“Kıbrıs Türk basını, birkaç provakötürün mezesi yapılarak heba edilmemeli”

banner37

CTP Milletvekili Derya, sadece basın emekçilerinin haklarını koruyan Medya Destek Programı’nın “ahlaksız ithamlarla karalamaya çalışan bir kesim olduğunu” belirterek gerçek gazeteciler ile trollerin bir tutulmasını doğru bulmadığını söyledi

“Kıbrıs Türk basını, birkaç provakötürün mezesi yapılarak heba edilmemeli”
banner90

“KISTASLARA UYDUĞU SÜRECE KATKI VERİLMESİ YERİNDE”… CTP Milletvekili Doğuş Derya, Medya Destek programının ülkede çalışan ve çalışanların sosyal haklarını koruyan kurumlara, gerçek anlamda basını meslek edinmiş kişilere kıstaslara uyduğu sürece verilmesinin yerinde olduğunu belirtti. 1 yıldan fazladır bu katkının yapılmadığını hatırlatan Derya, Kıbrıs Türk medyasının var olmasının varoluş mücadelesiyle alakalı olduğunu belirtti. Derya, “Geleneksel Medya Destek Programı olarak bildiğimiz ve bugün hem hükümet hem de basın emekçisi çalıştırmayan ‘metelik gazeteleri’ ya da kumarhane baronları tarafından finanse edilen post hakikat medyasınca sanki belli gazetelere kıyakmış gibi lanse edilmeye çalışılan bu programın kıstasları Bakanlar Kurulu kararında bellidir” dedi.

Hükümetin, Medya Destek Programı kapsamında medyaya yapılması gereken katkıyı ödememesi konusu dün Meclis Genel Kurulu’nda gündem oldu.

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Milletvekili Doğuş Derya, kürsüden yaptığı konuşmasında basın emekçilerinin haklarını koruyan programa destek verdi.

Derya, mecliste “Post-Truth döneminde Geleneksel Medyanın Önemi ve Medya Destek Programı” başlıklı konuşma yaptı.
   Medya Destek Programının içeriğinin çarpıtılarak kullanıldığını söyleyen Derya, Post-Truth kavramını anlattı.
   Medyada siyasal katılımı artıracak kapsam tespiti yapılarak bunun ciddiye alındığını söyleyen Derya, doğru bilgiyi üretme ve yaymanın her geçen gün azaldığını söyledi.
   Medyanın yerini dijital araçların aldığını söyleyen Derya, sosyal medya araçlarının gerçek medyanın yerini aldığını ve bilgiye ulaşmanın çok kolay olduğunu fakat doğru bilgiye ulaşmanın çok zor olduğunu kaydetti.
   Sosyal Medyanın bazı durumlarda çok yararlı olabileceğini dile getiren Derya, fakat bazı sosyal medyanın yalan haberi de yaymada tehlikeli boyutlara ulaştığını belirtti.
   Medya Destek programının ülkede çalışan ve çalışanların sosyal haklarını koruyan kurumlara ve gerçek anlamda basını meslek edinmiş kişilere kıstaslara uyduğu sürece verilmesinin yerinde olduğunu belirten Derya, geçen hafta Kudret Özersay’ın patronlara hediye edilmeden bahsettiğini belirterek, bunun doğru olmadığını kaydetti.
   Sadece basın emekçilerinin haklarını koruyan bu programı “ahlaksız ithamlarla karalamaya çalışan bir kesim olduğunu” belirten Derya, gerçek gazetecilerle trollerin bir tutulmasını doğru bulmadığını söyledi.
   1 yıldan fazladır bu katkının yapılmadığını hatırlatan Derya, bu parayla en azından okul veya sınıf yapılabileceğini dile getirerek, herkes için önemli olan Kıbrıs Türk medyasının var olmasının varoluş mücadelesiyle alakalı olduğunu belirtti.
   Derya, tüm basın emekçileri adına kararların gözden geçirilmesi gerektiğini, birkaç provakötürün mezesi yapılarak heba edilmemesi gerektiğini vurguladı.

Derya, “Geleneksel Medya Destek Programı olarak bildiğimiz ve bugün hem hükümet hem de basın emekçisi çalıştırmayan ‘metelik gazeteleri’ ya da kumarhane baronları tarafından finanse edilen post hakikat medyasınca sanki belli gazetelere kıyakmış gibi lanse edilmeye çalışılan bu programın kıstasları Bakanlar Kurulu kararında bellidir” dedi. Doğuş Derya basın emekçileri adına ‘kararı yeniden gözden geçirin’ dedi.

“Programın içeriği saptırılıyor”

Doğuş Derya, mecliste “Post-Truth döneminde Geleneksel Medyanın Önemi ve Medya Destek Programı” ile ilgili yaptığı konuşmada basın-yayın kuruluşlarına yapılan devlet katkısının kesilmesi yönünde hükümetin yaptığı açıklamaları eleştirdi.

Derya’nın açıklaması şöyle:

“Geçtiğimiz hafta bu meclis kürsüsünden hükümet üyeleri, özellikle de Sayın Özersay tarafından Medya Destek Programı ile ilgili yapılan ve programın içeriğini çarpıtarak hem kamuoyunu yanlış bilgilendiren hem de Kıbrıs Türk basınında emek veren gazetecileri aşağılayan demeçlerini hayretler içerisinde izledik. Dünya uzunca bir süreden beridir post-hakikat döneminde doğru bilgiye erişim, dezenformasyon, medya ve siyaset ilişkisini tartışırken, Medya Destek Programının içeriğini bu şekilde çarpıtan konuşmaların yapılması oldukça manidardı.

Geleneksel ya da Kurumsal Medya olarak adlandırabileceğimiz künyesi belli, adresi belli, basın emekçisi çalıştıran, haber peşinde koşan, yaptığı haberler ile ilgili hesap verebilme yetisine sahip medyanın yerini Post-Hakikat Medyası diyebileceğimiz medya alıyor. Dijitalleşmiş bir mecrada inanılmaz bir hız ile dolaşıma giren, artık sadece muhabirlerin ya da yıllarını gazetecilik mesleğine adamış kişilerin değil, aynen bizde olduğu gibi siyasiler ile çıkar ilişkisi içinde olan kişilerin ve sermaye çevrelerinin finanse ettiği trollerin, devreye soktuğu manipülasyonlar ve yalan haberler ile karşı karşıyayız. Hepimizin elindeki akıllı telefonlar, laptoplar aracılığı ile ulaştığımız bilgi akışı şimdiye dek hiç olmadığı kadar hızlanmış durumda.

Reuters Dijital Haber Raporu (2018) kapsamında yapılan ankete göre, sosyal medya da dahil olmak üzere online kaynaklar yüzde 89’luk bir oranla en çok tercih edilen haber kaynağı… Bunu yüzde 77 ile televizyon ve yüzde 47 ile yazılı basın takip ediyor. Haber kaynağı olarak en çok kullanılan sosyal medya platformunun yüzde 51’lik oranla Facebook olduğunu saptayan rapora göre onu, yüzde 41’le YouTube, yüzde 35’le Twitter, yüzde 30’la WhatsApp, yüzde 24’le Instagram ve yüzde 9’la Facebook Messenger izliyor.

“Sağ popülist hareketin temel stratejisi”

Bilgiye ulaşmanın bu kadar kolay ama doğru bilgiye ulaşmanın da iyice zor olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Tekrar ediyorum, bilgiye ulaşmak çok kolay, doğru bilgiye ulaşmak da iyice zor oldu. Neden? Çünkü artık sadece gazetecilerin değil, herkesin görsel ve yazılı içerik üretebildiği, bu içeriği kaynağı belli olmayan hatta çoğu zaman "yalan haber" olarak adlandırabileceğimiz bir formda sunabildiği bir alan oluştu.

Günümüzde tüm dünyada yükselişe geçen sağ popülist hareketlerin temel stratejisi doğru bilgiyi göreceli hale getirmek! Bunun için kullandıkları, sosyal medya araçları (sosyal botlar, eko odaları ve benzeri) birçok dijitalleşmiş enstrüman, sağ popülizm ile faşizm arasında gidip gelen hareketleri beslemek için kullanılıyor. Popülist siyasetçiler ve onlara bağlı çalışan post hakikat medyası, siyasetçilerin ve çıkar çevrelerinin propaganda içerikli haberlerini internet trolleriyle yaygınlaştırarak hakikati saptırıyorlar.

Öyle ki "yalan haber" günümüzde politik mücadelenin temel kavramlarından biri haline geldi. Aynen ülkemizde de olduğu gibi yalan haber, siyasetçilerin rakip gördüğü kişi ve kurumları itibarsızlaştırma, gayri-meşru kılma hatta linç etme çabalarında devreye soktukları bir hegemonya kurma aracına dönüştü.

“Gazeteciliğin masa başı bir faaliyete dönüşmemesi için mücadele veriliyor”

Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi bizde de kurumsal medya uzun süredir araştırmacı gazeteciliğe ve özel haberlere ayırdığı bütçelerde kesintiye gitmekte. Basın emekçilerinin yatırımlarını yapmak, doğru, güvenilir ve hesap verilebilir haber üretmek, düzgün bir editoryal süreç ile yayın yapmak çok zorlaşmış durumda. Dünyada kurumsal medya olarak iş yapan birçok yapı (BBC, Al Jazeera, Ajans France Press, EuroNews, Associated Press vb) bir yandan medya etiği çerçevesinde iş üretmek, öte yandan da gazeteciliğin iktidar elitlerinin açıklamalarının takip edildiği masa başı bir faaliyete dönüşmemesi için uğraş veriyor.

Bu gazeteler kurumsal yapılarını korumak ve doğru bilgiye dayalı haber üretebilmek için reklam ve satış gelirlerine bağımlı. Kuzey Kıbrıs gibi kapalı ekonomi koşullarında reklam gelirlerinin hiç de yüksek olmadığını tahmin edersiniz. Bundan da ötesi, Kuzey Kıbrıs'ta faaliyet gösteren Türkiye menşeli onlarca kuruluş/şirket burada reklam vermeyi reddediyor çünkü zaten Türkiye TV kanalları ve gazeteleri aracılığı ile burada reklam yapıyorlar.

“Programın mantığı basın emekçilerini kayıt altına almaktı”

banner9

Haliyle sadece çalıştırdığı basın emekçilerine aylık ortalama 100 bin TL civarında bir para ödemek zorunda olan, gazete satışları baskı giderlerini karşılayamayan toplam giderleri 250 bin TL'yi aşan, reklam gelirleri tüm gelirlerinin ancak %60-%70'ine tekabül eden, matbaa ve kâğıt giderleri Euro üzerinden olan kurumsal gazeteler Kıbrıs Türk basınının devam edebilmesi, bir standarda oturması ve kriterleri belirlenmiş bir çerçevede iş üretebilmesi için UBP-DP hükümeti döneminde bir girişim başlattılar..

Başlangıç mantığı kurumsal medyada çalışan ancak yatırımları yapılmadığı için kaçak duruma düşen basın emekçilerinin kayıt altına alınabilmesiydi. UBP-DP döneminde başlayan bu girişim kurumsal medya olarak çalışan gazetelerin genel yayın yönetmenlerinin koyduğu çaba ile birtakım kriterlerin saptanmasını sağladı. (Olgun Amcaoğlu o dönemde müsteşar) …

4'lü koalisyon döneminde de yürürlükte kalan bir Bakanlar Kurulu kararı üretildi ve birçok basın emekçisinin kayıt altına alınması sağlandı.

“Belli gazetelere ‘kıyak’ değil, kıstaslar Bakanlar Kurulu kararında bellidir”

Geleneksel Medya Destek Programı olarak bildiğimiz ve bugün hem hükümet hem de basın emekçisi çalıştırmayan ‘metelik gazeteleri’ ya da kumarhane baronları tarafından finanse edilen post hakikat medyasınca sanki belli gazetelere kıyakmış gibi lanse edilmeye çalışılan bu programın kıstasları Bakanlar Kurulu kararında bellidir.

Şimdi hükümet ve hükümetin çarpıtılmış haberlerini dolaşıma sokmak üzere devrede olan post hakikat medyası el ele verip bir karalama kampanyası başlattılar. Sadece basın emekçilerinin haklarını koruyan bir programı sanki bazı kurumlara iltimas sağlanıyor gibi ahlaksızca lanse ediyorlar. Bu ahlaksızlığın altındaki argüman da ne? "Hiç gazeteci çalıştırmasa da tüm yayın yapanlara verelim" diyorlar. Bu ucuz popülizm değil de nedir? Bu kritersizliği dayatmak değil de nedir? Bu halkın doğru bilgilenmesi için haber üretmeye çalışan kurumsal medya ile sadece manipülatif ön sayfalar hazırlayarak, hiçbir basın emekçisine istihdam sağlamayan propaganda sayfalarını bir tutmak değil midir? Bu mudur sizin vizyonunuz?

“Kurumsal medya devamlılığını sağlamak için kumarhane mi açsın?”

Bu programın odağında "gazeteci istihdamı" var.  Kurumsal medya kendi devamlılığını sağlamak için ne yapsın? Kumarhane mi açsın? Sizi destekleyen medya kuruluşları gibi sırtını kumarhaneli otellere mi dayasın? O yüzden mi ülkeye daha çok kumarhane açılması için ön izinleri kaldırmaya giriştiniz? Dişiniz kurumsal yapısını korumaya çalışan Kıbrıs Türk medyasına mı geçiyor? Türkiye menşeli şirketlerin Türkiye'den yansıttığı reklamları engelleyebiliyor musunuz? Haksız rekabeti önleyebiliyor musunuz? Burada vermedikleri reklamlar için bir fon oluşturabiliyor musunuz?”

Unutmayın ki,  Kıbrıs Türk basını Necati Özkan'ın, Rauf Denktaş'ın, Dr Küçük'ün, Özker Özgür'ün başyazarlık yaptığı basındır. Kıbrıs Türk basınının var olması toplumsal varlığımız ile ilgilidir. Küçük hesaplar yaparak medya trolleri ile gazetecileri aynı kefeye koymaya kalkamazsınız! Toplumsal bir değer üreten kurumsal medyayı hedef göstererek beslendiğiniz linç kültürünün nesnesi yapamazsınız!

İnsanların meslek onuru ile oynayamazsınız! Siyaset yapanlar olarak biz, bugün varız, yarın yokuz. Ama Kıbrıs Türk basını, bu ülke demokrasisinin yapı taşlarından biri olarak yarın da var olmak zorundadır. Böylesi bir toplumsal değer sizlerin gündelik hesaplarınıza heba edilemeyecek kadar önemlidir. O yüzden burada kendini ifade etme şansı olmayan tüm basın emekçileri adına size kararınızı yeniden gözden geçirin çağrısını yapıyorum”

Özersay: Tartışma çıkması çekincesiyle bu kriterleri kabul etmedik


   Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay da, bazı şeylerin bu şekilde çarpıtılarak ifade edilmesinden üzüntü duyduğunu ifade ederek, bazı konularda görüş birliği içerisindeyken bazı kısımlarda yansıyan öfkenin meclis açısından da doğru olmadığını belirtti.
   “Doğru bilgi vermediği ve içeriği çarpıttığı” ithamlarının doğru olmadığını kaydeden Özersay, geçen hafta bu programla ilgili ayrıntılı bilgi veren bir konuşma yaptığını ifade etti.
   Özersay, yeniden programla ilgili bilgi vererek, program kalksın demediğini belli şartlara, sendika şartına ancak belli kriterler çerçevesinde bir destek verildiğini hatırlattığını tekrarladı.
   Özersay, 4’lü koalisyon dönemi de verilen 20 bin TL desteğin verilmeye devam ettiğini ve ardından yeni kriterler getirildiğini, tartışma çıkması çekincesiyle bu kriterleri kabul etmediklerini ve UBP-HP döneminde de bu katkının verilmediğini anlattı.
   Bu kaynağın sosyal maksatlı harcandığını ve bunu açıklamak istemediğini istismara sebep olmamak için kullanıldığını ifade eden Özersay, dünyanın her yerinde birtakım sınıflandırmalara gidilebileceğini, medyada da bunun yapılabileceğini, farklı amaçlı medya kurumu olmasının şaşırtıcı olmadığını, bunların bir kısmının daha önemsiz olduğu görüşünün doğru bir yaklaşım olmadığını kaydetti.

“Nasıl daha adil olunurun üzerinde duruyoruz”


   Nefret söylemi yanlıştır derken buna bir yönlendirme yapıldığını herkesin farkedebileceğini söyleyen Özersay, bu programla ilgili sadece bir desteğin durdurulduğunu, gündeme geldiğinde medya desteklenmesin ya da bir kısmı desteklensin diyen olmadığını nasıl daha adil olunur üzerinde durulduğunu kaydetti.
   Özersay, Bakanlar Kurulunda bu konuda bir konsensüs sağlanamadığını ancak kendisinin çıkıp bu desteği devam ettirme noktasında olmadıklarını yatırımlar noktasında destek olmaya devam edeceklerini ve aranacak kriterleri açıkladığını hatırlattı.
   Başka şekillerde medyaya destek olunmasına karşı olmadıklarını, kağıt kdvsi, uydu desteği gibi noktalarda desteğin sürdüğünü vurgulayan Özersay, çarpıtılacak veya saklanacak bir bilgi ve mevzuat olmadığını, herkesi bu bilgilere ulaşabileceğini söyledi.
   Özersay, Kıbrıs Türk medyasının farklı hükümetler tarafından desteklendiğini kendilerinin de yatırımlar noktasında katkı yaptıklarını kaydetti. Özersay, yaratılmaya çalışılan izlenimin kamuoyunu yanıltma girişimi olduğunu belirtti.

 

Denktaş: Yatırımların ödenebilmesini sağlıyor
 

Demokrat Parti Milletvekili Serdar Denktaş da medya desteğinin her zaman hükümetler tarafından yapıldığını belirterek, özel sektör istihdamını destekleme kaleminden yapılan katkının medya destek programının bir parçası olmadığına işaret etti.
   Medya destek programının yıllardır ödenmeyen yatırımların ödenebilmesine ve bu kişilerin ihtiyaçlarını yerine getirmesini sağlayan bir düzenleme olduğunu belirten Denktaş, ülkede tarihi değeri olan bir gazetenin de olduğunu ve bunun yaşatılması için ellerinden gelen katkının yapılması gerektiğini söyledi.
   Gazetelere verilen rakamın çok küçük bir rakam olduğuna da işaret eden Denktaş, gazetede çalışanların durdurulmasıyla insanların evlerine ekmek götüremeyeceğine değindi.
   Denktaş, 4’lü hükümet döneminde bu desteğin bütçeye konmadığını o nedenle ödeme yapılmadığını söyledi, genel kurulda yükselen itiraz sesleri üzerine “Eğer Bakanlar Kurulundan geçti ve biz ödemediysek siz şimdi benim hatamı düzeltin” dedi.

 

Amcaoğlu: Destek için para aktarılamazken, araç alımına para ayrıldı
 

Maliye Bakanı Olgun Amcaoğlu, söz alarak medya destek programına kendisinin de katkı yaptığını hatırlatarak, Bakanlar Kurulu’ndan destek için para aktarılamazken araç alımına ayrılan parayla istese medyaya destek olabileceğini demagojinin yerinin meclis olmadığını söyledi.
   Denktaş ise, araçların nasıl bir süreçten geçerek alındığını ve bunun ülkenin yıllardır var olan ihtiyacını karşıladığını belirterek, kalemler arasında oynama yapılmayacağını Amcaoğlu’nun çok iyi bilmesi gerektiğini belirtti.

 

Arıklı: Kriter koymak doğru değil


   YDP milletvekili Erhan Arıklı, geçen hafta yaptığı itirazların cevabını bu günkü konuşmalarda bulamadığını ifade ederek, bir grubun biraraya gelerek kriter koymasını doğru bulmadığını ve Halkın Sesi’nin niye bu programdan destek alamadığını sordu. Programa eklendiğini iddia ettiği sendikaya üye olma zorunluluğunun insan haklarına aykırı olduğunu dile getiren Arıklı, bununla ilgili dünyadan örnekler verdi.
   Arıklı, bazı kurumları dışarda bırakmak için kriter belirlenmesini doğru bulmadıklarını kaydetti.

 

Derya: Örgütlülük her şartta gerekli


   CTP milletvekili Doğuş Derya ise yeniden söz alarak, konuşmasında zaten doğru bilgiye ulaşmanın zorluğundan bahsettiğini ve desteğin niye kriterle verilmesi gerektiğini anlattığını söyledi.
   Desteğin kesilmesini doğru bulmadıklarını ve bu desteğin gazeteci istihdamı için kullanılması gerektiğini anlatmaya çalıştığını söyleyen Derya, örgütlülüğün her şartta gerekli olduğunu ve kayıt altına alımı sağlayacak herhangi bir programın kötülenmesini anlayamadığını belirtti.
   Maliye Bakanı Olgun Amcaoğlu ise söz alarak, medya destek programı çok önemliyseydi parayı ilgililere vermek yerine niçin buraya gelip demagoji yapıldığını sorgulamak istediğini söyledi.
   Bu tür konuların bakanlar kurulunda alınan kararlara bağlı olduğunu bu konunun bu şekilde Genel Kurul’da tartışılmasına anlam veremediğini kaydeden Amcaoğlu, herkes işini gününde yapmış olsa Genel Kurul’da bu konuşmaların yapılmasına gerek olmayacağını belirtti.
   Amcaoğlu, geçen yıl alınan Bakanlar Kurulu kararına rağmen bu desteğin verilmediğini dile getirdi.

 

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner107

banner96