Rumlar, adanın zenginliklerini bizimle paylaşmak istemiyor

banner37

Cumhuriyet Meclisi’ne 2018 yılında gerçekleşen genel seçimle giren UBP Mağusa Milletvekili Oğuzhan Hasipoğlu, Doğu Akdeniz’deki gelişmeleri değerlendirdi:

Rumlar, adanın zenginliklerini  bizimle paylaşmak istemiyor
banner99

“TÜRKLERİN EKONOMİK GELİŞMESİNİ İSTEMİYORLAR”… Cumhuriyet Meclisi’ne 2018 yılında gerçekleşen genel seçimle giren UBP Mağusa Milletvekili Oğuzhan Hasipoğlu, Doğu Akdeniz’deki gelişmeler ve Kapalı Maraş’ın açılması konularında değerlendirmelerde bulundu. Rum tarafının adanın zenginliklerini Türklerle paylaşmak istemediğini belirten Hasipoğlu, bu düşüncesini ise “Rumlar, Kıbrıslı Türklerin ekonomik olarak gelişmesini istemiyor” sözleriyle anlattı

   Cumhuriyet Meclisi’ne 2018 yılında gerçekleşen genel seçimle giren Ulusal Birlik Partisi (UBP) Mağusa Milletvekili Oğuzhan Hasipoğlu, siyasete giriş nedenlerini ve ülkenin durumu ile ilgili düşüncelerini KIBRIS Gazetesi ile paylaştı.

   Ayrıca Doğu Akdeniz’deki gelişmeler ve Kapalı Maraş’ın açılması konularını da değerlendiren Hasipoğlu, Rum tarafının, adanın zenginliklerini Türklerle paylaşmak istemediğini belirtti.

   KIBRIS Gazetesi’nin sorularını yanıtlayan Hasipoğlu, bu düşüncesini “Rumlar Kıbrıslı Türklerin ekonomik olarak gelişmesini istemiyor” sözleriyle anlattı.

KIBRIS: Kendinizi tanıtır mısınız?

   Hasipoğlu: Gazimağusa doğumluyum.

   İlkokul, ortaokul ve liseyi Mağusa’da okudum. Daha sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldum. Ardından İngiltere’de Southhampton Üniversitesi’nde, devletler ve deniz hukuku üzerine yüksek lisans yaptım. Daha sonra İstanbul’da belli bir süre avukatlık yaptım ve ardından da 2000’li yılların başında adaya döndüm.

   Girne’de avukatlık ofisi açtım.

   Derviş Eroğlu, Cumhurbaşkanı seçilince, beni müzakere heyetine çağırdı. 5 yıl müzakere heyeti başkanlığı yaptım. 6 başlıktan sorumlu masadaki heyet üyelerinden biriydim. Hem hukuki konularda, hem de mülkiyet konularda görüşmelere katıldım.

   2017 yılında Crans -Montana’da ve Cenevre’de gerçekleşen görüşmelerde UBP temsilcisi olarak katıldım.

   2018 yılındaki milletvekilliği seçimlerinde de ilk kez vekil olarak parlamentoya girdim.

   Üç çocuğum var, iki kız, bir oğlan… Hâlâ Mağusa’da yaşıyorum.

KIBRIS: Aday olmaya nasıl karar verdiniz?

   Hasipoğlu: Meclisin asli görevi yasa yapma ve denetlemedir. Burada da hukukçu olmak önemli…

   Ancak baktığımda UBP’nin son 20 sene içerisinde hukukçu bir vekili olmadığını gördüm. Bunu ben değil, çevremdekiler de söylüyordu.

   Bu nedenle meclisin esas görevinin yasa yapmak da olduğu düşünüldüğünde UBP’den de birkaç tane hukukçu vekile ihtiyaç olduğunu düşündüm ve aday oldum.

   Bir de dış politikadaki tecrübem nedeniyle aday oldum. Dış politika açısından da katkı koymam için teşvik edildim.

   Bu iki konuda katkı koyabileceğim için aday oldum.

   Ancak mesleğimi çok seviyorum. Mesleğimde de başarılı bir geçmişim var ve mesleğimi bırakmak istemiyorum. Tabii bu da bir vatan görevi…

   Halk bizi takdir etmeye devam ettiği sürece hizmet etmeye devam edeceğiz.

KIBRIS: Ülkede gördüğünüz en büyük sorun nedir?

   Hasipoğlu: Bu soruya yaklaşık 6 aydır devam eden pandemi sürecini de göze alıp cevap vermem gerekiyor.

   En büyük sorun işsizlik ve geçim derdi.

   Şu an sağlık çok önemli, ancak gördüğüm en büyük sorun işsizliktir.

   Özellikle gençlerin bu sürede işsiz kalması çok önemli… Tabii ki tüm dünyada da aynı sorun var. Ancak ülke özelinde de bizim yeni iş alanları yaratmamız lazım.

banner134
   Örneğin turizm sektörü bundan menfi etkilenmişse üretim alanında başka sektörleri ayağa kaldıracak hamleler yapmamız lazım.

   Örneğin her yer kapalıyken, eczaneler, marketler ve kasaplar açıktı. Dolayısıyla tarım ve sağlık, önemli bir pazar… Her yer kapansa bunlar açık olmak zorunda…

   Dolayısıyla bu alanlara yatırım yapılması, üretimin desteklenmesi ve üretim yelpazesinin genişletilmesi gerekiyor.

KIBRIS: Elinizde sihirli bir değnek olsa ülke ile ilgili neyi değiştirirdiniz?

   Hasipoğlu: Uluslararası anlamda KKTC’nin statüsünün kabul edilmesi, özel sektörün kamu kadar cazip hale getirilebilmesi ve Doğu Akdeniz’de petrol bulması olurdu.

KIBRIS: Deniz Hukuku üzerine eğitim almış biri olarak Doğu Akdeniz’deki gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

   Hasipoğlu: Ben 2010-2015 yılları arasında müzakere heyeti üyesiydim.

   Biz, Kıbrıs Rum tarafına 2011 yılında resmi olarak öneri yaptık. Bu da BM kayıtlarında vardır.

   Doğal gaz konusunda bir komite kurulmasını ve bu konuda hangi ülke hangi şirket ile anlaşılacak beraber karar vermeyi önerdik. Aynı zamanda bu komitede bunu nasıl bölüşeceğimize karar verelim dedik yani Kıbrıslı Türkler ne kadar pay alacak, Kıbrıslı Rumlar ne kadar pay alacak karar verelim dedik.  

   O zaman Hristofyas bu öneriyi reddetti ve “ben egemen tanınmış bir devletim, bir gün çözüm olursa, ben sana payını vereceğim” dedi. Zihniyet bu ve paylaşma zihniyetleri yok.

   Biz de o zaman 2011 yılında Türkiye Cumhuriyeti ile Kıta Sahanlığı Sınırlandırma Anlaşması’nı imzaladık. Dolayısıyla denizlerdeki egemenlik hakkımızı tesis eden, o haklarımızı kayıt altına alan bir uluslararası anlaşma ile adımımızı atmış olduk.

   Kıbrıs meselesi artık sadece karadaki egemenlik meselesi değil. Denizlerde de bir maddi beklenti olduğu için denizlerde de bir egemenlik beklentisi var. Şu an yaşadığımız olay da hep bunun bir sonucudur.

   Burada tabii ki Türkiye Cumhuriyeti çok önemli bir aktör, biz de önemli bir aktörüz… Başka aktör olmak isteyen ülkeler var ve sorun da buradan çıkıyor. Fransa aktör olmak istiyor, Amerika Birleşik Devletleri aktör olmak istiyor.

   Bakın Amerika Birleşik Devletleri Rum tarafına silah ambargosunu kaldırdı, aktör olmak istiyor. Ama burada Uluslararası Deniz Hukuku “Münhasır Ekonomik Bölge dediğimiz alanlar, kıyı uzunluğuna esas temel alınarak ölçülebilen alanlardır.”

   Yani o Münhasır Ekonomik Bölge, devletlerin kara sularının ölçülmeye başladığı esas hattan itibaren 200 deniz millik alan. En uzun kıyı olan da Türkiye Cumhuriyeti…

   Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin de güneyden daha uzun kıyı uzunluğu var. Böyle bir durumda biz Türkiye Cumhuriyeti ile imzaladığımız anlaşma ile Türkiye’nin kendi kıta sahanlığı 460 bin kilometrekarelik bir deniz yetki alanımız var bizim. Biz buna artık “mavi vatan” diyoruz.

   Bütün bunlar uluslararası deniz hukuku kurallarından yola çıkan hesaplamalar sonucu oluşmuş verilerdir.

   Burada tabii Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin de kendine göre deniz yetki alanları var ve çakışan parseller ve deniz yetki alanları ortaya çıkıyor. Şimdi bu durumda Uluslararası Deniz Hukuku oturun bir masa etrafına, hakça bir paylaşım içine girin diyor.

   Biz, Rum tarafına üç kez komite önerisinde bulunduk. Hepsini reddetti. Nasıl oturup, hakça paylaşabileceğiz. Hâlâ Anastasiadis aynı şeyi söylüyor ve “müzakerelerin başlamasını istiyorsanız, Türkiye, Doğu Akdeniz’de arama faaliyetlerine son verecek” diyor. Ancak biz kendi deniz yetki alanlarımızda arama yapıyoruz. Dolayısıyla bu bir krize doğru evrildi.

   Benim temennim bu krizin bizi bir çözüme ulaştırmasıdır. Rum tarafı da biliyor ki Türkiye ve bizimle uzlaşmadan Doğu Akdeniz’deki doğal kaynakların semeresinden yani gelirinden istediği gibi faydalanamayacak.

   Türkiye ve bizimle uzlaşmadan bir adım atamayacağını kendisi de biliyor ve bu nedenle de sürekli Avrupa Birliği’ni devreye sokmaya çalışıyor.

   Avrupa Birliği’nin bir üyesi Fransa’yı devreye sokmaya çalışıyor. Bu tür hamleler yapıyor. Bu konuda ne bizim, ne de Türkiye Cumhuriyeti’nin geri adım atacağını düşünüyorum.

   Bu denizlerdeki egemenlik meselesidir, yani Kıbrıs sorununun denizlerdeki egemenlik mücadelesidir. Kıbrıs sorununu da aşan bir konudur.

   Ege’den başlayan bir deniz hukuku krizinin bir parçasıdır. Benim temennim bu krizin bizi bir çözüme götürmesidir. Bu da oturup benimle anlaşamıyorsa, parselleri taksim etmektir.

   Yani derim ki 9 numaralı, 3 numaralı, 6 numaralı şu kadar parsel sana ait, geri kalan parseller de bana ait. Yani hem denizde, hem de karada taksime gidilir.

   Zaten sözlerimin en başında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi bizimle bu adanın ortak yönetimi ve ada etrafındaki zenginliği paylaşmak istemiyor demiştim.

   O zaman varılabilecek en geçekçi ve ideal çözüm iki devletli çözümdür. Bizi buna götürüyor.

   Rum tarafı diyor ki “bir gün çözüm olursa ben sana payını vereceğim” ancak bu bizim ekonomik gelişmemizi durdurmak demektir, engellemek demektir.

   Bu hem Doğu Akdeniz’de doğal gaz arama konusu, hem de Maraş konusu için geçerlidir.

  

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner75