Mevcut yasa ve tüzükler sadece at arabalarının kaza yapmasını engeller

banner37

Ülkede 2000 yılından günümüze kadar olan sürede meydana gelen trafik kazalarında 876 kişi hayatını kaybetti. Bu acı tablo ise ülkede trafik güvenliğinin nasıl sağlanabileceğinin sorgulanmasına neden oldu. Konuyla ilgili KIBRIS Gazetesi’ne konuşan Makine Mühendisi Ayer Yarkıner, alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi ve bazı eleştirilerde bulundu:

Mevcut yasa ve tüzükler sadece at arabalarının kaza yapmasını engeller
banner99

TABLO İÇ KARARTIYOR… KKTC’de 2000’de 53, 2001’de 60, 2002’de 41, 2003’te 53, 2004’te 76, 2005’te 64, 2006’da 48, 2007’de 47, 2008’de 48, 2009’da 44, 2010’da 42, 2011’de 42, 2012’de 24, 2013’te 49, 2014’te 29, 2015’te 28, 2016’da 36, 2017’de 37, 2018’de 22 kişi ve 2019’da da 30 kişi trafik kazalarında hayatını kaybetti. 2020 yılının Ocak ayında da 3 kişi yine geçirdiği trafik kazası nedeniyle yaşamını yitirdi.

“TEK BAŞINA YOL TAMİRİ BİRŞEY İFADE ETMEZ”… Makine Mühendisi Ayer Yarkıner, senede üç dört defa yol tamiri yapılsa da yollardaki sorunların çözülmeyeceğini ifade etti ve bunun nedeninin de yollarda seyreden araçların üretim standartları ile yasal olarak verilen yetkilerin bir biri ile uyumlu olmaması olduğunu belirtti. Yarkıner, bu sorunların aşılması için de bazı tüzükler geçirilip, Trafik Tüzüğü’ndeki A. E. 262/1995 ve 265/1996 sayılı mevzuatın değiştirilmesi gerektiğini savundu.

“YÜRÜRLÜĞE GİRMESİ GEREKEN TÜZÜKLER VAR”… Yarkıner, ülkede trafik güvenliğini sağlamak için, “Makine Emniyet Tüzüğü”nün hazırlanması”, “karayollarında yük ve boyutların ölçümü için kamera sistemleri yerine ölçüm sistemi kurulması”, “ikinci el olarak ithal edilen araçlarda Makine Mühendisleri Odası’ndan uygunluk raporu alınması”, “TIR’ın tanımının yapılması”, “Dağyolu’ndaki hız sınırının salon araçlar için 50 km’ye, ağır vasıtalar içinse 35 km’ye düşürülmesi” gerektiğini anlattı.

“RESMİ KURUMLAR DA MAHKEMEYE ÇAĞRILMALI”… Bazı kazalardan örnekler vererek konuşan Ayer Yarkıner, o kazalarda devlet kurumlarının da hatalı olup, mahkemeye çağrılması gerektiğini söyledi. Yarkıner, araçların karşı şeride geçmesi sonucu meydana gelen ölümlü kazalara dikkati çekerek, bu kazaların kendisine göre, araç sürücüsünün o kavşaklardaki sabit radar uyarısını görünce frene basması ve ülkede de fren standartlarının kontrolünün yapılmaması nedeniyle her tekerleğin freninin ayrı ayrı çalışması sonucu arabanın kayması nedeniyle meydana geldiğini ifade etti.

Ceren ÖZBİL

Ülkede 2000 yılından günümüze kadar olan sürede meydana gelen trafik kazalarında 876 kişi hayatını kaybetti. Her ölümlü kazanın ardından alınabilecek önlemler tartışıldı, konuşuldu ancak kalıcı bir önlem alınmadı.

Bu da beraberinde ölümlü trafik kazalarının bir türlü önüne geçilememesini getirdi. Bilindiği üzere ülkede 2000’de 53, 2001’de 60, 2002’de 41, 2003’te 53, 2004’te 76, 2005’te 64, 2006’da 48, 2007’de 47, 2008’de 48, 2009’da 44, 2010’da 42, 2011’de 42, 2012’de 24, 2013’te 49, 2014’te 29, 2015’te 28, 2016’da 36, 2017’de 37, 2018’de 22 kişi ve 2019’da da 30 kişi geçirdiği trafik kazası nedeniyle hayatını kaybetti.

Ayrıca, 2020 yılının Ocak ayında da 3 kişi yine geçirdiği trafik kazası nedeniyle yaşamını yitirdi.

Konuyla ilgili KIBRIS Gazetesi’ne konuşan Makine Mühendisi Ayer Yarkıner, bu konuda alınabilecek acil önlemler hakkında bilgi verdi.

Yarkıner, gerekli önlemlerin alınması için paradan çok vizyona ihtiyaç olduğunu ifade etti.

“Atılması gereken birçok adım var”

Makine Mühendisi Ayer Yarkıner, ülkede trafik güvenliğini sağlamak için, “Makine Emniyet Tüzüğü”nün hazırlanması, “karayollarında yük ve boyutların ölçümü için kamera sistemleri yerine ölçüm sistemi kurulması”, “ikinci el olarak ithal edilen araçlarda Makine Mühendisleri Odası’ndan uygunluk raporu alınması”, “TIR’ın tanımının yapılması”, “Dağyolu’ndaki hız sınırının salon araçlar için 50 km’ye, ağır vasıtalar içinse 35 km’ye düşürülmesi” gerektiğini anlattı.

Yarkıner ayrıca “takometresiz araçların ithaline izin verilmemesi”, “ithal edildiği ülkede kayıttan düşmüş araçların, ağır kaza geçirmiş araçların ülkeye ithaline izin verilmemesi”, “kamyon gibi araçlarda boş, dolu, brüt gibi ağırlık tanımı yapılması”, “ambulansların hasta taşımaya yetkisi olup olmadığının kontrol edilmesi” ve “taşocağı santrallerine kalibre edilmiş tartı olması” gerektiğini belirtti.

“Önemli olan sivrisinekleri

öldürmek değil, bataklığı kurutmak”

Ayer Yarkıner, Ulaştırma Bakanlığı için ayrılan bütçeyi sivrisinekleri öldürmek için hazırlanan bir bütçeye benzetti, olması gerekenin bataklığı kurutmak olduğunu anlattı.

Yarkıner, senede üç dört defa yol tamiri yapılsa da yollardaki sorunların çözülmeyeceğini ifade etti ve bunun nedeninin de yollarda seyreden araçların üretim standartları ile yasal olarak verilen yetkilerin bir biri ile uyumlu olmaması olduğunu belirtti. Ayer Yarkıner şu şekilde konuştu:

“Üreticisi bir aracın 20 ton taşıyacağını söylüyor, biz ona 40 ton yüklüyoruz. Burada bilgi eksikliği var. Bu yılların getirdiği bir olaydır. Bunların düzeltilmesi ile ilgili çok ciddi çalışmalar yaptık. Ulaştırma Bakanı ve müsteşarı, ekibine bunların hemen yapılması talimatını verdi. Ancak bugüne kadar yapılmadı.”

“İstatistiksel veri yok”

Yarkıner, gerekli önlemler alınmadığı sürece istenilen kadar yol yapılsın bu yolların yine bozulacağını kaydetti ve ne yazık ki ülkede istatistiksel bilgi eksikliği olduğunu belirtti.

Bir yoldan birim zamanda geçen yük ya da yolcu miktarı ile ilgili istatistiksel bilgi olmadığını ifade eden Yarkıner, bütçeye konulacak teknik teçhizatla bunların elde edilebileceğini söyledi.

Yarkıner, bu teknik teçhizatın alınmasıyla ağırlığın kontrol edilebileceğini, dingil sayısının kontrol edilebileceğini ve hızın kontrol edilebileceğini ifade etti.

Yarkıner, bunların üçünün de zaten ülke trafiğinin düzensiz hale gelmesindeki en büyük faktörler olduğunu belirtti.

“Yükü ile 48 ton olması gereken aracın,

sadece yükü 48 ton olarak algılanıyor”

Yarkıner, ağırlığı fazla olan aracın duramayacağını ve yol tutuşuna da sıkıntı olacağını belirterek bu durumda da aracın ya devrileceğini ya da karşısındakini ezeceğini söyledi. Ayer Yarkıner şu şekilde konuştu:

“Bu konudaki yasa yanlıştır. A. E. 262/1995,  265/1996 bu Trafik Tüzüğü ekindeki mevzuattır. Burada ‘uzunluğu’ ve ‘ağırlığı’ diyor. Bu ağırlığın tanımı yapılmamıştır. Bu araç kullanıcıları tarafından aracın üzerine alabileceği ağırlık olarak değerlendiriliyor. Ancak bunlar brüt ağırlıktır. Bizzat bilirkişi olarak incelediğim bir kaza var. 6 dingil adeti olan bir araçta “48 bin 768” kilogram ağırlık diyor. Bu aracın plaketine ve araç üreticisine baktığımızda araç üreticisi diyor ki “bu aracın ağırlığı azami yükü ile birlikte 44 ton olacak”… Fakat bizde bu araçların üzerine 48 ton yük atılıyor. Sadece yük 48 ton… Araç 60 tona, 70 tona çıkıyor. Bu mevzuat yürürlükte kaldığı sürece yapacağınız yollar yine çukur çukur olacak. Bu çok basit bir önlemdir. Mühendislik bir vizyondan da çok, idari bir vizyondur. Bununla ilgili dilimizde tüy bitti. Bakan da müsteşar da bununla ilgili çok pozitiftirler. Bu konuda çok çalıştıklarını gördüm.”

“Mevzuatın değişmesi gerek”

Yarkıner, yine aynı mevzuatta treylerden söz edildiğini ancak “treyler” diye bir tanım olmadığını belirtti. Bu mevzuatın süratle kaldırılması gerektiğini kaydeden Yarkıner şu şekilde konuştu:

“Bu mevzuat kaldırılmazsa büyük bir suçtur. Bu teknik olarak devlet eliyle kazalara fırsat verildiği anlamına geliyor. Bu kaldırılacak ve yerine “Araç Ağırlıkları ve Boyutları Tüzüğü” diye bir tüzük konacak. Bu tüzük de hazırdır. “Çekici treyler” diyor bunda da aslında ne demek istediğini bilmiyor. Çünkü çekici artı treyler demesi gerekiyor. “Orglu Römorklu Araç” diyor, aslında “Orglu Römorklu Araç”ın ne olduğu belli değil. Bunlar bir yerden alınmış ve yazılmış ancak ne alan biliyor bunun anlamını ne de yazan… Bunların hepsinin açıklanması gerekir. Burada yazan treyler ile tüzüğün 73’üncü maddesinde yazan treyler aynı değildir. Tüzüğün 73’üncü maddesinde yazan treyler avcıların köpeklerini ve av malzemelerini taşıdığı treylerdir. Yasada da “motorlu araçlar” diyor. Treylerler motorlu değildir. Amme Enstrümanı değişmediği sürece istediği kadar yol yapsın bakanımız oradaki sorun çözülmez. Çünkü yolu yapan insanlar oradaki regülasyonlara göre yolu yapar.    Hesaplamaları da ona göredir. Birim başına geçen ton miktarı ve aks başına düşen yük miktarı fazla olduğu için yollar bozuluyor.”

“Resmi Kurumlar da mahkemeye çağrılmalı”

Yarkıner, kazaların kendilerini çok üzüp, vicdanen de rahatsız ettiğini kaydetti ve buna karşın çözümlerinin de bilinmeyen konular olmadığını ifade etti.

Çözümleri bilinmesine rağmen bunların hunharca giderilmeyen sorunlar olduğunu belirten Yarkıner şu şekilde konuştu:

“Mahkemenin, bir kazadan sonra Resmi Kurumları çağırması ve suçsuz olduklarını ispat etmelerini istemesi gerekir. Örneğin ambulans kazası oldu ve davası da bitti. Ben bunun teknik incelemesini yaptım. İki kişi orada öldü. Şimdi bir ambulansın nasıl olacağı konusunda bir mevzuat vardır. Bir ambulans aracın içindeki donanımların 10 G kuvvetinde bir sarsılmada bile sabit olması gerekir, ayrıca içerisinde hasta, hemşire, şoför ve yolcunun da sabit olması gerekir. 2015 yılında bir ambulans kazası yaşandı ve hasta ile hemşire o kazada vefat etti. Mahkemesi görüldü, şoföre 2 yıl ceza verildi. Büyük bir ihtimalle mahkeme de bazı aksaklıklar değerlendirdi ve 2 yıl ceza verdi. Aslında cezanın 6-7 yıl olması gerekir. Bu insanların ömrünün sonlanmasına neden olan kişilerin de sorgulanması ve onlara da cezalar verilmesi gerekirdi. Bu kazada ambulans hasara uğradı ve bu ambulans sigortanın hurda alanındadır. Araç kasko sigortalıydı. Ancak sigorta şirketi mahkemeyi kazandığı için ne hayatını kaybedenlerle ilgili bir tazminat ödedi ne de Sağlık Bakanlığı’na ya da Devlet Emlak ve Malzeme Dairesi’ne aracın hasarından dolayı bir ceza ödedi. Sigorta dedi ki “hata var”… Bu konuda sigorta “şoförün ehliyeti yetersizdi” diyor, polis “ehliyet yetersiz değildi” diyor, ancak gösterdiği referans yine ambulansla ilgili olmuyor, panelvan bir araçla ilgili oluyor. Kazaları Önleme Derneği bir açıklama yapıyor ve “ambulans şoförlüğü ehliyeti profesyonel bir eğitimle alınması gerekir” diyor. Burada suçun adresi belli değil. Adres olarak bir şoför belli ve ayrıca yumuşak bir şekilde bunun ayrı bir ehliyeti olması gerektiği dile getiriliyor. Bir ağır vasıta şoföründe, bir ambulans şoförlüğünde uzmanlık istenebilir, buna bir şey demiyorum. Ancak bir ambulans içinde ölen insanlar var ve ambulans standarda uygun değil. Ambulans içindeki bu insanların emniyet kemerleri olması gerektiği gibi değil. Ambulansların bir standardı vardır. 1789-A2 diye güncel bir standardı vardır. Sağlık Bakanlığı da bu standartlara göre aldığını iddia ediyor. Fakat bu araçların hastanın sedyeye bağlanması ile emniyet kemeri görülmedi. Bu konuda inceleme yaptım. Hemşirenin emniyet kemeri var ancak koltuğu mukavvanın üzerine sabitlendi. Yani o emniyet kemerinin savrulma anında hiçbir anlamı olmaz. Hatta can güvenliğinden çok tehlikeye neden oluyor. Bir kaza anında o insanlar bir çare arayacaksa bile oradan kımıldayamıyor. Kartona bağlı koltuk kopuyor ve insanlar onun içinde ölüyor. Kazada şoförün aşırı hızlı olduğu söyleniyor ve bu hızdan dolayı kazanın olduğu ve insanların öldüğü sonucuna varılıyor. Ambulansın şartnamesinde zaten saate 134 kilometre hız yapabilmesi vardır. Çünkü bu can kurtaracaktır. Tabi ki bu hız ihtiyaç duyulan yerde ve zamanda yapılacaktır. Ancak hız yapabilir. Bu hızı yaptığı zamanda bu aracın içindeki insanların güvenlikli olması gerekir. Bu kazada hastaların durumu acil olmayabilir, ancak acil bir hastayı da taşıyabilir.”

“Bu ambulansın arkasında ne hasta, ne

hemşire, ne de başka birini taşıma yetkisi yoktu”

Yarkıner, yaptığı incelemelerde bu ambulansın yasal olarak arkasında hasta taşıyacak şekilde dizayn edilmediğini tespit ettiğini belirtti şu şekilde konuştu:

“Makine Mühendisleri Odası olarak bu kazayla ilgili bir rapor yazdık ve ambulansların arkasında koltuk sabitlemelerinin yetersiz olduğunu söyledik. Bir ambulansın keskin bir virajda devrilmesi için hızının 40 kilometre olması gerekiyor. Yani 40 kilometre hızla 15 derecelik bir viraja girerse o ambulans devrilir. Hızla ilgili değildir. Aracın dinamik durumu ile ilgilidir. 40 kilometrede devriliyorsa bir araç, 60 ya da 80 kilometrede daha çok takla atacağı için arkasındaki insanların can güvenliği yeterli değildir. Araç taşıma kapasitesin de bu ambulans için “2+1” diyor. Yani bir şoför ve yanında iki tane de yolcu taşıyabilir diyor. Yani arkada yolcu taşınamaz. Bu kararı Lefkoşa Araç Muayene Amirliği’nde yapılan incelemede yazdılar. Bu karar gerçekten takdir edilecek bir karar. Çünkü ambulansın arkasında şu anda insan taşıyacak şekilde güvenlik teyidi yapılmadı. O güvenlik teyidi yapılması gerekir. Bu ambulansın emsali varsa ki bunu o dönemki Sağlık Bakanlığı Müsteşarı’na da arz ettim ve dedim ki “bu ambulansın benzeri varsa, bunları sağlamlaştırın ya da kullanımdan çıkarın” dedim. Diğer ambulansların mutlaka kontrol edilmesi gerekir. Çünkü “2+1” deniyor ve arkada hasta taşımaya yetkili değildir. Bunlar sigortaya giderken Sağlık Bakanlığı araç belgesinde “2+1” yazan aracı “4+1” yazdı. Sigortanın tazminat ödememekteki en büyük haklılığı yanlış beyandır. Çünkü Araç Muayene İstasyonları yaptığı muayene de bu araca 2+1 taşıyabilir dedi ama Sağlık Bakanlığı aracın kayıt belgesinde de 2+1 yazmasına rağmen sigorta belgesine 4+1 yazdırıldı ve arkadaki iki kişi de hayatını kaybetti. Şimdi burada bu şoför 2 sene hapse gönderildi. Geri kalan iki seneyi bu aracı ambulans diye nitelendirip, arkasında hasta taşımasına izin veren yetkililerin alması gerekir. Diğer iki yılı da bu aracı muayene edip, 4+1 standartlarına uygun olmamasına rağmen uygundur diyen insanlar almalıdır. Resmi kurumlar cezanın kalan kısmı çekecek. Bir mühendis hatalı bir iş yaparsa onun bedelini nasıl ödüyorsa hatalı tedarik yapan, hatalı kullanıma sebep olanların da cezasını çekmesi gerekir. Olay gariban şoföre kaldı. İki yıl, o insanların ölümünün karşılığı değildir. Muhtemelen mahkemenin de kafasında soru işaretler olduğu için iki yıl verildi.”

“Yük oranının artması araçların

durma mesafesinin artmasına neden olur”

Yarkıner, incelediği bir kaza daha olduğunu belirtti ve o kazanın da karşı şeride geçen kamyonun salon bir araca çarpması sonucu salon içerisindeki karı kocanın ölmesiyle sonuçlanan kaza olduğunu ifade etti.

banner134
Yaptığı incelemede karşı şeride geçen aracın muayenesinin olmadığını öğrendiğini belirten Yarkıner şu şekilde konuştu:

“Bu aracın brüt ağırlığı 44 ton olması gerekir. Ancak kazadan sonra adamın getirdiği belgeler, aracın ağırlığının 54 ton olduğunu gösteriyor. Yük taşıma kabiliyeti brüt 28 ya da 24 ton olması gerekirken 10 ton fazladır. Brüt ağırlığında yüzde 22, net ağırlığında da yüzde 30 civarında aşırı yükü var. Yükün kazaya etkisi ise bir aracın hızının metre bölü saniye cinsinden hızı ne kadar artarsa durma mesafesi o kadar uzar. Yani 17 metre saniyede giden bir araç 20 metre saniye çıkarsa hızı 3 metre saniyenin karesi kadar 9 metre durma mesafesi uzar. Bu yükte ise yük ne kadar artarsa durma mesafesi de o kadar artar oranındadır. Yani bu aracın yükü yüzde 30 oranında fazla olduğu zaman durma mesafesi de yüzde 30 oranında artar. Yasada bu aracın durma mesafesi 36 metre olarak gözükür. Bu araç 48 metrede durdu ve 46’ncı metrede bu insanları ezerek durdu. Eğer bu amme emirnamesi yürürlükte olmasa, bu adam bu yükü koyamayacak çünkü gayri yasal olacak. Ancak bu mevzuata göre bu yükü koyabiliyor. Mahkemeye çıktığında da aşrı yükten suçlanmıyor.”

“Mahkemeye sunulan raporlar doğru değildir”

Yarkıner, söz ettiği kazada arabanın çok süratli olduğu ve 80 kilometreden hızlı gittiği söylendiğini belirti şu şekilde konuştu:

“Kazayı yapan şoförün avukatının kazadan önce orada 90 kilometre hız sınır olduğunu ve kazadan sonra onu 65 kilometreye indirdiklerini söylüyor. Bu araç insanların üzerine devrildi. Çünkü frene bastığında araç sola doğru kaymaya başladı ve orada bulunan restorana doğru gitmeye başladı. Bu adam da can havli ile oraya girmesin diye direksiyonu sağa doğru büktü ve merkez kaç kuvvetinden dolayı bu araç diğer aracın üzerine devrildi. Polis araçların hız hesaplarını bilmiyor. Kuralın dışına çıkılması için gerekli hız ne ise onu söylüyor. Bununla ilgili mahkemeye sunulan raporlar doğru değildir. Yeni İskele yolunda 65 kilometre hız deniyor. 65 kilometre hız, 54 ton ağırlığında araç orada restoran var, benzin istasyonu var. Bu nasıl bir yoldur ki, bu yasada bu yola birinci sınıf yol deniyor. Birinci sınıf, ikinci sınıf ve bölünmüş yol tanımı yapılmadan yasada cikletten çıkar gibi burayı birinci sınıf yol diye tanımlıyor. Burası birinci sınıf değil, hatta ikinci sınıf bile değil. Üçüncü sınıf, yani köy yoludur. Banketi yoktur. Bunu önlemek için yürürlükte olan mevzuatın süratle yürürlükten kaldırılmalıdır. Çatalköy-Girne yolu, Karakum yolu da böyle. Orada yüklü kamyonlara 65 kilometre hız veriyor. 65 kilometre hızla giden bir kamyon frene bastığında durma mesafesi 70 metreden aşağıya değildir. Biz araçların fren muayenelerini yapamıyoruz. Yapamadığımız için de bu kazada tespit ettiğim şey fren kifayeti 1.9 metre saniye kare çıkıyor. Halbuki durma kabiliyeti 4 metre saniye kare olması gerekir.”

“Ağır araçlarda takometre olmalı”

Yarkıner, Araç Muayene İstasyonları Tüzüğü’nü de yazdıklarını belirtti ve bu tüzükte de araçların frenleme yetenekleri, üzerinde olması gereken teknik detaylar ve özelliklerin yer aldığını anlattı.

Ayrıca en gelişmemiş ülkelerde bile araçların hız limitleri olduğuna değinen Yarkıner, bunun dışında da takometre olduğunu vurguladı.

Ayer Yarkıner, bunu Ulaştırma Bakanı’na da söylediklerini ve takometresi olmayan araçların ithaline izin verilmemesini istediklerini söyledi ve “bu araç devrildi, hız tartışması yapıldı. Ben matematiksel ve fiziksel olarak hızını hesapladım. Polis de yoruma dayalı hesapladı. Ama olmaz. Takometresi olmalı. Bu yüzden mahkemelerin aldığı kararlar yeterli ve caydırıcı değildir” diyoruz.

“İnsanı eğitemiyorsan, makineyi eğiteceksin”

Yarkıner, makine mühendislerinin bakış açısının “insanı eğitemiyorsan, makineyi eğiteceksin” şeklinde olduğunu kaydetti ve bu yüzden de ambulans türü araçlarda viraja girdiğinde aracın savrulmasını engelleyecek donanım olmasını şartnameye yazıklarını ifade etti.

Elektronik stabilize dedikleri, aracın yolu tutuşunu, yoldaki güvenliğini sabit tutan bir sistemin bu araçların üzerinde olduğundan söz eden Yarkıner, bu kaza yapan ambulansın çekişinin ise önden olduğunu belirtti.

Yarkıner, hiçbir aracın çekim sisteminin önden olmadığını söyledi ve bunun da aracın savrulmasının nedenlerinden biri olduğunu belirtti.

“Bir okul otobüsünün frenlerinin

patlaması kabul edilemez”

Ayer Yarkıner, yaklaşık bir ay önce bir okul otobüsünün frenlerinin patladığını hatırlattı ve şu şekilde konuştu:

“Bir okul otobüsünün frenlerinin patlaması kabul edilebilir bir şey değildir. Burada da mühendislik devreye girer. Bir okul otobüsünün frenlerinin patlaması konusu 20 sene önce otomotiv sektöründen çıkarıldı. Bizim okul otobüslerinde yangın mevzuatı ya da acil çıkış kapıları nasıl çalışacak diye bir mevzuatımız yoktur. Bir yangın çıksa kapılar nasıl açılacak. Bu kapılar havalıdır.”

“Frenler aynı standartta değil”

Ayer Yarkıner, çekici ile arkasındaki römorkun frenlerinin aynı standarda sahip olmamasının da kazalara neden olduğunu söyledi ve çekiciyi kullanan sürücünün frene bastığında çekicinin ve römorkun frenlerinin aynı şekilde çalışmadığını anlattı.

Yarkıner, bunun benzeri de birçok kaza olduğundan söz etti ve “Dağyolu’ndaki kaza da bu şekilde oldu. Eğer bu kaza ile ilgili mahkemeye doğru raporlar gitseydi bu kaza olmayacaktı” dedi.

“Bir aracın muayenesi yoksa ‘güvenlik yok’ demektir”

Bir aracın muayenesinin olmamasının yol güvenliği olmadığı anlamına geldiğini kaydeden Yarkıner şu şekilde konuştu:

“Türkiye’de ya da Avrupa’da eğer bir aracın takometresi yok ise büyük kusurdur ve yola çıkamaz. Bizde Dağ Yolu’nda olan kazada da aracın takometresi yok. Çocuklar öldü, otobüs şoförü öldü, ancak ders almadık. Bu aracın muayenesi yoktu, kaydı yoktu. Bizim muayenesi olmayan bir araçla ilgili kusuru şoföre bulan bir polisi ciddi şekilde sorgulamamız gerekir. Mahkeme kararını sorgulamamız gerekir. Ardından da benzer kazalar yaşandı.”

“Dört tane hareket halinde hız ve ölçüm sistemi kurulması gerekir”

Yarkıner, hız tespit kameralarına da değindi ve Girne Boğaz yoluna konulan kameradan örnek verdi. Ayer Yarkıner şu şekilde konuştu:

“Bu kamera, araçların hız sınırı olan yere girişi ve çıkışı arasındaki hızı hesaplayacak. Adam da oradan geçerken hızını ona göre ayarlayacak. Bizim istediğimiz o değil. Bizim istediğimiz bu araçların yük taşıma kabiliyetleri doğru mu değil mi ona bakılmalı… Ancak bunun öncesinde Araç Boyutları ve Yük Taşıma Kabiliyetleri ile ilgili tüzük yürürlüğe girdikten sonra oraya bir tane hareket halinde hız ve ağırlık ölçüm sistemi kurulacak ve o yolda ağır araçlar gidemeyecek. Herkes kameraların yerini öğrendi. Çok kritik yerlerde kamera olduğunu da kimse söyleyemez. Biz yük taşıyan araçların ağırlıklarını hiçbir şekilde tespit edemiyoruz. Bu hız ve ağırlık sistemlerinin araç hareket halindeyken ölçüyor. Bu yol güvenliğinde en önemli istatistiki bilgidir. Bizim Karayolları’nın elinde hiçbir istatistiki bilgi yoktur. Dört tane hareket halinde hız ve ölçüm sistemi kurulması gerekir. Bu devlet için çok da pahalı bir şey değildir.”

“Fren sistemi testlerini yapmıyoruz”

Ülkede meydana gelen ölümlü kazaların büyük bölümünün kusurlu şoförün karşı şeride geçmesinden kaynaklandığını belirten Yarkıner, bu faktörlerin de yol, insan ve araç olduğunu söyledi.

Polis raporlarının hepsinde insan faktöründen söz edildiğini kaydeden Yarkıner şu şekilde konuştu:

“Bizim şoförlerimiz aracın hareketi ve dinamiği ile ilgili bir makine mühendisi kadar bilgili olamaz. İnsanlar muayenesini yapınca aracının güvenilir olduğunu düşünüyor. Turunçlu Kavşağı’nda 4, İnönü Kavşağı’nda da 1 tane bu şekilde kaza oldu. Ancak biz ısrarla uyanmıyoruz. “Şoförün hatasındandır” deniyor. Ancak ben de ısrarla araç fren sistemindeki sorunları söylüyorum. Diyorum ki, araç fren sistemi testlerini yapmıyoruz ve bununla ilgili bir mevzuat da yoktur. Düşünün bu kavşaklarda kamera vardır. Sürücü ikazı gördüğünde frene basıyor. Frenler eşit basmadığı için araç kayıp, karşı tarafa geçiyor. Şimdi bu kusurun olmadığını devletin gelip, mahkemede kanıtlaması gerekir. Bütün tekerleklere eşit fren uygulandığını kanıtlamalıdır.”

“Ülkede Makine Emniyeti Yönetmeliği yok”

Yarkıner, ülkede Makine Emniyeti Yönetmeliği de olmadığını söyledi ve bunun da aslında bir makinenin sahip olması gereken donanımların neler olduğunu anlamına geldiğini belirtti.

Bir çöp kamyonunun geri geri giderken arkadaki çöpçüyü ezebileceğini kaydeden Yarkıner, ne yazık ki bu konuda bir mevzuat olmadığını ifade etti.

Yarkıner, ayrıca yanıt tankerlerinin de şehir içinde dolaştığına dikkati çekti ve bu konuda bir regülasyon da olmadığını söyledi.

“El freni çekilen ve hiçbir sorunu olmayan

araç nasıl kendi kendine hareket eder”

Ayer Yarkıner, 2015 yılında Geçitkale’de meydana gelen 29 yaşındaki bir gencin hayatını kaybettiği kazaya da değindi ve şu şekilde konuştu:

“29 yaşında bir genç… TIR’ı kendisi çalıştırdığı iddia edildi ve kendi kendini kapı ile direğin arasına sıkıştırdığı ve hayatını kaybettiği öne sürüldü. Polis raporuna da böyle geçti. O polisler doğru rapor hazırlamadı. Ben bu kazayı da inceledim. Bu aracın arkasında bir buçuk metre fren izi var. Belli ki arabada biri vardı bu çocuğu ezdi. Ancak polis raporunda diyor ki, bu çocuk aşağıdan marş motoruna bastı ve vites geçmişti ve el freni de çekiliydi. Buna rağmen araba hareket etti ve çocuk direkle araba arasında kalıp öldü. Öldüğü için çocuk ifade de veremiyor. Kamyon cansız bir varlık olduğu için konuşamıyor. Orada olanların hepsi de yalan söylüyor. Yeni İskele’de olan polisler de mahkemeye gelerek şahadet verdi ki bu aracın hiçbir kusuru yoktu yönünde… O zaman el freni çekili bir araç kendi kendine hareket edebilir mi? Oda beni görevlendirdi bunun mümkün olmadığını söyledim. Bu dava kapandı.”

“Siyasi partiler bu tüzük için seferber olmalı”

Araç Muayene İstasyonları Tüzüğü’nün hazır olduğunu söyleyen Ayer Yarkıner, bütün siyasi partilerin Elazığ Depremi’nde seferber olduğu gibi bunda da olması gerektiğini kaydetti.

Yarkıner, siyasi partilerin bakana ve müsteşara destek olması gerektiğini belirtti ve bu tüzüğün acil bir şekilde yayınlanmasının önemine vurgu yaptı.

Araç Yol Denetim Tüzüğü’nün de hazır olduğunu söyleyen Yarkıner, bununda Muayene İstasyonları ile ilgili tüzüğün içinde olduğunu belirtti.

Ayer Yarkıner, Yol Denetim Tüzüğü’nde de aracın yolda güvenlikli olma değeri ile ilgili kontroller ve testler olduğunu ifade etti ve “bu tüzük de geçsin biz makine mühendisleri olarak polislere eğitim vermeye hazırız” dedi.

Bunlar dışında Araç Boyut ve Ağırlık Ölçüm Tüzüğü’nün de bir an önce geçmesi gerektiğini ifade eden Yarkıner, bu tüzüklerin çok ciddi düzenlemeler getireceğini söyledi.

Güncelleme Tarihi: 03 Şubat 2020, 09:56
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner75