Maraş, yasal sakinleri dışında kimsenin yerleşimine açılamaz

banner37

Bakanlar Kurulu’nun 45 yıldır kapalı olan kapalı Maraş’ın açılmasına yönelik aldığı karar, beraberinde, Maraş’ın nasıl açılabileceğine ilişkin birçok tartışmayı da beraberinde getirdi. KIBRIS Gazetesi’ne konuşan uzmanlar, BM’nin 550 sayılı kararına dikkat çekti

Maraş, yasal sakinleri dışında  kimsenin yerleşimine açılamaz
banner90

BMGK KARARI VAR… Bakanlar Kurulu kararının ardından kapalı Maraş yine gündem oldu. Kapalı Maraş’ın hangi şartlarda ve kimin yönetiminde açılabileceği, ülkede ciddi bir tartışma konusuna dönüştü. Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) Mayıs 1984 tarihli 550 sayılı kararı, Türk tarafını, kapalı Maraş’ı yasal sakinleri haricinde kimsenin yerleşimine açmamasını ve bölgenin yönetiminin de Birleşmiş Milletler’e devredilmesini içeriyor

“KIBRIS SORUNUNUN ÇÖZÜMÜNDEN DAHA ZOR”... İçişleri eski bakanlarından ve CTP milletvekili Asım Akansoy, kapalı Maraş’ın açılmasının, Kıbrıs sorununun çözümünden daha zor bir konu olduğunu ifade etti. Akansoy, Maraş’ın uzun yıllardır konuşula gelen konuların başında geldiğini ve uluslararası konjonktürde veya iç siyasette yaşanan çeşitli dalgalanmaların Maraş’ı anında gündem yaptığını belirtti

“OLDUKÇA ESKİ BİR TAAHHÜT”… YDÜ Siyaset Bilimi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Şevki Kıralp, Türk tarafının kapalı Maraş’ı yasal sakinlerine iade etme taahhüdünün oldukça eski olduğunu söyledi. Kıralp, “Örneğin, 1979’da imzalanan Denktaş-Kipriyanu Üst Düzey Anlaşması’nda, Kıbrıs Türk tarafı, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulunmasını beklemeksizin, kapalı Maraş’ı yasal sakinlerinin yerleşimine açma taahhüdünde bulunmuştu” dedi

“İKİ FARKLI NEDENİ OLABİLİR”… Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Hasgüler, Birleşmiş Milletler belgelerinde Maraş konusunun nasıl aşılacağının açık ve net bir şekilde belirtildiğini kaydetti. Hasgüler ayrıca bu konunun gündeme gelmesinin nedeninin doğal gaz konusu” ya da “Kıbrıslı Rumların Türkiye’ye karşı AİHM’de açtığı davalar” olabileceğini söyledi

Ceren ÖZBİL

   Bakanlar Kurulu’nun kapalı Maraş’la ilgili uzman bir ekip kurulması ve bilimsel bir çalışma yapılıp, açılması kararı almasının ardından Maraş’ın hangi şartlarda açılabileceği tartışma konusu oldu.

   Ayrıca Başbakan Ersin Tatar’ın “kapalı Maraş’ın Türk kontrolünde açılabileceği” ve Başbakan Yardımcısı Kudret Özersay’ın da uluslar arası hukuk çerçevesinde açılabileceği yönündeki ifadeleri, bu tartışmaları daha da derinleştirdi.

   KIBRIS Gazetesi’ne konuşan Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Hasgüler, Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ) Siyaset Bilimi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Şevki Kıralp ve İçişleri eski Bakanı ve CTP milletvekili Asım Akansoy, Maraş’la ilgili gelişmeleri değerlendirdi. 

   Akansoy, kapalı Maraş’ın açılmasının Kıbrıs sorununun çözümünden daha zor bir konu olduğunu ifade ederken, Hasgüler, kapalı Maraş’ın açılması konusunun gündeme gelmesinin “doğal gaz konusu” ya da “Kıbrıslı Rumların Türkiye’ye karşı AİHM’de açtığı davalar” olabileceğini söyledi.

   Kıralp ise Türk tarafının kapalı Maraş’ı yasal sakinlerine iade etme taahhüdünün oldukça eski olduğunu belirtti.

Akansoy: Özersay’ın bu tavrı anlaşılır ve kabul edilebilir bir yaklaşım değil

   İçişleri eski bakanlarından ve CTP milletvekili Asım Akansoy, Dışişleri Bakanı Kudret Özersay’ın, Kıbrıslı Rum Lider Anastasiadis ile görüşmesi konusunda gayrı resmi dahi olsa görüşme öncesi ve sonrasında Cumhurbaşkanı’nı bilgilendirmesi gerektiğini söyledi.

   Akansoy, hatta Cumhurbaşkanı’nı bilgilendirmek dışında, görüşme tutanağı hazırlanması ve Meclis’e de bilgi için gönderilmesi gerektiğinin altını çizdi.

   Asım Akansoy,  “Sayın Özersay’ın bilinçli kayıtsızlığı, ne yazık ki kendi kurumsal yapımıza ciddi zarar vermiştir. Cumhurbaşkanlığı makamının gücü, BM tarafından toplum lideri olarak onay görmüş ve Kıbrıslı Rum lider ile eşit yegane temsiliyet alanı olması gözardı edilmiştir” dedi ve Özersay’ın bu tavrını, serüvenci olarak değerlendirerek, siyasete ve ülkeye büyük zarar vereceğini savundu.

   Hükümet yönetmenin ‘ben yaptım’ ile olmayacağını kaydeden Akansoy, “Bu yapılırsa, yemek yediklerinizle bir daha kahve bile içemezsiniz” dedi.

“Maraş’ın açılması Kıbrıs sorununun çözülmesinden daha zor”

   Akansoy, Maraş’ın uzun yıllardır konuşula gelen konuların başında geldiğini söyledi ve uluslararası konjonktürde veya iç siyasette yaşanan çeşitli dalgalanmaların, Maraş’ı anında gündem yaptığını ifade etti.

   Maraş konusunun, şartları etkileyecek bir siyasi ve diplomatik bir enstrüman olmasından dolayı gündeme geldiğini anlatan Akansoy, içinde bulunduğumuz şartların da aynı şekilde bu açıklamayı doğurduğunu söyledi.

   Akansoy, “Aslında Maraş’ın açılması, Kıbrıs sorununun çözülmesinden daha zor bir konudur. Bu yönde bir girişimin, sosyal, ekonomik, siyasi çok yönlü etkisi olur ve iyi yönetilmediği takdirde bizi ciddi çıkmazlarla karşı karşıya bırakır” şeklinde konuştu.

“BM’nin kararı açık ve net”

   Akansoy, BM Güvenlik Konseyi’nin 550 sayılı kararının, Maraş’ın, BM idaresine verilmesi ve sahiplerinin geri dönüşüne açılması olduğunu hatırlattı ve şöyle devam etti:

   “Maraş açılmasın mı? 550 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararı bağlamında çalışalım. BM Güvenlik Konseyi’nin 550 sayılı kararı, Maraş’ın, BM idaresine verilmesi ve sahiplerinin geri dönüşüne açılmasını öngörüyor. Ancak bu yönde bir adım, müzakere sürecini de etkileyeceği için bu yönde sadece Bakanlar Kurulu kararı tatmin edici ve geçerli olmaz.

   Müzakereleri yöneten kişi olan Cumhurbaşkanı Sayın Akıncı’nın görüşleri nedir?  Hükümetin bunu gözardı etmesi zaten atılacak adımı baştan anlamsız kılar. Çünkü bu bir uluslararası konudur ve yetki Cumhurbaşkanındadır. Elbette bunun toprak başlığını etkileyecek unsur olması hasebiyle de Cumhurbaşkanlığı göz ardı edilerek tartışılamaz diye düşünmekteyim. 

   Kıbrıs sorunu BM Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde çözülecektir. Bunu zorlayan her bir adım statükoyu besler. Statükonun bedelini halen yaşıyorken, süreci daha da zorlaştırmak, statükoyu kalıcılaştırmak yerine, uluslararası hukuk çerçevesinde yoğun diplomatik girişime ihtiyacımız var.

   Belirgin bir hedef ve amaç için çalışmalıyız. Belirsizliği taşıyabilecek bir kapasitemiz yoktur. Kendi kendimizi de yöneteceğimiz, adil, siyasi eşitliğe dayalı ve karşılıklı kabul edilebilir bir çözümün omurgası federasyondur. Bununla oynamak bize toplum olarak her bağlamda kaybettirir.

   Hükümetten Maraş ile ilgili gelen açıklamalar ise çelişkilidir. Başbakan Maraş’ın KKTC idaresinde açılacağını belirtirken, Dışişleri Bakanı uluslararası hukuktan bahsetmektedir.

   Bırakınız uluslararası camiayı, kendi halkımıza karşı bile düzgün bir ortak söylem içerisinde değiller. Sayın Tatar ve Sayın Özersay’ın, Cumhurbaşkanlığını yok sayması, Kıbrıs Tük toplumunu dünya karşısında etkisiz ve yetkisiz kılar. Buna çok dikkat etmek gerekir. Bu sadece hükümeti değil Türkiye yetkililerini de bağlar. Kıbrıs sorununun konuşulduğu her bir görüşme, merkez adres Cumhurbaşkanlığı olmak kaydıyla, karşılıklı koordinasyon gerektirir, yoksa yol almak imkansızlaşır.

   Soğukkanlı ve çatışma yerine diyalog içerisinde olmak gerekir, gerek kurumlar arasında gerekse Türkiye ile”.

banner9
Hasgüler: Maraş’ın statüsü BM belgelerinde nettir

   Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Hasgüler, Birleşmiş Milletler belgelerinde Maraş konusunun nasıl aşılacağının açık ve net bir şekilde belirtildiğini söyledi.

   Maraş’ın, Kıbrıslı Türklerin yönetiminde açılması konusunun Birleşmiş Milletler belgelerinde yer alan bir konu olmadığına dikkat çeken Hasgüler, Maraş konusunun Birleşmiş Milletler ve Rumlarla olan boyutu olduğunu ifade etti.

   Hasgüler ayrıca Maraş’ın Birleşmiş Milletler denetiminde açılması konusunda mutabakat olduğunu ve müzakere belgesinde de statüsünün belirlendiğini söyledi.

“İki nedeni olabilir”

   Hasgüler, bu konunun gündeme gelmesinin iki nedeni olabileceğini söyledi ve bunlardan bir tanesinin doğal gaz, diğerinin de AİHM’de açılanan davaların sonuçlanma mevzusu olabileceğinden söz etti. Mehmet Hasgüler şöyle dedi:

   “Kıbrıslı Rumların Maraş’taki taşınmaz malları konusunda AİHM’de Türkiye’ye açtığı davalar. Bu adımın nedeni bu olabilir. Pazarlık için yapılmış bir hamle olabilir. Maraş için özel ara bir formül üzerinde çalışılmış olabilir. Mal sahipleri dönecekse bunun için bir adım olabilir.

   Kapılar açıldığında da benzer bir durum söz konusuydu ve ardından çift taraflı geçişler başlamıştı. Bu açıklama yapılırken Türkiye ile irtibatta bulunulduğu düşüncesindeyim”.

“Müzakerelere etki edeceğini düşünmüyorum”

   Maraş ile ilgili açıklamaların müzakerelere etkisi olacağını düşünmediğini kaydeden Hasgüler, zaten şu anda müzakerelerin devam etmediğini söyledi.

   Ancak Rum toplumunun bu konuyu istismar edebileceğine de değinen Hasgüler, “Maraş açılır ve oradaki mal sahipleri buna ilgi gösterirse, bölge bundan olumlu etkilenebilir. Çözüm sürecinde de daha etkili bir boyuta gelebilir. Federasyon şeklindeki bir çözüm durumunda kıymetli bir dosya haline gelebilir. Tabi ki bunların hepsi şu anda teoridir” ifadesini kullandı.

Kıralp: Bu taahhüt oldukça eskiye dayanıyor

   YDÜ Siyaset Bilimi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Şevki Kıralp, Türk tarafının kapalı Maraş’ı yasal sakinlerine iade etme taahhüdünün oldukça eski olduğunu söyledi ve “Örneğin, 1979’da imzalanan Denktaş-Kipriyanu Üst Düzey Anlaşması’nda, Kıbrıs Türk tarafı, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulunmasını beklemeksizin, Kapalı Maraş’ı yasal sakinlerinin yerleşimine açma taahhüdünde bulunmuştu” dedi.

   İlerleyen yıllarda uluslararası toplumun kapalı Maraş’a dair adım atılması yönünde çağrıları olduğunu da hatırlatan Kıralp,  bunu da “Mayıs 1984 tarihli 550 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararı ile Türk tarafını kapalı Maraş’ı yasal sakinleri haricinde kimsenin yerleşimine açmamaya ve bölgenin yönetimini Birleşmiş Milletler’e devretmeye çağırması” ile örneklendirdi.

   Kıralp, BM Güvenlik Konseyi’nin daha sonra çağrısını yinelediğini ve Kasım 1992’de, 789 sayılı kararıyla Türk tarafını bölgeyi BM Barış Gücü’nün kontrolüne vermeye davet ettiğini söyledi.

“Yasal sahipleri bu haktan yararlandırılmalı”

   Şubat 2012 tarihli Avrupa Parlamentosu deklarasyonunun ise 550 ve 789 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararlarına atıfla, Türk tarafının kapalı Maraş’ı yasal sakinlerine iade etmesinin çözüme katkıda bulunacağının ifade edildiğini belirten Kıralp, şunları kaydetti:

   “Kapalı Maraş tek taraflı olarak açılacaksa, buraya yerleşme talebinde bulunan yasal sakinlerin bu haktan yararlandırılmaları hızlı olmalı,  işlevi ve prestiji sorgulanır duruma düşen Taşınmaz Mal Komisyonu’ndaki aksaklıklar burada da kendini göstermemelidir.

   Süreç işlevsiz ve ağır aksak ilerleyecek olursa, kapalı Maraş’ın açılmasının hukuki boyutu bir ölçüde boşa gitmiş olur.

   Ayrıca, bir yandan BM Güvenlik Konseyi kararlarında yeri olan kapalı Maraş’a dair bir adım atılacakken, diğer yandan hükümetin bu kararlardaki temel çözüm parametresi olan federal teze bağlılığını açıklayan mevcut Cumhurbaşkanı ile böylesine aleni bir zıtlaşma ve gerilim içerisinde olunmaması gerekir.

   Kapalı Maraş’ın açılmasıyla murat edilen Güvenlik Konseyi kararlarındaki taleplere bir ölçüde cevap vermekse, hükümetin BM Güvenlik Konseyi kararlarındaki çözüm parametresi olan federal teze bağlılığını açıklayan Cumhurbaşkanı Akıncı’yla ve federal tezin kendisiyle çatışması, murat edilenin tersini öngören bir yaklaşıma benzemektedir.

   Gelecek yıl yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçiminde bir aday “parametreyi değiştireceğim” der ve halktan onay alıp seçilirse, o ayrı bir şey. Ancak, bu gerçekleşmeden hükümet, Cumhurbaşkanı Akıncı ile bu şekilde çatışmamalıdır diye düşünüyorum”. 

“İki formülden söz ediliyor”

   Kapalı Maraş meselesiyle ilgili olarak genellikle iki formül olduğundan söz eden Kıralp, bunlardan birincisinin, bölgenin, Kıbrıs Türk toplumunun lehine bir adım atılması olduğunu söyledi.  Kıralp, şöyle devam etti:

   “Örneğin Mağusa limanının uluslararası ticarete açılması koşuluyla BM kontrolünde açılmasıydı. İkincisiyse bölgenin Kıbrıs Türk otoritelerinin kontrolünde kalarak yasal sakinlerinin yerleşimine açılmasıydı.

   Atılması hazırlanan adım ikinci formül çerçevesinde, yani bölgenin Kıbrıs Türk otoritelerinin kontrolünde kalması kaydıyla yasal sakinlerine iade edilmesine dönük bir adımdır.

   Bu, BM Güvenlik Konseyi taleplerine tam anlamıyla cevap vermeyecektir ancak yasal sakinleri, bölgedeki haklarından mahrum eden mevcut duruma göre daha yasal bir durum yaratacak, bölgedeki hak sahiplerinin haklarının daha az ihlal edilmesi anlamına gelecektir.

   Kıbrıs Rum liderliği, bölgenin Kıbrıs Türk kontrolünde açılmasını tercih etmiyor, ancak anlaşılan o ki Türk tarafı, Kapalı Maraş’ın, yasal sakinleri arasında Kıbrıs Türk kontrolünde de olsa geri dönmeyi kabul etmek şeklinde bir eğilim gelişebileceğini öngörüyor.

    Bölge tek taraflı olarak açılsa bile daha sonra BM kontrolüne verilmesi ya da kapsamlı çözümle birlikte Kıbrıs Rum tarafına bırakılması yine mümkün olabilecektir”.  

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner107

banner96

banner108