banner6

'Önce silah sesi duydum… Gözümün önünde bir çocuk vurularak can verdi'

banner37

Meclis Başkanı ve ülkemizin ilk kadın başbakanı Sibel Siber’in hayatında hiç unutamadığı bir an var… Hatta bu an, üniversiteyi bırakma düşüncesine bile neden olmuş… İstanbul’da öğrenci olaylarının en sık yaşandığı yıllardı… O günleri anlatırken, birden duruyor Sibel Siber, uzaklara bakıyor ve gözleri doluyor… Tanıklık ettiği olay, bir travma oluyor kendisi için…

'Önce silah sesi duydum… Gözümün önünde bir çocuk vurularak can verdi'
banner151 banner143

Röportaj: Ergül ERNUR

Yıl 1977-1978… Yer İstanbul, Kıbrıs yurdu…

Camdan dışarıyı izleyen Kıbrıslı bir öğrenci… Henüz 18 yaşında… O yıllarda Türkiye karışık… Endişeyle çıkmış yola ama okumakta, doktor olmakta kararlı…

Sakince dışarıyı, gelip geçen arabaları, insanların koşuşturmasını izliyor… Gözü karşıda her zaman gittiği eczanenin sahibinin kardeşine takılıyor… Kaldırımda oturuyor genç…

Ve bir silah sesi…

Korku, panik herkeste… Kanlar içinde yerde yatan o genç… Bir arabadan açılan ateş sonucu hayatını kaybetmiş…

Bu olayın tanıklarından biri ise Sibel Siber… O dönemdeki adıyla Sibel Adademir…

“Başarılı Kadınlar” yazı dizimizin ilk konuğu Cumhuriyet Meclisi Başkanı, KKTC’nin ilk kadın başbakanı Dr. Sibel Siber oldu…

Hayatı başarılarla dolu bir kadın… O bir doktor… Ama hepsinden de önemlisi anne…

Her kadın gibi yuvasına, ailesine ve çocuklarına düşkün bir kadın… Birçok başarıya imza atmış… Ama bugüne kadar ne evini, ne de ailesini ihmal etmiş…

Ama en büyük yardımcıları annesi ve kayınvalidesi olmuş…

Hayatında hiç ‘keşke’si yok Sibel Siber’in… İlkokulda başlayan başarı serüvenini bugüne kadar devam ettirmenin gururunu yaşıyor bugün…

Babası öğretmeni oldu

Babası ilkokul öğretmeni, annesi ise ev hanımı…

Annesi ve babası Larnaka’da evleniyor… 1960 yılında Lefkoşa Hastanesi’nde dünyaya gelen Sibel Siber, babasının sürekli tayin alması nedeniyle birçok köy geziyor.

Bu nedenle bir dönem Yiğitler’de (Arçoz) yaşıyor… 3 yaşına kadar burada kalan Siber, babasının Güney Kıbrıs’ta Larnaka kazasına bağlı Alaniçi köyüne tayini çıkınca yine yer değiştiriyor…

İlkokula çok erken yaşlarda başladı Sibel Siber… Okumayı çok istemesi ve babasının da öğretmen olması dolayısıyla ilkokul sıralarına misafir öğrenci olarak gitti ilk…

İlkokula Alaniçi’nde başladı.

İlk iki yıl burada eğitim alan Siber, yine babası dolayısıyla Erdemli köyüne gidiyor ve buradaki Türk okulunda eğitimine devam ediyor.

“Babam benim öğretmenim oldu” diyor Sibel Siber…

Tek öğretmenli, tek sınıflı bir okulda eğitim aldı. Birinci sınıftan altıncı sınıfa kadar olan herkes, aynı yerde eğitim görüyordu… Sibel Siber de bu sınıftaki 30 öğrenciden biriydi…

Öğretmenleri ise Sibel Siber’in babasıydı…

Okula erken başlaması ve başarılı bir öğrenci olması nedeniyle sınıf atlayarak ilkokulu erken bitirdi…

Sokakta lingiri, futbol da oynadı

Mutlu bir çocuk dönemi geçirdi Sibel Siber… Kendisiyle barışık, cana yakındı…

Kitap okumak ve yaşlılarla vakit geçirmek en büyük zevklerinden biriydi… “Bizim çocukluğumuzda çok fazla ilgimizi çekecek aktiviteler yoktu. Bizi mutlu eden sokakta arkadaşlarımızla oynamaktı” diyor Sibel Siber…

O dönemde televizyon vardı ancak Türkçe olmadığı için dinlediklerinden de bir şey anlamıyordu Siber…

Sokakta ve okulda en çok körebe, saklambaç, yakan top oynuyordu… 30 kişilik sınıfta kız ve erkek sayısı neredeyse eşit olduğundan ayrı oyunlar oynamak yerine erkeklerin de oynadığı oyunlara eşlik etti Sibel Siber… Bunlar arasında lingiri ve futbol da vardı…

Ortaokulda bir ay hasta oldu… Öğretmenleri bir yıl istirahat önderdi ama o sınavlara girip sınıf birincisi oldu

Ortaokulu Lefkoşa Türk Kız Lisesi’nde okuyan Siber, akademik hayatında hep övgüyle söz edilen bir öğrenci oldu…

Çocukluğuna dair hiç unutamadığı bir anısını ise şöyle anlatıyor Sibel Siber:

“Orta 2’nci sınıftayken yani 11 yaşımdayken boğaz enfeksiyonu ardından bir komplikasyon geçirdim ve beni Kızılay’a yatırdılar. Burada tedavim bir ay sürdü.

İsmi Hatice olan bir sınıf arkadaşım, bana her gün Kız Lisesi’nden çıkıp Kızılay’a gelerek o gün gördükleri derslerin defterlerini getirdi.

Bütün dersleri günü gününe takip ettim. İyileştikten sonra okula devam etmek istedim ama müdür muavinimiz okula devam edemeyeceğimi çünkü bir hafta sonra sınavların başlayacağını, derslerden geri kaldığımı ve bir sene evde istirahat etmemi önerdi.

Eve gittiğimde çok ağladım… Sınavlara girmek istedim… Babam muavinle konuştu, sınavda başarısız olursam bir sene bekleyeceğimi anlattı.

Çalışmayı çok seven bir öğrenciydim. Sınavlara girdim ve hepsinden 100 aldım. Sınıf birincisi geldim. O dönem bütün karnem hep 10’du. Öğretmenlerim hastalık sürecimden sonra sınavlardan böyle bir başarı beklemediklerini belirtti”.

1976-1977 döneminde üniversite sınavlarında Kıbrıs birincisi

İlkokulda başlayan başarı serüveni ortaokul ve lisede de devam etti.

Lise 3’teyken TÜBİTAK’ın düzenlediği bir yarışmada Türkiye Liseler arası kimya birincisi oldu Sibel Siber…

Siber, liseyi 16 yaşında tamamladı.

1976-1977 döneminde üniversite sınavlarında da Kıbrıs birincisi olan Sibel Siber, o dönemde kontenjan olmadığından söz ediyor. Herkesin Türkiye’deki öğrencilerle birlikte aynı sınava girdiğini belirtiyor.

O dönemde üniversite tercihlerini yapıyor Sibel Siber… Tıp, doktorluk aklında hiç yok… İşletme bölümünü yazıyor tercihlerine… Başvuruların teslim edileceği son gün öğretmeni onun hayatını değiştirecek bir yönlendirme yapıyor Siber’e…

Öğretmeninin uyarısı hayatını değiştirdi

Üniversite tercihlerinde tıbbı görmeyen öğretmeni Sibel Siber’in yanına gidiyor ve neden tercihlerinde tıp yazmadığını soruyor… “Senin gibi başarılı bir öğrenci neden tercihlerinde tıbbı yazmadı? Hemen tercihlerinde tıbbı yaz” diyor öğretmeni Siber’e…

Sibel Siber, şaşkınlıkla öğretmeninin söylediklerini dinliyor ve “Nereyi yazacağımı bilmiyorum” diyor… Öğretmeni üniversitelerin adını sayıyor ve Siber, adı tıbba daha uygun olduğu için İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni yazıyor tercihlerine…

Ve hayatını değiştirecek olan karara imza atıyor…

Olaylar nedeniyle sürekli okul kapanıyordu

Anarşik olayların olduğu, iletişimin zor olduğu bir dönemde İstanbul’a gidecekti Sibel Siber…

O dönemde telefonda ailesiyle görüşmek için Posta Dairesi’ne gidip, telefon numarası verip, sıra bekleniyordu… Ailesiyle görüşmek için üç saat beklediği günler oldu.

İstanbul’a gidişinde ailesi büyük tedirginlik yaşadı. Ama babası eğitime çok önem veriyordu. Ailesi çok tedirgindi ama eğitim her şeyden önemliydi.

İstanbul’a gittiğinde Kıbrıs yurdunda kalmaya başladı Sibel Siber… Ama öğrenci olayları nedeniyle okulu sürekli kapanıyordu. Açılış süresi ise hiç yoktu… Okul kapalı olduğunda diğer öğrenciler gibi Kıbrıs’a geliyordu Sibel Siber.

Üniversitede birinci sınıftayken bir sömestrde 12 kez Kıbrıs’a gidip geldi…

Yaşadığı en büyük travma

Siber’in hayatında yer etmiş, hiç unutamadığı hatta hayatını etkileyen bir olay… Okulu bırakmak bile istemiş bu olaydan sonra… Büyük bir travma yaşamış… Siber şöyle anlatıyor o günü:

“Bir gün Kıbrıs yurdunda pencereden dışarıya bakıyordum. Yurdun hemen yanında bir eczacı vardı. Eczacının da kardeşi gelip orada ablasına yardım ediyordu… Çok genç biriydi. Liseye gidiyordu.

Dışarıyı izlediğim sırada o çocuk da kaldırımın köşesinde oturuyordu. Bir anda silah sesi duydum ve çocuğun kanlar içinde yerde yattığını gördüm. Bir arabadan ateş açılmıştı…

Benim için çok ağır bir yüktü… Bir insanın gözünüzün önünde vurularak can vermesi… Çok karmaşık bir duyguydu… Ailemi aradım… Olaydan çok etkilendim… Kıbrıs’a geldim… Okulu bırakmayı bile düşündüm. Aylarca bu travmayı atlatmaya çalıştım… Sonra öğretmenlerimin beni araması ve okula geri dönmem için telkinlerde bulunması beni kendime getirdi”...

Üniversiteye gittiği dönemde Kıbrıslı öğrencilerin kaçırıldığını, öldürüldüğünü, birinin ağır yaralı kurtulduğu günleri de hatırlıyor Sibel Siber…

Kıbrıs yurdu kapandıktan sonra Çemberlitaş yurduna yerleşti Siber… Koğuş tarzı bir odada kaldı yıllarca… Kalabalığı sevdiği için bu durum onu çok mutlu etmişti.

Farklı yaşam hikâyeleri olan arkadaşlarıyla gece yataklara oturup sohbet ederek yıllarını geçirdi… Kötü olaylara rağmen o dönemlerin çok naif, özel olduğunu düşünüyor Siber…

Eşiyle staj yaparken tanıştı… 9 aylık bebeğini bırakıp İstanbul’a gitmek zoruna kaldı

Sibel Siber, tıp fakültesi bittikten sonra çocuk doktoru olmayı istiyordu…

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde çocuk bölümüne o dönemde iki kişi alınacaktı. Müracaat etti ve sınavı kazandı. O dönemde Kıbrıs’a geldi Siber…

Bu sırada hastanede gönüllü olarak staj yapmaya başladı. Hayat arkadaşıyla da burada tanıştı Sibel Siber…

Dr. Rifat Siber o dönemde Üroloji Kliniği’nde çalışıyordu… Bir süre görüştükten sonra mutlu çift, nişanlandı.

Ama önlerinde bir sorun vardı. Sibel Siber’in ihtisas yapması için İstanbul’a geri dönmesi gerekiyordu. Ama dahiliye üzerine ihtisas yaparsa iki yıl Kıbrıs’ta iki yıl da İstanbul’da olabilecekti.

Sağlık Bakanlığı’nın açtığı sınava girdi Sibel Siber ve kazandı. Lefkoşa hastanesinde dahiliye ihtisasına başladı. İş, eğitim devam ederken 1984 yılında evlenen Siber, 1985’te de ilk çocuğunu dünyaya getirdi.

Kızı dokuz aylıkken İstanbul’a ihtisasını yapmaya gitmek zorundaydı Siber… Onun için çok zor bir dönem başlamıştı. İstanbul Şişli Etfal Hastanesi’nde iki yıl ihtisas yaptı. 1987’de ihtisasını tamamladı.

Çok sık gidip, gelemiyordu Kıbrıs’a… Hafta sonu nöbetleri, hafta içi iş yoğunluğu elini kolunu bağlıyordu… Ama çektiği evlat hasreti, onun için tanımlanamaz duygu fırtınasıydı…

Torpille işe başkası alınınca hakkını aradı

Yine Sibel Siber’in hayatında dönüm noktası olacak bir olay… “Belki de siyasete başlamamın sebebi veya ilgi duymamın nedeni budur” diyor Siber… Yaşadığı olaya ise aslında yabancı değiliz… İşe girmek için kullanılan torpiller, yapılan haksızlıklar…

Siber, ihtisasını tamamladı ve yurda döndü. Sağlık Bakanlığı hastaneye iki kişi alacaktı… Münhale başvurdu ve sınava girdi ancak kendisine sınavda başarılı veya başarısız olduğuna dair hiçbir bilgi ulaştırılmadı.

Sınav sonucu açıklanmadan önce kendisine torpille işe başkasının gireceği bilgisi ulaştı.

Sınav sonucundan da bir şey çıkmayınca Sibel Siber, hakkını aramaya başladı. Duruma büyük tepki gösterdi. Kamu Hizmeti Komisyonu’na gidip sınav kağıdını istedi, neden kendisine sonuç bildirilmediğine dair hakkını aradı…  Kime ve neye göre işe alım yapıldığını sorguladı.

Hak ve adalet istedi Siber… Bu uğradığı haksızlık ise kendisinde travma yarattı.

Türkiye’deki bir hastanede çalışmaya karar verdi… Türkiye Sağlık Bakanlığı’na başvurdu ve Uşak Devlet Hastanesi’ne görevlendirme aldı. Fakat ailesi ve eşinin telkinleri, öfkesinin azalmasıyla özel muayenehane açarak mesleğini yapmaya başladı.

Hastanede çalışmayı çok arzu etmesine rağmen olmadı…

“Şimdi münhal var başvuran doktor yok. Bizim dönemimizde de münhal azdı, başvuran doktor sayısı çoktu. Yarış vardı. Torpil mekanizması işliyordu maalesef” diyor Sibel Siber.

Ülkemizdeki tifüs salgınını Londra’yla temasa geçerek ortaya çıkardı…

Doktorluğu severek yapıyor Sibel Siber… Binlerce hasta ve vaka gördü…  Çare üretmeye çalıştı… Haliyle unutamadığı çok büyük tecrübeleri de var…

1990 yılların başı… Kırsal kesimden yüksek ateş şikayetiyle birçok kişi başvuruyor kendisine… Yapılan tetkikler kan değerlerinde bir düşme görülüyordu, bir tür virüs ama ne olduğu bilinmiyordu…

Laboratuar çalıştıran, İngiltere’yle bağlantısı olan bir arkadaşıyla irtibata geçiyor Siber, o dönemde… İngiltere’de bu kan tahlillerinin yapılıp, yapılamayacağını araştırıyor… Gelen her hastadan kan alarak, kan tüplerini uygun şartlarda Londra’ya gönderdi… Hastalığın farelerden ve küp düşen denilen sivrisinekten bulaşan tifüs olduğu ortaya çıktı…

Veriler eline geçtiğinde Sağlık Bakanlığı’nda bir müdürü arayarak durumu izah etti ancak aldığı tepki onu şaşırtmıştı… Telefondaki kişi kendisine “bir de bu hastalığı mı çıkarttınız! Halkı paniğe sürükleyeceksiniz” şeklinde tepki koydu… Sibel Siber’in talebi ise yapılması gerekenlerin, önlemlerin, bilgilendirmelerin halka ulaştırılmasıydı.

Daha sonra durum anlayışa karşılandı… Ve gereken yapıldı…

Yaşadıklarını kitaplaştıracak

Meslek hayatında yaşadıklarını kitaplaştırmayı düşünüyor Sibel Siber… Bu hedefini anlatırken aklına adada ilk kez görülen kuduz vakası olayı geliyor.

Acile müracaat eden bir kişiydi… Bu vakadan sonra Sağlık Bakanlığı herkesi karantina altına aldı… Aşıları gelmesi, tedavi yapılması uzun bir süreçti o dönemde…

Hiç keşkesi yok

“İyi ki doktor oldum” diyor Sibel Siber… Hiç pişman olmamış bugüne kadar… “Hastaların bir teşekkürü, gülen yüzü her şeye değer” diyor…

Hayatında hiç keşkesi, pişmanlığı yok Sibel Hanımın…

Harcadığım enerjiyle ortaya çıkan sonuç aynı paralellikte değil”

Ve siyaset…

Siyasi partilerin popüler, sevilen kişileri tercih ettiğini belirtiyor Sibel Siber…

1990’lı yılların başından itibaren siyasete girmesi konusunda telkinler aldı Siber… Hastalarına hizmet verirken, anlattıklarıyla da yakından ilgilendi… Hepsinin sıkıntısını, sorununu, haksızlığını ve travmasını dinledi, sorguladı… Aile ortamında bu konular konuşulduğunda, doğruların anlatılması, hakkın aranması için kendisinin siyasete girmesi yönünde öneriler ve istekler vardı hayatında…

Kariyer önemli ama çocukların geleceği, iyi yaşam kalitesi sunulması yönünde çabaları oldu hep Sibel Siber’in… Bu nedenle siyasete girme işini çocuklarının üniversiteye gitmesi, bağımsızlıklarını kazanacağı zamana kadar erteledi…

Ve yıl 2009… 19 Nisan 2009, erken genel seçimler… Cumhuriyetçi Türk Partisi Birleşik Güçler’den kontenjan adayı olarak milletvekilliği seçimlerine girdi.  Lefkoşa milletvekili oldu…

Bu kararı verdiğinde üniversitedeki bir hocasının da sözünü hatırlayıp, sorgulamış Sibel Siber… Hocası “Bazı doktorlar siyasete atılır... Hangi doktorlar siyasete atılır? Mesleğinde başarılı olamayanlar” demiş… Bu sözü aklına kazımış Siber… Ve bunun böyle olmadığını gösterdim…

Siyasete girme kararını eşiyle birlikte verdi…

Siyasete girdiğine pişman değil Siber ama “harcadığım enerjiyle ortaya çıkan sonuç aynı paralellikte değil” diyor…

Siyasetin içinde bulunduğu yapı ve sürdürülebilir olmayışının bu sonucu doğurduğunu belirtiyor… Yeniden yapılandırmanın şart olduğunu ifade ediyor…

Sıkıntı ve öfkeler yaşadı… Ama keşke demedi…

Tüm kadınların ve toplumun sorumluluğunu omuzlarına alarak göreve başladı

19 Nisan 2009 erken genel seçimlerinde CTP-BG’den Lefkoşa milletvekili seçilen Siber, o tarihten bu yana milletvekilliği yaptı… Siber, dönemin Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu tarafından hükümeti kurmakla görevlendirildi.

Haziran-Ağustos 2013 tarihleri arasında KKTC’nin ilk kadın başbakanı oldu…

Bu görev kendisine verildiğinde çok büyük bir sorumluluk hissettiğini söylüyor Siber… Bir kadının önemli bir göreve getirilmesinin de gözleri üzerine çevirdiğini ekliyor…  Kendisinin bu görevle ilgili göstereceği başarısızlığın kadınlara mal edilebileceği düşüncesiyle hareket eden Siber, tüm kadınların ve toplumun sorumluluğunu omuzlarına alarak göreve başladı…

Başbakan olduğunun ertesi günü takım ve ekip ruhuyla çalışmayı kendilerine hedef edindi Siber… Zor bir seçim süreciydi… Dışarıda seçim, içeride icraat vardı.

Kriz masasını oluşturabilecek tüzük yok…

Başbakanlık döneminde karşılaştığı en büyük çevre felaketiyle karşı karşıya gelmesi ise siyasi yaşamında unutamadığı bir süreç… Karpaz’da denize petrol aktığı dönemde, eli kolu bağlı kalmış Siber’in çünkü yasal boşluklar var…

Basının ‘kriz masası toplandı mı’ sorusuna yanıtsız kalmasının çaresizlikle birleştiğini ifade eden Siber, kriz masasının oluşturulması için elde bir tüzük olmadığını belirtiyor… Halkı paniğe sürüklememek için ‘evet kriz masası toplandı’ dediğini ancak kriz masasında sadece katkı sağlayabilecek tarafların olduğunu anlatıyor…

Böyle bir kriz masasının olmadığını yıllar sonra gördüklerini ve tüzük hazırlayarak olağan üstü hallerde acil kriz masasının kurulmasının sağlandığını belirtiyor…

Bu felaketin, kurumsallaşmanın ülkemizde gerçekleşmediğini ortaya koyduğunu ifade ediyor Siber…

“Bana bakanlık teklifiyle gelmeyin”

Ne başbakanlık, ne bakanlık, ne de meclis başkanlığı için partiden bugüne kadar bir talebi olmadığını vurguluyor Sibel Siber… Bu tür talepleri yapabilecek bir kişiliğe sahip olmadığını da belirtiyor…

2009 yılında seçimlere girdiğinde de bir kadının bakan olmasının istenebileceğini ancak kendisinin çevreyi, ortamı tanımadan böyle bir göreve gelmek istediğini siyasete girdiği ilk yılda dile getirdi. “Bana bakanlık teklifiyle gelmeyin” dedi ve tavrını ortaya koydu.

Başbakanlık görevinin de uzlaşı sonucu kendisine teklif edildiğini belirtiyor.

Sibel Siber, başbakanlık dönemindeki başarısının cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de aday olmasında etkili olduğunu belirtiyor.

Kendisini mecliste ziyarete gelen birçok kişinin “sizi cumhurbaşkanı olarak da görmek istiyoruz” dediğini ancak yazıları veya görüntüleri basına verirken o bölümleri kestiklerini anlatıyor…

Basına yansıyanın aksine cumhurbaşkanlığı adaylığı için de talepleri olmadığını, parti yetkili organlarının bu kararı verdiğini belirtti.

“Kız çocukları için rol model olmak da önemli”

Sibel Siber, görünür olabilmesinin başarısındaki en önemli nokta olduğunu ifade ediyor. Doktorluk mesleğinin halk arasında tanınmasına, güvenmesine neden olduğunu anlatıyor…

Toplumda çok değerli ve donanımlı kadınlar olduğuna dikkat çekiyor Siber, ve devam ediyor:

“Her meslek grubu, eğitim almış kadınlarımızın elindeki olanaklar çok fazla görünür olmalarını sağlamıyor. Kadınlarımızın hepsi bir değer ama farklı yerlerdeler… Bu değerli kadınlarımızı görünür kılmamız gerekiyor… Topluma kendilerini göstermelerini sağlamak önemlidir. Kız çocukları için rol model olmak da önemli…

Meclis başkanı olmamdan kısa bir süre sonra Tara isimli ilkokul öğrencisi beni ziyarete geldi. Benimle röportaj yapmak istedi. Röportajını bitirdikten sonra kendisine büyüyünce ne olmak istediğini sordum. Genelde çocuklar doktor, öğretmen olmak istediğini söyler ama Tara, ‘ben cumhurbaşkanı olacağım’ dedi. Bu aslında beni sevindirdi ve mutlu etti.

Cumhurbaşkanlığı adaylığına girmiş bir kadın olarak çocukların aklında kalmak ve bunu yapılabileceğini göstermiş olabilmenin mutluluğu beni gururlandırmıştı”.

 

Güncelleme Tarihi: 24 Mayıs 2017, 08:02
YORUM EKLE
banner140
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110

banner104