Mağusa, lağım içinde kalabilir!

banner37

Mağusa Sivil Toplum Platformu kurucularından MASDER Başkan Yardımcısı Serdar Atai, platformun kuruluşu hakkında bilgi verdi ve Mağusa’nın karşı karşıya kaldığı çevre sorunları hakkında uyardı:

Mağusa, lağım içinde kalabilir!
banner90
banner8

KANALİZASYON PROJESİ BİR AN ÖNCE BAŞLAMALI… Mağusa Sivil Toplum Platformu kurucularından MASDER Başkan Yardımcısı Serdar Atai, Mağusa’nın çok ciddi ölçüde lağım sorunu ile karşı karşıya olduğunu anlattı. Atai, 2014’te, kanalizasyon projesinin yanlış yapıldığının AB tarafından da kabul edildiğini ve ardından gerekli tadilatın yapılması için 2015’te yeni bir proje gündeme geldiğini belirtti. Ancak yerli müteahhit firma ile AB arasında yaşanan ihtilaf nedeniyle bu projenin geri döndüğünü ifade eden Atai, şu anda da ortada başka bir proje olup, bu projenin geri dönmesini istemediklerini belirtti. Atai, Mağusa’nın ciddi bir çevre ve sağlık sorunu tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu yineleyerek, eğer bu proje de hayata geçmezse, Batı Nil Virüsü gibi hastalıklardan ölümlerin devam edeceğini anlattı

KAPALI MARAŞ DA PROJELERE DAHİL EDİLMELİ… Atai, Kapalı Maraş konusunda da yapılması gereken birçok iş olduğunu kaydetti ve Maraş’ın gerekli önlemler alınmadan açılması ve oradaki binaların yıkılması durumunda, bölgede bulunan fare ve yılan gibi canlı türlerinin yerleşim alanlarına akın edebileceği konusunda uyardı. Serdar Atai, Mağusa ile ilgili alt ve üst yapı gibi projeler hazırlanırken, buna Kapalı Maraş’ın da dahil edilmesi gerektiğini ifade etti ve bunu yıllar öncede gündeme getirdiklerini belirtti

Ceren ÖZBİL

Mağusa Sivil Toplum Platformu kurucularından MASDER Başkan Yardımcısı Serdar Atai, Mağusa’nın çok ciddi çevre sorunlarıyla karşı karşıya olduğu konusunda uyarı yaptı ve yetkililere acil önlem almaları için çağrıda bulundu.

KIBRIS Gazetesi’ne konuşan Atai, Mağusa’nın başlıca çevre sorunlarını, kanalizasyon, katı atık, limandaki dökme yükler, odun sobaları ve sulak alanların korunmaması olarak sıraladı.

Serdar Atai ayrıca, şu anda kapalı olan Maraş’ın gerekli önlemler alınmadan açılması ve oradaki binaların yıkılması durumunda, bölgede bulunan fare ve yılan gibi canlı türlerinin yerleşim alanlarına akın edebileceği konusunda uyardı.

“Ortak mücadele için bu platformu kurduk”
   Serdar Atai, Mağusa Sivil Toplum Platformu (MASTOP) olarak kuruluşlarını bir ay önce Mağusa’da, Otelle Kalesi yakınlarında bulunan aslan heykeli yanında ilan ettiklerini anlattı.
   Kuruluşun, aslan heykelinin yanında yapılmasının da Mağusa’da konuşulup, konuşulup, kimse o sesi duymayınca “git aslana anlat” diye bir tabir olmasından kaynaklandığını kaydeden Atai, MASTOP’ta 37’ye yakın dernek, birlik ve inisiyatifin yer aldığını söyledi.
   Atai, bu örgüt, birlik ve inisiyatiflerin bir araya gelmesindeki sebebin de ortak sorunlara daha birlikte tepki koyabilmek ve takibini yapabilmek olduğunu ifade etti.
   Bu şekilde bu örgüt, birlik ve inisiyatiflerin, birbirlerinin etkinlik ve hareketlerinden de bilgi sahibi olabileceğinden söz eden Atai, “Bir çatı kuruluş oluşturduk. Kayıtlı bir kuruluş değildir ve platformdur” dedi.

“Çevreyi, turizmin önüne koyacak bakan görmek istiyoruz”
   Atai, platform olarak ilk eylemi de Namık Kemal Meydanı’nda yaptıklarını ve bu eylemin de “çevre, imdat diyor”, “Mağusa imdat diyor” ana başlıkları altında yapıldığını belirtti. Serdar Atai, şöyle konuştu:
   “Çevre sorunu, gittikçe artan ölçüde Mağusa’yı boğmaya başladı. Turizm ve Çevre Bakanlığı’nın tavrında da çok ciddi eksiklik ve sıkıntı görüyoruz. Turizm bakanlarının aynı zamanda çevre bakanı da oldukları unuttular ve çevreye hiç sahip çıkmadılar.

O noktada da biz, çevrenin aslında Avrupa’da, ya da diğer batı ülkelerinde olduğu gibi özel bir ajans olarak örgütlenmesini savunduk ve hâlâ savunuyoruz. İnşallah bu olur. Ancak bu olana kadar turizm bakanlarının tavrı böyle mi devam edecek? Çevreyi görmezden mi gelecekler?

Biz artık çevreyi, turizmin önüne koyacak bakan görmek istiyoruz. Böyle bir beklentimiz var. Çünkü böyle fuar fuar gezerek “turizmde patlama yapacağız” diyerek, ya da markalaşmadan bahsederek, bu çöp memleket ile hiçbir yere gidilemez. Ülkeyi çöp götürüyor, ülkeyi pislik götürüyor…

Gelen yabancılar da zaten artık bize ders verir gibi sahillerdeki katı atıkları, pislikleri toplayıp, basını çağırıp gösterip poz veriyorlar ve aslında bize “ülkenizi temiz tutun” mesajı veriyorlar. Bu bizim ağrımıza gidiyor.   Bakanın da ağırına gitmesini bekliyoruz.

Çevre bakanı gibi davranmasını, sorumluluk almasını bekliyoruz. Çevre kirliliği ile mücadele etmek için batıda ‘ranger’ denen çevre korucularının istihdam edilmesi şarttır.

Rangerler mobil ekipler halinde arazi tipi araçlarla gezerek görev yapmalı, modern izleme ve kayıt cihazlarıyla donatılmalı ve çevreyi kirletenlere ibretlik para cezası, hatta hapislik cezaları verilmelidir”.
 

“Katı atık sorunu çözülmeli”
   Atai, çevre sorunlarını beş başlık altında topladıklarını söyledi ve bunlardan birincisinin, toplanan katı atıklar olduğunu belirtti.
   Bu atıkların bir şekilde çöplüğe taşındığını ve İnönü ile Yeniboğaziçi’nden de katı atıkların Mağusa’ya getirildiğini ifade eden Atai, atıkların Mağusa’da biriktirildiğini kaydetti.
   Atai, bu atıklar biriktirilirken de bir firma ile yapılan anlaşma çerçevesinde düzenli olarak gömülerek depolanmaya çalışıldığını belirtti ancak sonuçta metan gazı birikimi oluştuğunu ve gömülse bile çözüm olmadığını belirtti.
   Kırık camlardan da merceklemenin söz konusu olabileceğinden söz eden Atai, metan gazları ve mercekleme etkisi ile de özellikle yaz aylarında çöp yangınları çıktığını belirtti.
   Atai, çoğu zaman da çöp yangınlarının kasıtlı olarak çıkarıldığını söyledi ve hurdacılıkla uğraşan insanların, çöplükte güvenlik olmasına rağmen, bu alanın çok geniş ve engebeli olmasını fırsat bilerek, değişik noktalardan sızma yaparak, bu alanları yaktığını ve geri kalan metalleri de topladığını belirtti.
   Serdar Atai, “Sonuçta tüm bu toksin içerikli maddeler bu dumanla özellikle akşam saatlerinden itibaren rüzgarın Mağusa’ya dönmesiyle, Mağusa’nın üstüne oturur. Bu bulutun içinde her türlü zehirli madde vardır, insanlar bunu solur. Biliyoruz ki bu maddenin içeriği kansere ve karaciğer, akciğer rahatsızlıklarına, kalp ve beyin rahatsızlıklarına yol açar” dedi.

“Çöplerin Güngör’e taşınması konusunda
İçişleri Bakanı, belediyeye destek vermeli”

   İçişleri Bakanlığı’nın katı atık konusunda hazırladığı bir plan olduğunu söyleyen Atai, bu planın da Güngör Katı Atık Toplama Alanı’nda tüm çöplerin toplanması olduğunu anlattı. Serdar Atai, şöyle devam etti:
   “Normalde çöplerin her gün düzenli bir şekilde iki TIR’la sıkıştırılarak taşınması gerekirdi. Ancak bu da gerçekleşmedi.

Bildiğimiz kadarıyla belediyenin araçları hazırdır ancak bir türlü uygulamaya geçmedi. Mazot gideri de çok yüksektir. Her gün iki TIR’ın gidip gelmesi, ciddi bir mazot giderine sebep olabilir.

Bu noktada İçişleri Bakanlığı’na ciddi bir görev düşüyor.  Gerekirse ayrı bir mazot fonu oluşturarak, bu gidip gelen araçların masrafını kendi bütçesinden karşılaması ve bu sistemi işler hale getirmesi gerekir.

Tabii bu noktaya gelene kadar da katı atık yönetimi dediğimiz sisteme dönüştürülebilir.  Çöplerin bir şekilde Çevre Bakanlığı ve belediyeler tarafından, bunlarla ilgili bir takım hazırlıkların yapılarak azaltılması lazım…

Plastiklerin, camların, metalin ya da yiyecek türü atıkların farklı yerlerde depolanmasına yönelik, gerek geri dönüşüme yönelik çöp bidonlarından, gerekse de sistemi koordine edecek bir plan ile bunun azaltılması gerekir.

Kalan çöpün Güngör Katı Atık Alanı’na transferi daha kolay ve masrafsız olacaktır. Bu noktada da belediye ile Çevre Bakanlığı’na çok ciddi işler düşmektedir. Devletin bu konuya el atması gerekir.

Özel sektör de devreye girdi. Gürdağ Atık Sanayi diye bir firma da devrededir. Onlarla belediyeler arasındaki ilişkileri düzenleyecek bir plana, programa ihtiyaç var.

Yani oraya gidebilecek atıklar oraya gitsin, diğerleri de Güngör Katı Atık Alanı’na gitsin. Böylelikle büyük ölçüde bu sorunu çözebiliriz”.
 

“Odun sobalarında sadece katı atık yakılmıyor”
   Atai, katı atık yakarak odun sobalarında ısınma sorununa da değindi ve şunları kaydetti:
   “Bu yıl kış gecikti ancak kapımızdadır. Mahalle aralarında boğucu etkiye sahip, kötü, zehirli ısınma modeli mevcut.

Bununla da ilgili belediyelerin, Çevre Bakanlığı’nın devreye girmesi gerekir. Bu konuda müdahale edilmeli ve yasaklanmalıdır.

Çünkü biliyoruz ki bazı insanlar sadece katı atık yakmıyor. Ne bulursa o odun sobasının içine atıyor. Hem iç ortamda olan insanlar açısından zehirleyici etkisi vardır, hem de borular aracılığı ile dışarı attığında onun da zehirleyici etkisi vardır.

banner134
Bunun dışında yine mangal konusu var. İnsanlara sorarsak güzel bir alışkanlık ama çevre bakımından kötü bir alışkanlık. Mangal da yaz- kış sorun olan bir şeydir.

Normalde meskun mahallerde mangal yakmanın yasak olması lazım. Geçmişte çok sık iç içe yaşam yoktu. Ancak yerleşim yerleri bayağı yoğunlaştı ve iç içedir. Buna hiç dikkat edilmeden, yaz olsun, kış olsun mangal yakılıyor ve duman da çevredeki konutların içerisine giriyor.

Bunlara da bir düzenleme getirilmesi gerekir.

Uzmanlar "Sigaradan kaçabilirsiniz ama hava kirliliğinden kaçamazsınız" diyerek kendi istemimiz dışında nasıl zehirlendiğimize işaret etmektedir”.

“Kanalizasyon sorunu çözülmeli”
   Atai, bir diğer sorunun da kanalizasyon sorunu olduğunu söyledi ve bilindiği üzere Mağusa’nın kanalizasyon sisteminin 2014 yılı itibariyle bitirildiği kaydetti.
   2014 yılında belediyenin bunu teslim aldığını ifade eden Atai, belediye bunu teslim aldığında sistemin tam olarak çalışmayacağının ortaya çıktığını belirtti.
   Yani “ölü doğmuş bir kanalizasyon sisteminden” söz edildiğini söyleyen Serdar Atai, şöyle devam etti:
   “O dönem AB parası ile yapıldı. AB de bu konuda bazı ihmalleri olduğunu kabul etti. Yerli müteahhit firma ile aralarında ihtilaf doğdu.  Bu ihtilaf, uluslar arası hakem kuruluşlara götürüldü. Sonrasında da şu anda mahkemededir.

2015 yılı gibi gündeme geldiğinde AB kaynak kullandırmak istedi ancak ihtilaflar derken, bizim de ağır davranmamız nedeniyle bu kaynak kullanılmadan Brüksel’e geri döndü. Bir onarım şansımız vardı ancak onu kaybettik.

Geçen 4-5 yılda Mağusa tamamen lağıma saplandı. Geçen gün Karakol bölgesinde lağım suları mahallerin içine taştı. Duyuyoruz çeşitli noktalarda aynı şikayetler oluyor. Belli noktalar vardır, zaten oralardan geçtiğimizde sürekli lağım kokusu gelir.

Bu yazdan itibaren de Batı Nil Virüsü gibi lağımlardan üreyen sineklerin bulaştırdığı ölümcül hastalıklarla karşı karşıya kaldık. Ölümler yaşandı bu kentte… Yaşanmaya da devam edecek gibi görülüyor böyle giderse…

AB’nin yeni bir finansmanı vardır, bu da 22 milyon Euro’luk bir finansmandır. Bununla ilgili de ihaleye çıkılmıştır. Türkiye’den iki firma teklif vermiştir. Bir firmaya 22 milyon Euro’ya bu projenin yapım izni verilmiştir. Ancak firma, Mimar Mühendisler Birliği’nin vize vermemesi nedeniyle projeye başlayamamaktadır.   Mimar Mühendisler Birliği, vize işini bilinmeyen nedenlerle geciktirmektedir. Bu bilinmeyen nedenleri sorgulamak istiyoruz ancak yargıda da bulunmak istemiyoruz. Ancak insanların yaşam hakkının olduğu yerde ve kamu yararının öncelik taşıdığı bir yerde sebep ne olursa olsun, Mimar Mühendis Odalar Birliği’nin böyle aciliyet taşıyan bir projede vizeyi geciktirmesini anlayamıyoruz ve hoş karşılayamayız.

Biz bu noktada da AB’ye mesaj yollamak istiyoruz ve o da “bu vize işi bu kadar yokuşa sürülüyorsa, projeye vizesiz başlasınlar. Biz destek vereceğiz” dir.

Belediye başkanı ve belediye meclis üyelerine de buradan aynı mesajı veriyoruz. Gerekirse bu vizesiz projenin altına onlar da imzasını atsın, halk bu projenin başlatılmasından yanadır. Halk daha fazla lağımla yaşamak istemiyor, daha da ölümcül sonuçları olacaktır. Bir an önce başlatılmalı…

Olacak olan projede 45 kilometrelik bir kanalizasyon ağından söz ediyoruz. Bunun 31 kilometresi sil baştan yapılacak ve 14 kilometresinde de çok fazla sayıdaki tıkanıklık giderilecek, pompa istasyonu ilave edilecek ve çalışır hale getirilecek. Bu ihaleyi alan, işinin uzmanı bir firmadır. Bu nedenle bunu sorgulamanın anlamı yoktur.

Ben Kıbrıs’ta bu kadar karmaşık bir alt yapı projesini yapabilecek başka bir firma olduğunu da düşünmüyorum. Ayrıca böyle bir projeyi değerlendirebilecek uzmanların da burada olduğunu sanmıyorum. Dolayısıyla da bu işi uzatmanın anlamı yoktur.

Bir an önce Mimar Mühendisler Birliği’ni, oda olarak kendilerine verilen bu yetkiyi doğru yönde kullanarak vize vermeye davet ediyoruz”.
 

“Limandaki dökme yük ve tersane sorunu çözülmeli”
   Atai, Mağusa Limanı’nın yıllardır eylem yaptıkları bir yer olduğunu söyledi ve dökme yüklerin hâlâ devam ettiğini, tersanenin açtığı deniz kirliliğinin de devam ettiğini kaydetti.
   Dolayısıyla dökme yüklerden uçuşan tozların bir şekilde hem Suriçi’ne, hem de Karakol bölgesine gittiğini ifade eden Atai, bunların da hep bir şekilde kanserojen parteküller taşıyan maddeler olduğunu belirtti.
   Atai, orada dökme yüklerle yapılan işlerin bitmesi gerektiğini kaydetti ve şunları anlattı:
   “Önceliğimiz, limanın, Gülseren Bölgesi’nin yakına bir yere taşınmasıdır ve tamamen konteyner taşımacılığına geçilmesidir.

Limanımızın da bir önce turizm limanı şeklinde yeniden organizasyonu ve Mağusa Suriçi kentindeki turizm hareketini destekleyecek bir modelle yeniden inşa edilmesidir.

Kruvaziyer gemilere, yatlara ev sahipliği yapabilecek, daha orta ölçekli yolcu gemilerine ev sahipliği yapabilecek bir turizm limanıdır görmek istediğimiz.

Dolayısıyla bu çevre kirliğinin de önüne geçebileceğiz”. 
 

“Sulak alanlarımızı korumalıyız”
   Atai, Mağusa’da sulak alanlar olduğunu ve bunların çok çok eskilere dayandığını belirtti.

Bu alanların Ayluga Sulak Alanı, Mağusa Taze Su Gölü, Glapsiden Sulak Alanı, Tuzla Sulak Alanı, Silver Beach Sulak Alanı ve Neopolis Sulak alanı olduğundan söz eden Atai,  buralara, ender görülen kuş türleri ile göçmen kuşların geldiğini, bu bölgelerde tuzcul ve kumul bitkilerin yetiştiğini ifade etti.
   Atai, bunların da kötü yönetildiğini düşündüklerini söyledi ve buralara maalesef kanalizasyon sisteminin tam çalışmaması ve arıtmanın da yetersiz olması nedeniyle kanalizasyon suları arıtılamadan bu sulak alanlara döküldüğünü kaydetti.
   Serdar Atai, bu sulak alanlardaki yaşamın ve eko sistemin tehdit altında olduğunu belirtti ve “Zaman zaman sivri sinekle mücadele için buralarda ilaçlar kullanılıyor, katı atıklar dökülüyor ve bunlar ciddi sorunlardır. Çevre Bakanlığı ve Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı’nın buralardan sorumluluk alması gerekir” dedi.
   Atai, bu kadar kirli bir çevre ile ne sağlıklı bir ekonomi, ne turizm, ne toplum olabileceğini belitti ve ciddi bir markalaşma yaratılamayacağı gibi, ülke imajının da bozulacağını ifade etti.
   Ülkeye gelen insanların yetersiz trafik sisteminin içine girdiğini, ardından çevre kirliliğinin yarattığı tehdit ile karşılaştığını söyleyen Atai, bunlara ek olarak da kontrolsüz giriş çıkışla da suç işlemeye meyilli insanlarla karşılaştığını belirtti.

“Maraş çevre yönü ve Mağusa’nın alt yapı ve
 trafiğine olacak etkisi yönüyle de ele alınmalı”

   Atai, Kapalı Maraş konusunda da yapılması gereken birçok iş olduğunu kaydetti ve şunları söyledi:
   “Uzmanlar, gidip oraya inceleme yaptı. Biz uluslar arası yetkinlikte ve dünyaca tanınmış bazı insanları da bu ekibin bir parçası yapmalıyız.

Çünkü Maraş 45 yıldır kapalı tutulduğu için orada da farklı bir eko sistem oluştu.

Maraş’ta yıkım döküm işleri başladığı anda bilmem kaç bin tane fare Mağusa’ya doğru hareketlenecek. Orada çok ciddi alınması gereken önlem var. Halk sağlığını da ilgilendiren birçok konu var. Bunlara yönelik de çalışma yapılması gerekir.

Tabi ki Maraş’ı da düşünerek bir kanalizasyon sistemi ve arıtma düşünülmeli… Kapasite ona göre ayarlanmalı.

1996 yılında Mağusa İmar Planı görüşülürken, Maraş konusunda da ayrı bir çalışma grubu oluşturulsun önerisinde bulunmuştuk.

Çünkü Mağusa kentinin alt yapı ve trafiğini planlarken, hep ileride Maraş açılırsa ve Mağusa ile entegre edilirse nasıl bir bütün olarak çalışacak düşünmemiz gerekir.

Bu anlamda da Maraş çok önemlidir. Maraş’ı şimdiden düşünüp planın bir parçası yapmalıyız”. 
 

YORUM EKLE
banner140
SIRADAKİ HABER

banner75