Ölümden korkmadığı için, tehditlere de aldırmadı

banner37

Hasan Sarıca… 20 yıl Dev-İş Başkanlığı yaptı… Sendikal mücadelesi sırasında evi kurşunlandı, aleyhine bildiriler dağıtılıp, ölüm tehditleri aldı. Ancak “teslim olmayanlar ölmez” diyerek yolunda yürümeye devam etti

Ölümden korkmadığı için, tehditlere de aldırmadı
banner90

YOLUNDA EMİN ADIMLARLA YÜRÜDÜ… Devrimci İşçi Sendikaları Federasyonu’nun (Dev-İş) 20 yıla yakın başkanlığını yapan Hasan Sarıca, sendikal hayatı boyunca birçok tehditle karşı karşıya kaldı. Yeri geldi evi kurşunlandı, yeri geldi adının yazılı olduğu ve öldürüleceği belirtilen bildiriler dağıtıldı. Ancak bunların hiç birine aldırmadı ve yolunda emin adımlarla yürümeye devam etti. Sarıca için hapis olmak, ölmekten daha korkutucu oldu.

BİSİKLETLE FABRİKALARA GİDİP, ÇALIŞANLARI ÖRGÜTLEDİ… Ülkede herkesin arabası olmadığı yıllarda Hasan Sarıca ve arkadaşları fabrikalarda çalışanları örgütlemek için bisikletle fabrika fabrika gezdi. Yeri geldi bisikletle Lefkoşa’dan Dörtyol’a gitti ve orada bulunan fabrikalarda çalışanlarla görüştü.

14 GÜN AÇLIK GREVİ… Hasan Sarıca’nın bu sendikal mücadelesi içerisindeki unutulmaz anıları arasında Sanayi Holding’deki yetki kavgası sırasında yaptıkları 14 günlük açlık grevi yer alıyor. Sarıca o günleri, “Üç arkadaş 14 gün boyunca sadece tuz ve su tükettik. Ancak hedefimize ulaştık. Orada yetkili sendikanın belirlenmesi için referanduma gidilmesini kabul ettirdik. O zaman gençtim dayanıklıydım. Grev sonunda da yurt dışına gittim” dedi.

Ceren ÖZBİL


Devrimci İşçi Sendikaları Federasyonu’nun (Dev-İş) 20 yıla yakın başkanlığını yapan Hasan Sarıca’yı ne aldığı ölüm tehditleri ne de evinin kurşunlanması yolundan döndürebildi.


Sarıca, inandığı yolda yürümek ve o yolu anlatmak için bisikletle köy köy gezip fabrikalardaki işçilere sendikal mücadelenin önemini anlattı. Yeri geldi bisikletle Lefkoşa’dan Dörtyol’a kadar gitti, oradaki fabrikaları ziyaret etti, işçilerle konuştu, yeri geldi, arkadaşlarıyla birlikte verdiği mücadelenin önemini anlatmak adına günlerce açlık grevi yaptı…


KIBRIS Gazetesi’nin sorularını yanıtlayan Hasan Sarıca o zorlu ve mücadele dolu yılları anlattı.


KIBRIS: Kendinizi tanıtır mısınız?


Hasan Sarıca: 8 Nisan 1952’de Lefkoşa’da doğdum. İşçi bir ailenin çocuğuyum. 8 yaşında çalışmaya başladım. Yasemin satma, kuru yemiş satma gibi işler yaptım. Liseyi bitirdikten sonra bir dönem elektrikçilik kurslarına gittim ve bir sertifika aldım. Daha sonra İzmir’de İktisadi ve Ticari Bilimler Fakültesi’nde okudum ve bitirdim.1967-1974 yılları arasında mücahitlik yaptım. 20 Temmuz 1974’teki harekatta herkes gibi görevimi yaptım. İzmir’de Kıbrıslılar Yüksek Öğrenim Derneği’ni kurduk ve ilk başkanı oldum. Buraya geldikten sonra Saray Otel’de çalışmaya başladım. Daha sonra Dev-İş’in kurucu iki üyesi olan Yol-İş ve Devrimci Genel İş sendikalarından Devrimci Genel İş Sendikası’nın başkanlığına seçildim. Daha sonra Yol-İş ve Devrimci Genel-İş’i birleştirerek 30 Kasım 1976’da Dev-İş’i kurduk. Henüz daha 24 yaşındaydım. Dev-İş’in ilk genel başkanıyım. 20 yıl kadar Dev-İş başkanlığını yaptım. 1985-1990 yıllarında milletvekilliği yaptım. Daha sonra 1994-1996 yıllarında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müsteşarlığı yaptım. Bu arada yüksek lisans yaptım ve üniversitede ders vermeye başladım. Daha sonra da Mehmet Ali Talat’ın Cumhurbaşkanlığı döneminde önce koordinatörlüğünü ardından da müsteşarlığını yaptım. 50 yıl çalıştıktan sonra emekli çıktım.


KIBRIS: Birçok konuda yasaların daha oluşmadığı bir dönemde sendika başkanlığı yaptınız. Bu durum sizi nasıl etkiledi?


Hasan Sarıca: Sendikacılık yapmak için yasaya gerek yok. Sendikacılık yapmak için fiziksel koşulların uygun olması gerekir. Fiziksel koşullardan kastettiğim işyeri, çalışanlar ve sağ ya da sol fark etmez belli bir ideolojik formasyona sahip inanmış kadrolara ihtiyaç vardır. Bunların olduğu bir süreçte sendikacı oldum. O zaman işçilerin örgütlü olduğu sendika Türk-Sen’di. Türk-Sen’e alternatif olarak kurulmuş sendika oldu. O zaman hiçbir yasa yoktu. Ancak sendikalar güçlerini yasalardan almıyor. Sendikalar güçlerini çalışanların birlik, mücadele ve dayanışma azminden alır. Elbette ki yasalar, koruyucu, daha iyi bir ortamda mücadele etme imkânı verir. Bu “hak verilmez, alınır” gibi bir durumdur. Yasaların olması işi kolaylaştırır ancak yasalar olmasa da olur.


KIBRIS: Peki o dönemlerdeki yasal eksiklikler nedeniyle greve giden işçilerin, işten durdurulduğu oldu mu?


Hasan Sarıca: O dönemde bir deterjan fabrikasında örgütlüydük. 19 işçi çalışıyordu. 19’unu da üye yapmıştık. Orada greve gittik, işveren onların 19’unu birden işten durdurup, yerlerine yeni işçiler almıştı. Biz mahkemeye gittik. Anayasa Mahkemesi’ne kadar taşındı. Ancak aldığımız cevap ‘işverenin yeni işçi almak hakkıdır’ şekilde olmuştu. Yani greve gidenler durdurulur, yerlerine yeni işçiler alınır şeklindeydi. Bu da Demokles’in kılıcı gibi başımızda salındı. 1996-1997 döneminde Çalışma Bakanlığı Müsteşarı oldum. Bakanın ve hükümetin katkıları ile Toplu Sözleşme ve Referandum Yasası’nı hazırladık. Bu yasa ile de greve çıkılan yere başka işçilerin getirilmesini yasakladık. Grevdeki işçilerin işinin o iş yerinde çalışanlara yaptırılmasını da yasakladık. Bu daha güzel bir ortam getirdi.


KIBRIS: Dev-İş ağırlıklı olarak özelde örgütlü bir sendika… Özel sektör çalışanlarını örgütlemek zor olmadı mı?


Hasan Sarıca: Sanayi Holding’de bin 400 civarı insan çalışıyordu. Kolay ya da zor diye bir durum yok… Önemli olan çalışanı ikna etmek ve inandırmaktır. Burada ideolojik formasyonunuz çok önemlidir. Biz çalışanların 400-500’üne eğitim verdik. Savaşsız, sömürüsüz bir dünya ne demektir bunları anlattık. Bunları çalışanlara anlatırsanız sizi anlarlar. Ama size de güvenmesi gerekiyor. Böylece sizinle yürüyor. Çünkü siz onlara haklarını anlatıyorsunuz. Bence özelde örgütlü olmakla kamuda örgütlü olmanın pek bir farkı yok ancak tabii ki özelde örgütlü olmak daha zordur. Çünkü kamudaki üyelerin sendikalaştı diye işten atılma durumu yok.


KIBRIS: Özel sektörde sendikalaşma zorunlu hale getirilmeli mi?


Hasan Sarıca: Bence getirilmemelidir. Çünkü zorunlu hale getirilirse bir sürü sarı sendika ortaya çıkar. Bu durumu daha da tehlikeli hale getirir. Yüzde 100 karşı değilim ancak endişelerim var.

banner9

KIBRIS: Şu ana kadar kaç grev yaptığınızı hatırlıyor musunuz? Bu grevlerden unutamadığınız var mı?


Hasan Sarıca: Onlarca greve gittik. Net sayı aklımda yok. Ancak ülkede yapılan en büyük grevler 1940’lı yıllarda Kıbrıslı Türk ve Rum işçilerin birlikte yaptığı maden grevleriydi. Bizim bakımımızdan yani Dev-İş bakımından ise en büyük grev Sanayi Holding’de hangi sendikanın örgütlü olacağı yönünde yapılanlardı. Referandum yapılmasını sağlamak için 46 gün grev yaptık. Bu grev süresince sendikanın elinde para yoktu. Sendikanın bin 400 üyesi vardı. Bu bin 400 kişinin maaşlarının gönüllü olarak 4’te birini sendikaya bağışlamasını istedik. Hiçbir zorunluluk yoktu. Aldığımız para ile de greve çıkardığımız çalışanlara yaşamlarını sürdürebilecekleri kadar katkılarda bulunduk. O zaman Devrimci Gençlik Derneği vardı. Başkanı da Ahmet Okan’dı. Onlar da bir hindi buldu ve köy köy gezip, tiyatro ile konser yapıp, hindiyi de çekilişe koyuyorlardı. Öyle bir konuşuluyor ki hindiyi kazanan hindiyi geri iade ediyordu. Onlarca köy kasabada bu faaliyetler devam etti. Böylece grev de devam etti. 46 günün sonunda da referandum yapılması kabul edildi. Bin 300 civarı bir oyla biz kazandık.


KIBRIS: Toplu İş Sözleşmeleri imzalanacağında işverenle sıkıntı yaşıyor muydunuz?


Hasan Sarıca: 12 Eylül 1980 sonra Sanayi Holding’de Toplu İş Sözleşmesi görüşmelerinde işveren bizimle 1 Türk Lirası yüzünden uzlaşmazlık ilan etti. Tek taraflı olarak kendisi mali idari kurallar diye bir sistem geliştirdi. Çalışanların Türk-Sen’e üye olması için de ciddi baskılar yapmaya başladı. Sonuçta referandumu yine biz kazandık ancak işveren yine toplu iş sözleşmesi imzalamak istemiyordu. Biz sıfır artış ile oylama yaptık ve çalışanların yüzde 90’ı sendikasız olmak yerine artış yapılmamasını tercih etti. Ardından da haklar yeniden geliştirildi.


KIBRIS: Sendika içerisinde siyasi görüş ayrılıkları nedeniyle kavga oluyor muydu?


Hasan Sarıca: Bu 46 günlük grev süresince yönetim kurulu üyelerimiz arasında Kenan Akın da vardı. Militanca mücadele ediyordu. Grev kırıcılara göz açtırmıyordu. Biz sendikal mücadele ile kimsenin siyasi görüşünü karıştırmıyorduk. Kenan Akın’dan Dev-İş aleyhine tek bir kelime duyamazsınız. Onun görüşüne biz saygılı olduk, o da diğer arkadaşlarının görüşüne saygılı oldu. Sendikal mücadelede siyasi parti ismi olmadı. Ben defalarca milletvekilliğine aday oldum ancak kimse ‘Hasan Sarıca geldi benden oy istedi’ diyemez. Ne ben ne de yakınlarım benim adıma oy istedi. Sendikayı siyasete karıştırmadık.


KIBRIS: Unutmadığınız, bizlerle paylaşmak istediğiniz bir grev anınız var mı?


Hasan Sarıca: Unutamadığım anılarımdan bir tanesi grev kırıcıları ile ilgilidir. Grev kırıcılığı engellemenin yolu oradaki sendikacının grev kırıcıya bir tokat yapıştırmasıdır. Onu fiziken iteceksin ya da engelleyeceksiniz. Bunun tek yolu budur. Biz böyle müdahale ediyorduk. Eğer ciddi bir grevse mücadele etmek zorundaydık. Bu nedenle de o dönemde sendika genel sekreteri olan Ferdi Sabit Soyer ile çok mahkemelik olduk, para cezası aldık.


KIBRIS: Hiç size dava okundu mu?


Hasan Sarıca: Evet birçok kez okundu. Bunlardan bir tanesi Haspolat Sanayi Bölgesi’nde bir grev başlatılmıştı. İçeri girmemize izin vermiyorlardı. Biz de işçilerle toplantı yapacaktık. İşveren izin vermiyordu. Polis gelip kapıları kapatmıştı. İki insan boyu kadar kapı ve teller vardı. Ben de koşup, tele basıp, üzerinden atlayıp içeri girdim. İşçilerle oturup konuştuk. Ardından bize Haspolat Sanayi Bölgesi’nde klakson çalıp, meskun mahalde rahatsızlık verdiğimiz için dava okudular. Ancak yakında hiç ev yoktur.


KIBRIS: Hiç tehdit aldınız mı?


Hasan Sarıca: Kıbrıs Türk Halk Hareketi diye bir topluluk bir gün bildiri dağıttı. Bu bildirilerde benim, Feridun Önsav’ın ve birkaç arkadaşın daha görüşlerinden dolayı öldürüleceği yer alıyordu. Bu bildirinin Özel Harp Dairesi tarafından dağıtıldığını tahmin ediyoruz çünkü o dönemde sadece tipo baskı onlarda vardı. Bu tür şeyler yaşadık. Ancak “ölüm gelecekse hoş geldi sefa geldi” der Che Guevara… Bizim için de aynısı geçerli. “Teslim olmayanlar ölmez”… Teslim olacak olduktan sonra çıkmayın yola… Benzer tehditler devam etti. Ancak ölüm bizim için korkulacak bir şey değildi, hapsedilmek daha kötüydü. Teslim olmayanlar ölmez, çünkü Kutlu Adalı öldü mü, Naci Talat öldü mü, Atatürk öldü mü… Bunlar fikirleri ile yaşıyor. Siz ölüp unutulmak isterseniz sizin bileceğiniz iş… Böyle bir yaşam bana göre değil. Kapımıza konvoylar geldi, kurşunlandık ama yolumuzdan dönmedik.


KIBRIS: Evinizin kurşunlandığından söz ettiniz. Bu durum sizi nasıl etkiledi?


Hasan Sarıca: 1990 seçimleri öncesiydi. Evde değildim. Eşim ve çocuklarım evdeydi. Onlar korktu. Zaten eşim benim için endişeleniyordu. Tüm bunlara katlandığı ve hep yanımda durduğu için de eşime çok teşekkür ederim.


KIBRIS: Hiç açlık grevine gittiniz mi?


Hasan Sarıca: Sanayi Holding’de yetki mücadelesi için bir dönem açlık grevine gittik. Toplu İş Sözleşmesi’nin imzalanmasını istiyorduk. 14 gün açlık grevi yaptık. Sadece su içip, tuz yiyorduk. Açlık hissetme duygusu 24 saattir. Ondan sonra açlık hissetmiyorsun. 3 kişi bu grevi yaptık. Hüseyin Yüzçelik ve Mustafa Boz ile ben bu grevi yapmıştık. Grev biter bitmez de uçağa binip Çekoslovakya’ya gittim.


KIBRIS: Vermek istediğiniz bir mesaj var mı?


Hasan Sarıca: Sendikacıların ve siyasilerin en büyük hatalarından bir tanesi “halk bizi anlamıyor” düşüncelerine kapılmalarıdır. Sakın ola böyle bir hataya düşmesinler. Eğer siz derdinizi anlatırsanız sizi halk da anlar, işçiler de anlar. Ayrıca değinmek istediğim bir konu daha var. O da nüfus konusudur. Bugün Türkiye’nin Tunceli ilinin 8 ilçesi var ve seçmen sayısı da 62 bin civarıdır. KKTC’deki TC’li seçmen sayısı ise 106 bin… Şu anda Türkiye’deki Tunceli ilinden iki kat fazla seçmen var, yani vatandaş da var. Peki Türkiye’de Tunceli için ne kadar alt yapı yapıyorsunuz. Hastane, okul, hapishane, yol gibi… Kaç kişi istihdam ediyorsunuz. Burada 106 bin vatandaş var. Verdiği borç da nazla… Peki, bu insanların alt yapı ihtiyaçlarını kim ödemiş oluyor.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner107

banner96