banner6

Meclis’in bu sancılarla devam etmesi zor

banner37

KIBRIS Gazetesi ekibinin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, “egemen eşit iki devlet” vurgusunu yineledi; ülke gündemine ilişkin de Meclis’teki nisap sancısına işaret ederek, “Birilerinin ‘ben nisap sağlamam, ben Meclis’i çalıştırmam, Meclis açılmasın’ demesi, sonra da erken seçim talep etmesi kadar çelişkili bir durum olamaz” dedi:

Meclis’in bu sancılarla devam etmesi zor
banner8

Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, KIBRIS Gazetesi ekibinin sorularını yanıtladı.

Cumhurbaşkanlığı’nda gerçekleşen görüşmeye KIBRIS Gazetesi Haber Müdürleri Ergül Ernur ve Senem Gök, Yayın Yönetmeni Uğur Kaptanoğlu, Köşe Yazarları Hasan Hastürer, Akay Cemal ve Ahmet Tolgay, Foto Muhabiri Özmen Yılancılar, Dilbilimci ve Editör Ahmet Karagözlü, Uluslararası İlişkiler Uzmanı ve Dış Haber Editörü Ramazan Safa katıldı.

Tatar, New York ziyaretinin kamuoyunda çok tartışıldığını, New York’ta çok önemli temaslarda bulunduğunu belirterek, Kıbrıslı Türklerin ‘egemen eşit iki devlet’ siyasetini orada da anlatma fırsatı yakaladıklarını söyledi.

Tatar, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’le Kıbrıs meselesini enine boyuna tartıştıklarını, Guterres’in  Crans Montana’da olduğu gibi yıllardır yapılan bütün müzakerelerde ortaya çıkan planların Türk tarafından büyük ölçüde kabul edildiğini, ancak Rum tarafının son ana kadar ‘hayır’ demeye hazır olduğunu gayet iyi bildiğini söyledi.

Kısa bir süre önce BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı görevinden ayrılan Jane Holl Lute’un yerine atanacak kişi konusunda tartışma yaşadıklarını kaydeden Tatar, “Anladığımız kadarıyla Rum tarafı, özel danışmanın ‘Special Envoy’ olarak atanmasını istiyor. Ancak Special Envoy hem Genel Sekreter, hem de Güvenlik Konseyi’ne rapor verir. Dolayısıyla Rum tarafı Güvelik Konseyi’ni de işin içine çekerek görüşmelerin tekrar resmi olarak başlayacağı algısını yaratmayı hedeflemiştir. Ama biz egemen eşitliğimiz kabul görmeden böyle bir sürecin tetiklenmesini istemediğimizi orada net bir şekilde ifade ettik. Biz ancak “Personal Envoy” olarak kabul edebileceğimizi söyledik ve tavrımızı da bu şekilde ortaya koyduk” dedi.

Kıbrıs sorununa çözüm bulunmaması durumunda KKTC’nin güçlendirilmesinden ve daha fazla tanıtılmasından başka alternatiflerinin olmadığını vurgulayan Tatar, yeni politikalarının bu yönde olduğunu dile getirdi.

‘3 devlet tek millet’ söylemine de değinen Tatar, Türkiye ile Azerbaycan’ın birbirlerine karşı gönül bağlarının olduğunu, KKTC’de de Azeri vatandaşların yaşadığını, onlarla aynı dili konuştuğumuzu, aynı kültür ve soydan geldiğimizi söyledi. Tatar, duygusal anlamda ‘3 devlet tek millet’ denilebileceğini ifade etti.

Cumhurbaşkanı Tatar, Türkiye’nin tam desteğiyle yeni siyasetle yola çıkmanın kendilerine nasip olduğunu belirterek, “Artık yeni siyaset yeni anlayış” dedi.

“Beni sürekli ‘Ankara’nın papağanı’ olarak takdim etmelerine üzülüyorum” diyen Tatar, BM Genel Kurulu’nda Rum Yönetimi Başkanı Anastasiadis’in de bunu söylediğini dile getirdi. Anastasiadis’e “Böyle konuşmak sana yakıştı mı?” dediğini kaydeden Tatar, Anastasiadis’in “bunu senin muhaliflerin söylüyor” şeklinde konuştuğunu söyledi.

“Muhalefetimiz bizi bütün dünyaya bu şekilde takdim ediyor” diyen Tatar, “Acaba bunlar KKTC’nin kendi kurum ve kuruluşlarını ne kadar yıprattıklarının farkındalar mı?” diye sordu.

“Seçim yasası ve bütçe Meclis’ten geçirilmeli”

İç siyasete de değinen Tatar, KKTC ekonomisinin turizm ve öğrencilere bağlı olduğunu, karantina dönemlerinde büyük sıkıntıların yaşandığını ve sağlık giderlerinde olağanüstü harcamaların yapıldığını söyledi.

banner134

Devletin pandemiye rağmen bütün zorunlu ödemelerini yapabildiğini ve hâlâ yeni okullar açabildiğini belirterek turizm sektörünün kısa bir sürede toparlandığını, öğrencilerin ise gelmeye başladığını kaydetti.

Ülkemizde fiyat noktasında bir pahalılığın olduğuna işaret eden Tatar, dar gelirli insanların daha fazla sıkıntı çekmemesi için devletin denetim yaparak fiyatları kontrol etmesi gerektiğini vurguladı.

Cumhurbaşkanı Tatar, Meclis’te yaşanan nisap krizine işaret ederek erken seçim tarihine kadar nisabın sağlanması gerektiğini söyledi.

Tatar, Meclis’in bu sancılarla devam etmesinin zor olduğunu, ancak erken seçim yapılmadan Seçim ve Halkoylaması Yasası ile bütçenin Meclis’ten geçirilmesi gerektiğinin altını çizdi.

SORU: New York ziyaretinizde birçok temasta bulundunuz. Bu ziyareti nasıl değerlendiriyorsunuz?

TATAR: Evet, biliyorsunuz New York ziyaretimiz kamuoyunda çok tartışıldı. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın daveti üzerine Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan önce gerçekleşen Türkevi’nin açılışında olmam gerekiyordu. Türkevi’nin açılışında olmam bana göre çok önemliydi. Çünkü Türkevi’nin 13’üncü katı bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne tahsil edilmiştir. Bu bizler için gerçekten büyük bir onur, çok değerli ve kıymetli bir tahsistir. Dolayısıyla hem açılışı kutladık, hem de orada Kuzey Kıbrıs’ı temsil ettik.

Tabii ki New York’ta çeşitli temaslarımız da oldu. Ama esas önemli olan Birleşmiş Milletler’deki buluşmaydı. 25 Eylül’de BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile birlikte tam 45 dakika Kıbrıs meselesini enine boyuna tartıştık. Guterres, Crans Montana’yı yaşadığı için Kıbrıs konusunu çok iyi biliyor. Kendisine neden egemen eşitlik istediğimizi ve neden federasyonla artık bu yola devam edemeyeceğimizi anlattık. Genel Sekreter tıpkı Crans Montana’da olduğu gibi yıllardır yapılan bütün müzakerelerde ortaya çıkan planların Türk tarafından büyük ölçüde kabul edildiğini, ancak Rum tarafının son ana kadar ‘hayır’ demeye hazır olduğunu gayet iyi biliyor. Bu konular, çeşitli boyutlarda orada değerlendirildi.

“Kıbrıslı Türkler mevcut statüko yüzünden tanınmamış vaziyetteki durumunu sürdürüyor”

Kısa bir süre önce BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı görevinden ayrılan Jane Holl Lute’un yerine yeni bir ismin atanması gündeme geldi. Tabi Lute’un yanı sıra BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Elizabeth Spehar da görevden ayrıldı, onun yerine de bir başkası atanacak. Ancak esas kritik olan Jane Holl Lute’un yerine atanacak olan kişiyle ilgili… New York’ta bu konuda bir tartışma baş gösterdi.  

Anladığımız kadarıyla Rum tarafı, özel danışmanın ‘Special Envoy’ olarak atanmasını istiyor. Ancak Special Envoy hem Genel Sekreter, hem de Güvenlik Konseyi’ne rapor verir. Dolayısıyla Rum tarafı Güvelik Konseyi’ni de işin içine çekerek görüşmelerin tekrar resmi olarak başlayacağı algısını yaratmayı hedeflemiştir. Ama biz egemen eşitliğimiz kabul görmeden böyle bir sürecin tetiklenmesini istemediğimizi orada net bir şekilde ifade ettik. Biz ancak “Personal Envoy” olarak kabul edebileceğimizi söyledik ve tavrımızı da bu şekilde ortaya koyduk…

Nitekim bu konu üçlü toplantı yemeğinde gündeme geldiğinde ben yine bizim pozisyonumuzu tekrarladım. Yemekten sonra bize gönderilen taslakta ‘Personal Envoy’ yazıyordu. Biz Personal Envoy olarak görev üstlenecek olan kişinin ara buluculuk yapmasını veya ‘ortak bir zemin var mı yok mu’ ona bakmasını istiyoruz. Çünkü İsviçre’de ortaya koyduğumuz 6 maddelik önerinin ilk koşulunda resmi müzakerelere egemen eşitliğimiz ile uluslararası eşit statümüz kabul edildiği takdirde başlayacağız demiştik. Bizim bu konuda net pozisyonumuz budur. Bunu orada da izah ettik. Çünkü şimdiye kadar Rumlar masaya Kıbrıs Cumhuriyeti olarak oturuyorken, biz cemaat olarak oturuyorduk… Bu eşitsizlik yüzünden karşı taraf masa devrildiğinde Kıbrıs Cumhuriyeti olarak yoluna devam edeceğini biliyor. Kıbrıslı Türkler ise mevcut statüko yüzünden tanınmamış vaziyetteki durumunu sürdürüyor.

Şimdiye kadar ülkedeki en yaygın algı, ‘federasyon iki kurucu eşit devletten oluşacak’… Belki egemenlik noktasında kimse bunun detaylarına girmedi ama şimdiki pozisyonda biz ‘egemen eşit iki ayrı devlet’ diyoruz, buna vurgu yapıyoruz. Federasyonu benimseyen insanların hepsi iki eşit kurucu devletten bahsediyor… Öyle olduğunu sanıyorlar ama ben bizzat kulaklarımla duydum; ‘mevcut Kıbrıs Cumhuriyeti aynen devam edecek, anayasal değişikle Kıbrıslı Türkler KKTC’yi ortadan kaldıracak’…  Bunun aksini iddia eden varsa gelsin yüzleşelim. Söylenen budur. Çünkü Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ortadan kalkması ve onun yerine Rum devletinin buradaki Türk devletiyle ortaklık kurması diye bir şey söz konusu olamaz.

“Onlar ne kadar egemense, biz de o kadar egemeniz”

SORU: Bu süreç şimdi nasıl ilerleyecek?

TATAR: Bu süreç Genel Sekreter’in atayacağı kişiyle ‘ortak zemin var mı yok mu’ bunun araştırmasıyla devam edecek. Ortak zemin bizim egemenliğimizin kabul edilmesidir. Yani şu an için tanınma değil… Tanınma bilahare inşallah gelir. Çünkü onlar ne kadar egemense, biz de o kadar egemeniz.

SORU: Bu yeni siyaseti Kıbrıslı Rumların kabul edebileceğine inanıyor musunuz?

TATAR: Onlar kabul etmez diye biz onlarınkini mi kabul edelim? Rum kabul etmeyecek diye yanlış yola mı girelim! Rumların kabul edeceği bir yaklaşım içinde olursak tamam, olmazsak tamam değil mi? Sonuçta Rumlar Kıbrıs Cumhuriyeti’ni senden çalmış ve soykırım yapmış bir halk…

SORU: Eğer Kıbrıs sorununda çözüm olmazsa egemenliğimizi nasıl göstereceğiz? “A, B, C, D, E” şeklinde planlarımız var mı?

TATAR: Devletimiz, bizim egemenliğimizin kanıtıdır. Bu devlet 60 yıldır var. Bunun için Güven Artırıcı Önlemler ve iki taraflı teknik komitelerin çalışmalarının yoğunlaştırılmasını önerdik. Yani sağlık konusunda olduğu gibi diğer çeşitli konularda işbirliği yapmak suretiyle yan yana yaşayan iki ayrı devletin daha fazla temas etmesi, Kıbrıs’ın enerji konusu da dahil her türlü meselelerini çözmek için uluslararası camia ve BM’nin de desteğiyle bu tarz çalışmaların yoğunlaştırılması bizim ortaya koyduğumuz bir görüş ve öneriydi. Bu önerimizde de destek gördük. Bu BM’nin açıklamalarında da var.

“Alternatifimiz KKTC’nin tanıtılması”

SORU: Kıbrıs sorunu çözümsüz kalırsa alternatifiniz nedir?

TATAR: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin güçlendirilmesi, daha da fazla tanıtılması… Bunun başka bir alternatifi olamaz. Çünkü Kıbrıs sorunu milli davadır ve biz bu davamızda istediğimiz neticeyi alamıyoruz diye teslim olacak değiliz. Biz diyaloğun her zaman açık olduğunu söylüyoruz. Ama resmi müzakerelere geçmek için egemen eşitliğimizin kabulünü talep etmeye devam edeceğiz. Politikamız da bu yöndedir. Türkiye de bu politikayı tamamen desteklemektedir. Türkiye ile birlikte hareket etmek zaten en doğrusudur.

Türkiye’nin uluslararası anlaşmalardan gelen hakları var. Garantör ülkedir. Garantör bir ülkeyi kimse de bu işin dışına itemez. Biz bu devleti Türkiye’nin desteğiyle yüceltebildik, geliştirebildik, kökleştirebildik…  Bu saatten sonra da eğer bir anlaşma olacaksa, Rum’un elinin bükülmesi lazım. Biz şu anda bunu bekliyoruz. Çünkü bizim istediklerimiz çok makuldür. Yarın sabah bizi tanıyın da demiyoruz. Sadece resmi müzakerelere geçmek için eşit egemenliğimizin teyidini talep ediyoruz.

SORU: Kıbrıs sorununda tanınma gibi yeni bir yol haritası çizilmeli mi?

TATAR: Bazı arkadaşlar derhal tanınma sürecine girelim diyor ve bu görüşü BM Güvenlik Konseyi’ne de taşımamızı istiyor. Bizim kanaatimize göre ilişkilerimizi iyi götürmek zorundayız. Cumhurbaşkanı seçileli daha 1 yıl olmadı ama biz bu süre içerisinde yeni siyasetimizi bütün dünyanın gündemine getirdik. Yani egemen eşitliğin ve uluslararası eşit statünün ne olduğunu, Kıbrıs’ta gerçek anlamda son 60 yılda iki ayrı devletin olduğunu ve bu iki ayrı devletin birbirinden kopuk olduğunu, bir anlaşma olacaksa bunun iki devletin işbirliğiyle olabileceğini dünyaya anlattık. Resmi müzakereler eşit egemenliğimiz kabul edildikten sonra başlayacak. Toprak, mülkiyet, garantiler ve diğer önemli konular ancak o zaman konuşulacak.

“Duygusal anlamda ‘3 devlet bir millet’ denilebilir”

SORU: Daha önce ‘3 devlet tek millet’ şeklinde söyleminiz olmuştu. Türkiye-Azerbaycan-KKTC politikaları ileride görebileceğimiz bir politika olacak mı?

TATAR: Her şeyden önce Türkiye Cumhuriyeti bizim Anavatanımız… Türkiye ile Azerbaycan’ın birbirlerine karşı gönül bağları var. Tabi bizim de… Bugün ülkemizde Azeri vatandaşlar da yaşıyor. Biz onlarla aynı dili konuşuyoruz, aynı kültürden ve soydan geliyoruz. Türkiye Cumhuriyeti ile Azerbaycan ilişkilerine baktığımız zaman ise Türkiye’ye yönelik yapılan herhangi bir hareketin Azerbaycan’a yapılmış sayıldığı, Azerbaycan’a yapılan herhangi bir hareketin de Türkiye’ye yapılmış sayıldığı sürekli olarak görüyoruz.

Kıbrıs da Türkiye’nin bir meselesi olduğuna göre, duygusal anlamda ‘3 devlet bir millet’ denilebilir. Ama Azerbaycan yarın sabah bizi tanıyacak mı diye sorarsanız, buna yanıt veremem.

SORU: Kıbrıs Rum toplumunda çözümün şekli konusunda daha fazla fikir birliği olduğunu görüyoruz. Sizce bizde niye hâlâ milli bir birlik yok?

TATAR: Sayın Talat, 5 sene cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturdu. O zamanlarda Annan Planı rüzgârı da vardı. Ama ne oldu? Hüsrana uğradılar. Hatta Sayın Talat, ‘napayım kendimi Sarayönü Meydanı’nda mı asayım’ demişti. Bu şekilde bir süreçten geldik. Netice sıfır… Sayın Akıncı geldiğinde hiç unutmam, ‘3 ayda bu işi çözeceğim’ dedi. Ne oldu? Gene sıfır… Dolayısıyla biz de yeni bir siyaset modeliyle yola çıktık. Ben UBP Genel Başkanlığı da yaptım. UBP her zaman bundan yanaydı. Denktaş da bundan yanaydı ama Denktaş da böyle bir öneri götüremedi. Çünkü o dönemlerde Türkiye farklı bir pozisyondan geçiyordu.

Türkiye’nin tam desteğiyle yeni siyasetimizle yola çıkmak bize nasip oldu. Artık yeni siyaset yeni anlayış… Bölünmüşlüğün olmasına tabii ki ben de üzülüyorum. Beni sürekli ‘Ankara’nın papağanı’ olarak takdim etmelerine üzülüyorum. BM Genel Kurulu’nda Anastasiadis de bunu söyledi. Ben de Anastasiadis ile yaptığımız görüşmede bizim ülkemizde demokrasinin ve çok sesliliğin olduğunu söyledim. Ankara’nın her desteklediği adamın seçilmediğini anlattım. ‘Böyle konuşmak sana yakıştı mı?’ diye sordum. O da bana ‘bunu senin muhaliflerin söylüyor’ dedi. Muhalefetimiz bizi bütün dünyaya bu şekilde takdim ediyor. Acaba bunlar KKTC’nin kendi kurum ve kuruluşlarını ne kadar yıprattıklarının farkındalar mı? Sonuç olarak biz halkımıza güveniyoruz ve yeni siyasetimizi onurlu bir şekilde yapmaya devam edeceğiz. Bizim başka bir yolumuz var. Esas olan halktır, belli bir zümre değil…

“Devlet, yasalar çerçevesinde fiyat denetlemesi yapmalı”

SORU: Halkımızın ana gündemi her zaman ekonomi oluyor. Siyasetin çetin geçtiği bu zorlu süreçte ekonomimizin durumu ne olacak?

TATAR: Dünya büyük bir krizden geçiyor. Amerika’da bile büyük bir bütçe açığı oluştu. Dünyanın zengin ülkeleri kendi açıklarını kendi rezervlerinden kapamaya çalışıyor. Ama bizde ada ekonomisi var… Ekonomimiz turizme ve öğrencilere bağlı. Bu yüzden de özellikle karantina dönemlerinde büyük sıkıntılar yaşadık. Mart 2020’den bu yana pandemi süreci devam ediyor. Sağlık harcamalarında olağanüstü harcamalar yapıldı.

Bu perspektiften baktığınızda bu devletin ayakta durabilmesi, şöyle ya da böyle bütün zorunlu ödemelerini yapabiliyor olabilmesi, hâlâ daha yeni okullar açabilmesi, yeni projeler için çalışmalarına devam edebilmesi çok önemli. Ben önümüzdeki birkaç yıl içerisinde ekonomimiz yine pandemi öncesindeki boyutlara döndüğünde, yine sağlıklı bir şekilde yolumuza devam edebileceğimize inanıyorum.

Turizm sektörü kısa bir sürede toparlanmaya başladı. Öğrenciler de yavaş yavaş gelmeye başladı. Dolayısıyla bu sıkıntıyı hep birlikte aşacağımıza inanıyorum. Tabii ki her şeyin daha iyisi olabilir. Ülkede fiyat noktasında bir pahalık var. Doğrudur. Tabi dövizin biraz artması, biraz da bazı iş insanlarının acımasız oluşu… Bunlar da doğru… Devletin bunları yasalar çerçevesinde, mümkün olduğunca denetlemesi lazım. Devlet, dar gelirli insanların daha fazla sıkıntı çekmemesi için fiyatları kontrol etmeli. Ama netice itibarıyla ekonominin eski boyutuna çok uzun sürmeden geleceğini düşünüyorum.

SORU: Türkiye, protokoller çerçevesinde taahhüt ettiği para akışını neden yapamıyor?

TATAR: Bu dönem dönem yaşanır. Sonuçta yılın hem başı, hem de sonu var. Yapılması gereken çeşitli icraatlar var. Bunlar bir süreçtir. 3 aylık ya da 4 aylık süreç içerisinde bütün o taahhütler mutlaka yerine gelir.

“Devlet, bugüne kadar sağlık hizmetlerine trilyonlar ödedi”

SORU: Asya bebeğin tedavisine Rum tarafında devam edilmesiyle ilgili ne söylemek istersiniz?

TATAR: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, kendi insanına her anlamda elinden geldiğince sağlık hizmeti vermektedir. Eğer burada tedavi yoksa hastayı yurtdışına sevk eder. Bu devlet, sağlık hizmetlerine bugüne kadar trilyonlar ödemiştir, ödemeye de devam ediyor. Bu bakımdan halkımız bence bu devlete çok şey borçludur. Çünkü hastalarımızın hepsinin tedavisi karşılandı.

Asya bebek konusuna dönecek olursak, bu hastalığın çeşidi ve ender rastlanılıyor oluşundan dolayı Asya bebek Türkiye’ye gönderildi. Tabi Türkiye Cumhuriyeti de Asya bebekle ilgilendi…  Ancak ilaç konusunda biliyorsunuz ki çok yüksek rakamlardan bahsediliyor. Bunun cevabını uzmanlar vermeli ama Asya bebeğin Türkiye’de tedavisi sürüyordu. Fakat bazı çevreler, ‘sahte devlet bu çocuğu ölüme terk etti, işgalci devlet de çocuğu Türkiye’ye götürdü ama hiçbir şey yapmadı’ şeklinde Anastasiadis’e yazı yazdı. Anastasiadis de bu çocuğa sahip çıkılması için talimat vermiş. Bunun üzerine ailesi de çocuğu götürdü. Öncelikle bir insan, bir baba ve bir cumhurbaşkanı olarak söyleyeceğim tek şey, inşallah bu çocuğun tedavisi başarılı olur ve bu çocuk hayatına sağlıklı bir şekilde devam eder.

SORU: Türkiye ile KKTC arasında ekonomik ve ticari bir bütünlük var. Bu bütünlük nereye kadar devam edecek? Uzun süreli bir bütünlükten söz edilebilir mi? Tam egemenlikten bahsederken uluslararası düzeyde de çeşitli eleştiriler yapılıyor. Sizce Türkiye tam egemenliğe bir engel midir?

TATAR: Türkiye burada çok büyük fedakarlıklar yapmış bir ülkedir. Kıbrıs meselesi de her zaman Türkiye’nin başını ağrıtmıştır. Ama bu ortak bir davadır. Kıbrıs Türkü, Türkiye zamanında elini uzattığı için bugün burada vardır. Zaman zaman ilişkilerde bir takım sıkıntılar olabilmiştir. Ama karşılıklı ilişkiler bağlamında bunları en iyi şekilde sürdürebilmek hem buranın, hem de Türkiye’nin yöneticilerine bağlıdır. O hassasiyetleri çok iyi korumak lazım. Çünkü netice itibariyle Türkiye hem Anavatan, hem kardeş bir ülke… Dolayısıyla kendi aramızdaki ilişkilerin ve bağların yıpranmaması için her iki tarafta da tabii ki bazı hassasiyetlerin korunmasında büyük bir fayda var. Ama neticede biz Türk’üz, onlar da Türk’tür. Tek fark biz Kıbrıs’ta doğduk, onlar Anadolu’da doğdu. Dolayısıyla tarihten gelen anlayış, kültür ve değer, her şeyin üzerindedir.

SORU: Türkiye’de iktidar veya politika değişikliği olması durumunda yeni tezi korumaya devam edecek misiniz? Yoksa onların tez değişikliğini benimseyecek misiniz?

TATAR: Ben şu anda Türkiye ile aldığımız bu kararı partiler üstü, milli bir mesele olarak görüyorum. Zaten Sayın Kılıçdaroğlu da buraya geldiğinde aynen iki devletliliği desteklediğini beyan etmiştir. Türkiye’de bu siyasetle ilgili farklı bir görüş duymadım. Çünkü bu milli bir davadır.

“Seçime kadar bu hükümete nisap sağlayın”

SORU: Ülkede çok ciddi sıkıntıların yaşandığı bir dönemden geçmekteyiz. Meclis’te şu anda bir nisap krizi var ve sürekli erken seçim çağrısı yapılıyor. Sizin bu konudaki görüşünüz nedir?

TATAR: Bu hükümet 27 milletvekiliyle güvenoyu alarak kurulmuştur. Biliyorsunuz, Halkın Partisi’nden ayrılan 3 milletvekili de hükümete destek veriyor. Benim gördüğüm o arkadaşlar tamamıyla verdikleri sözlerin arkasında duruyor ve hiçbir sıkıntı yaratmıyorlar. UBP içerisinde bir kurultay sancısı olsa da, hiçbir UBP milletvekilinin nisap sağlamayacağını düşünmüyorum. Dolayısıyla bu iş birkaç isme kalıyor.

İsim vermeyeceğim ama bu arkadaşlara cumhurbaşkanı olarak şunu söylemek istiyorum; seçime kadar bu hükümete nisap sağlayın. Bu hükümetin bir programı var ve bu programı uygulayabilecekleri kadar yapacaklar. Tabi ki erken seçim beklenmektedir. Neticede Meclis’in bu sancılarla devam etmesi zor görünüyor. Dolayısıyla ‘ok yaydan çıkmıştır’ diye görüyorum. Ama bu Meclis şu anda Seçim ve Halkoylaması Yasası’nı geciktirmemeli. Nisap sağlandıktan sonra hemen bu yasa ivedilikle gündeme alınmalıdır.

Yani birilerinin ‘ben nisap sağlamam, ben Meclis’i çalıştırmam, Meclis açılmasın, Seçim ve Halkoylaması Yasası bile görüşülmesin’ demesi, ondan sonra da erken seçim talep etmesi kadar çelişkili bir durum olamaz.

Yazıktır bu memlekete. Nisap sağlanmalı, Meclis açılmalı…  En azından Seçim ve Halkoylaması Yasası ile bütçe görüşülmelidir. Ülkeyi bütçesiz de bırakmak doğru değil. Diğer yasalar seçimden sonrayı bekleyebilir ama bu iki konu bekleyemez. Yani erken seçim eğer nisan ayı olmazsa, en erken martta olmalı. Çünkü ocak ayının başında nasıl seçim yapılabilir? Şeker suya mı düştü? Biraz sağduyu ve vicdan istiyorum.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110

banner104