Ruh sağlığına gereken önemi vermiyoruz

banner37

Uzmanlar, toplumda infiale neden olan cinayet vakalarının yanı sıra yaşamlarını sonlandırın insan sayısında da artış olduğuna dikkat çekerek sağlığın sadece fiziksel olarak algılanmaması gerektiğini vurguladı:

Ruh sağlığına gereken önemi vermiyoruz
banner90

Ahmet KARAGÖZLÜ

Ülkemizde son yıllarda artan cinayet, intihar ve intihara teşebbüs olayları toplumun endişelenmesine, huzursuz olmasına neden oluyor.

Uzmanlar, ülkemizde son yıllarda artış gösteren cinayet olaylarının yanı sıra toplumda çok da görünür olmayan

intihar ve inthara teşebbüs vakalarında da ciddi artışın yaşandığına işaret etti.

Psikolog Ayla Kahraman, insanın doğasında normalde ölme arzusunun olmadığını ve insanın varoluşsal çabasının yaşamaya ve çoğalmaya yönelik olduğunu söyledi.

Kahraman, insanların yaşama bağlanmasını sağlayan her faktörün kişilerin hayal kırıklıklarında, yenilmişliklerinde ve çatışmalarında yeri olduğunu belirterek, “Belki de bu nedenle, yaşamla olan bağlar tehlikeye düştüğünde, kişiler yok edici kararların eşiğine geliyorlar” dedi.

Sosyal Hizmet Uzmanı Barış Başel de, devletin bütün sağlık politikasını fiziksel sağlık üzerine kuruduğuna dikkat çekerek söz konusu sistemin önceki yüzyıllardan kalma bir algı olduğunu söyledi. Başel, devletin çağdaş, insani, biyolojik, sosyal, fiziksel, cinsel, biyopsikososyal ve ruh sağlığını koruyucu alanları barındıran genel bir sağlık politikasının olmadığına vurgu yaparak, “Biz yaşanan cinayetlerde ya da intiharlarda sadece sonuç kısmını tartışıyoruz” ifadesini kullandı.

Başel, “Eğer ruh sağlığı politikamız olsaydı, sorunlar büyümeden ya da üzücü sonuçlar doğurmadan devletin sorunlardan haberi olur ve önlenebilirdi” dedi.

Kahraman: İnsanın doğasına normalde ölme arzusu yoktur

Psikolog Ayla Kahraman, ülkemizde son yıllarda intihar ve intihara teşebbüs olaylarında ciddi artış yaşandığına dikkat çekerek, insanın doğasında normalde ölme arzusunun olmadığını ve insanın varoluşsal çabasının yaşamaya ve çoğalmaya yönelik olduğunu söyledi.

Kahraman, insanların yaşama bağlanmasını sağlayan her faktörün kişilerin hayal kırıklıklarında, yenilmişliklerinde ve çatışmalarında yeri olduğunu belirterek, “Belki de bu nedenle, yaşamla olan bağlar tehlikeye düştüğünde, kişiler yok edici kararların eşiğine geliyorlar” dedi.

Yapılan araştırmalara göre, ölme amacı ile yapılan intihar girişimlerinin çok az olduğunu söyleyen Kahraman,  kişilerin yaşanan sıkışmışlık, hayal kırıklığı, yenilmişlik ve çaresizlik gibi duygulardan uzaklaşabilmek için intihar etme yolunu denediğini kaydetti.

Kahraman, kişilerin intihar etmedeki amacının ölmek değil, çözülemeyen sorundan uzaklaşmak olduğunun görüldüğünü belirterek, “Yani, kişileri yaşama bağlayan her neden; intihar girişimini tetikleyen bir faktör olma özelliği taşıyor” şeklinde konuştu.

“İntihar etmek toplumsal boyut taşıyor”

Kahraman, intihar etmenin bireysel bir karar gibi göründüğünü, ancak yapılan araştırmaların intihar etmenin toplumsal boyut taşıdığını ortaya koyduğunu vurguladı.

Toplumsal bütünlüğü ve toplumsal sağlığı etkileyen her faktörün, intihar girişimlerini artırma olasılığının olduğuna dikkat çeken Kahraman, toplumsal dinamiklerin doğal olarak değiştiğini ve bu değişimin kimi zaman gelişme yönünde, kim zaman da bozulma yönünde olabildiğini dile getirdi.

Ayla Kahraman, “Toplumsal değişime uymak çok kolay değildir. Örneğin refah düzeyinde iyileşme olması gibi toplumsal değişim iyi yönde olduğunda bile kişilerin yeni duruma uyumu zordur. Ancak günümüzde yaşanan değişim, bir çeşit bozulmadır. Bir şeyler değişiyor, bir şeylerin yerine yeni şeyler geliyor ama yetmiyor. Buna direnemeyen, yaşamın sunduklarını taşıyamayan ve beklediği desteği bulamayan, yalnız bırakılan insan; aslında ölüme koşmuyor. Sadece o durumdan kurtulmak istiyor” ifadelerini kullandı.

Kahraman, kendini veya başka birini öldürmeye çalışan kişileri yorumlarken sadece toplumsal değişime veya değerlerde bozulmaya bakmanın doğru olmadığı belirterek, “Bunu yaparsak, bu insanlık dışı girişimlere haklı gerekçeler aramaya başlarız ve insan canına kıymayı normalleştirme çabasına düşeriz. Bu yüzden bundan kaçınmamız gerekmektedir” dedi.

banner9
“Her hayal kırıklığı, öfke ve yenilmişlik duygusu taşıyan kişi kendini öldürmez”

Toplumsal değerlerde bozulma olsa da her hayal kırıklığı, her öfke veya her yenilmişlik duygusu taşıyan kişilerin kendini veya başkasını öldürmediğini söyleyen Kahraman, insanın duygusal ve akli sağlığının bozulması ile ilgili olarak neredeyse sonsuz nedenin bulunabileceğini dile getirerek “Bütün bu nedenler ölmeye veya öldürmeye giden yolu tek başına aralamaz” dedi.

Kahraman, sözlerine şöyle devam etti:

“Kişisel yapının, dünyaya, kendine ve kendi varlığı dışındakilere bakışın; cinayet işlemede yönlendirici veya durdurucu bir etki taşıdığını düşünürüm. Bu noktada, kişi pek çok etkeni bir araya getirerek, eylemini haklı çıkarabilir ve çaresizliğini öne sürebilir. Planlayarak bir insanın hayatına son veren kişi, bahanesi ne olursa olsun, kendine tanıdığı hakları -örneğin yaşam ve karar verme hakkını- öldürmeyi planladığı kişi için geçerli görmez. O kendini, üstün, doğru ve karar verici olarak görme eğilimindedir.

Plansız girişimlere gelince, bu durumda, öfke kontrol bozukluğu, saldırgan kişilik bozukluğu, psikopati, sosyopati aklıma geliyor. Araştırmalara göre, dünyada artış gösteren bozukluklar bunlar. Birkaçı, henüz literatüre bile girmiş değil. Ruh sağlığı bozuluyor. İyi ve kötü ile ilgili dengeler değişiyor. Bencilliğin altın çağında yaşıyoruz. Öyle ki, kişisel arzu ve isteklerin engellenmesi söz konusu olduğunda, ortalık savaş alanına dönüşüveriyor”.

Başel: Devletin ruh sağlığı üzerine politikası yok

Sosyal Hizmet Uzmanı Barış Başel, ülkemizde sosyal anlamda kalkınma ve toplumun rahat nefes almasını sağlayacak kurumların eksik olmasından dolayı son yıllarda cinayet, intihar ve intihara teşebbüs olaylarında ciddi artış yaşandığına dikkat çekti.

Ülkemizde Aile, Ergen ve Çocuk Danışma Merkezleri ve Aile Terapisi Merkezleri gibi kuruluşların olmadığına vurgu yapan Barış Başel, “Devlet şu anda kimin hangi hastalığı nerede yaşadığını ve kimin ne zaman cinnet getirip birbirini vurarak öldüreceğini bilmiyor” şeklinde konuştu.

Başel, devletin ruh sağlığı üzerine politikasının olmadığını belirterek, “Eğer ruh sağlığı politikamız olsaydı, sorunlar büyümeden ya da üzücü sonuçlar doğurmadan devletin sorunlardan haberi olur ve önlenebilirdi” dedi.

“Devlet bütün sağlık politikasını fiziksel sağlık üzerine kurdu”

Devletin bütün sağlık politikasını fiziksel sağlık üzerine kuruduğuna dikkat çeken Başel, söz konusu sistemin önceki yüzyıllardan kalma bir algı olduğunu söyledi.

Barış Başel, devletin çağdaş, insani, biyolojik, sosyal, fiziksel, cinsel, biyopsikososyal ve ruh sağlığını koruyucu alanları barındıran genel bir sağlık politikasının olmadığına vurgu yaparak, “Biz yaşanan cinayetlerde ya da intiharlarda sadece sonuç kısmını tartışıyoruz” ifadesini kullandı.

Ülkemizde son yıllarda giderek artan şiddet, cinayet, intihar ve intihara teşebbüs olaylarının hem iç hem de dışa dönük şiddetin hangi boyutta olduğunu ortaya koyduğunu belirten Başel, insanların öfke kontrolünü sağlayamayarak birbirlerine ya da kendine zarar verme noktasına geldiğini dile getirdi.

Barış Başel, ülkemizde silahlanma konusunda hiçbir psikolojik yeterlilik testi ve silahlanmayı derinlemesine ölçen bir uygulamanın olmadığını, bu nedenle de silahlanmanın çok rahat olduğu bir ülkede yaşadığımızı belirtti.

“Eğitim müfredatlarında şiddeti önlemeyle ilgili herhangi bir şey yok”

Ayrıca ülkemizdeki eğitim müfredatında şiddeti önlemeyle ilgili herhangi bir şeyin olmadığına dikkat çeken Başel, aile ve çocukların şiddeti önlemeye yönelik konularda eğitilmediğini savundu.

Başel, ülkemizde öfke kontrolünün sağlanması, zamanı etkili kullanma, kendini ifade etme, başka insanların duygu ve durumlarının farkına varabilme, sosyal yaşam becerileri ile ‘hayır’ diyebilme becerisinin eğitim müfredatına istenilen düzeyde girmediğini kaydetti.

Ergenlik çağındaki kişilerde ve özellikle de kız çocuklarında intihara teşebbüs girişimlerinin son yıllarda ciddi bir artış gösterdiğini belirten Başel, “Zaten ülkede sigara içme, alkol içme ve yasa dışı madde kullanma oranlarına baktığımızda bireylerin dolaylı olarak kendine şiddet uyguladığı ortaya çıkıyor. Bireyler zaten kendi içlerine dönük olarak şiddet noktasındalar. En kötüsü bireyler bunun farkında değiller” ifadelerini kullandı.

 

Güncelleme Tarihi: 21 Kasım 2018, 08:44
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner107

banner96

banner108