“Kıbrıs’ta 1973 öncesi insan hakları ayaklar altındaydı”

banner37

Cumhuriyetçi Türk Partisi kurucularından ilk başkanı Ahmet Mithat Berberoğlu, 1973 yılında Hukuk ve Barış Yoluyla Kıbrıs Davasının Çözümünde İnsan Hakları başlıklı hazırladığı raporda tespitlerini aktardı

“Kıbrıs’ta 1973 öncesi insan hakları ayaklar altındaydı”
banner99

KIBRISLI TÜRKLER KÖLEYE DÖNÜŞTÜRÜLDÜ… Türk bölgelerinde insan haklarının bir kenara itildiğini duruşmasız birçok kişinin tutuklanıp işkenceye maruz kaldığını ifade eden CTP’nin ilk Genel Başkanı Ahmet Mithat Berberoğlu’na göre 1974 öncesi dönemde basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü ve örgütlenme özgürlüğü elinden alınan Kıbrıslı Türkler köle haline dönüştürülmüştür.

İNSANCA YAŞAMA HAKKI VERİLMİYOR… Kıbrıs Türk Yönetimi’nin kontrolü altında bulunan bölgelerde Anayasa ve Hukuk üstünlüğünün geçerli olmadığının esefle görüldüğünü ifade eden Berberoğlu, 1973 öncesi dönem için vatandaşın insanca yaşayabilmesi için gerekli asgari hakların verilmesini isteyenler fişlenmekte, polisin devamlı nezareti altında bulundurulduğunu kaydetti


Emin AKKOR


Cumhuriyetçi Türk Partisi kurucularından ilk başkanı Ahmet Mithat Berberoğlu, 1973 yılında hazırladığı Hukuk ve Barış Yoluyla Kıbrıs Davasının Çözümünde İnsan Hakları başlıklı raporu o dönemin insan haklarıyla ilgili tartışmalarına ışık tutuyor.


CTP Genel Başkanı olarak hazırladığı raporda 1940’lı yıllardan 1970’lere kadar geçen süreci Kıbrıs sorunu açısından değerlendiren Berberoğlu, raporun son bölümünde 1974 öncesi adadaki Kıbrıslı Türk yönetimini insan hakları açısından değerlendirmişti.


KKTC’nin birinci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın danışmanlarından Said Terzioğlu’nun arşivinden günümüze taşınan raporda Kıbrıs sorununun her evresi kronolojik sırayla aktarılmıştır.


1963 sonrası adada oluşan yapıda Türk bölgelerinde insan haklarının bir kenara itildiğini duruşmasız birçok kişinin tutuklanıp işkenceye maruz kaldığını ifade eden Berberoğlu’na göre 1974 öncesi dönemde basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü ve örgütlenme özgürlüğü elinden alınan Kıbrıslı Türkler köle haline dönüştürülmüştür.


banner134
Raporun Kıbrıs sorunu analizinden sonraki bölümü şöyle:


“21 Aralık 1963 tarihinde başlayan kanlı olayların yarattığı “de facto” durum, uzun bir süre, Türk Bölgelerinde İnsan Haklarının bir kenara itilmesine sebep olmuştu. Mahkemeye sevk edilmeden, duruşması yapılmadan birçok Türk vatandaşlar tutuklanmış, hapishanelerde çeşitli işkencelere maruz bırakılmışlardır. Basın hürriyeti, söz hürriyeti, siyasi örgütlenme hakkı, sendika ve dernek kurma hakkı, grev hakkı gibi temel hak ve hürriyetler toplumdan alınmış, toplum fertleri adeta kul köle haline getirilmişti. Milli davanın selameti ve toplum direnişinin devamı için böyle bir düzenin gerekli olduğu iddia ediliyordu. Haksız tutumların haklı gösterilmesi çabası içine girilmişti. Oysaki, milli dava ve toplum direnişi toplumdan zorla gasp edilen hakların kazanılması, geri alınması için yürütülüyordu.


Toplumun sosyal, ekonomik ve kültürel alanlarda atılım yapması devamlı olarak engellenmiş, mülkiyet hakları fahiş derecede sınırlandırılmış, sosyal adalet ve sosyal güvenlik ve hatta demokrasi hakkında konuşanlara hayat hakkı tanımayacak biçimde baskılar yapılmıştı. Halâ bugün bile, söz ve fikir hürriyetine saygı yoktur. Kıbrıs Türk Yönetimi’nin kontrolü altında bulunan bölgelerde Anayasa ve Hukuk üstünlüğünün geçerli olmadığı esefle görülmektedir. Vatandaşın insanca yaşayabilmesi için gerekli asgari hakların verilmesini isteyenler fişlenmekte, polisin devamlı nezareti altında bulundurulmaktadır. Üç yıl önce Toplum Kanunlarına uygun olarak kaydı yaptırılan ve faaliyete geçen tek siyasi örgüt olan Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin yöneticileri çeşitli baskılar altında tutulmakta, solcu, komünist anarşist hatta hain damgası ile damgalanmaya çalışılmaktadır. 1963’ten beri artış almayan Türk memurlar, artan hayat pahalılığı karşısında, maaşlarına zam yapılması için grev haklarını kullanmak istedikleri zaman sendika liderleri baskı ve tehdit altında kalarak grev kararlarını uygulayamamaktadırlar. İşçiler, sosyal sigortadan ve asgari ücret seviyesi mevzuatından mahrum bırakılarak çok düşük bir hayat seviyesinde yaşantılarını devama mecbur tutulmuşlardır. Bu nedenle 10,000 Türk işçisi ekmek parasını Rum bölgelerindeki işyerlerinde çalışmakla kazanmağa itilmiştir. Tehlikeli günlerde köylerini terk ederek daha emin bölgelere sığınmak zorunda kalmış olan ve yıllarca tüketici durumda ve yardımla geçinen binlerce Türk köylüsünün köylerine bağ ve bahçelerine dönmesi ve tekrar üretici duruma geçmesi yönünde herhangi ciddi bir çalışma yapılmamaktadır.


Anayasa’nın 188. Maddesi, Cumhuriyet’ten önce yürürlükte bulunan Sömürge Kanunlarının, ancak Anayasadaki Ana Hak ve Hürriyetlere uydurularak uygulanabileceğin, amir iken Sömürge Kanunları aynen uygulanmakta ve böylece Türk bölgelerinde bir terör havasının hüküm sürmesine çalışılmaktadır. Samimi, olumlu ve yapıcı tenkit yazıları, müfsit gayeli yayın olarak nitelendirilmekte ve yazarlar, yayın yapanlar en ağır bir şekilde ve insafsızca cezalandırılmaktadırlar. Hâkimlerin tayini, Anayasa’ya aykırı olarak, Yönetim Başkanı tarafından yapılmak suretiyle Yargı organı Yürütmenin baskısı altında bulundurulmakta, hakimlerin özgürlüğü ve bağımsızlığı zedelenmektedir.


Bütün bu tutumlar yüzünden dün olduğu kadar bugün de Türk bölgelerinde, maalesef insan haklarının uygulandığından, özgürlükçü demokratik bir düzenin varlığından söz edilemez.


En büyük temennimiz, barışçı yollardan Kıbrıs Sorunu’na çözüm bulmak maksadıyla yapılmakta olan görüşmelerin en erken bir zamanda şerefli bir sonuca ulaşması ve Anayasa’nın İkinci Kısmındaki Ana Hak ve Hürriyetlerin tekrar Kıbrıs Türklerine tanınmasıdır. Görüşmelerin daha da uzaması halinde, Türk Yönetimi’nin Anayasaya Sadık kalarak Kıbrıs Türklerine insanca yaşama imkânları yaratması ve Kıbrıs Türk bölgelerinde özgürlükçü demokratik bir düzenin getirilmesi için tedbirler alınması kaçınılmazdır.”

Güncelleme Tarihi: 08 Aralık 2019, 11:20
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner75