Şiddete karşı “sıfır tolerans” uygulanmalı

banner37

Ülkemizde gün geçmiyor ki bir kadına şiddet vakası yaşanmasın. Medyada sıkça karşımıza çıkan kadına karşı şiddet olaylarıyla ilgili mahkeme dosyaları da giderek kabarıyor. Ancak şiddete karşı sessiz kalan kadınların sayısı da çok fazla. Sosyal Hizmet Uzmanı Gizem Ercantan, kadına karşı her türlü şiddetin ülkemizde var olduğunu belirtti, bu konuda yasaların var olmasına rağmen uygulamada sıkıntılar yaşandığını vurguladı

Şiddete karşı “sıfır tolerans” uygulanmalı
banner90
banner99

Eniz ORAKCIOĞLU

“KADINLAR SESLERİNİ ÇIKARMAYA KORKUYOR”… Sosyal Hizmet Uzmanı Gizem Ercantan, kadınlar ve çocukların her gün bir yerlerde sessiz sedasız şiddete uğradığını ancak korktukları için seslerini çıkaramadığını, toplumun da bunu duymadığını söyledi. Ercantan, bunun yetiştirilme tarzından kaynaklandığını ifade ederek, ataerkil bir toplum yapısından geldiğimizi ve doğduğumuz ilk andan itibaren kadınların çok ciddi boyutlarda toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile karşı karşıya kaldığını kaydetti

“ŞİDDETİN BİR GEREKÇESİ OLAMAZ”… “Şiddetin bir gerekçesi olamaz, korkmayın!” diyen Ercantan, şiddetin her türüne karşı “sıfır tolerans” politikasının benimsenmesi gerektiğinin altını çizdi. Ercantan, kadınlara susmamayı öğretmemiz gerektiğine vurgu yaparak, kadın şiddete ilk kez uğradığında bunu basite indirgememek, “sadece bir kez vurdu ve pişman olduğunu söyledi, başka yapmaz” dememek gerektiğini ifade etti. Ercantan, kendilerinin çalıştığı kadınların tümünün şiddet hikâyelerindeki “şiddetin dozunun” artarak devam ettiğini gösterdiğini belirtti.

Ülkemizde şiddetin her türüne rastlansa da kadına karşı şiddet vakalarındaki artış endişe yaratıyor. Gün geçmiyor ki bir kadına şiddet vakası yaşanmasın.

Özellikle de eşleri, eski eşleri, erkek arkadaşları veya eski erkek arkadaşları tarafından şiddete uğrayan kadın sayısı arttıkça, şiddet uygulayanların davaları da mahkemelerde kabarıyor.

KIBRIS’a konuşan Sosyal Hizmet Uzmanı ve Aile Danışmanı Gizem Ercantan, kadına karşı her türlü şiddetin ülkemizde var olduğunu ve ivedilikle koruyucu ve önleyici politikaların uygulanması gerektiğini vurguladı.

“Kadınlar ve çocuklar her gün bir yerlerde sessiz sedasız şiddete uğruyor ve toplum olarak bunları duymuyoruz” diyen Ercantan, şiddete uğrayan kişilerin seslerini çıkarmaya korktuklarını söyledi.

Ev içi şiddetin bütün toplumlarda görülen evrensel bir sorun olduğuna işaret eden Ercantan, ev içi şiddetin en özel hedefinin ise kadınlar olduğunu kaydetti.

Ercantan, şiddeti sadece kadına karşı şiddet olarak değil, her bireye karşı şiddet olarak ele alınması halinde durdurulabileceğini anlattı.

“Bize gelen vakalarda da artış var”

Sosyal Hizmet Uzmanı ve Aile Danışmanı Gizem Ercantan, kendilerine gelen kadına şiddet vakalarında artış olduğunu ama bu konuda ülkemizde elle tutulur bir veri olmadığını ifade ederek, “Artan şiddet vakaları mı, yoksa görünürlüğü mü, tam olarak bir şey söyleyemiyorum” dedi.

Ercantan, bilinen tek bir gerçek olduğunu, kadına karşı her türlü şiddetin ülkemizde var olduğunu belirterek, bu noktada ivedilikle yapılması gerekenin koruyucu ve önleyici politikaların aktif hale getirmek olduğunu vurguladı.

Mahkemelerde görülen şiddet davalarında suçlunun bir şekilde ceza aldığını, fakat amacın şiddetin her türlüsünün yaşanmasını engellemek olması gerektiğine dikkat çeken Ercantan, “Bunun için ne yapılıyor diye sorsanız, bu konuyla ilgili çalışan dernek ve vakıfların çaba göstermesi dışında maalesef eksiğiz. Yasalar var ama uygulama kısmında sıkıntılarımız var” şeklinde konuştu.

“Şiddete uğrayan kişiler seslerini çıkarmaya korkuyor”

“Kadınlar ve çocuklar her gün bir yerlerde sessiz sedasız şiddete uğruyor ve toplum olarak bunları duymuyoruz” diyen Ercantan, şiddete uğrayan kişilerin seslerini çıkarmaya korktuklarını söyledi.

Ercantan, bunun sebebinin ise yetiştirilme tarzı olduğunu vurgulayarak, ataerkil bir toplum yapısından geldiğimizi ve doğduğumuz ilk andan itibaren kadınların çok ciddi boyutlarda toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile karşı karşıya kaldığını kaydetti.

Giydiğiniz kıyafetten, konuşacağınız insana, hayatınıza sokacağınız insandan, gideceğiniz yere, ne konuşup konuşmayacağınıza, nasıl oturup kalkacağınıza kadar her şeyin bilgisayara bir sürüm yükler gibi kadının beynine yüklendiğinin altını çizen Ercantan, şöyle devam etti:

“Eğer öyle davranmaz, söyledikleri gibi olmazsan, metalaştırılmaya başlıyorsun. Objelere, yemek isimlerine, taşıtlara benzetilmeye başlıyorsun ve bu yaftalar, senin şiddet görmene, hatta öldürülmene haklı sebep oluyor.

Öyle gösteriliyor ve maalesef medya da buna ön ayak oluyor. Haber dili çok önemli bir olgu ve özellikle istismar vakaları çok dikkat edilmesi gereken bir şeydir. Çünkü medyada ne verilirse, insanlar onu doğru olarak atfediyor ve bunun üstüne konuşmaya başlıyor.”

“Erkek arkadaşını aldattı, bu yüzden darp edildi” tarzı söylemlerin şiddeti meşrulaştıran bir dil olduğuna dikkat çeken Ercantan, bu söylemlerle medyanın topluma “Kadın aldattığı için şiddet görmeyi hak ediyor” mesajı verdiğini söyledi.

“Şiddetin haklı hiçbir sebebi yoktur” diyen Ercantan, topluma bunun aşılanması gerektiğini ve böylelikle kadının korkularının önüne geçilebileceğini anlattı.

Ercantan, bunun gibi haberler sebebi ile bugün bir kadının bir yerlerde sadece korkup sustuğu için öldürülebileceğine dikkat çekti.

Şiddetin bir gerekçesi olamaz”

Kadına şiddet olaylarındaki artışın birinci sebebinin toplumsal cinsiyet olgusu olduğunu yineleyen Ercantan, ikinci etkenin ise medyada şiddet haberlerinin magazin tarzında yayınlanması, romantik bir biçimde verilmesi veya gerekçelendirilmesi ve şiddetin normalize edilmesi olduğunu kaydetti.

Ercantan, insanların belirli rolleri ve davranışları örnek aldıklarını ve benimsediklerini vurgulayarak, özellikle erkeklerin, Türk toplumunda medya haberlerinin yanı sıra, kendini film ve dizi karakterlerinde saldırgan bir tipleme ile de özdeşleştirdiğini belirtti.

Dizilerin çoğunda bir veya birkaç saldırganın öfkesini kontrol edemeyen, eli silah tutan, karısını döven, aldatmaya yatkın erkek karakter bulunduğunun altını çizen Ercantan, toplumdaki insanların, özellikle gençlerin bu saldırgan tavır ve sözleri örnek alıp benimsediklerini, bilinçaltlarında durumu meşrulaştırdıklarını vurguladı.

Ercantan, dizilerdeki bu karakterlerin kaçınılmaz olarak şiddetin yaygınlaşmasına neden olduğunu belirterek, tüm bunların yanında şiddetin öğrenilen bir unsur olduğunu ifade etti.

Ercantan, şunları kaydetti:

“Ev içi şiddet ile büyüyen bir erkek çocuğunun bunu normal olarak atfetmesi hiçten bile değildir.

Bir kız çocuğu olarak da eğer şiddetin yaşandığı bir evde büyümüşseniz ve anneniz belli başlı sebeplerden dolayı susmuşsa, kocası tarafından şiddete maruz kaldığında susması, onun tanıdığı, bildiği ve öğrendiği bir gerçeklik olacaktır.

Burada öğretmemiz gereken en önemli unsur, konu ne olursa olsun, şiddetin bir gerekçesi olamaz, korkmayın!”

“Sıfır tolerans politikası benimsenmeli”

Ev içi şiddetin tüm toplumlarda görülen evrensel bir sorun olduğuna vurgu yapan Ercantan, ev içi şiddetin en özel hedefinin ise kadınlar olduğunu söyledi.

Ercantan, şiddetin, sadece kadına karşı şiddet olarak değil, her bireye karşı şiddet olarak ele alınması halinde durdurulabileceğini ifade etti.

Şiddetin her türüne karşı “sıfır tolerans” politikasının benimsenmesi gerektiğinin alını çizen Ercantan, “Biz kadınlara susmamayı öğretmemiz gerekiyor. İlk defa şiddete uğradığında bunu basite indirmememiz gerekiyor. Yani bu şu demek, ‘sadece 1 kez vurdu ve pişman oluğunu söyledi, başka yapmaz’ maalesef böyle bir şey yok. Çünkü bize gelen ve çalıştığımız kadınların tüm şiddet hikâyeleri, şiddetin dozunun artarak devam ettiğini gösteriyor” şeklinde konuştu.

Ercantan, şiddete uğrayan kadının kendine güvenini kaybettiğini ve utandığı için de bunu hiç kimseye söyleyemediğini ifade ederek, kendi yakınlarına ve arkadaşlarına bile çok sonra anlatabildiğini, bazen hiç söyleyemediğini, çaresizlik duygusu yaşadığını ve depresyona girdiğini, hatta intihar eden ya da öldürülen kadınların olduğunu bildirdi.

“Olaylarda dil çok önemlidir”

Ercantan, şöyle konuştu:

“Eğer şiddete yatkın bir insan değilseniz, şiddet olaylarına özenmez, lanet edersiniz. Fakat eğer şiddete meyilliyseniz ‘bizim kopya vaka’ dediğimiz olguyu yaşatabilirsiniz.

Yani eğer bu olayları duyururken hikaye gibi anlatırsanız, bir başkasının beyninde bunu betimletirsiniz.

Bu da tabii ki daha şiddetli bir istismar olgusunu karşımıza getirebilmektedir.

Bu gibi olaylarda dil çok önemli. Tabii ki duyuracağız, kadının, çocuğun, şiddet mağdurunun sesi olacağız ama bunu mağduru suçlu göstererek, tüm özel hayatını ifşa ederek yapmayacağız.

Biz savunmak için varız. Onların daha da korkup susması için değil.

Yanlış yapılan bir haber ve arkasından gelen linçlerle bir kadının susmasına ve belki de öldürülmesine sebep olabiliriz.”

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75