Sebze ve meyve üreticileri perişan

banner37

Pandemi sürecinde müşteri kitlelerini büyük oranda kaybeden sebze ve meyve üreticileri, bir yandan ürettikleri malları piyasaya sürmekte sıkıntı çekerken bir yandan da girdi maliyetlerinin altında eziliyor

Sebze ve meyve üreticileri perişan
banner99

“GİRDİ MALİYETLERİ YÜKSEK”… Pandemi sürecinde yerli üretimin değeri anlaşılsa da üreticilerin yaşadığı zorluklara herhangi bir çözüm üretilmediğini savunan sebze ve meyve üreticileri, artık ayakta duracak takatlerinin kalmadığını belirtti. Pandemi sürecinde müşteri kitlelerini büyük oranda kaybettiklerini, ürünlerini piyasaya sürmekte sıkıntı çektiklerini vurgulayan sebze ve meyve üreticileri, özellikle yüksek girdi maliyetlerinin altından kalkmakta zorlandıklarını ancak bununla birlikte devletten alınan teşviklerin de yeterli olmadığının altını çizdi.

Ahmet UÇAR

Pandemi süreciyle yerli üretimin ne kadar önemli olduğunun farkına varılsa da, özellikle sebze ve meyve üreticileri birçok sorun karşısında tek başına mücadele ediyor.


Ülkedeki müşteri kitlelerini pandemi sürecinde büyük oranda kaybeden üreticiler, ürettikleri malları piyasaya sürmekte sıkıntı çekerken, diğer yandan da girdi maliyetlerinin altında eziliyor.


KIBRIS, patates, domates, zeytin- zeytinyağı ve narenciye üreticileri birlikleriyle görüşerek sorunlarını dinledi. 4 üretici kesiminin de en büyük sorunu ise Doğrudan Gelir Desteği’nin yetersiz olması ve girdi maliyetlerinin yüksek olması.


Kıbrıs Türk Narenciye Üreticileri Birliği Başkanı Ali Alioğlu, narenciye üretiminin büyük bir öneme sahip olduğunu ve ülkeye büyük bir katkı sağladığını belirterek, buna karşın narenciye üreticilerine verilen Doğrudan Gelir Desteği’nin hem yetersiz olduğunu hem de zamanında verilmediğini söyledi.


Kıbrıs Türk Zeytin – Zeytinyağı Üreticileri ve Sanayicileri Başkanı Ziya Sezey, üretilen ürünlerin piyasaya sürülmesi noktasında sorun yaşadıklarına işaret ederek, kaçak, tağşiş (başka yağlar karıştırılmış) zeytinyağlarıyla rekabet etmek zorunda kaldıklarına dikkat çekti.


Patates Üreticileri Birliği Başkanı Engin Halkseven, patates üreticilerinin en büyük sorununun devletten gereken teşviki alamamaları olduğunu dile getirerek, 3 yıldır şikayet etmelerine rağmen herhangi bir gelişme kaydedilmediğini söyledi.


Tatlısu Seracılar Birliği Başkanı Mithat Kargı ise sera domates üreticilerinin en büyük sorunun girdi maliyeti olduğunu belirterek, devletin verdiği teşviklerin bu maliyetleri tam olarak karşılamadığını vurguladı.


Bayur Tarım Ürünleri ve Hayvancılık LTD adlı işletmenin sahibi ve üretici Kemal Bayur, 40 senedir üretimin içerisinde olduğunu, çeşitli türlerde üretim yaptığını belirterek, buna karşın devletten gereken teşviki alamadıklarından yakındı.


 

Alioğlu: Doğrudan Gelir Desteği yeterli gelmiyor


Kıbrıs Türk Narenciye Üreticileri Birliği Başkanı Ali Alioğlu, narenciye üreticilerinin birçok sorunla karşı karşıya kaldığını belirterek, öncelikle son 1 ay içerisinde yaşadıkları seyrüsefer çıkarma sorununa dikkat çekti.


Alioğlu, “Üreticiler traktör gibi iş araçlarına seyrüsefer çıkarmak istediğinde eskiden Tarım Dairesi’ne giderdi. Daire, üreticiyi araştırır ve belge verirdi. Üretici bu belgeyle Vergi Dairesi’ne gidip pul parasını öder ve seyrüseferini çıkarırdı” şeklinde konuşarak, son 1 aydır ise dijital ortama geçilmesi nedeniyle işlemlerin bilgisayar üzerinden yapıldığını ancak üreticilerden Çiftçiler Birliği’ne üye olma koşulu arandığını ifade etti.


Narenciye Üreticileri Birliği’nin açıldığı günden bu yana üreticilerin yanında olduğunu, onlara birçok konuda destek olmaya çalıştığını ve üreticilerin de birliğe belli bir üyelik ücreti ödediğini söyleyen Alioğlu, “Vergi Dairesi’nin Çiftçiler Birliği’ne üye olma koşulu araması hem üreticilere zorluk yaşatıyor hem de Narenciye Üreticileri Birliği’ne güvenlerini sarsıyor. Üretici şöyle düşünebiliyor: Ben üreticiyim, traktörüm var, tarlam var narenciye üretimi yapıyorum. Narenciye Üreticileri Birliği’ne de üye olduğum için belli bir ücret veriyorum ama aracıma seyrüsefer çıkardığımda Narenciye Üreticileri Birliği değil, Çiftçiler Birliği üyeliği koşulu aranıyor. O zaman Narenciye Üreticileri Birliği’nin hiçbir hükmü yok” şeklinde konuştu.


Alioğlu, Narenciye Üreticileri Birliği’nin 2017’de dernekler yasasıyla yasallaşmasına rağmen seyrüsefer noktasında yok sayıldığına vurgu yaparak, Çiftçiler Birliği’nin tekelleştiğini bildirdi.


Ülkedeki üretim faaliyetlerinin en çok narenciye alanında gerçekleştiğine işaret eden Alioğlu, öte yandan girdi maliyetlerin oldukça yüksek düzeylerde olduğunu dile getirdi.


Alioğlu, 32 – 33 bin dönüm civarlarında narenciye tarlasının bulunduğunu bildirerek, gübre, ilaç ve gıdaların yurt dışından döviz fiyatıyla gelmesi nedeniyle üreticilerin büyük bir sıkıntı yaşadığını ifade etti.


Yılda bir dönümlük gübre maliyetinin 5- 5 bin 500 civarlarında olduğunu anlatan Alioğlu, 32-33 bin dönüm üzerinden düşünüldüğünde ise bu fiyatın 150 – 180 milyon aralıklarına denk geldiğini açıkladı.


Alioğlu, Güzelyurt’un üretim açısından verimli topraklara sahip olduğunu belirterek, ülkede 1980’lere kadar üretimde birinci sıradayken, bu yıllardan sonra turizm ve eğitim sektörüne önem verilmesiyle üretimin geri plana atıldığını kaydetti.


Narenciye üretimi noktasında yıllık 100 – 120 bin ton rekoltenin yaşandığını ifade eden Alioğlu, bu ürünlerin katma değer kazandıran yüksek maliyetli ürünler olduğunu söyledi.


Alioğlu, birçok ülkede tarımsal üretime destekler verildiğini, bütçeler ayrıldığını dile getirerek, bizim ülkemizde ise gelişi güzel desteklerin yapıldığını iddia etti.


Tarımsal üretime verilen devlet desteğinin yüzde 1 buçuk oranında olduğuna işaret eden Alioğlu, bu oranın yeterli olmadığını ve üreticilere verilen Doğrudan Gelir Desteği’nin zamanında verilmediğini savundu.


Alioğlu, Doğrudan Gelir Desteği’nin üreticilerinin hakkı olması dolayısıyla üreticilere zamanında verilmesi gerektiğini belirterek, öte yandan söz konusu desteğin günün koşullarına göre iyileştirilmesi gerektiğine dikkat çekti.


Doğrudan Gelir Desteği’nin 2006 yılında 240 TL olduğunu dile getiren Alioğlu, 160 TL’ye de düştüğü dönemlerin olduğunu, 14 senenin ardından 2020’de ilk defa 325 TL’ye çıktığını bildirdi.


Alioğlu, son dönemlerde dövizin fırlamasıyla bu destek ücretinin 800 TL civarlarına yükseltilmesi gerektiğini anlatarak, üreticinin yaşadığı mağduriyetin ortadan kaldırılması yönünde girişimlerde bulunulması gerektiğine vurgu yaptı.


Cypfruvex Enterprises Ltd.’in devlete bağlı üretici ile dış alıcı arasındaki alışverişte dengeyi tutan bir kuruluş olduğuna dikkat çeken Alioğlu, bu kuruluşun üreticiler için büyük önem arz ettiğini ancak yıllar içerisinde siyasi amaçlar nedeniyle bozulduğunu aktardı.


Alioğlu, Mandora türü mandarinin dış alıcılar tarafından rağbet gördüğünü, 2 bin 400 -500 civarında teklif aldığını belirterek, Cypfruvex’in ise bin 800- bin 900 civarında fiyat biçerek üreticiyi zor durumda bıraktığını anlattı.


Narenciye ürünlerinin C vitamini taşıması açısından rağbet gördüğünü ve mayıs ayında yaşanan aşırı sıcaklık nedeniyle yeterli seviyede narenciye üretimi yapılamadığını söyleyen Alioğlu, bu nedenle narenciye ürünlerine büyük bir rağbet olduğunu, bu senenin özel bir sene olduğunu ve üreticinin acele etmemesi gerektiğini bildirdi.

Sezey: Piyasaya sürme noktasında sorun yaşıyoruz


Kıbrıs Türk Zeytin – Zeytinyağı Üreticileri ve Sanayicileri Başkanı Ziya Sezey, zeytin üreticilerinin üretim noktasında en kaliteli ürünü ortaya çıkarabilmek noktasında gerekeni yaptığını belirterek, genellikle zeytin üretimi noktasında değil, üretilen ürünlerin piyasada tüketilmesi konusunda sorunlar yaşandığını kaydetti.


Sezey, pandemi süreci nedeniyle ülkedeki tüketici kitlesinin azaldığını dile getirerek, öğrencilerin, Türkiyeli işçilerin ülkelerine döndüğünü, turizmin darbe aldığını, restoranların kapandığını, bu nedenle de zeytin ve zeytinyağı tüketiminin azaldığını vurguladı.


Zeytin ve zeytinyağı üreticilerinin yaşadığı bir diğer sorunun ise kaçakçılıkla ve ithal zeytinle mücadele olduğuna işaret eden Sezey, “Piyasada kaçakçılık ve sahte zeytinyağı var. Ürünün içerisine başka madde karıştırılması anlamına gelen tağşiş ürünler de söz konusu. Zeytinyağının içerisine fındık yağı, değişik yağlar karıştırılıyor. Bizim pastamız (payımız), pandemi nedeniyle zaten çok azaldı, buna rağmen kaçak, sahte ve ithal ürünlerle mücadele etmek üreticiyi zora sokuyor” şeklinde konuştu.


banner134
Sezey, zeytinyağı ithalatının 2010’da Zorlu Töre döneminde sınırlandırıldığını anımsatarak, sadece ihtiyaç duyulduğu durumlarda getirileceği yönünde karar verildiğini hatırlattı.


Sofralık zeytin konusunda ise Türkiye’den gelen zeytinin artmaya başladığına işaret eden Sezey, üreticilerin girdi maliyetleriyle mücadelenin yanında bir de ithal zeytinle mücadele etmesinin üreticiyi zor duruma soktuğunu anlattı.


Sezey, zeytin üretiminde öncelikle işçilik noktasında büyük bir maliyetin söz konusu olduğuna vurgu yaparak, bunun yanında gübre, sulama, depo, dışarıdan döviz üzerinden getirilen ambalaj eşyasının da üreticinin maliyetini arttırdığını açıkladı.


Zeytin üretimi noktasında Avrupa Birliği ülkelerinde ve Güney Kıbrıs’ta da zeytin üretimi noktasında teşvik edici desteklerin söz bulunduğunu belirten Sezey, Kuzey Kıbrıs’ta ise zeytin üretimine yapılan desteğin yeterli olmadığına dikkat çekti.


Sezey, narenciye, dökülen yapraklı ürün ve zeytin ürünlerine Doğrudan Gelir Desteği’nin verildiğini bildirerek, bu desteğin yeterli olmadığını ve yine bu destekten en az payı zeytin üreticilerinin aldığını söyledi.

Halkseven: 3 yıldır şikayet ediyoruz


Patates Üreticileri Birliği Başkanı Engin Halkseven, patates üreticilerinin birçok sorunla karşı karşıya kaldığını belirterek, üreticilerin özellikle teşvik konusunda sorun yaşadığını kaydetti.


Halkseven, teşvik desteğinin yeterli olmaması nedeniyle patates üreticilerinin 3 yıldır şikayet ettiğini dile getirerek, ancak bu süre zarfında hiçbir gelişme kaydedilmediğini ifade etti.


Dönüm başına 150 TL teşvik aldıklarına dikkat çeken Halkseven, bu fiyatın çok düşük olduğunu, en azından 300- 350 TL tutarında olması gerektiğini açıkladı.


Halkseven, Tarım Bakanlığı’nın geçen dönemlerde 25 kiloluk patates torbalarına 40 TL ödeyerek üreticiye destekte bulunduğu ifade ederek, teşvik konusunda da üreticinin desteklenmesi gerektiğini savundu.


Üreticilerin yaşadığı bir diğer sorunun ise tüketici kitlesinin azalmasından kaynaklandığına işaret eden Halkseven, öğrencilerin, işçilerin Türkiye’ye dönmesi, sokağa çıkma yasağı günlerinde restoranların, otellerin kapalı olması nedeniyle üretilen patateslerin satılamadığını anlattı.


Halkseven, gereken tüketici kitlesinin bulunmaması nedeniyle aylık patates üretiminin bin 200 tondan 700 tona düştüğünün altını çizerek, çoğu üreticinin patateslerini bitiremediğini, stokta kalan bu patateslerin tarihinin geçmesiyle de çöpe döküleceğini söyledi.


Kuzey Kıbrıs’ın ambargolar altında ezildiğini, ihracatın önünün kapalı olduğunu belirten Halkseven, sadece Yeşil Hat Tüzüğü ile Güney Kıbrıs’tan ihracat yapılabildiğini bildirdi.


Halkseven, ülkede yaşanan su sıkıntısının patates üreticisini pek etkilemediğini dile getirerek, içme suyunun eksikliğinin yaşandığını, üreticilerin ise kuyu sularını kullandığını belirtti.


Mağusa’ya bağlı Köprülü köyde bulunan göletteki suyun doğru değerlendirilemediğini savunan Halkseven, “Buradaki su doğru değerlendirilemediği için buharlaşıp yok oluyor. Bu konuya bir çözüm getirilmeli. Sistem yaratılarak bu su yer altı sularına aktarılmalı. Üreticiler zaten yer altı kaynaklarını kullanıyor böylece bu su boşa gideceğine fayda vermiş olur” şeklinde konuştu.

Kargı: Girdi maliyetleri çok yüksek


Tatlısu Seracılar Birliği Başkanı Mithat Kargı, domates üreticilerinin en büyük sorununun girdi maliyetleri olduğunu belirterek, bu yüzden domateslerin yüksek fiyatlardan satılmak zorunda olduğunu kaydetti.


Kargı, geçtiğimiz günlerde İsrail, Hollanda, İspanya, Almanya gibi ülkelerdeki girdi maliyetleri üzerine araştırma yaptığını dile getirerek, bu devletlerin üreticiye verdiği destekler nedeniyle üreticilerin girdi maliyetleri altında ezilmediğini ifade etti.


Dövizin artmasının da domates üreticilerini zor durumda bıraktığına işaret den Kargı, domates tohumlarının Türkiye’den getirilmesi nedeniyle pahalı olduğunu, tohum fiyatlarının bin TL’den başladığını vurguladı.


Kargı, ülkedeki tarım politikalarının da elverişsiz olduğuna dikkat çekerek, yetkililerin köyleri gezip üreticilerle konuşması ve tüccarlarla toplantı yapması gerektiğine işaret etti.


Birçok memurun da başkalarının adına belgeleyerek sera çalıştırdığını iddia eden Kargı, “Her işi bilen yapar, ben üreticiyim üretimden anlarım, siz gazetecisiniz haberlerden anlarsınız. Tarım Dairesi’nde ise bu işten anlayan yok. Bu yüzden bu sorunların önüne geçilemiyor” dedi.

Bayur: Teşvik verilmesi lazım


Bayur Tarım Ürünleri ve Hayvancılık LTD adlı işletmenin sahibi ve üretici Kemal Bayur, üretimde dünya ile yarışılabilmesi için girdi maliyetlerinin düşmesi gerektiğini belirterek, gerek akaryakıt, gerek elektrik giderlerinin üreticiyi zorladığını kaydetti.


Yaklaşık 40 yıldır üretimin içerisinde olduğunu, sebze, yem bitkisi ve hayvancılık gibi alanlarda faaliyet gösterdiğini dile getiren Bayur, ama esas olarak geçmişten bu yana sebze üretimi yaptıklarını ifade etti.


Bayur, ilaçların, elektriğin, mazotun üretim açısından pahalı olduğuna işaret ederek, “Ürettiğimiz sebzeyi sadece ada içinde tükettiğimizden dolayı dışa bağımlı olmaya mecburuz. Çünkü üretim bitme noktasına gidiyor, sebebi girdi maliyetlerinin çok yüksek olması. Döviz, bugün aldı başını gidiyor, bizim girdilerimiz de dövize bağlı olduğu için daha çok maliyetli oluyor” şeklinde konuştu.


Üretim noktasında işçilerin de büyük bir role sahip olduğunu söyleyen Bayur, tarla işinin emek isteyen, zor bir alan olduğunu bu yüzden yevmiyelerini yükseltmelerine rağmen tarlada çalışan işçi bulamadıklarını anlattı.


Bayur, ülkedeki öğrencilerin, turistlerin ve işçilerin ülkelerine dönmesi nedeniyle üretimin tokat yediğinin altını çizerek, bunun nedeninin de iç piyasaya bağlı kalmak olduğunu vurguladı.


Hayvan yemi olan mısır silajı üretimi de yaptıklarını bildiren Bayur, “Ben burada mısır silajı üretimi yapmaya çalışıyorum, çabalıyorum ama başka birisi yetkililerin izin vermesi nedeniyle kilosu 87 kuruşa, 1 TL’ye Türkiye’den mısır silajı getiriyor. Ben, ürettiğim mısır silajlarının kilosunu nakit ödemeyle 75 kuruşa, çek ödemesiyle 80 – 85 kuruşa satıyorum. Ben Türkiye ile rekabet edebilir miyim? Yine de az bir kârla satış yapabilmek için onların getirdiği fiyatın altında satış yapıyorum ancak ben kaliteli bir üretim yapsam da Türkiye’den getiren ve iyi reklam yapan kişiler satış yapıyor, biz de izliyoruz” dedi.


Bayur, bin 300 dönüm mısır silajı ektiklerini ancak devletten herhangi bir teşvik alamadıklarını belirterek,  Tarım Bakanlığı’nın, “yaz döneminde arpa, kış mevsiminde ise mısır ekmeleri sonucunda iki ürünleri bulunduğu gerekçesiyle” teşvik vermediğini bildirdi.


Üretimin güçlenmesi adına teşviklerin daha çok verilmesi gerektiğine dikkat çeken Bayur, üretimin artmasının, girdi maliyetlerinin düşmesinin, dışa bağımlılıktan kurtulmanın çaresinin bulunması gerektiğini dile getirdi.


Bayur, her ay 70 – 80 bin TL yakıt ve elektrik parası verdiğini kaydederek, bu rakamın büyük olduğunu, Türkiye’deki üreticilerin baraj ve nehir suyu ile üretim yaptıklarını, kendilerinin ise kuyu suyu ile üretim yapmaları nedeniyle mazot ve elektriğe para döktüklerini vurguladı.


Kavun, patlıcan, biber, domates, salatalık, kabak, maydanoz, patates ve akla ne gelirse ürettiklerine işaret eden Bayur, ihracat noktasında da gümrüğün maliyetli olduğuna dikkat çekti.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner75