Ruh sağlığımız tehlikede!

banner37

Pandemi ve ekonomik krizin ağır etkilerini yaşayan toplumu, ağır psikolojik sorunlar da bekliyor. Virüsten korunayım derken psikolojisi bozulan vatandaşlar, bir de döviz kabusu ve maddi sorunlarla boğuşuyor. Uzmanlar, yaşanan bu travmalar sonucunda stres kaynaklı halsizlik ve ağır psikolojik sorunların yaşanabileceği uyarısında bulunup, “psikolojik ilk yardım” desteği öneriyor

Ruh sağlığımız tehlikede!
banner90
banner99

“KAYGI, KORKU VE PANİK YAŞANABİLİR”…Ekonomik krizin psikolojik etkilerini değerlendiren Psikolojik Danışman Aslı Bugay Sökmez, krizin yarattığı ilk etkinin şok olduğunu, bireylerin strese girdiğini, bu durum sonucunda da stres kaynaklı halsizlik ve ağır psikolojik sorunların yaşanabileceğini söyledi. Sökmez, Pandemi ve buna bağlı yaşanan ekonomik krizin ne kadar süreceğinin, şiddetinin ne kadar artacağının ve ne zaman sonlanacağının belirsiz olduğuna işaret ederek, belirsizlik kaynaklı korku, kaygı, panik, kızgınlık, öfke ve suçluluk gibi duyguların yaşanmasının beklendiğini vurguladı

SİGARA, ALKOL VE MADDE KULLANIMI ARTTI… Sökmez, kriz durumlarında davranışsal tepkiler incelediğinde bazı kişilerin sessizleştiğini ve içine kapandığını, bazı kişilerin ise aşırı saldırganlaşarak, daha toleranssız ve öfkeli davranmaya başladıklarını belirterek, sigara, alkol ve madde kullanımına yönelenlerin olduğu gibi, bu maddelerin kullanım dozunu artırdıklarına da dikkat çekti

banner134
Eniz ORAKCIOĞLU

   ODTÜ Kuzey Kıbrıs Kampüsü Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Program Koordinatörü Doç. Dr. Aslı Bugay Sökmez, pandeminin sadece fiziksel sağlığımızı değil, psikolojik sağlığımızı, sosyal ilişkilerimizi ve ekonomik durumumuzu da etkilediğini belirterek, bunun sonucunda ağır psikolojik sorunların yaşanabileceği uyarısında bulundu.

   Sökmez, özellikle son zamanlarda dövizdeki değişimlerin toplum olarak hepimizde endişe, kaygı ve gelecek korkusuna neden olduğunu vurguladı.

   Sökmez, ilk anda pandemi nedeniyle yaşanan sağlık krizinin, şu an ekonomik krize dönüştüğüne işaret ederek, hastanede sağlık durumundan endişeli olan hastalar için ekonomik krizin “Koyun can derdinde, kasap et derdinde” gibi görünebileceği değerlendirmesinde bulundu.

“Birçoğumuz stresliyiz”

   Doç. Dr. Aslı Bugay Sökmez,“Çocuğun okul taksitini nasıl ödeyeceğim?”, “ Keşke krediyi döviz almasaydım”, “ya işten çıkarılırsam, ya da işyerim kapanırsa?” gibi gittikçe büyüyen güncel ekonomik sorunların hem fizyolojik, hem psikolojik sağlığı, hem de toplumsal yaşantıyı olumsuz etkilediğine dikkat çekti.

   Yaşanan ekonomik kriz sonucu çoğumuzun stresli olduğunu vurgulayan Sökmez, buna bağlı olarak, bazılarımızın stres kaynaklı halsizlik nedeniyle rutin işlerimizi bile yapmakta zorlandığımızı, bazılarımızın ise endişe temelli ağır psikolojik sorunlar yaşadığını kaydetti.

   Güncel olarak yaşadığımız olumsuz duygu durumunun temel nedeninin sadece pandemi nedeniyle hissettiğimiz sağlık endişesi olmadığını belirten Sökmez, yaşadığımız ekonomik krizin de olumsuz duygu durumuna neden olduğunu ifade etti.

“Belirsizlik, kaygı yaratır”

   Sökmez, sözlerine şöyle devam etti:

   “Kendi kontrolümüz dışında aniden gelişen, şiddetli olumsuz etkisi olan, baş etme becerimizi aştığını düşündüğümüz belirli bir gerilim, kaygı ya da çatışma yaratan olaylara kriz denir.

Kriz, tehlikeyi, tehdidi, riski ve kaybı içerir ve gündelik hayatı sekteye uğratarak tüm dengeleri bozar.

   Şu an yaşanan kriz, ekonomik temelli olduğu için krizin adı da ekonomik krizdir.”

   Pandemi sürecinin ne kadar süreceğinin belirsiz olduğunu hatırlatan Sökmez, buna bağlı yaşanan ekonomik krizin de ne kadar süreceğinin, şiddetinin ne kadar daha artacağının ve ne zaman sonlanacağının belirsiz olduğunu söyledi.

   Sökmez, belirsizlik kaynaklı kriz sonucunda korku, kaygı, panik, kızgınlık, öfke ve suçluluk gibi duyguların yaşanmasının beklendiğine işaret ederek,“Eğer birbirimizin iç sesini duyabilecek olsaydık, muhtemelen bu krizin ardından “bu gerçek olamaz”, “bu kadarı da olamaz”, “artık ne yapsam işe yaramayacak” ve  “çaresizim” gibi sesler duyardık” dedi.

   Sökmez, bu gibi durumlarda davranışsal tepkiler incelediğinde bazı kişilerin sessizleştiğini ve içine kapandığını, bazı kişilerin ise aşırı saldırganlaşarak, daha toleranssız ve öfkeli davranmaya başladıklarını vurgulayarak, sigara, alkol ve madde kullanımına yönelenlerin olduğunu ve bu maddelerin kullanım dozunu da artırdığına dikkat çekti.

“Kaygı, panik seviyesine yükselebilir”

   Her türlü krizin yarattığı ilk etkinin şok olduğunun altını çizen Sökmez, bu dönemde güven duygusunun zedelendiğini ve hissedilen kaygının, panik seviyesine kadar yükselebildiğini söyledi.

   Sökmez, kişiler bu ani gelişen tehlikeli, tehdit edici ve risk içeren duruma nasıl tepki vereceklerini bilemedikleri için hareketsiz kalmayı tercih ettiklerini belirterek,  bu dönemde genellikle ticari eylemlerin yavaşladığını kaydetti.

   Sökmez, bu dönemin en tipik özelliğinin, bireylerin, tıpkı “gözüne ışık tutulmuş tavşan gibi donup kalmaları” olduğuna dikkat çekti.

“Şok döneminden sonra

tepki dönemi başlar”

   Sökmez, şok dönemini birkaç gün sonra tepki döneminin takip ettiğini ifade ederek, bu dönemin temel özelliğinin “savaş, ya da kaç” olduğunu belirtti.

   Kaçış olarak bireylerin inkârı kullandıklarını vurgulayan Sökmez, kişinin gerçek olayı düşünmemek için zihnin, başta olumlu olaylara odakladığını, bu durumun ise kısa vadede faydalı olabileceğine, fakat uzun vadede işlevsel olmadığını anlattı.

   Bu duruma bağlı olarak riskli davranışlarda artış olabileceğini belirten Sökmez, “Başıma gelenleri ne tahmin edebiliyorum, ne de kontrol edebiliyorum düşüncesi, bireyleri riskli haz odaklı davranışlara itebilir. Hiç ekonomik kriz olmamış gibi hala imkânlarından fazlasını lüks tüketim için harcayanlar buna örnek olabilir. Kaçma tepkisini kullananlar adeta polyannacılık oynar gibi kriz olduğunu reddedeler. Hatta dövizdeki ufacık bir düşüş bile onların “artık hiç sorun yok” şeklinde düşünmesine neden olur” şeklinde konuştu.

“Savaşmayı seçenler, kızgınlık ve öfke hisseder”

   Sökmez, kaçma yerine savaşmayı tercih edenlerin genellikle ilk tepki olarak savaşacak bir düşman belirlemeye çalıştıklarını belirterek,düşman olarak etiketledikleri kişiyi tüm olanlardan sorumlu tutup, suçlayarak, kızgınlık ve öfke hissedebileceklerini söyledi.

Bu dönemin yorumların, eleştirilerin en yoğun yapıldığı zaman olduğuna işaret eden Sökmez, dönemin sonuna doğru durağanlıktan çıkıp yeni eylem planları oluşturmaya çalışıldığını kaydetti.

Sökmez, “Artık sadece Türk malı kullanacağım” deyip dolar’ı, Euro’yu yakan bireylerin, Iphone telefonunu kıranların aslında savaş tepkisini seçmiş ve düşmanlarıyla kendilerince mücadele için planlarını belirlemiş kişiler olduklarını kaydetti.

“Kayıplarıyla yüzleşen kişilerin intihar etme olasılığı var”

   Üçünce evre olan kabullenme evresinin ise bireyin durumla yüzleşmesi ile başladığını ifade eden Sökmez, bu yüzleşmenin inkara göre stresin tekrar yükselmesine neden olduğunu belirtti.

   Sökmez, bu evrede bireyin kayıplarının daha net bir görünüm aldığını kaydederek, şöyle örnek verdi:

   “Şu anda döviz borcu olanlar ne kadar bir zarar içinde olduğunu hesaplayamazlar. Ancak bir süre daha geçtiğinde dövizin değeri netleşince, bireylerin de önce finansal kayıpları netleşecek, sonra da bireyler durumla yüzleşip kabul yaşayıp hedeflere yönelik yeni planlara yönelecektir.”

   Sökmez, bu dönemin riskli yönünün, kayıplarıyla yüzleşen kişilerin intihar etme olasılığının olduğunu vurgulayarak, bu noktada sosyal desteğin çok önemli olduğunu kaydetti.

“Son evrede kişi geleceğe güvenmeye çalışır”

   Sökmez, son evrenin uyum ve değişim evresi olduğunu söyleyerek, bu evrede bireyin yaşadığı probleme karşı daha gerçekçi bakmaya başladığını, hayatın yaşamaya değer olduğu inancı ve gelecek umuduyla kişilerin yaşadığı gerilimin azalmaya başladığını belirtti.

   “Kişi, sahip olduğu öz gücünü fark ederek problemle baş etmeye yönelik yeni ve aktif baş etme becerileri kullanmaya başlar” diyen Sökmez, kişinin hayatında kısa, orta ve uzun dönemli planlar yapmaya başladığını vurguladı.

   Sökmez, alınan bu tedbirlerle bireylerin geleceklerini tekrar garanti altına almaya ve geleceğe güvenmeye çalıştıklarını kaydetti.

   Sökmez, şunları kaydetti:

   “Bu krizden etkilenme düzeyimizi ve tepkilerimizi, bu krize, ne şiddette ve ne kadar maruz kaldığımız kadar, daha önceki psikolojik ve fiziksel iyi oluşdüzeyimiz, çevremizden gördüğümüz sosyal destek, yaşımız gibi öz- kaynaklarımızda şekillendirmektedir.

   Ayrıca, araştırmalar, bu tür travmatik olaylarda kadın ve engelli olmanın ayrıca küçük çocuk sahibi olmanın ileri düzey stres yaşama riskini arttırdığını göstermektedir.”

“Psikolojik ilk yardıma ihtiyaç var”

 Sökmez, kriz döneminde hem iş hayatında, hem aile hayatında sorunların artabileceğine dikkat çekerek, bireylerin psikolojik ve fizyolojik rahatsızlıklarının başlayabileceğini, ya da şiddetlerinin artabileceğini belirterek, bireyin sosyal ilişkilerinde geri çekilme, saldırgan iletişim tarzı oluşabileceğini ve bu nedenlerle bozulmalar baş gösterebileceğini söyledi.

Bu durumda olan herkesin psikolojik ilk yardıma ihtiyacı olduğuna dikkat çeken Sökmez, şöyle dedi:

   “Bu tür stres yaratan travmatik olaylardan sonra ilk temas anında sunulması gereken hizmetlere, psikolojik ilk yardım diyoruz.

   Yani nasıl bir kaza, yangın, yaralanma anında fiziksel sağlığımız için fiziksel ilk yardım sağlanıyorsa, bu tür krizlerden sonra yaşanan stresin travmaya dönüşmemesi ya da ileri düzeye taşınmaması için de psikolojik ilk yardıma ihtiyaç var”.

“Yargılamadan dinle ve bağ kur”

   Psikolojik ilk yardımın krizin psikolojik etkilerini düzenleyeceğini söyleyen Sökmez, ilk olarak izlenecek adımın yargılamadan dinlemek olduğuna vurgu yaptı.

   Sökmez, travma sonrasında genellikle şaşkınlık, korku, öfke, suçluluk gibi duygular yaşandığına dikkat çekerek,“Bu duyguları yaşayan kişileri yargılamadan ve konuşmaya zorlamadan dinlemek rahatlatıcı etki yaratır. Örneğin, bu krizde döviz borcu olan kişiler çok büyük stres yaşadı. Bu kişilerin şu anda en çok ihtiyaç duydukları şey utandırılmadan, yargılamadan dinlenmektir” dedi.

   2’nci adımın çevreyle yeniden bağ kurmak olduğuna işaret eden Sökmez, sosyal desteğin, özellikle de aile desteğinin çok önemli olduğunu kaydetti. Sökmez, bazen sadece “orada olan” ve “halden anlayan” bir kişinin olması bile kişiye kaybettiği güven duygusunu tekrar kazanması için motive ettiğini belirtti.

“Ekonomik krizden herkes etkileniyor”

   Sökmez, şöyle konuştu:

   “Şu an yaşadığımız toplumsal ekonomik krizin bireysel ekonomik krizlerden en büyük farkı, herkesin bu olumsuz durumdan az ya da çok, bir ölçü etkileniyor olmasıdır.

Ülke genelini ilgilendiren bu kriz karşısında aslında medyaya da çok büyük görev düşmektedir.

Yapılan haberlerin kışkırtıcı olmaması, paniğe yol açmaması, ama aynı zamanda yaşanan krizi objektif bir şekilde betimlemesi faydalı olacaktır.

   Tabi bu noktada asıl iş ekonomiye yol gösteren politikacılara düşmektedir. Onların gelecek hakkında gerçekçi ve güven verici açıklamaları toplumsal paniği durduracaktır.

   Ayrıca, ekonomi, politika ve psikoloji alanında uzman kişilerin yaşanan krizin boyutları hakkında bilimsel açıklamalar yapması, krizin süreçlerinin daha anlaşılır olmasını ve alınacak tedbirlerin daha işlevsel olmasını sağlayacaktır.

 Son olarak, psikolojik ilk yardımın yeterli olmadığı, yoğun stres, endişe yaşayan kişilerin yaşadıkları paniği kontrol altına alabilmeleri için profesyonel destek almaları önerilmektedir.”

YORUM EKLE
banner140
SIRADAKİ HABER

banner75