Önlem alınmazsa fırtına da kasırga da yaşanabilir!

banner37

Biyologlar Derneği Başkanı Sarpten, ülke genelinde kontrolsüz bir şekilde betonlaşma ve asfalt dökümü yapıldığına işaret ederek, bu durumun iklim değişikliğinden kaynaklanan felaketlere zemin hazırlayabileceği uyarısında bulundu

Önlem alınmazsa fırtına da  kasırga da yaşanabilir!
banner90

“İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNE KARŞI TEDBİR ALINMALI”… Biyologlar Derneği Başkanı Hasan Sarpten, geçtiğimiz kış yağan yağışların birçok yerde sel felaketine yol açtığını hatırlatarak, küresel ısınma sonucunda meydana gelen iklim değişikliğinin ülkemizi de etkilediğini söyledi. İklim değişikliğinin şu anda sel baskınlarıyla sınırlı olduğunu, ancak gerekli önlemler alınmazsa ileriki yıllarda ülkemizde fırtına ve kasırga bile yaşanabileceğini ifade eden Sarpten, “Biz küçük çevre sorunlarıyla uğraşırken, ne yazık ki iklim değişikliğinden kaynaklanan büyük tehlikeye karşı tedbir almıyoruz” dedi.

“DERELERİN DOĞAL AKIŞKANLIĞI ENGELLENMEMELİ”… Sel felaketlerinin önüne geçebilmek için derelerin doğal yapısının korunması gerektiğini belirten Sarpten, derelerin öncelikli görevinin yer altı sularını besleme ve aşırı yağmur sularını yerleşim yerlerinden dışarı çıkarmak olduğunu kaydetti. Sarpten, Kanlıdere’nin birçok noktasına çöp ve molozların döküldüğünü, kanalizasyon atıklarının boşaltılığını ve bilinçsizce müdahalelerin yapıldığını belirten Sarpten, bu durumun derenin doğal akışını engellediğine ve sel felaketi yaşanmasına zemin hazırladığına dikkat çekti.

“İŞLENEN SUÇLARA KİMSE SESİNİ ÇIKARMADI”… Ülkemizde dereler üzerine olan tek yasanın ‘Fasıl 82 Kamu Derelerinin Korunması Yasası’ olduğunu belirten Sarpten, söz konusu yasaya göre hiç kimsenin derelere müdahale edemeyeceğini söyledi. Sarpten, “Yasa, derelere müdahalede eden kişilerin mahkumiyeti halinde üç aya kadar hapis cezasına çarptırılabileceğini söylüyor. Ancak özellikle de son 15 yılda ülke genelindeki birçok dereye korkunç müdahaleler yapılmasına rağmen ne yazık ki kimse işlenen bu suçlara karşı sesini çıkarmadı” dedi.

“CİKLOS’TAKİ KANAL SEL BASKINLARINI ÖNLEYEMEYECEK”… Geçtiğimiz kış Ciklos’ta 4 kişinin ölümüne neden olan sel felaketinin ardından sel baskınlarının önüne geçebilmek için beton kanal yapıldığını belirten Sarpten, söz konusu kanalın sel baskınlarını önleyemeyeceğini söyledi. Sarpten, beton kanal projesi kapsamında onlarca ağacın kesildiğini, dere yatağının dümdüz edildiğini ve korkunç bir betonlaşmanın yapıldığını belirterek, “Bu müdahale sorunu çözmediği gibi doğayı da katletti” dedi.  

Ahmet KARAGÖZLÜ

   Ülkemizdeki birçok bölgede gerek dere yataklarına yapılan inşaatlar, gerekse derelerin geçtiği güzergahlarda yapılan değişiklikler her yağmur sonrasında birçok bina ve yolun sular altında kalmasına neden oluyor.

   Uzmanlar, sel felaketlerinin iklim değişikliğinden ve dere yataklarındaki yapılaşmalardan dolayı yaşandığını belirtirken, yetkililer adeta kemikleşmiş bir sorun haline gelen bu duruma bir türlü kalıcı çözüm getiremiyor.

   KIBRIS’a konuşan Biyologlar Derneği Başkanı Hasan Sarpten, iklim değişikliğinin şu anda sel baskınlarıyla sınırlı olduğunu, ancak gerekli önlemler alınmazsa ileriki yıllarda ülkemizde fırtına ve kasırga bile yaşanabileceği uyarısında bulundu.

   Sarpten, geçtiğimiz kış yağan yağışların birçok yerde sel felaketine yol açtığını belirterek, çevre örgütlerinin bu nedenle dere ve dere yataklarına hassas davrandıklarını ifade etti.

   Küresel ısınma sonucunda meydana gelen iklim değişikliğinin ülkemizi de etkilediğine dikkat çeken Sarpten, “Biz küçük çevre sorunlarıyla uğraşırken, ne yazık ki iklim değişikliğinden kaynaklanan büyük tehlikeye karşı tedbir almıyoruz” dedi.

   İklim değişikliğinin olumsuz etkisinin yavaş yavaş görülmeye başladığına işaret eden Sarpten, geçtiğimiz kış ülkedeki yıllık yağış rejiminin değişmediğini, sadece belli alanlara 100 kilogramın üzerinde aşırı yağış düştüğünü belirtti.

   Annan Planı’ndan sonra ‘sözde kalkınma’ adına ülke genelinde kontrolsüz bir şekilde altyapılara özen gösterilmeden aşırı betonlaşma ve asfalt dökümü yapıldığını söyleyen Sarpten, bu durumun iklim değişikliğinden kaynaklanan felaketlere zemin hazırladığını kaydetti.

   Sarpten, iklim değişikliğinin şu anda sel baskınlarıyla sınırlı olduğunu, ancak gerekli önlemlerin alınmaması durumunda ilerleyen yıllarda ülke genelinde fırtına ve kasırga bile yaşanabileceğine vurgu yaptı.

“Dünya standartlarının çok üzerinde”

   Devlet Planlama Örgütü’nün verilerine göre 2018 yılında 18 milyon dolarlık narenciye, 43 milyon dolarlık da süt ve süt ürünü ihraç ettiğimize dikkat çeken Sarpten, buna karşılık olarak da 25 milyon dolarlık çimento ve 63 milyon dolarlık da inşaat demiri ithal ettiğimizi dile getirdi.

   Sarpten, söz konusu rakamların dünya standartlarının çok üzerinde olduğunu belirterek, bunun ne sürdürülebilir ne de kabul edilebilir bir durum olduğuna işaret etti.

   Söz konusu rakamların doğaya nasıl müdahale ettiğimizin bir kanıtı olduğunu kaydeden Sarpten, “Son yaşadığımız sel felaketleri doğaya yaptığımız müdahalelerin sonucunda olduğunu gösterdi” dedi.

“Derenin üzerine otoyol yapıldı”

   Ülke genelindeki birçok yolda sel felaketlerinin yaşandığını anımsatan Hasan Sarpten, şöyle devam etti:

   “Son yaşadığımız sel felaketlerinin en büyük örneklerinden biri Lefkoşa – Girne anayolunda ve Haspolat – Güngör arasındaki mevkide yaşandı. Özellikle de Lefkoşa – Girne anayolu üzerinde yaşanan felaket hâlâ hafızalardaki yerini koruyor. Biz zamanında orada derenin üzerine otoyol yaptık. Dolayısıyla yağışların etkisiyle Lefkoşa – Girne anayolunun bir şeridi adeta denize dönüşürken, diğer şeridi günlük güneşlik bir hal alıyor. Çünkü biz orada doğal bir bariyer oluşturduk.”

“Derelerin doğal yapısı korunmalı”

banner9
   Sel felaketlerinin önüne geçebilmek için derelerin doğal yapısının korunması gerektiğini belirten Sarpten, derelerin öncelikli görevinin yer altı sularını besleme ve aşırı yağmur sularını yerleşim yerlerinden dışarı çıkarmak olduğunu söyledi.

   Kanlıdere’nin birçok noktasına çöp ve molozların döküldüğünü, kanalizasyon atıklarının boşaltılığını ve bilinçsizce müdahalelerin yapıldığını belirten Sarpten, bu durumun derenin doğal akışını engellediğine dikkat çekti.

“İşlenen suçlara kayıtsız kalınmamalı”

   Ülkemizde dereler üzerine olan tek yasanın ‘Fasıl 82 Kamu Derelerinin Korunması Yasası’ olduğunu ifade eden Sarpten, şöyle devam etti:

   “Fasıl 82 Kamu Derelerinin Korunması Yasası, İngiliz Dönemi’nden kalma bir yasadır ve halen yürürlüktedir. Bu yasa hiç kimsenin derelere müdahale edemeyeceğini söylüyor. Yasada; ‘Kimse, herhangi bir derenin kenarlarını veya duvarlarını yıkamaz, kesip deviremez veya onların içini veya altını kazamaz veya başka biçimde onlara zarar veremez veya onları tahrip edemez’ maddesi yer alıyor. Yine aynı yasa devamında; ‘Bu maddenin herhangi bir kuralına aykırı davranan herhangi bir kişi suç işlemiş olur ve mahkumiyeti halinde üç aya kadar hapis cezasına çarptırılabilir’ diyor. Ancak ne yazık ki, özellikle de son 15 yılda ülke genelindeki birçok dereye korkunç müdahaleler yapıldı. Üstelik bunların birçoğu da devlet eliyle yapıldı. Derelere karşı işlenen bu suçlara da kimse sesini çıkarmadı. Ülkemizde ne yazık ki işlenen bu suçlara kayıtsız kalınıyor.”

“Beton kanal sel baskınlarını önleyemeyecek”

   Geçtiğimiz kış Ciklos’ta 4 kişinin ölümüne neden olan sel felaketinin doğaya yapılan müdahalelerin sonucunda yaşandığını belirten Sarpten, “1940’lardan kalan resmiler aslında bize bugün Ciklos olarak bildiğimiz yerin bizzat dere yatağının doğrudan geçtiği bir alan olduğunu gösteriyor. Yani biz aslında dere yatağının üzerine bu yolu inşa ettik. Günün sonunda da burada gerekli önlemleri almadığımız için aşırı yağışlar bir sele ve hayatlara mal oldu” dedi.  

   Hasan Sarpten, Ciklos’ta yaşanan sel baskınlarının önüne geçebilmek için devletin bazı işler yaptığını ifade ederek, söz konusu yerde yapılan beton kanalın sel baskınlarını önleyemeyeceğini kaydetti.

“Ciklos’ta korkunç bir doğa katliamı yapıldı”

   Ciklos’taki beton kanalı yapan müteahhidin bir daha orada sel baskını yaşanmayacağını söylediğini belirten Sarpten, şöyle devam etti:

   “Müteahhit firma Ciklos’ta çok iddialı konuştu. Ben de onun iddiasına karşılık şu iddiayı yapıyorum; bu ülkede şimdiye kadar yapılan en büyük dere tahribatı Ciklos’ta yaşanmıştır ve orada yapılan işlem bu sorunu çözmeye yeterli olmayacaktır. Çünkü biz derenin yapısını bozarak akışını sağlayamayız. Yani doğaya müdahale ederek doğaya karşı kazanım elde edemeyiz. Orada korkunç bir doğa katliamı yapıldı. Derenin sadece yan duvarları değil, tabanı bile betonla örülmüştür. Oradaki dere yatağına dozerlerle alternatif bir dere yatağı yarattılar ve onu da betonla doldurarak yağış sırasında gelecek suyun oradan akmasını sağlamaya çalıştılar. Ancak bu sadece o nokta için bir tedbir oluşturmuş olabilir. Peki ya günün sonunda oradan akan su nereye gidecek? Yine aynı sorunlar yaşanacak. Belki tam o noktada değil ama biraz daha ilerisinde yaşanacak. Bu yapılan müdahale Ciklos’taki sorunların hiçbirini çözmemiştir. Sadece o bölgedeki onlarca ağaç kesilmiş, dere yatağı dümdüz edilmiş ve korkunç bir betonlaştırma yapılmıştır. Yani bu müdahale sadece oradaki doğayı ortadan kaldırmıştır.”

“Kaş yapalım derken göz çıkarıyoruz”

   Sel felaketlerinin önüne geçilebilmesi için betonlaşmanın azaltılması gerektiğini belirten Sarpten, şu anki betonlaşma hızıyla sel baskınlarının önüne geçilemeyeceğini söyledi.

   “Ciklos’ta kaş yapalım derken göz çıkarıyoruz” şeklinde konuşan Sarpten, Ciklos’un dere yatağına yapılan bir yol olmasından dolayı oradaki hiçbir projenin sel baskınlarını engelleyemeyeceğini kaydetti.

   Sarpten, her sel felaketi yaşandığında yetkililerin çeşitli kararlar aldığını, ancak bugüne kadar alınan hiçbir kararın uygulanmadığını belirterek, “Ciklos’ta yapılması gereken aslında yapılanın tam tersidir. Yani bu sorunları yaşamamak için orada daha az betonlaşma yapılmalı” ifadelerini kullandı.

“Dereler bilimsel proje çerçevesinde ele alınmalı”

   Ülkemizdeki birçok dereye çeşitli kuruluşlar tarafından yanlış müdahalelerin yapıldığını kaydeden Sarpten, dereler konusunun bilimsel projeler çerçevesinde ve bütünlüklü olarak ele alınması gerektiğine vurgu yaptı.

   Sarpten, çevre örgütlerinin birçok kesim tarafından eleştirildiği, ancak çevre örgütlerinin sanılanın aksine her yapılan müdahaleye karşı olmadığını belirterek, “Elbette derelere müdahale edilebilir. Ancak burada esas önemli olan bunun nasıl ve ne şekilde yapıldığıdır” dedi.

   Çevre örgütlerinin derelere dozerlerle müdahale yapılmasına karşı olduğunu belirterek, “Ülkemizde yıllardır bu yöntem uygulandı. Eğer bu sorunu çözseydi hiç sel olmaması gerekirdi” şeklinde konuştu.

“Ülkemizde 40 bin yarım inşaat atıl vaziyette”

   Sarpten, sel felaketlerine karşı ihtiyaçlarımızı azaltmak zorunda olduğumuzu belirterek, Müteahhitler Birliği’nin rakamlarına göre ülkemizde yaklaşık 40 bin civarında yarım inşaatın atıl vaziyette durduğuna dikkat çekti.

   Ülkemizin bitmek bilmeyen inşaatlar yüzünden geldiği noktanın gün gibi ortada olduğunu ifade eden Sarpten, şöyle devam etti:

   “Ülkedeki yapılaşma bir an önce mevcut tadilatlar ve mevcut binalar dışında durdurulmalıdır. Girne’nin bugünkü durumu ortada. Daha ne kadar büyüyeceğiz? İlle de büyümek zorunda mıyız? Şu an İskele’de de benzer tehlikeler var. Bazı çevreler ise yeni arazilere ihtiyacımız var diyor. Ne kadar daha araziye ihtiyacımız var ki? Bize Annan Planı referandumu sonrasında inşaat sektörü ülkenin lokomotif sektörü dediler. Ayrıca inşaat sektörünün bizi ekonomik olarak kalkındıracağını da söylemişlerdi… Şimdi ben soruyorum; Bu toplum şu anda ekonomik olarak kalkınmış mı? Elbette hayır. Tablo gün gibi ortada. Birileri bu işlerden paralar kazanmış olabilir ama bunun bedelini tüm toplum ödüyor ve ödemeye de devam edecek. Dolayısıyla biran önce aklımızı başımıza alıp hesap sormak zorundayız.”

YORUM EKLE
YORUMLAR
Selda yavru
Selda yavru - 3 ay Önce

İŞ İŞTEN GEÇDİ YAVRULAR GİTTİ BUSAATTEN SONRA OLSA NE OLUR ALLAH BELASINI VERSIN SEBEP OLANLARIN AYNI ACIYI ONLARDA YAŞASIN ALLAHIM DUY SESIMIZI

SIRADAKİ HABER

banner107

banner96