam bir kadını öldürdüğünde, yasalarımız önünde ceza indirimine gideceği herhangi bir neden gösteremez. Cinayet suçuyla yargılanır. Kadınlara yönelik cinayetlerin ardından, kendilerini öldürmeye kalkışan katillerin korkusu, adalet önünde hesap vermek olabilir mi diye düşünürüm. Ancak, kadınları öldüren erkeklerden yüzde kaçı intihar girişiminde bulunmuş, buna bakmak gerek.

Kendini efendi ve üstün gören ve doğru karar verdiğini düşünen katillerin, kendilerini öldürmeye kalkışacaklarını düşünmem. Kadın cinayetlerindeki artışın, toplumsal değişimle yakın ilgisi olduğunu düşünürüm. Evet, ruh sağlığı bozuklukları artmıştır. Ancak, kadınlara yönelik cinayetleri buna bağlamak pek doğru gelmiyor bana. Birini öldürmek değil, kadınları öldürme artmıştır. Bunu ele almak gerek”.

Güncelleme Tarihi: 08 Ekim 2017, 10:11
YORUM EKLE
banner140
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110

banner104