banner6

Kıbrıs Türk tarafının ‘sahada olması’ şart

banner37

Kıbrıs Türk tarafının ‘sahada olması’ şart
banner150 banner151 banner143

Ali ÇATAL

   Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Girne Milletvekili Fikri Toros, Doğu Akdeniz’de birçok tarihi çatışma sahasını bünyesinde barındıran Levant bölgesinin, son yıllarda küresel enerji denkleminde öne çıkmasıyla, küresel güçlerin kontrol alanlarına katmak istedikleri önemli bir jeostratejik bölge haline geldiğini söyledi; Kıbrıs’ın da bu bölgede ‘çekirdek’ konumunda olduğunu belirtti.

   Doğu Akdeniz’in, Hint Okyanusu’ndan Avrupa’ya ulaşan ticaret yollarının odağında olduğuna dikkat çeken Toros, Rus petrol ve doğal gaz ihracatına uygulanan son yaptırımlar da göz önünde bulundurulduğunda, hidrokarbon potansiyeli olan Levant bölgesinin önemli bir ‘alternatif kaynak’ niteliği kazandığını kaydetti.

   Dolayısıyla, bölgenin stratejik değerinin arttığını vurgulayan Toros, Batı’nın, Rusya’ya uyguladığı sert yaptırımlar nedeniyle Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa Birliği (AB) başta olmak üzere bölgesel ve küresel aktörlerin Doğu Akdeniz’i çeşitli girişimlerle kritik bir uluslararası işbirliği alanına dönüştürmekte kararlı olduğunun görüldüğünü söyledi.

   Toros, genelde Türkiye-Yunanistan-Kıbrıs-Libya-Mısır-İsrail-Lübnan suları, özelde ise Kıbrıs çevresindeki Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ve kıta sahanlıkları üzerindeki hukuki ve siyasi sorunların aşılması halinde, doğal gaz rezervlerinin ‘ortak kazanım’ prensibine bağlı çıkarılması, paylaşılması ve tüm tarafların yararlanabileceği şekilde ticarileştirilmesinin mümkün olabileceğini aktardı.

   Türkiye’nin bölgede yürüttüğü proaktif dış politikanın İsrail, Kıbrıs, Mısır ve Yunanistan arasında enerji ve doğal gaz odaklı bir ‘jeo-ekonomik işbirliği girişimi’ olarak okunması gerektiğini de kaydeden Toros,  ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Victoria Nuland ve Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreter Yardımcısı Miroslav Jenca’nın yakın tarihte Ankara, Atina ve Lefkoşa’yı kapsayan ziyaretler gerçekleştirdiğini hatırlattı.

   Toros, söz konusu ziyaretlerin, Ankara’nın çok yönlü siyasi, diplomatik ve ekonomik girişimlerini desteklemenin yanı sıra, enerji çeşitliliği ve arz güvenliği başta olmak üzere Doğu Akdeniz rezervlerinden elde edilebilecek ulusal çıkarları ve bölgesel gücü azami düzeyde savunma amaçlı olduğunu vurguladı.

“Çözüm için de teşvik unsuru olacak”

   Fikri Toros, Kıbrıs sorununun, 716 sayılı Güvenlik Konseyi kararında tanımlandığı şekliyle, siyasi eşitliğin ve etkili bir güvenlik mekanizmasının mutlak surette gözetileceği, adil ve karşılıklı kabul edilebilir kapsamlı bir çözümü içermesinden hareketle, böylesi bir yaklaşımın ‘bölgesel işbirliğinin bir gereksinimi’ de olacağından, aynı zamanda tüm taraflar için bir ‘teşvik unsuru’ haline geleceğini söyledi.

   Toros, ayrıca, bölgedeki enerji kaynaklarının verimli bir şekilde çıkarılması ve sıvı doğalgaz (LNG) tesisleri üzerinden Türkiye ile Avrupa pazarlarına sorunsuz ulaştırılmasının da başta Kıbrıs sorunu olmak üzere gündemdeki siyasi ve diplomatik sorunların aşılmasına bağlı olduğunu kaydetti.

   İlgili tüm BM Güvenlik Konseyi kararlarına rağmen ‘egemen eşitlik’ ve eşit uluslararası statünün tescili unsurlarını ‘müzakere masasına dönmek için ön koşul’ haline getirerek kapsamlı çözüm müzakerelerini engellediğini iddia ettiği Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’a ve Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğini kabul etmekte samimiyetten yoksun ve çelişkili pozisyonunu koruyan Rum Yönetimi Lideri Nikos Anastasiadis’e de bu gerçekleri hatırlatmak gerektiğini belirten Toros, BM ve tüm taraflar nezdindeki çözüm güçlerine ise ‘sorumlu ve rasyonel davranma’ çağrısı yaptı.

   “Bu bilinç içerisinde olmak üzere her iki liderin daha da geç kalmadan takvimli, aşamalı ve sonuç odaklı bir yöntemle resmi müzakerelerin devamı için BM Genel Sekreteri’ne çağrı yapmaları gerektiğini bir kez daha önemle vurguluyorum” diyen Toros, Kıbrıslı liderlerini, başta kendi toplumlarına ve ülkelerine olmak üzere komşu ülkelere ve Avrupa’ya karşı tarihi bir sorumluluk altında olduklarını idrak etmeye davet etti.

   Toros, Kıbrıs sorununun, ilgili Güvenlik Konseyi kararlarına bağlı ve bugüne kadar varılan yakınlaşmalar zemininde kapsamlı çözüm doğrultusunda, öncelikle Kıbrıs Türk ekonomisini güçlendirerek anlamlı müzakerelerin devamını kolaylaştırmak için Rum liderliğinin sunduğu Güven Yaratıcı Önlemlerin (GYÖ) ‘elverişli koşullar oluşturabileceğine’ inandığını da kaydetti.

“Uluslararası aktör rolünde olmalıyız”

   Önerilen GYÖ’leri de yorumlayan Fikri Toros, Kapalı Maraş'a erişimin, Güvenlik Konseyi'nin 550 (1984) ve 789 (1992) sayılı kararlarının ilgili hükümlerine uygun şekilde BM yönetimine devredilerek yasal sakinleri de en kısa sürede mülklerine dönmelerinin öngörüldüğünü söyledi.

   Bununla eş zamanlı olmak üzere Ercan Havalimanı’nın da BM'nin idaresi altına alınarak uluslararası hukukun ilgili tüm maddelerine uygun işletileceğini ve böylelikle Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından uygulanan ‘Ercan’a uluslararası doğrudan uçuşları engelleme’ yaptırımının ortadan kaldırılacağını belirtti.

   Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 2003 tarihli AB'ye Katılım Sözleşmesi’nin 10. Protokolü'ne uygun olarak, Mağusa Limanı üzerinden ticarete ilişkin pratik düzenlemeler yapılacağını ve bu ticaretin Avrupa Komisyonu tarafından yönetileceğini de aktaran Toros, bu öneriye ilişkin yapılacak istişarelerde ise Kuzey Kıbrıs’ın ihraç ürünlerinin Avrupa pazarlarına ‘tercihli ticaret tarifesi’ tahtında erişimini düzenleyen AB Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün de eş zamanlı olarak yasallaşmasının sağlanması gerektiğine işaret etti.

   Toros, Mağusa Limanı ve Ercan Havalimanı üzerinde devam eden Kıbrıs Cumhuriyeti yaptırımları kaldırılırken, 10. Protokol’de düzenlendiği şekilde Rum yönetiminin otoritesinin de Yeşil Hat’tın kuzeyinde herhangi bir yerde olmadığı gibi bahse konu limanlarda da olmayacağını ifade etti.

   “Gerek Ercan’ın BM yönetimine, gerek Mağusa Limanı’ndaki ticaretin AB kontrolüne devredileceği koşullar, hak ve çıkarlarımızın gözetileceği şekilde istişare edilmeli ve netleştirilmelidirler” ifadelerini kullanan Toros, hidrokarbonların işletilmesinden elde edilecek gelirlerin de yatırılacak bir ‘emanet hesapta’ muhafaza edilmesi ve bu gelirlerden Kıbrıs Türk toplumunun yararlanmasının da önerildiğini söyledi.

   Bu önerinin de istişare edilmesi ve hidrokarbonların işletilmesi dahil ilgili tüm konuların iki toplumlu bir komitenin yetkisine verilmesi gerektiğini ifade eden Toros, Kıbrıslı Türklerin, hidrokarbonlarla ilgili tüm konularda ‘aktör rolünde’ olması gerektiğine dikkat çekti.

   Siyasi sorunların sürmesi nedeniyle sınırları netleştirilemeyen Deniz Yetki Alanları konusunda ise Kıbrıs ve Türkiye arasında MEB ve kıta sahanlığının sınırlandırılmasına yönelik bir anlaşmanın, kısa adı UNCLOS olan BM deniz hukukuna uygun, örneğin tahkim gibi bir yöntemle müzakere edilmesi ve sonuçlandırılmasının da önerildiği bilgisini veren Toros, buna benzer çözümlerin emsallerinin de mevcut olduğunu kaydetti.

   Toros, geçmiş yıllarda İngiltere ve Fransa arasında Manş Denizi’nde ve Almanya’daki Kuzey Denizi’nde tarafların deniz yetki alanlarını tahkim yoluyla müzakere ettiğini ve bir çözüm bulduğunu hatırlattı.

“Türkiye için de en akılcı alternatif Doğu Akdeniz”

   Fikri Toros, deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasıyla, AB’nin ciddi bir mali destek sağlayacağını taahhüt ettiği ve İsrail-Güney Kıbrıs-Yunanistan arasında tasarlanan ‘Eurasia Interconnector’ adlı elektrik enterkonnekte projesinin de çok daha hızlı ve ekonomik olarak revize edilmesi ve İsrail-Kıbrıs-Türkiye arasında gerçekleşecek şekilde yeniden şekillendirilmesi gerektiğini söyledi.

   Böylelikle, Kıbrıs’ın bir bütün olarak yenilenebilir enerjiye dönüşümünün mümkün olacağını ve Kıbrıs’ın AB Yeşil Mutabakat’ta belirlenen ‘çevreci ve karbonsuz’ bir yaşama kavuşacağını da açıklayan Toros, “Unutulmamalıdır ki doğal gaz geçici bir ihtiyaçtır ama yenilenebilir enerji, 2050 yılına kadar asgari yüzde 80 bandında erişmemiz gereken bir hedef olmalıdır” dedi.

   GYÖ’lerle ilgili istişareler yapılırken, Crans- Montana Konferansı sonrasında Rumların çağrısıyla dondurulan AB Ad-hoc komitenin yeniden canlandırılmasının da sağlanması gerektiğini vurgulayan Toros, bu komitenin görevinin, geçmişte olduğu gibi Kuzey’in AB müktesebatına ve Euro Bölgesi’ne uyum sürecini kolaylaştırmak olması gerektiğini de bildirdi; “Bu süreç, sosyal, kültürel ve ekonomik kalkınma programımızın olmazsa olmaz bir gereksinimidir” ifadesini kullandı.

   Victoria Nuland ve Miroslav Jenca’nın da geçen hafta adaya düzenledikleri ziyarette de vurguladıkları gibi Kıbrıs’ın kuzeyinin, ekonomik olarak güçlenmeye muhtaç olduğunu aktaran Toros, yapılan açıklamalarda, adada devam eden sorununun çözümünden önce de Kıbrıs’ın, Türkiye ile enerji ve doğal gaz işbirliğini yapmasının yolunu bulması için Nikos Anastasiadis’e çağrı yapıldığını söyledi.

   Aksi takdirde, Türkiye ile İsrail arasında olası bir iş birliğinde ‘Kıbrıs’ın dışlanabileceği riski’ olduğunun ifade edildiğini de anımsatan Toros, halen doğal gaz ihtiyacının takriben yüzde 50’sini Rusya pazarından alan Türkiye’nin de bunun getirdiği enerji bağımlılığına son verme hedefinde aciliyet, teknik ve ekonomik unsurlar çerçevesinde en akılcı alternatif olarak Doğu Akdeniz’deki kaynakları gördüğünün bilindiğini kaydetti.

“GYÖ’ler, ‘stratejik siyasi anlaşma’ çerçevesinde müzakere edilmeli”

   Fikri Toros, Türkiye’nin komşu ülkeler nezdinde hızlandırdığı ve dünya ülkeleri tarafından takdirle karşılanan proaktif diplomasinin nihai amacının da bu bölgesel iş birliğinin yolunu ‘acilen’ açmak olduğunu yineledi; bu bağlamda, Türkiye’nin İsrail ve Mısır ile bu fırsatı ‘ortak kazanıma’ dönüştürmek için yürüttüğü yoğun diplomasinin, Batılı güçler tarafından da desteklendiğini belirtti.

   EastMed Projesi’nin takriben 10 yıl alacak, teknik ve ekonomik açıdan da sakıncalar içerecek bir proje olduğu için ABD’nin bu projeyi desteklemediğini açıkladığını vurgulayan Toros, bunun yerine İsrail-Kıbrıs-Türkiye arasında olacak şekilde yeni bir projenin gerçekleştirilmesi üzerinde tarafların cesaretlendirildiğini aktardı.

   Bunun mümkün olabilmesi için Türkiye ile Kıbrıs arasındaki deniz yetki alanlarının, uluslararası deniz hukukuna uygun olarak hakkaniyet ve orantılılık prensiplerine bağlı bir yöntemle sınırlarının netleşmesi gerektiğini söyleyen Toros, bu doğrultuda siyasi eşitliğe dayalı federal çözümün kolaylaştırılması ve çözüm öncesi mevcut koşullarda Kıbrıslı Türklerin haklarının da mutlak surette gözetilmesini talep etti.

   Bu bağlamda, GYÖlerin de bu acil gerekliliğe etkili bir katkı sağlayabilmesi doğrultusunda federal çözüm hedefli bir ‘stratejik siyasi anlaşma’ çerçevesinde müzakere edilmeleri ve uygulanmalarının yararlı olacağını aktaran Toros, bu nedenle Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın, ‘geç kalmadan’ önce, içte, sonra da BM nezdinde gerekli istişareleri gerçekleştirmesinin zaruri olduğunu kaydetti.

   GYÖ’leri “Suni gündem” olarak tanımlayan ve hiçbir istişarede bulunmayarak adeta elinin tersi ile reddedenlerin, Kıbrıslı Türkleri dünyadan tecrit edilmişliğe hapsedenler olduğunu da savunan Toros, “Kıbrıs Türk tarafı bu süreçte asla denklem dışı kalmamalı, bir paydaş olmalıdır. Bunun için de tabir caizse ‘sahada olmak’ şarttır” şeklinde konuştu.

Güncelleme Tarihi: 27 Nisan 2022, 15:12
YORUM EKLE
banner140
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110