banner6

Karpaz'ın efsanesi  'Memeler Mağarası'

banner37

Halk arasında “Galahdini Mağarası” olarak da biliniyor. Yenierenköy ile Yeşilköy arasında, deniz kenarında, çeşitli efsaneler ile anılan muhteşem bir güzellik

Karpaz'ın efsanesi  'Memeler Mağarası'
banner151

“MEMELERDEN ŞİFALI SULAR AKIYOR”… İçerisinde her çeşit ve boyutta meme şeklindeki sarkıtlar bulunduran ve ismini de buradan alan Memeler Mağarası’yla ilgili çeşitli efsaneler anlatılıyor.   Mağara tavanından sarkan çeşitli memelerden bazılarından tuzlu, bazılarından ise tatlı su akıyor. Bu suların şifalı olduğuna inanılıyor

 

Ayşe BULUT

   Karpaz bölgesi, doğal güzellikleri ve zenginlikleriyle her zaman turistlerin ilgisini çeken bir yer. Halk arasında “Galahdini Mağarası” olarak da bilinen Memeler Mağarası, Yenierenköy ile Yeşilköy arasında, deniz kenarında, çeşitli efsaneler ile anılan bir güzellik.

   Yenierenköy’de Kooperatif Tütün Fabrikası yakınlarındaki Memeler Mağarası, denize çok yakın olması nedeniyle içi deniz suyu ile dolu ancak içerisindeki yeraltı su kaynaklarından dolayı tatlı suyu da barındırması büyük önem arz ediyor.
   İçerisinde her çeşit ve boyutta meme şeklindeki sarkıtlar bulunduran ve ismini de buradan alan Memeler Mağarası’yla ilgili efsaneler, araştırmacılar Mustafa Meraklı ve Hasan Karaokçu tarafından 1995 ve 2008 yıllarında araştırılarak ortaya çıkarıldı.

   Araştırmacıların, efsanelerle ilgili Mustafa Ceylanlı ve Sipahi köyü Rumları tarafından aktarılan bilgileri günümüze aktarılmasında büyük emekleri oldu. 
  

Mağara görülmeye değer
    Deniz kenarındaki mağaranın ağzı dar olduğu için birçok kişinin aynı anda mağaraya girebilmesi zor. Mağara iki bölümden oluşuyor.

   Bir bölümünde yer alan çeşitli hayvanların meme sarkıtları insanı hayrete düşürüyor.

   Mağara tavanından sarkan çeşitli memelerden bazılarından tuzlu, bazılarından ise tatlı su akıyor. Mağara yüzeyi çok düzgün değil, kaygan ve ıslak.

  Mağara tavanından sarkan meme sarkıtlarının efsaneleşmiş olayları anlattığı kaydediliyor. 


 

Memeler Mağarası (Galahdini) Efsanesi
    “Çok tanrılı inançların yaygın olduğu dönemlerde Karpaz bölgesinin çok çalışkan bir halkı varmış. Geçim kaynakları da o dönemlere göre tarıma dayalı hayvancılıkmış. Bölge halkı kendilerine nimet sağlayan hayvancılığı çok severlermiş.

   Hayvanları ile yatıp hayvanları ile kalkıyorlarmış. Çocukları gibi onları severlermiş. Hayvanlarında hastalık başgösterdiğinde çok üzülürler,  iyi iseler çok sevinirlermiş. Bu nimetleri onlara bahşetmesinden dolayı her zaman dua edip, şükreder ve tanrılara itaat gösterirlermiş.  Sahip oldukları hayvanlar hep memeli hayvanlarmış.   

   Ulaşım için at ve eşek, etinden, sütünden, yününden vs. faydalanmak için de keçi, koyun, inek ve domuz besliyorlarmış.  Sadık dostları köpekler ise koruyucu olarak onlara eşlik ediyormuş.

   Her şey diledikleri gibi gittiği için bu cennet gibi yerde gönüllerince yaşıyorlarmış. Gel zaman git zaman bölge insanı nankörleşmeye başlamış.

  Tanrılara itaati bıraktıkları gibi, tanrıların kendilerine sunduğu her türlü nimete değer vermez olmuşlar. Doğanın bitmez tükenmez kaynaklarının sonsuz olduğunu zannetmişler. Hastalanan hayvanlarını ise “Nasıl olsa çok var uğraşmaya değmez” diyerek iyileştirme yönüne gitmeden onları oracıkta öldürürlermiş.

  Büyük tanrı, bu nankörlüğe bir son vermeye karar vermiş. Bir gün Bereket Tanrısı (Priapos)’u yanına çağırarak,  bölgedeki üremeyi ve bereketi sonsuza kadar durdurmasını emretmiş. Kendi kendine çareler düşünen Bereket Tanrısı’nın aklına hayvanların ve insanların üremesini durdurmak gelmiş.

   İlk olarak tüm canlıların sütlerini kesmiş. Deniz kıyısında bulunan bir mağaranın içersinde de insan memeleri yanında, küçükbaş ve büyükbaş hayvan memelerini yapıştırarak taş kesmiş. Ardından da bölge halkına seslenerek; “Aklınız varsa bu mağarayı bulur, memelerden akan sudan içer ve nesillerinizin yok olmasını önlersiniz” demiş.

   Ama hiçbir canlı buna itibar göstermemiş. Zaman geçtikçe tüm canlıların memeleri hastalanıp sütleri kesilmeye başlamış. Sabah uyanan tüm yavrular annelerinin memelerinde süt bulamadıkları için ağlayıp bağrışmaya başlamış. Hayvanların sütü de kesilince bölge halkı yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmış.  Perişan bir duruma düşen bölge halkı ne yaptıysa, ne ettiyse bu duruma bir çözüm bulamamış.

  Bölgede hayvancılıkla uğraşan yaşlı bir ihtiyar bir gün gezine gezine rastgele   mağarayı bulmuş. Heyecanla yavaş yavaş mağaranın içerisine girmiş. Bir de ne görsün yüzlerce kadın yanında küçükbaş ve büyükbaş hayvan memesine benzer kayalar. Bunlardan da damlayan sular. Birden aklına Bereket Tanrısı’nın sözleri gelmiş.  

   Küçükbaş hayvan memelerini andıran kayalardan akan suyu bir kaba doldurarak evine dönmüş. Bu suyla kalan 3-5 hayvanının memelerini yıkamış. Kısa süre sonra hayvanların sütleri yeniden gelmeye başlamış. Büyük bir sevinç yaşamış. Bu durumu tüm komşularına anlattıktan sonra tüm bölge halkı duymuş.

  O günden sonra sütleri kesilen kadınlar yanında, hayvanlarının sütü kesilen çobanlar, mağaraya akın etmeye başlamışlar. Suyu alıp memelerine sürülen kadınlar, hayvanlar iyileşmeye başlamış.

  Böylelikle bölgedeki insan ve hayvan neslinin tükenme tehlikesi ortadan kalkmış.”

 

Mustafa Ceylanlı’nın gözünden

  Bu inanış daha sonra devam ederek günümüze kadar gelmiş. Karpaz yarımadasında, Esenköy’de hayvancılıkla uğraşan 79 yaşındaki Mustafa Ceylanlı, bölge halkının söz konusu mağaraya “Galahdini Mağarası” dediklerini belirtiyor.

   Mustafa Ceylanlı, 1960’lı yılların sonlarına kadar bölgede hayvancılık yapan gerek Rumların, gerekse Türklerin sütleri kesilen hayvanlarını iyileştirmek için bu mağaraya giderek memelerden damlayan sulardan aldığını ve yıkanan hastalıklı memelerin iyileştiğini anlatıyor.
   Mustafa Ceylanlı konuyla ilgili anılarını şöyle dile getiriyor:
   “Çok mühimdir o mağara. Biz oraya Galahdini deriz. Süt veya süt kabı manası taşır. Biz eskiden farz edelim ki koyun veya keçilerin memesi fena olurdu, ağrırdı, sütü kesilirdi.

  Yüklerdik keçiyi ya da koyunu eşeğin sırtına, Galahdini mağarasına kadar giderdik. Mağaraya girer, götürdüğümüz koyun ise koyun, keçi ise keçi memesine benzer taşları bulurduk. O taşlardan akan suyu kaba doldurur orada hayvanın memesini yıkardık. Tekrar köye gelene kadar hayvan iyileşirdi.”

 

Sipahili Rum çoban anlatıyor
   1995 yılı Mayıs ayında konuştuğumuz Sipahili bir Rum çoban ise mağarayla ilgili anısını bize şöyle dile getirmişti:
   “Ziyamet köyünde yaşayan ihtiyar bir papaz vardı. Koyunu keçisi yoktu ama eşeğine biner mağaraya giderdi. Ben de “Hade bizim hayvan var da gelirik.  Sen napmaya gelin bu mağaranın içine?” diye incidirdim gendini.  O da gülerek “Her şeye faydası varmış bu suların. Bu yaştan sonra biraz zor ama. Bir umut biz da gelirik” diye cevap verirdi. Boşuna dememişler çıkmayan candan umut kesilmez diye. (Derleyen Mustafa MERAKLI-Hasan KARAOKÇU - Derleme yılı: 1995-2008)
 

Güncelleme Tarihi: 01 Ocak 2017, 13:06
YORUM EKLE
banner140
SIRADAKİ HABER

banner111

banner75

banner88

banner110