“Salgın döneminde temel gıda sektörü genişledi”

banner37

KIBRIS TV’ye konuşan iş insanı, KTTO Yönetim Kurulu Üyesi Ekin Adademir, temel gıda sektörünün salgından etkilenmediğini hatta büyüme kaydettiğini fakat temel gıda harici yiyecek ve içecek maddelerinin tüketiminde gözle görülür düşüş yaşandığını söyledi

“Salgın döneminde temel  gıda sektörü genişledi”
banner90
banner99

“TEMİZLİK VE HİJYEN ÜRÜNLERİNE TALEP ARTTI”… KIBRIS TV’de yayınlanan Ali Çatal’ın sunduğu “Para Politik” programına konuk olan iş insanı Ekin Adademir, Covid-19 salgını sürecinde gıda ve temizlik ürünleri sektörlerinin genişlediğini söyledi.“İnsanlar eve kapanınca bazı ürünlerin tüketimi arttı, bazılarının da azaldı. Turizmin felç olması, öğrencilerin gelmemesi ve nüfusun azalması da bunda etken oldu” şeklinde konuşan Adademir, temel gıdanın yanı sıra temizlik ve hijyen ürünlerine yönelik talebin de arttığını belirtti. Adademir, ‘temel gıda harici’ maddelerin tüketiminde ise gözle görülür bir düşüş yaşandığını kaydetti.

“TOPLUMDA EMPATİ SORUNU VAR”… Ekin Adademir, toplumda empati sorunu olduğunu söylerken, “Tekrar kapanalım” önerisini dile getiren kişilerin bu önerilerinin ancak yarı maaş almayı kabul etmeleri durumunda dikkate alınabileceğini belirtti. Adademir, bu tarz taleplerin de daha ziyade maaşını her halükarda alan memur kesiminden geldiğini savunurken; maaşın kesilmesi durumunda sağlığa yönelik iddiaların yerini ekonomik kaygıların almasının, bu önerilerin samimiyetsizliğine yeterli done olduğunu da kaydetti.

   İş insanı ve Kıbrıs Türk Ticaret Odası (KTTO) Yönetim Kurulu Üyesi Ekin Adademir, yeni tip Koronavirüs (Covid-19) salgını sürecinde gıda ve temizlik ürünleri sektörlerinin genişlediğini söyledi.

   KIBRIS TV’de yayınlanan Ali Çatal’ın sunduğu “Para Politik” programına konuk olan Adademir, temel gıda sektörünün salgından etkilenmediğini hatta büyüme kaydettiğini fakat ‘temel gıda harici’ yiyecek ve içecek maddelerinin tüketiminde gözle görülür bir düşüş yaşandığını kaydetti.

   “İnsanlar eve kapanınca bazı ürünlerin tüketimi arttı, bazılarının da azaldı. Turizmin felç olması, öğrencilerin gelmemesi ve nüfusun azalması da bunda etken oldu” şeklinde konuşan Adademir, temel gıdanın yanı sıra temizlik ve hijyen ürünlerine yönelik talebin de arttığını belirtti.

   Ercan Havalimanı’ndaki duty-free marketlerin kapanmasıyla, pazarda bir küçülmenin yaşandığına da dikkat çeken Adademir, iç pazar ürünü olarak değerlendirilemeyecek çikolata ve şekerleme gibi belli bir zaman zarfında satılması gereken ve depoya da normal dönemlerdeki satış rakamları gözetilerek gelen tüketim malzemelerinin satışında sorun yaşadıklarının bilgisini verdi.

   Bahse konu ürünlerin satışında talep azlığı nedeniyle zaten normal zamanlarda da sorun yaşadıklarını ve salgın dönemine denk gelen ‘kur şoku’ ile ellerinin daha da güçsüzleştiğini aktaran Adademir, TL’de yaşanan değer kaybının, dövizle ithalat yapan firmalar için ekstra bir masrafa neden olduğunu paylaştı.

   Adademir, döviz kurlarında meydana gelen dalgalanmanın neden olduğu maliyet artışını ise fiyatlara ‘büyük ölçüde’ yansıtamadıklarını da söyledi.

   Öğrencilerin ülkeye gelip gelmemesi hususunda yaşanan belirsizliğin de iş dünyasını tedirgin ettiğini kaydeden Adademir, öğrencilerin genelinin tercihinin ‘ülkeye gelmemek’ olacağının düşünüldüğünü ve bunun da özel yurt işletmecilerinin cirosuna darbe vuracağını belirtti.

   Üniversite öğrencilerinin yurda gelmesinin ekonomik ve sosyal pek çok etkisinin olduğunu da vurgulayan ve yükseköğretimin devamlılığının sağlanmasının şart olduğunu aktaran Adademir, İngiltere’deki üniversitelerin, bütün öğrencileri ülkeye davet ettiğini hatırlattı.

   Toplumda ‘empati sorunu’ olduğunu söyleyen ve “Tekrar kapanalım” önerisini dile getiren kişilerin bu önerilerinin ‘ancak yarı maaş almayı kabul etmeleri’ durumunda dikkate alınabileceğini belirten Adademir, bu tarz taleplerin de daha ziyade ‘maaşını her halükarda alan’ memur kesiminden geldiğini savundu.

Adademir, maaşın kesilmesi durumunda sağlığa yönelik iddiaların yerini ekonomik kaygıların almasının, bu önerilerin sahiplerinin ‘samimiyetsizliğini’ meydana çıkarmak için yeterli done olduğunu da kaydetti.

“Bu ülkede sadece memurlar mı yurttaş?”

   Adademir, salgın kaynaklı olası sıkıntıları kimsenin öngörmediğini ve bu bağlamda ne şirketlerin ne de ülkenin sorumlu tutulabileceğini kaydederken; iş insanları olarak asıl tepkilerinin de hükümetin salgın döneminde takındığı tutum olduğuna dikkat çekti.

   Salgın sürecinde sadece kontrol edilemez şeylerin değil; kontrol edilip yönetilebilecek konuların da var olduğunu fakat bu alanlarda da tam randımanlı çalışılmadığını söyleyen Adademir, kamu sektörüyle özel sektöre yönelik ‘yaklaşım farkının’ iddialarının temelini teşkil ettiğini kaydetti.

   Hükümetin salgın tedbirleri akabindeki ilk icraatının, kamu çalışanlarının maaşlarından yapılan kesintinin geri ödenmesi olduğunu hatırlatan Adademir, “Salgın döneminde evde kalan ama maaşından kesilse bile para biriktirebilen memurlardan kesilen paranın geri ödenmesi öncelik miydi? Bu insanlar kuaföre, berbere, benzinciye… aylarca gitmedi. Yani verilen bu para, aslında esnafın parasıdır” ifadeleriyle tepkisini dile getirdi.

   Adademir, hükümetten beklenen ilk eylemin ise küçük ve orta dereceli işletmeler başta olmak üzere verilecek düşük faizli ve uzun vadeli kredi olduğunu savundu.

   Devletin, kendi halkını “memurlarım ve diğerleri” diye ayırdığını da iddia eden Adademir, özel sektörde çalışanlara sadece bin 500 TL’lik bir destek sağlandığını ve bu miktarın, günümüz koşullarında son derece yetersiz kaldığını aktardı.

   Üst üste gelen Covid-19 salgını ve kur şoku dönemi nedeniyle bankaların kredi verme konusunda ihtiyatlı davranmak zorunda kaldığını da söyleyen Adademir, “Bu da anlaşılabilir çünkü bu para, bankadan değil; mevduattan gelen bir kaynak. Bu nedenle devlet, bu konularda düzenlemeye gitmeliydi fakat hükümetin tek derdi memurlar” şeklinde görüş belirtti.

   Kamu emekçileriyle bir sorununun olmadığını lakin devletin bütün derdinin ay sonu memur maaşlarını ödemekten ibaret olmasını kabul edemediğini söyleyen Adademir, borç batağında yüzen ve kapanma aşamasına gelen işletmelerin ‘yok sayılması’ gibi bir yaklaşımın çağ dışı kaldığını kaydetti.

“Küçük ülkeysek ‘küçük ülke gibi’ davranalım”

   Küçük bir ülke olmanın avantajlarından faydalanmamız gerektiği gerçeğine de parmak basan Adademir, kendimizi Almanya, İngiltere veya Türkiye gibi görüp, bu ülkelerin yaptığı ‘her şeyi’ taklit etmeye çalıştığımızı ve sonuçların da her zaman başarısız olduğunu savundu.

   Türkiye’de tarımla ilgili bir kararın uygulama sürecinin yedi yılı bulduğunu fakat KKTC’de bu sürç için üç saatin yeterli olduğunu kaydeden Adademir, yanlış bir kararın sonucunun Türkiye’de beş yıl, Kuzey Kıbrıs’ta ise bir yıl sonra ortaya çıktığını söyledi.

   Milyonlarca insan için alınan kararları kendimize adapte etmeye çalışıp, karar alma mekanizmasını da yavaşlatıp hantallaştırdığımızı belirten Adademir, küçücük bir ülke olarak en büyük avantajımızın ‘hız ve esneklik’ olduğunu vurguladı.

   ‘Büyükler’ gibi yapmaya çalışarak, avantajlı tarafımızı kullanmadığımızı söyleyen Adademir, sürecin sonunda hep ‘kaybeden’ olmamızın temel nedeninin de bu olduğunu iddia etti.

Küçük ve daha da ötesinde ‘tanınmamış’ bir ülke olmanın avantajlarından yararlanmamız gerektiğini de belirten Adademir, Avrupa Birliği (AB) tarafından üçüncü ülkelere yönelik uygulanan fon vergi sisteminin ‘birlik üyesi ülkeleri koruma’ amacını taşıdığını fakat AB üyesi olmayan KKTC’nin bu sistemi uygulayarak ‘kimi’ korumaya çalıştığının belirsiz olduğunu savundu.

   Türkiye’nin de Gümrük Birliği anlaşması nedeniyle bu düzeni devam ettirmek durumunda kaldığını söyleyen Adademir, özellikle Uzak Doğu menşeli teknoloji ürünlerine yönelik getirilecek fon muafiyetinin, hem yerel halkın ‘çok daha ucuza’ teknoloji ürünü kullanmasını hem de üniversite öğrencilerinin teknolojik harcamalarının artmasını sağlayacağını söyledi.

   Adademir, ayrıca bu sayede, ülkeye gelen turistlerin ‘çikolata ve alkol’ alışverişlerine bilişim sektörü ürünlerinin de eklemleneceğini savunurken; Güney Kıbrıs’tan dahi ‘teknoloji alışverişi’ için Kuzey Kıbrıs’a geçişlerin yaşanacağını iddia etti.

   Adademir, sözlerini şu ifadelerle sona erdirdi:

   “Yüz bin öğrencimiz var diye böbürleniyoruz ama öğrencilerin en büyük şikayeti, bu ülkede yaşamanın çok pahalı olması. Üçüncü ülkelerle ticarette yapılacak fon ve vergi indirimi, bu öğrencilerin her yıl ayakkabıdan cep telefonuna, kendi ülkesinde pahalı olan ürünleri akraba ve arkadaşlarına alması demektir. Devletin de bundan kazancı çok yüksek olacaktır.”

YORUM EKLE
banner140
SIRADAKİ HABER

banner75