Liderler söyledikleri sözlere dikkat etmeli

KIBRIS’a konuşan Rum Yönetimi eski Başsavcısı ve müzakere grubu üyesi Alekos Markidis, her iki toplum liderlerinin gerçekten çözüm istiyorsa, medya üzerinden ve karşı tarafta yanlış anlaşılacak ifadelerden uzak durması gerektiğini söyledi:

Liderler söyledikleri sözlere dikkat etmeli
  • 03 Aralık 2018, Pazartesi 9:08

Ahmet KARAGÖZLÜ

Rum Yönetimi eski Başsavcısı ve müzakere grubu üyesi Alekos Markidis, her iki toplum liderlerinin söyledikleri sözlere dikkat etmesi ve karşı tarafta yanlış anlaşılacak ifadelerden uzak durması gerektiğini söyledi. Liderlerin gerçekten müzakerelerin başlamasını istiyorsa, kamuoyu önünde, medyada, tartışmalara yol açılabilecek açıklamalar yapmamalarının şart olduğunu ifade eden Markidis, “Liderlerin, bu konuşmaları kendi aralarında yapması lazımdır. 2015 yılında yaptıkları gibi yine kendi aralarında yapsınlar ve müzakereler başlasın” dedi.  

Markidis, Kıbrıs sorunu ile hidrokarbonlar konusunu birbirinden ayırmanın siyasi olarak hiçbir bağlamda mümkün olmadığını söyledi. Kıbrıs sorununun çözümünden sonra hidrokarbonlar konusunda olması gerekenlerle ilgili geçmişte anlaşmaya varıldığını anımsatan Markidis, “Yani hidrokarbonlar konusu çözümden sonra iki toplumlu ve iki kesimli olan federasyonun merkezi hükümetinde olacak” diye konuştu. Alekos Markidis, EastMed Boru Hattı Projesi’nin hayata geçeceğine inanmadığını, zaten uzmanların da bu boru hattının Kıbrıs’a maddi olarak bir faydasının olmayacağını çünkü çok pahalı olduğunu söylediğini anımsattı ve böyle bir hat olmayacağını vurguladı.

Markides, hidrokarbonlar nedeniyle deniz savaşı gibi sıcak bir olay yaşanmasının kötü sonuçlar doğurabileceğini belirtti ancak sıcak bir olayın yaşanacağına ihtimal vermediğini söyledi. Eski Başsavcı, “Bence sıcak bir olay yaşanması mümkün değildir ama bir kriz olabilir” dedi.  

Yeni başlayacak müzakereler için “şu tarihte başlayıp şu tarihte bitecek” gibi bir tarih takvimi konulmayacağını belirten Markidis, ancak müzakerelerin hiçbir şekilde ucu açık olmayacağını vurguladı. Markidis, bu durumun Guterres belgesinde de belirtildiğine ve Anastasiadis’in de bu belgeyi kabul ettiğine göre, ucu açık müzakerelere gitmenin mümkün olmadığını söyledi.

Markidis, müzakerelerde çözüme varılamaz ve bir çöküş olursa Kıbrıs’ta çok acı içeren ve çok zor bir durum olacağını kaydetti.

Rum lider Anastasiadis’in federal çözüm istediğini hem uluslararası topluma hem de kendi halkına anlatması gerektiğini belirten Markidis, “Hükümet, uluslararası toplumu ikna ederken eş zamanlı olarak çok hızlı bir şekilde Kıbrıs Rum toplumuna yönelik bilgilendirme seferberliği yapması gerekir. Çünkü doğrusunu söylemek gerekirse iki toplumlu iki kesimli federasyona dair Kıbrıs Rum toplumunun çok fazla bilgisi yoktur” dedi.

BM Barış Gücü’nün geri çekilmesinin Kıbrıs için tehlikeli bir durum olduğunu belirten Markidis, “Eğer BM Barış Gücü buradan giderse, ileride ne olacağını kestiremeyiz. O yüzden onların adadan gitmesi çok olumsuz bir olay olur” diye konuştu.

Garanti ve güvenlik konusuna da değinen Markidis, Kıbrıs’ta bir çözüm olması durumunda 1963’te yaşanan olayların günümüzde de olma ihtimalinin artık bulunmadığını, Kıbrıs’ın artık AB üyesi bir ülke olduğunu kaydetti.

Rum Yönetimi eski Başsavcısı ve müzakere grubu üyesi Alekos Markidis, KIBRIS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ali Baturay ile Yazı İşleri Müdürü Emin Akkor’un sorularını yanıtladı.

 

“Desantralizasyon bir saat içerisinde halledilebilecek bir konudur”

SORU: Daha önce desantralize federasyonun boşuna zaman kaybı olduğunu söylemiştiniz. Bu söyleminiz Kıbrıs Türk tarafının ‘Anastasiadis zamana oynar’ düşüncesiyle örtüşüyor mu? Daha önce Rum tarafı hep merkezi güçlendirmeyi düşünürken, Anastasiadis şimdi neden kurucu devletlere güç vermeyi düşünüyor?

MARKIDIS: Öncelikle Anastasiadis’in ansızın neden desantralizasyon fikrine döndüğü benim cevaplayabileceğim bir şey değildir. Daha önce yaptığım açıklamada da desantralizasyon fikrinin tam olarak zaman kaybı olduğunu söylemedim. Ben desantralizasyonun çok önemli ama bir saat içerisinde halledilebilecek bir konu olduğunu söyledim. Ancak desantralizasyon işini Kıbrıs sorununun merkezine getirirsek ve müzakerelerin olabilecek akışını engellersek boşuna bir zaman kaybı olur. Örneğin, “Talat ve Hristofyas 12 nokta vermiş, Anastasiadis ve Akıncı 26 nokta vermiş” gibi düşünceler bizi oyalar. Yani demek istediğim; her iki lider de otursun ve bir saat içerisinde “bizim şu konularda çekincemiz var, bu yetkileri kurucu devletlere atalım, sorunu çözelim” desin. Bazı şeyleri açıklığa kavuşturmak gerekiyor. Yani merkezde iki toplumlu, iki kesimli federasyon sistemi gibi değişmeyecek olan bazı şeyler vardır. Yani merkezde tek vatandaşlık, tek uluslararası kimlik, tek para politikası ve merkez bankası gibi şeyler zaten değişmeyecek. Değişmesi gereken konular zaten ikincil konulardır. Bu ikincil konuları da bütün kamuoyunda tartışmak müzakerelerin akış hızını keser.

Bence bu “olumlu oy” işinde her toplumdan bir kişinin olumlu oya mecbur olmasıyla bu desantralizasyon düşüncesinin bir ilgisi yoktur ve ilgisi de olmamalıdır. Olumlu oy konusu farklı bir konudur ve desantralizasyon konusuyla birbirine bağlanmamalıdır. Merkezi hükümetle ilgili yetkiler de iki taraflı olarak yeniden tartışılabilir. Çünkü bence bu yapılarla ilgili bazı gereksiz olabilecek şeyler var ve bunlar tartışılıp bir çözüme bağlanabilir. Zaten federasyonun merkezi ne kadar güçsüz olursa, yani federasyon merkezden ne kadar uzak olursa işlevselliği o kadar fazla olur. Çünkü merkezi federasyonda yetkilerden dolayı çıkabilecek olan sürtüşmelerin en baştan önüne geçilmiş olur. Demek istediğim; eğer ikincil konunlar merkezi hükümette kalırsa, o ikincil konularla ilgili bir sürtüşme yaşanabilir. Ancak ikincil konuların bazısı kanatlara verilirse o sorunların üstesinden gelinmiş olur. Bu yüzden de ben eskiden beri ‘Ne kadar az merkezi federasyon, o kadar az sorun perspektifi’ diyorum.

SORU: Yani merkezi yetkilerin kurucu devletlere verilmesi meselesi müzakerelerin dışında ayrı bir toplantıda mı ele alınmalı? Yoksa müzakerelerin bir parçası olarak mı devam edilmelidir?

MARKİDİS: Bence bu işi müzakerelere bağlamaya gerek yoktur. Bence iki lider de müzakereler dışında masaya oturup, bu konudaki görüşünü ortaya koyarak meseleyi çözmelidirler. Yani liderler oturduktan sonra bu işi bir saatte çözebilirler.

“Her iki toplumun liderleri,  söyledikleri sözlere dikkat etmelidir”

 

SORU: Anastasiadis’in yaptığı son açıklamaları Kıbrıs Türk toplumu, Rum liderin “en az bir olumlu oy hakkını veto olarak nitelendirdiği”,  “Kıbrıslı Türklere yönetimde etkin katılım hakkının verilmesine karşı olduğu”, “Kıbrıslı Türklere siyasi eşitlik vermek istemediği” manasını çıkardı. Kıbrıs Türk toplumu doğru mu anladı yoksa Anastasiadis doğru anlatamadı mı?

MARKİDİS: Öncelikle “olumlu oy” konusu bir veto değildir. Veto, bir kararın alındıktan sonra bozulmasıdır. 1960 yılında, üç konu hakkında veto hakkı vardı. Bunlar dış politika, savunma ve güvenlik konularıydı ve cumhurbaşkanı vekilinin veto etme hakkı vardı. Bu “en az bir olumlu oy hakkı” konusunda ise zaten böyle bir veto hikayesi yoktur. Varsa bile bunu teorik olarak, yani bir dogma olarak söyleyemeyiz. Kıbrıs Rum toplumunun temsilcileri bütün konularda blok olarak aynı şeyi söyleyecek değildir. Aynı şey Kıbrıslı Türkler için de geçerlidir, çünkü her iki bölgede de çeşitli siyasi görüşler vardır. Temsilciler de o çeşitli görüşten insanların arasından gelecektir. Olumlu oy konusu, mesela Bakanlar Kurulu’nda her toplumdan en az bir tane olumlu oy aranmasıdır. Bu oyu da “bir toplum bir şey alacak ve öbürü onu veto edecek” ile bağdaştıramayız. Siyasi olarak da farklılıklar olabilir. Olumlu oyun esprisi de budur.

Diyelim ki birçok organ kurdular. BM Genel Sekreteri bile zaten bu kadar çok organın hepsinde olumlu oy olmasının işlevselliği yitirebileceğini söyledi. Çünkü organlarda kanatlara bırakılabilecek bir sürü ve farklı farklı anlamsız şeyler de var. Yani kurucu devletlere bırakılabilecek organların olduğu da göz önünde bulundurulduğunda olumlu oy bazı yerlerde göz ardı edilebilir. Bu BM Genel Sekreterinin de söylediği bir şeydir. Çünkü bunlar çok küçük şeylerdir. Zaten esaslı konularda olumlu oy hikayesi olacak.

Ben Anastasiadis’in ne söylediğini anlayabiliyorum ama sorduğunuz sorudan yola çıkıldığında yanlış anlaşılmalar veya yanlış yönlendirmelerin olabileceği görülüyor. Bu yüzden de her iki toplumun liderleri söyledikleri sözlere dikkat etmeli ve bu şekilde konuşmayı bırakmalıdırlar. Yani en azından her iki lider de bu tür konuları toplum önünde çok fazla konuşmamalıdırlar. Çünkü bu tarz konuşmalar her iki tarafta da farklı yönlendirmelere sebep olabilir. Bu yüzden her iki lider konuşmalarına dikkat etmelidir. Eğer her iki lider de toplum önünde bu şekilde konuşursa geçmişteki hikayeler tekrarlanabilir. Esas şimdi yapılaması gereken, Anastasiadis ile Akıncı’nın temasa geçip diyaloğu ve müzakereleri başlatmasıdır. Liderler, değişik terimler üzerinde durup, değişik açıklama yapmak yerine müzakereleri başlatsınlar.

 

“Kamuoyu önünde, medyada, tartışmalara  yol açılabilecek açıklamalar yapılmamalıdır”

SORU: Anastasiadis konuştuktan sonra arkasından diğer yetkililerin, ‘bunu demek istemediydi’ şeklinde düzeltme yapması aslında sizi doğruluyor. “Sürekli bir şeyler konuşursanız, bu defa da istemediğimiz şeyler ortaya çıkar” demek mi istiyorsunuz?

MARKİDİS: Liderler kamuoyu önünde, varılacak anlaşmanın kritik ayrıntılarını içeren açıklamalar yapmamalıdır. Çünkü her açıklamadan sonra ortaya bir şey çıkar. Liderler gerçekten de müzakerelerin başlamasını istiyorsa, kamuoyu önünde, medyada, tartışmalara yol açılabilecek açıklamalar yapmamalıdır. Liderlerin, bu konuşmaları da kendi aralarında yapması lazımdır. Yani bu açıklamaları kamuoyuna yapacaklarına, 2015 yılında yaptıkları gibi yine kendi aralarında yapsınlar ve müzakereler başlasın.

 

“EastMed Boru Hattı Projesi’nin hayata geçeceğine inanmıyorum”

 

SORU: Geçen gün radyoya yaptığınız bir açıklamada, EastMed Boru Hattı Projesi’ne dikkat çekerek, “Bu projeyi ‘Kıbrıslı Türklere anlatamayacaksınız, size olumlu oy vermeyecekler’ dediniz. Bu açıklamayı bize biraz açabilir misiniz?

MARKİDİS: Ben o açıklamada sadece Anastasiadis’in verdiği örneğin yanlış bir örnek olduğunu ve bunun sorun yarattığını söyledim. Ben kişisel olarak öyle bir boru hattının zaten ekonomik sebeplerden dolayı hayata geçebileceğine de inanmıyorum. (İsrail’in Leviathan sahasından ve Leviathan’a yakın olan Afrodit sahasından başlayıp, Kıbrıs’a da uğradıktan sonra, Girit üzerinden Yunanistan’a ulaşacak hat). Böyle bir hat bence olmayacak. Ben radyoda bunun üzerine bir örnek vermenin yanlış bir düşünce olduğunu söyledim. Uzmanlar bu boru hattının Kıbrıs’a maddi olarak bir faydasının olmayacağını çünkü çok pahalı olduğunu söylüyor. O yüzden de öyle bir boru hattının olacağına inanmıyorum. Zaten kaldı ki İsrail, Mısır, Yunanistan, İtalya ve Kıbrıs arasında yapılabilecek bir boru hattı anlaşması dış politikaya dayanıyor. Zaten Anastasiadis’in kabul ettiği gibi böyle bir anlaşma için Kıbrıslı Türklerin de onayı lazım gibi bir düşünce var. Bunun üzerine de örnek vermek bana göre yanlıştır.

 

“Kıbrıs sorunu ile hidrokarbonlar konusunu birbirinden ayırmak mümkün değildir”

 

SORU: Hidrokarbonlar konusunu Kıbrıs sorunundan ayrı olarak düşünmek mümkün müdür? Çünkü Sayın Akıncı, Anastasiadis’in yaptığı basın toplantısındaki açıklamalardan “çözüm olsa dahi Kıbrıslı Türklerin bu konuda söz hakkı olmayacak” gibi mana çıkardı. Öte yandan, Anastasiadis perde gerisinde Kıbrıslı Türklerle konuşurken, aslında doğalgazın Türkiye üzerinden boruyla gitmesine çözümden sonra olumlu baktığını söylüyormuş ama bunu açıkça söylemiyor. Size göre durum nedir?

MARKİDİS: Kıbrıs sorunu ile hidrokarbonlar konusunu birbirinden ayırmak siyasi olarak hiçbir bağlamda mümkün değildir. Kıbrıs sorununun çözümünden sonra hidrokarbonlar konusunda olması gerekenlerle ilgili halihazırda anlaşılmış şeyler vardır. Yani hidrokarbonlar konusu çözümden sonra iki toplumlu ve iki kesimli olan federasyonun merkezi hükümetinde olacak. Kıbrıslı Türkler de doğal olarak bu bağlamda söz hakkına sahip olacak ve bu konu da çözümden sonra Bakanlar Kurulu’nun bir işi olacak.

Öte yandan, hidrokarbonlar konusunda Türkiye’nin gösterdiği tepkiler var... Kuzey Kıbrıs’ta Sayın Kudret Özersay ile Sayın Mustafa Akıncı’nın hidrokarbonlar konusundaki görüşlerinin birbirine ters olması bizde şaşkınlık yarattı. Benim anladığım kadarıyla Sayın Özersay, “Kıbrıslı Türklerin bu günden itibaren hidrokarbonlar konusunda sözü ve payı olması gerekir” diyor. Genel bağlamda bu doğru bir yol değildir. Çünkü genel politika buna izin vermez. Mesela şu anda Kıbrıs açıklarındaki 10’uncu parselde Exxon Mobil’in yaptığı bir araştırma var. Türkiye ise 10’uncu parselin Mısır’ın olduğunu iddia ediyor. Diyelim ki orası Mısır’ın, o zaman Türkiye buna niye tepki gösteriyor ki? Yani orası eğer Mısır’ın ise Türkiye’nin Kıbrıs’a gösterdiği tepki niçindir? Buna anlam vermek çok zor. Diyelim ki biz yarın Kıbrıs sorununu çözdük. O zaman 10’uncu parsel Mısır’ındır, onu istemiyoruz mu diyeceğiz? Öyle bir şey olacağını düşünmüyorum.

Kıbrıs’ta çözümü bulmak için çok vaktimiz yok, çok az bir süremiz kaldı. BM Genel Sekreteri bile çok az vaktimizin kaldığını söylüyor. Bunun için de genel sekreter ucu açık bir müzakere olmayacağını söyledi. Genel sekreterin bu sözünü göz önünde bulundurduğumuzda çözüm için çok uzun ve oyalanacak bir zamanımızın kalmadığını anlıyoruz. Zaten yapılan bu açıklamalara ve bu konjonktüre göre manzara netleşecek. Yani Kıbrıs’ta ya bir çözüm olacak, ya da bir çöküş olacak ve bu süre sonunda da tartıştıklarımızın aslında hiçbir önemi olmayacak. Zaten halihazırda çözümden sonra hidrokarbon işinin nasıl olacağı üzerinde uzlaşıya varılmıştır. Şimdiki durum budur. O yüzden de olayların netleşmesini bekleyip görmemiz ve sabretmemiz gerekiyor. Umarım Kıbrıs sorununda en kısa zamanda bir çözüm olur.

 

“Deniz savaşı olmaz ama kriz olabilir”

SORU: Bu arada bir deniz savaşı olur mu diye de korku var. Böyle bir şey her iki taraf içinde çok kötü olur değil mi?

MARKİDİS: Öncelikle sıcak bir olay tabii ki kötü olur ama ben sıcak bir olayın yaşanacağına ihtimal vermiyorum. Bence sıcak bir olay yaşanması da o kadar da kolay değildir ama belki sıcak bir olay değil de bir kriz olabilir.

 

“Müzakereler hiçbir şekilde ucu açık olmayacak”

SORU: Sizce Anastasiadis ucu açık olmayan bir müzakere sürecine girmeye hazır mıdır? Son zamanlardaki söylemleri buna hazır olmadığının göstergesi olarak algılanabilir mi?

MARKİDİS: Anastasiadis, “Guterres çerçevesini kabul ettiğini ve bunu kabul ettikten sonra reddederse bunun delilik olacağı” şeklinde bir açıklama yapmıştı. Anastasiadis’in bu açıklaması üzerine ben ne yorum yapabilirim ki? Zaten Anastasiadis bunu kabul edeceğini kendi söyledi. Anastasiadis’in ucu açık olmayan müzakerelere hazır olup olmadığını bilmiyorum. Eğer Guterres’in açıklamasını şöyle algılarsak; her iki taraf için de tatmin edici olur; mesela yöntem “Müzakereler 31 Ocak’ta bitecek ve 31 Ocak’ta hemen Crans Montana tipi bir konferansa gidip bu çözüm işini bitireceğiz” gibi olmayacak. Öte yandan, tamamen ucu açık, yani aylar süren bir müzakere süreci de olmayacak ama biz de liderlere “Siz görüşmelere başlayın” diyeceğiz ve kısa sürede spesifik bir tarih koymadan toparlanıp Crans Montana tipi bir konferansla bu işi temizleyeceğiz. Yani her iki tarafın da karşı çıkmadığı şey budur.

 

SORU: Kıbrıslı Türkler, “müzakerelere tarih koymanın sakıncası nedir?” diye soruyor. Yani Rum tarafı için mesela “burada başlayıp, burada bitsin” şeklinde tarih koymanın ne sakıncası var? Andros Kiprianu bunu “Kısıtlanan sürede biz çözüm planının için dolduramazsak dış güçler dayatır” demişti.

MARKİDİS: Bunları konuştukça öyle karşıt görüşler de çıkar. Bunlar da çok önemli değildir. Mesela 20 Şubat’ta herkesi toplayıp konferansa gitme kararı aldık ama 18 Şubat tarihine geldiğimizde daha konuşulması gereken çok şey var. Böyle bir durumda, yani konuşması gereken konuları bitirmeden hemen kalkıp 20 Şubat’taki konferansa gidecek miyiz? Demek istediğim, anlaşmazlıkların bitmesi için beklemeleri gerekir. Tabii ki yine belli bir zaman dilimi olacak ama aylar sürmeyecek. Mesela genel sekreter bize “bir ay içerisinde toparlanıp gelin” dediğinde biz o sürede konuşulması gerekenleri konuşacağız. Yani yine öyle spesifikleştirmeler olacak ama tek bir gün üzerine de konuşmak zaman kaybı olur. Zamanımızı da böyle boşuna olan şeylere harcamamalıyız. Müzakereler hiçbir şekilde ucu açık olmayacak. Günün sonunda bir tarih verilecek veya bir çözüm olacak ya da bir çöküş olacak. Zaten ucu açıktan kimse bahsetmez.

 

“Müzakerelerde çöküş gerçekleşirse,  çok acı içeren ve çok zor bir durum olacak”

 

SORU: Olası bir konferanstan sonra başarısızlığa uğranırsa, yani dediğiniz gibi çöküş olursa Kıbrıs’ta nasıl bir ortam olur?

MARKİDİS: Bunu bilmem için peygamber olmam lazımdır. Ancak çöküşten sonra çok acı içeren ve çok zor bir durum olacağını tahmin edebilirim ve eminim ki bunu hiçbirimiz istemeyiz.

 

“İki toplumlu iki kesimli federasyon konusunda Kıbrıs Rum toplumunun çok fazla bilgisi yok”

 

SORU: Ağustos ayında Kathimerini gazetesine bir demeç vermiştiniz. O demeçte de ‘Crans Montana’da Türkiye’yi suçlayarak beklemek bize bir şey kazandırmaz’ demiştiniz. Hala bekleme devam ediyor. Bu konudaki görüşleriniz yine aynı mı? Çünkü zaman sizi haklı çıkarıyor gibi görünüyor.

MARKİDİS: O röportajımda uluslararası toplumu ikna etmemiz ve kaldığımız yerden devam etmek istediğimizi söylemiştim. Bana göre Rum tarafı kendine bir hedef koymalı ve o hedefe göre yürümeli. Bu hedef de iki toplumlu ve iki kesimli bir federasyon olmalıdır. Uluslararası toplumu da bu yönde ikna etmek gerekir. Ayrıca hükümetin, uluslararası toplumu ikna ederken de eş zamanlı olarak çok hızlı bir şekilde Kıbrıs Rum toplumuna yönelik bilgilendirme seferberliği yapması gerekir. Çünkü doğrusunu söylemek gerekirse iki toplumlu iki kesimli federasyona dair Kıbrıs Rum toplumunun bilgisi çok fazla yoktur. Yani aslında pis olan sularda balık avlamaya çalışıyorlar. Bu yüzden de hükümet bu yönde hızlıca adım atmalıdır. Ben Kathimerini’yle yaptığım röportajda, Anastasiadis ile aynı görüşte olmadığımı söylemedim. Ben o röportajda, çöküşten Türkiye’nin suçlu olduğunu ve Anastasiadis’in Türkiye’nin suçlu olduğuna dair uluslararası toplumu ikna edemediğini söyledim. Yani Anastasiadis, BM Genel Sekreterliği’ni, ve AB’yi ikna edemedi. O yüzden de Anastasiadis’e inanmadığımı söylemedim. Ona Türkiye’nin suçlu olduğunu ikna edemediği için burada durmasın dedim. Çünkü Anastasiadis, kendi toplumunu ikna ettiyse bile uluslararası toplumu ikna edemedi. O açıklamayı da bu yüzden yapmıştım. Yani ben aslında bu açıklamayı Anastasiadis’le ters düştüğüm için yapmadım.

 

“BM Barış Gücü’nün geri çekilmesi bizim için tehlikelidir”

 

SORU: Hem Rum tarafında, hem de Türk tarafında ‘BM’nin misyonu 50 küsur sene sürmez’ gibi bir algı hakim olmaya başladı. Yani artık bu işlerin nereye gideceği bilinsin gibisinden bir algıdan bahsediyorum. Yani sizce BM’siz bir Kıbrıs sorunu olur mu? BM’nin misyonu 50 küsur sene gittikten sonra şimdi niye bu misyon böyle gitmez denilmeye başlandı? Sizce bu tehlikeli bir şey mi?

MARKİDİS: BM’siz bir Kıbrıs sorunu zaten çok genel bir terimdir. Şu anda insanların dillerinde esas söylenen şey adadaki BM Barış Gücü’nün geri çekilmesidir. Esas tehlikeli olan şey ise budur. BM zaten siyasi olarak her şekilde çözüm olmasa bile burada kalacak. Mesela biri genel sekreterliğe ya da güvenlik konseyine herhangi bir konu için başvurduğunda BM siyasi olarak yine müdahil olacak. Esas sorun olan tehlike arz eden şey ise BM Barış Gücü’nün adadan ayrılmasıdır.

 

“Kıbrıs’ta bir çözüm olursa, 1963’te yaşanan olayların günümüzde olma ihtimali artık yoktur”

SORU: Adadaki her iki halk da BM Barış Gücü’nün adada kalmasını mı istemelidir?

MARKİDİS: BM Barış Gücü’nün adaya faydalı olduğu zaten ortadadır. Eğer BM Barış Gücü buradan giderse, ileride ne olacağını kestiremeyiz. O yüzden onların adadan gitmesi çok olumsuz bir olay olur. Adadan önemli bir askeri birliğin gitmesi gerekirse, biz Kıbrıs Rum toplumu olarak bunun yabancı ordular olmasını istiyoruz. Bence esas olarak yabancı ordular yani Türkiye ve Yunanistan orduları memleketlerine gitmeliler. Bu da güvenlik konusuyla ilgilidir.

Bu garanti ve güvenlik konusuna gelecek olursak, Kıbrıs’ta bir çözüm olması durumunda 1963’te yaşanan olayların günümüzde de olma ihtimali artık yoktur. Çünkü burası AB üyesi bir ülkedir, bu yüzden de 1963 yılında yaşanan olaylar gibi herhangi bir olayın yaşanmasına artık imkan yoktur. Mesela Katalonya’da (İspanya'ya bağlı İber Yarımadası’nın kuzeydoğusunda yer alan özerk bölge) bir referandum yapıldı ama hiçbir çatışma yaşanmadı.

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 YENİCAMİ AK 22 17 3 2 41 54
2 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 22 17 2 3 37 53
3 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 22 15 0 7 21 45
4 ÇETİNKAYA TSK 22 11 5 6 9 38
5 CİHANGİR GSK 22 11 4 7 4 37
6 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 22 11 4 7 2 37
7 LEFKE TSK 22 10 4 8 5 34
8 GÖNYELİ SK 22 10 3 9 4 33
9 TÜRK OCAĞI LİMASOL 22 9 4 9 6 31
10 GENÇLİK GÜCÜ TSK 22 8 4 10 -4 28
11 BAF ÜLKÜ YURDU 22 7 6 9 1 27
12 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 22 5 7 10 -24 22
13 BİNATLI YSK 22 5 3 14 -25 18
14 ESENTEPE KKSK 22 5 1 16 -24 16
15 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 22 3 6 13 -30 15
16 GİRNE HALK EVİ 22 3 2 17 -23 11
yukarı çık