Keşke o günlere geri dönebilsek!

banner37

Koronavirüs salgını gölgesinde ikinci bayrama da kısıtlamalarla giriyoruz. Bakanlar Kurulu kararına göre Ramazan Bayramı sadece çekirdek aileyle kutlanacak. Yine buruk bir bayram arifesinde, eski bayramları yaşayan esnafımızdan Ekram Tayfur, çocukluğunun coşku dolu bayram günlerini KIBRIS’a anlattı:

Keşke o günlere geri dönebilsek!
banner90
banner8

Ahmet UÇAR

NEREDE O ESKİ BAYRAMLAR… Lefkoşa Belediye Pazarı’nda ( Bandabuliya) Kıbrıs kültürüne ait eşyaların satıldığı dükkanında esnaflık yapan Ekram Tayfur, arife günlerinde ellerine kına yaktıklarını, bayram kıyafetlerine sarılarak uyuduklarını belirterek, “Bayram günlerinde her evde fırınlar yanardı, pilavuna, çörekler pişer, kadayıflar yapılırdı ve herkes, evde yaptığı kadayıfları birbiriyle paylaşırdı. Komşularla bayramlaştıktan sonra camiden çıkan kişilerle de bayramlaşıp harçlık toplardık. Çocukluğumun bayramları çok güzeldi” dedi

Dünyada olduğu gibi ülkemizde de bir yılı aşkın bir süredir hüküm süren Koronavirüs salgını, Ramazan Bayramı’na da gölge düşürdü.

Bakanlar Kurulu’nun bulaşın önlenmesi amacıyla çekirdek aileyle sınırlı tuttuğu bayram kutlamalarında, eskiden olduğu gibi hemen herkesin birbirini öpüp kucaklayacağı bir bayramlaşma olamayacak.

Koronavirüs’ün gölgesinde ikinci bayrama da kısıtlamalarla gireceğiz. Böylesine buruk bir bayram arifesinde, eski bayramları yaşayan esnafımızdan Ekram Tayfur, çocukluğunun coşku dolu bayram günlerini KIBRIS’la paylaştı.

Lefkoşa Belediye Pazarı’nda ( Bandabuliya) Kıbrıs kültürüne ait eşyaların satıldığı dükkanında esnaflık yapan Ekram Tayfur, eski bayramları büyük bir özlemle anlatırken, “Keşke o günlere geri dönebilsek” diye de ekliyor.

Tayfur, arife günlerinde ellerine kına yaktıklarını, bayram kıyafetlerine sarılarak uyuduklarını belirterek, bayram günlerinde de her evde fırınların yandığını, çöreklerin ve çeşitli yemeklerin piştiğini, konu komşudan, camiden çıkan kişilerden harçlık aldıklarını hatırlattı.

“Başucumuzda bayramlık kıyafetlerle uyurduk”

Ekram Tayfur, şöyle devam etti:

“Annelerimiz, babalarımız, ellerimize, ayaklarımıza kına yakarlardı.

Arife günü bütün evlerde fırınlar yanardı, herkes, çörek, pilavuna yapardı, bayramlık giysilerimizi başucumuza koyar yatardık.

Sabah kalktığımızda ise kimin kınası daha güzel tuttu diye kınalarımıza bakardık.”

Tayfur, çocukluğunun köy yerinde geçtiğini ve büyüklerle ve komşularıyla bayramlaştıklarını kaydederek, şunları anlattı:

“Bir de seçtiğimiz bazı kişiler vardı, özellikle onlara giderdik, onlar harçlık verirdi. Cami önlerine giderdik ki adamlar bize harçlık vermemeye utanırlardı.

Bir defa yine cami önlerinde camiden çıkacak olanlarla bayramlaşıp para toplamak için beklemeye başladık, fikir de benden çıktı. Çünkü birisi para verdi mi, diğeri görecek, diğeri de verecekti.

banner134
Camiden çıkan adamın elini öptük, veren verdi, vermeyen geçti, ama çoğu verdi.

Sıra babama geldi, babam beni görünce şok oldu. ‘Çabuk eve gel’ dedi. Ben de ‘Ama baba, ben para topluyorum’ dedim.

Eve gittim ‘Bu yaptığın kabahati bir daha yapmayacaksın, cami kapılarına dilenciler gider, sen dilenci misin cami kapısına gittin’ diye kızdı.

Yani bizim çocukluğumuzdaki bayramlar güzel geçerdi.”

“Büyüklerimizin eski kıyafetlerini yeni sanıp mutlu olurduk”

Çocukluğundaki bayramlarla günümüz bayramlarını karşılaştıran Tayfur, eski dönemlerdeki bayramlarda kendilerine ne verilirse onu giydiklerini ve o giysilerle çok mutlu olduklarını ifade etti.

Tayfur, o dönemler hazır kıyafetlerin olmadığını, giysileri terzilerin diktiğini söyleyerek, “Büyüklerimizin giydiklerini bize göstermezlerdi, bize verdiklerinde yeni kıyafet diye sevinirdik, biz de yerdik bu numaraları” dedi.

Günümüz toplumunda insan ilişkilerinin kalmadığına işaret eden Tayfur, eski bayramlarda akraba veya yabancı olsun tüm yaşlıların ziyaret edildiğini, günümüzde ise tüm bu durumların bittiğini anlattı.

Tayfur, “Keşke yine çocuk olsak, keşke o günlere geri dönebilsek, keşke bizim yaşadığımız o sıcaklığı, güveni siz de yaşayabilseydiniz ama yaşayamadınız” diyerek, çok mutlu bir çocukluk yaşadığını, ne maddi, ne manevi sıkıntı yaşamadığını söyledi.

“Herkes evinde yaptığı tatlıları birbiriyle paylaşırdı”

Bayram günlerinde makarna bulli, molehiya, fırın kebabı ve patates olmak üzere 3 yemeğin piştiğini anımsatan Tayfur, herkesin evinde yaptığı kadayıfları getirdiğini ve birbirine ikram ettiğini belirtti.

Ekram Tayfur, çocukluğunun bayram günlerinin birisinde annesi ve babasıyla çektirdiği fotoğrafı göstererek, “Bu bayram gününde, sanırım sene 1957’ydi. Bana yeni sandalet (ayakkabı) almışlardı ama ben inatla çizmelerimi giymek istedim. En son çizmelerimi giydikten sonra fotoğraf çektirdik. Benim yüzüm de ağlamaktan asık olduğu için annem çenemi yukarı kaldırıyordu” dedi.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75