banner6

Sevdiğiniz, anladığınız işi yapın

banner37

Ülkemizde  önde gelen başarılı kadınlarımızdan biri olan  İş Kadınları Derneği Başkanı Ekingen, iş dünyasıyla ilgili tavsiyelerde bulundu, siyasetteki tecrübelerini anlattı.

Sevdiğiniz, anladığınız işi yapın
banner151

Emine DAVUT YİTMEN

İş Kadınları Derneği Başkanı Şenay Ekingen kişinin sevdiği, anladığı, bildiği, yapabileceği bir işe girmesinin önemli olduğunu söylüyor.

Başarı için saat mevhumunun bulunmaması gerektiğini ifade eden Ekingen, bunun özel yaşantının bir kenara atılması anlamına gelmediğini belirtiyor.

Ekingen’e göre, piyasada var olabilmek ve rekabet edebilmek için verim, yaratıcılık ve bilginin işe harcanması şart. Bir de kişinin işin her kademesinde bulunmuş olmasının, başarıyı beraberinde getirdiğine inanıyor.

Kıbrıs’a ait el işlerine gönül vererek, 30 yıldan bu yana çalışan Ekingen, değerlerimizi korumak için kişinin bireysel olarak elinden geleni yapması gerektiğini söylüyor. Bunun tek başına yeterli olmayacağını anlatan Ekingen, değerlerin kaybolmaması ve gelecek nesillere aktarılması için doğru bilgi desteğine ve teşvike ihtiyaç duyulduğunu kaydediyor.

Ekingen, kadınların ülkemizde halen karar alıcı noktalarda yeterince bulunmadığına işaret ederek,  kadınların hem Sivil Toplum Örgütleri’nde (STÖ) hem de siyaset kurumlarında birey olarak yer almalarının, barışçıl ve üretken kapasitelerini hem kendileri hem de toplum için kullanmaları açısından büyük önem taşıdığını belirtiyor.

CTP içinde de aktif görevlerde bulunan Ekingen, inandığı değerler uğruna siyasette uzun soluklu çalıştığını söylüyor. Ancak, siyaseti bazı durumlarda idealleri ve inançları için kullanmayanların da olabileceğini, bunun siyaseti toplumsal çıkarlardan uzaklaştırabileceğini, toplumu da siyasetten soğutabileceğini anlatıyor.

“Herkes çocukluğuna dair güzel şeyler hatırlar”

Ekingen, “Herkes çocukluğuna baktığında güzel şeyler hatırlar” diyor. 8 yaşına kadar Arpalık (Ayios Sozomenos ) köyünde kaldıklarını, 1964 yılının Şubat’ında göçmen olduktan sonra 1974’e kadar köye giderek mallarını kullandıklarını anlatan Ekingen, “Arpalık, zaman zaman hayalime takılır. Hayalimdeki köyü, o günün şartlarına göre kıyasladığımda, şimdi kalmış olsaydık güzel turistik bir yer olurdu diye düşünürüm. Arpalık, Yedi Krallık’tan birinin merkezi olan Bodamya’ya çok yakın. Ben, güzellikleri hatırlarım” yönünde duygularını paylaşıyor.

“Kapılar açıldıktan sonra köyünüze döndüğünüzde neler hissettiniz?” sorusuna Ekingen, “Köyüm, dünyanın yeni yaratılmış bakir haline dönüştü. Sanki orada hiç kimse yaşamamış gibi… Köyün nüfusu 160-200 kişi arasındaydı. Küçük bir köydü. Kapılar açıldıktan sonra gittiğimde, köyün içinde fazla bir şey bulamadık” yanıtını veriyor. Ekingen, geçmişteki yaşanan acıların, bir kez daha yaşanmaması temennisinde bulunuyor.

Ekingen, genç kızlık döneminin şimdiki dönemden tek farkının, teknoloji olduğunu söylüyor. Teknolojinin şu anda kişileri bireyselleştirdiğini oysa kendi dönemlerinde daha sosyal bir ortam bulunduğundan söz ediyor. Ekingen,  genç kızlık döneminde arkadaşlıkların daha samimi olduğunu ve arkadaşlarıyla halen görüştüğünü, onlara büyük değer verdiğini dile getiriyor.

“Önümüzdeki yaşanacak zaman dilimi, yaşadığımızdan çok daha azdır ve ne vakit noktalanır bilmediğimiz için o arkadaşlıklarınıza daha bir saygı ile bakar, daha fazla değer verisiniz” düşüncesine sahip.

Ekingen, ortaokul sıralarında öğretmen olmak istiyormuş, üstelik de el işi öğretmenliği ilgisini çekiyormuş fakat eğitimine devam edememiş. Ancak Ekingen, bugün ortaokul sıralarında hayalini süsleyen işinin başında duruyor.

“Sanayi Holding bizim için okuldu”

Ekingen’in, CTP’de yıllarca çeşitli görevlerde bulunduğu biliniyor. Siyasete olan ilgisinin nasıl başladığını soruyorum.

Ekingen “Eğitimime devam edemedim ama 1977’nin Aralık ayında Sanayi Holding’de işe başladım.  Sanayi Holding bizim için okuldu. Holdingde çalışan kişi sayısı 1500- 1600 kadardı. Personel Müdürlüğü’nde, tahakkuk memuruydum. Orada örgütlü hareketle, sendikayla ortak mücadeleye tanıştık. 1 Aralık 1977’de işe başladım; 19 Aralık günü de kapının önünde grevdeydim. Sosyal olaylara duyarlılığım vardı ki ilgi duydum ve katıldım; kimse beni zorlamadı. Bu içimdeki hassasiyetin, ilginin iş yerinde örgütlü mücadelenin içine girdikten sonra geliştiğini düşünüyorum” şeklinde yanıtlıyor.

Ekingen, DEV-İŞ’in kadrolarında uzun yıllar görev almış ve burada birlikte dayanışmayı, mücadele etmeyi, arkadaş gruplarının hassasiyetini, bireysel davranıştan ziyade, ortak davranış ve ortak çıkarın ne olduğunu öğrenmişler.

Holdingin hem üretim hem de toplumsal varlığımızın güçlenmesi anlamında önemli bir yere sahip olduğunu düşünen Ekingen, bugün siyasilerin kamuya el atması nedeniyle yaşanan sıkıntıların bir kısmının holdingde de yaşandığını dile getirdi. Siyasetin elinin holdingde olmasını “en ciddi çürük noktası” olarak gören Ekingen, holdingin kapanmasını ise “ Bence sonlandırıldı çünkü o fabrikaların birçoğu ne güncellendi ne de üretimin içinde vardır. Bir şekilde üretim alanımızdan çekilip alındılar. Siyasilere gelen telkinleri, yol göstermeleri, emir telaki etmeleri, toplumumuzu bugünlere taşıdı” şeklinde değerlenirdi.

Sanayi Holding’te ilk etapta özelleştireme adı altında, 1986 yılında 500- 550 kişinin işten durdurulduğunu anımsatan Ekingen, bu süreçte yaşananları söyle anlatıyor:

“İşten durdurulanların (süresiz izine gönderilenlerin) tepkisi büyük olmasın diye, çalışanın birliğini bozmak adına büyük kısım devlete istihdam edildi.  Ardından bütün özelleştirmelerde ne niteliğe ne de ihtiyaca bakılmaksızın, aynı mantık ve yöntem uygulandı. Devlete istihdam yolu bu şekle dönüştürüldüğü için vatandaş, hem elindeki işi yapmak hem devlete girip güvenli bir işe sahip olmak istedi. Burada haklı olarak şu vardır: Niye o devlette işe girer ve ben girmem? Bu topluma zaman zaman yaşatılan travmalara baktığınızda, elbette herkes bir sosyal güvenlik ister. Üretimden koparıldık, kurum ve kuruluşlarımızı kapattık ve herkese devlet yolu gösterildi.”

“Siyaset farklı bir dünya değil”

Ekingen çalışırken de CTP sempatizanı olduğunu, kendi işini açıktan sonra parti içinde aktif görev aldığını söyledi. Siyasetin farklı bir dünya olmadığını belirten Ekingen, ilk olarak partinin Lefkoşa İlçe Yönetim Kurulu’nda görev almış. Ekingen o dönem kendini, “idealist, güçlü, kendine güvenen ve gerçekten ülkede  birşeyler yapılabileceğine inanan birisi” olarak görüyordu. Bu inanç nedeniyle siyasette uzun yıllar aktif olarak çalıştı.

Ekingen, Kıbrıs’ta barış, çözümle ilgili, çalışanların haklarıyla ilgili inançları, düşünceleri ve hayalleri olduğunu dile getirerek, “Parti içinde diğer görevlerim yanında CTP Kadın Kolları’nın ilk başkanıydım ve yıllarca bu görevde bulundum. Daha önceleri, Yurtsever Kadınlar Birliği Barış ve Federal Çözüm İçin Kadın Hareketi’nde görev aldım. Sivil Toplum Örgütlerimizi (STÖ), sendikalarımızı, kurumlarımızı gözümüz gibi korumalıyız. Tüm bu kurumlar bir zaman varlığımızla ilgili ihtiyaç duyacağımız yapılar olacak” görüşünü ortaya koyuyor.

Siyasetin, kuralsız kuralları bulunduğuna işaret eden Ekingen, bizim gibi küçük, birbirini tanıyan insanların yaşadığı ülkelerde bu kuralların daha dengeli ve etik olması yönündeki arzusundan söz etti.

Kıbrıs’ta çözüm müzakerelerini nasıl gördüğüne gelince Ekingen, bakış açısını  “Toplumu ilgilendiren bize dönük bir çözüm mü, anlaşma mı ve sonuçta bir barış mı? Toplumlar, kendi haline bırakılsaydı ne boyutta kavga ederlerdi bilemiyorum. Dünyanın ileri gelen güçleri, etraftaki zenginliği paylaştığı gün, burada bir çözüm olacak. Ancak merkezinde Kıbrıslı Türkler olur mu bilemiyorum ” şeklinde anlatıyor.

“El işi, belleğimde kalmış bir zenginlikti”

Ekingen, kendi işini kurma kararını aldığı zaman “elimden ne gelir, ne yapabilirim” diye düşünmüş.  Yani hem anladığı hem piyasada çok olmayan bir iş ne olabilir diye kafasında şekillendirmeye çalışmış. Sonuçta, el işinin belleğinde yarım kalmış bir istek olduğunu fark etmiş.

“Miras bulduğumuz üretim sisteminin içerisine girdim” diyen Ekingen, bugünkü işletme şeklinin nakış sektöründe eskilerden bu yana devam ettiğini aktarıyor. Çocukluğundan itibaren bu sistemi tanımış olmayı avantaj olarak değerlendiren Ekingen, Lefkara ve Lapta işi yanında, sele sepet ve koza işine de girmiş. Ekingen, koza işinin bir ara piyasada yok olduğuna işaret ederek, “Koza işi yeniden canlanmaya başladığında ilk önce Sipahi köyüne gittim. Oradaki insanlardan böcek yetiştirmek için hem teknik bilgi hem de yumurta aldık. Koza kesmeyi öğrendik” diye bilgi veriyor.

Ekingen, Lefkara nakışıyla ilgili kendi üreticilerine dönük düzenlenen eğitim çalışmalarıyla kaliteyi yaşatmaya çalışıyor. Atatürk Meslek Lisesi’nden stajyer öğrenciler gelerek, kültürel mirasımızı öğrenmeye çalışıyorlar. Ekingen, zaman zaman sergi açarak tanıtıma da katkı koymaya çalışıyor.

Ekingen, geçmişten gelen çok güzel miraslara sahip olduğumuzu ancak bunların hepsini yaşatamadığımızı söylüyor ve yaşatılanların bir kısmının da yok olma, değişime uğrama hatta makineleşme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu, hiçbir denetimin, otoritenin bulunmadığını, standartların kayıt altına alınmadığını ortaya koyuyor.

Güney’de, bu ortak kültürün sahiplenildiğini ve önemli bir tanıtımının yapıldığını anlatan Ekingen, standartları koruduklarını vurguluyor.

El sanatlarına gerekli değeri göstermenin olduğunun altını çizen Ekingen, bunun, geleceğin Kıbrıslıları için bir borcumuz olduğunu söylüyor. Ekingen, denetim ve tanıtım faaliyetlerinin yapılması gerektiğini, buna ek olarak müzeye de ihtiyaç duyulduğunu belirtiyor.

Kıbrıs’tan  Milan Katedrali’ne Lefkara işi…

Ekingen, kendisine gelen teşvikler üzerine Lefkara işlerinin fotoğraflarını ve tarihçesinin içeren bir kitap yayınlamış. Kitapta verilen bilgiler arasında ise en ilgi çekici olanını, ünlü ressam Leonardo Da Vinci’nin Milan Katedrali’ne armağan ettiği Lefkara işi örtü oluşturuyor. Ekingen bu hikayeyi şöyle anlatıyor:

“Son Akşam Yemeği tablosundaki masada bulunan örtünün iki başındaki nakış, dere motifiymiş. Rivayet o ki Da Vinci bir görevle ilgili olarak Venedik döneminde adaya gelmiş ve Lefkara köyünden geçerken Milan Katedrali’ne hediye etmek üzere bir masa örtüsü almış. Bu örtüyü katedrale vermeden önce Son Akşam Yemeği tablosunda resmetmiş. Örtünün nereden gelmiş olabileceği araştırıldığında, büyük oranda Kıbrıs’tan geldiği ortaya çıkmış. Milan Katedrali, 1986 yılında ikinci bir örtüyü kullanmak üzere yeniden Kıbrıs’ta yaptırdı. Özellikle bu desen, Da Vinci adıyla anılır.”

 

 

Güncelleme Tarihi: 27 Mayıs 2017, 12:22
YORUM EKLE
banner140
SIRADAKİ HABER

banner111

banner75

banner88

banner110