Sırlarıyla, tarih kokan koleksiyon

banner37

KTKOD Başkanı Burçin Aliusta… O bir nostalji tutkunu… Sadece klasik arabalar değil, yıllardır biriktirdiği antika eşyalarıyla paha biçilmez bir koleksiyona sahip… Tek hayali ise, “Müze Cafe” açıp, herkesi geçmişe götürebilmek

banner87
Sırlarıyla, tarih  kokan koleksiyon
banner99

“ÇOCUKLUK KAHRAMANLARIMLA TEKRAR BULUŞUYORUM”… Kıbrıs Türk Klasik Otomobil Derneği Başkanı, KKTC Fenerbahçeliler Derneği Genel Sekreteri olan Burçin Aliusta, mutfak ve banyo aksesuarları satışı yapan Faik Aliusta Ticaret’in de yöneticilerinden. Aliusta’nın herkesi kıskandıracak ve imrendirecek muhteşem antika koleksiyonu, herkesi geçmişe götürecek. “Şimdi çocukluğumu geri alırcasına onları tekrar topluyorım. Yani çocukluk kahramanlarımla tekrar buluşuyorum” diyen Aliusta, çevirmeli telefonlar, eski televizyonlar, oyun konsolları, atariler ve daha fazlasının koleksiyonunda olduğunu ifade etti.

“CAFE MÜZE HAYALİM BEYNİMDE, RUHUMDA AÇIK”… Burçin Aliusta, insanların antika eşyaları gördüğünde yaşadığı merakın ve hissettiği nostaljinin kendisini çok etkilediğini söyledi. Aliusta’nın en büyük hayali ise, cafe müze tarzında bir mekan açıp, antika eşyalarını burada sergilemek, insanları geçmişe götürmek. Aliusta, “Cafe müze beynimde, ruhumda açık. Burayı hayal ederek koleksiyonumdaki parçaları tamamlıyorum. İnsanları ağırlıyorum hayalimde, şaşkınlıklarını ve mutluluklarını gözümde canlandırıyorum” dedi.

“HER ESKİ, ANTİKA DEĞİL”… Annesinin koleksiyonuyla başlayan merakını, ilk klasik aracıyla taçlandıran Aliusta, klasik araba meraklısı olan herkesin geçmişe yönelik bir bağı olduğunu vurguluyor. “Sahip olacağım antikanın bir markayı tarif etmesi, tarihsel bir dönemi anlatması, Kıbrıs tarihini anımsatması gerekiyor. Çocukluğumu ve gençliğimi anımsatan eşyaları toplamaya başladım” diyen Aliusta, her eskinin antika olmadığını bilerek hareket ettiğinin altını çizdi.

14 PLAK ÇALAR, 5 BİN PLAK… Burçin Aliusta’nın antika eşyaları arasında plak çalarlar (pikap) da var. 1950’li, 60’lı ve 70’li yılların izlerini taşıyan bu plak çaların 14 farklı çeşidini koleksiyonuna katan Aliusta’nın 5 bin parça da plağı var… Hepsi eski basım…

KIBRIS’TAKİ İLK MEŞRUBATLARIN ŞİŞELERİ… Koleksiyonun en değerli parçalarından bir kısmı da Kıbrıs’a özel… Burçin Aliusta, “Kola şişesi koleksiyonum var. Kıbrıs Türk kültürüne ait meşrubatların şişelerinin hepsi bende mevcut. Coca-Cola, Kıbrıs’a 1950’li yıllarda gelmiş. O dönem reklam tabelaları yuvarlaktı, kapağı gibiydi… Üç farklı boyutu vardı, hepsini aldım” dedi.

500’DEN FAZLA FİLM AFİŞİ… Aliusta’nın koleksiyonunda Yeşilçam’ın unutulmaz film afişleri de var… Yerli ve yabancı eski sinema filmlerinin afişlerinden oluşan koleksiyonda, 500’den fazla afiş mevcut. 1970 ile 1980 yıllarına ait film afişleri ağırlıkta.

“SOKAK OYUNLARININ KATİLİ”… Burçin Aliusta, oyun konsollarını “Sokak oyunlarının katili, sokakta oynayan çocukları yani bizleri eve hapseden cihazlar” olarak tanımlıyor. Koleksiyonunda bu oyunları da bulunduran Aliusta, ‘Atari 2600’, ‘Commodore c64’, Amiga, Amstrad, Sega, IBM’i örnek vererek 50 civarında konsol cihazının da koleksiyonunda yer bulduğunu belirtti.

   Hikayesi olan her eşya benim için çok değerlidir… Tarihin izini taşıması, bir dönemi anlatması, o eşyayı yıllar önce farklı farklı insanların kullanmış olması gerçeği, o eşyayı benim için çok değerli kılar.

   Eminim ki; birçoğunuz için de bu geçerli bir durumdur.

  Maddi değerinin yanı sıra manevi sırları olan bu eşyalara ve araçlara ‘antika’ deniliyor.

   Ancak bir eşyanın ya da sanat yapıtının ‘antika’ sayılabilmesi için yaşlı olmasının yanında az bulunur özellikte olması da önemli bir kriter. Ayrıca her eski eşyanın da antika sayılmayacağını bilmek önemli.

   Bugüne kadar ‘antika’ sayılabilecek birçok eşyayı inceledim ancak onlarcasını bir arada ilk kez gördüm. Henüz bir sergi alanı olmadığından birkaç odaya sığdırılmış bu antika eşyaların her biri beni çok etkiledi.

   Küçük yaşlarda biriktiricilikle başlayan ve yıllar içinde tam bir antika tutkunu, koleksiyoner ve klasik sever olan Burçin Aliusta’nın tarih kokan, hikayelerle dolu antika eşyaları arasında kendimi kaybettim.

   “Burçin Aliusta kim?” diyeceksiniz…

   Kıbrıs Türk Klasik Otomobil Derneği Başkanı, KKTC Fenerbahçeliler Derneği Genel Sekreteri olan Burçin Aliusta, mutfak ve banyo aksesuarları satışı yapan Faik Aliusta Ticaret’in de yöneticilerinden…

   Burçin Aliusta’yla klasik ve antika tutkusunu konuştuk… Çok keyifli bir sohbetti… İşi bilen birinden antikaları dinlemek ise oldukça bilgilendiriciydi.

    Çocuk yaştan gelen bu merak ve ilginin, koleksiyonerliğe nasıl dönüştüğünü konuştuğumuz sırada Aliusta, antika eşyalarının bulunduğu odayı “Burası benim terapi odam… Ben onlarla konuşurum, onlar da benimle” diyerek tanımlıyor.

   Antika eşyalarının bulunduğu odada huzur bulduğunu, her baktığı yerde bir hikaye, tarih gördüğünü belirtiyor Aliusta ve ekliyor; “Onlara baktıkça, o günler aklıma geliyor. O yılları yeniden ve yeniden yaşıyorum”.

   Bu duyguyu kendisiyle paylaşmamak elde değil… Çünkü tarihin izlerinin saklı olduğu bu odada, evinin birçok yerinde ve dükkanında bunu görmek, hissetmek mümkün.

Anneden gelen bir merak

   Koleksiyonerliğin değişken olduğunu söyleyen Aliusta, bu işi bilinçli yapmanın önemine değindi.

   Aliusta’nın çocukluğundan beri toplayıcılık merakı varmış… Bu alışkanlığın da kendisine annesinden geçtiğini söylüyor. Annesi genç kızken okuduğu aşk romanlarını, ‘Teksas’, ‘Tommiks’, ‘Zagor’ gibi unutulmaz çizgi romanları ve gazeteleri biriktirirmiş.

   Özellikle 1950 ve 1960’lı yılların gazetelerindeki fotoğraflar annesinin çok ilgisini çekermiş. Evin bir köşesinde yığın halde duran bu değerli eserlerin hepsini okuduğunu söyleyen Aliusta, ‘Zagor’ hayranı… “Defalarca okumuşumdur. İlk baskısının birinci sayısı 40 bin TL’ye el değiştirdi. Annem bu çizgi romanı 1970’lerin ortasına kadar biriktirmiş. Çok değerli bir koleksiyon” diyor.

“Çocukluk kahramanlarımla tekrar buluşuyorum”

   Çocukken oyuncaklarını hep koruyan biri olduğunu anlatan Aliusta, oyuncaklarını hiç hor kullanmadığını, hatta birçoğunu anımsadığını belirtti.

   “Şimdi çocukluğumu geri alırcasına onları tekrar topluyorım. Yani çocukluk kahramanlarımla tekrar buluşuyorum” diyen Aliusta, çevirmeli telefonlar, eski televizyonlar, oyun konsolları, atariler ve daha fazlasının koleksiyonunda olduğunu ifade etti.

   Aliusta’nın biriktirme bir de hiçbir şeyi atmama huyu varmış. “Ne kıyafetlerimi ne de eşyalarımı verebiliyorum, atabiliyorum. Bir şekilde bir yerlerde onları biriktiriyorum veya saklıyorum. Üzerinde not olan kağıtları bile çöpe atmakta zorlanıyorum” diyor Aliusta…

Kapalı Maraş’ın hissettirdikleri

   Çocukluk ve gençlik yılları geçtikten sonra askere giden Aliusta, askerliğini sivil işlerde yaptığını belirtti.

   Şimdinin tartışma konusu olan kapalı Maraş’ı 1996-1997 yıllarında gezmiş, görmüş…

   Yıkık, dökük, harabe kalmış binaların üzerindeki eski tabelalar, bakkaliye malzemeleri, şimdinin unutulmuş birçok marka ürününü orada görmek, içindeki antika merakını uyandırmış. Ancak okul, iş derken bu merakını geliştirebilmek için konuya fazla eğilemedi ve içinde uhde olarak kaldı.

4 klasik arabası var, ilkini 2009’da aldı

   Burçin Aliusta, sonradan büyük bir tutku ve meraka dönüşeceğini bilmeden, düşünmeden 2009 yılında ilk klasik aracını aldı. 1965 model MG Midget MK2 marka olan bu klasik aracı İngiltere’den ithal etti.

   O yılda alınan aracın ederi 24 bin TL’ydi, şimdiki değeri ise ithaliyle birlikte 15 bin sterlin.

   Hemen ardından 1969 model Ford Escort Mk1 model aracını, en son da 1959 model Austin mini MK1 klasiğini alan Aliusta, bu arabayı kendi elleriyle restore ettiğini “daha özel” diyerek tanımladı.

   Aliusta’nın bir de katıldığı klasik araba yarışından kazandığı 1978 model Mercedes Benz W123 model klasiği var.

“Önce çocukluğumu ve gençliğimi anımsatan eşyaları topladım”

   Annesinin koleksiyonuyla başlayan merakını, ilk klasik aracıyla taçlandıran Aliusta, klasik araba meraklısı olan herkesin geçmişe yönelik bir bağı olduğunu vurguluyor.

   Aliusta, herkesin evinde mutlaka bir antika eşyası olduğunu ifade ederek önce biriktiricilik yapmaya başladığını ancak maddi olarak yetişemediği için ilgi alanına yönelmeyi tercih ettiğini belirtiyor.

   “Sahip olacağım antikanın bir markayı tarif etmesi, tarihsel bir dönemi anlatması, Kıbrıs tarihini anımsatması gerekiyor. Çocukluğumu ve gençliğimi anımsatan eşyaları toplamaya başladım” diyen Aliusta, her eskinin antika olmadığını bilerek hareket ettiğinin de altını çizdi.

14 plak çalar, 5 binden fazla plak

   Burçin Aliusta, birçok antika eşyanın sahibi olduktan sonra plakları merak etmeye başladı ve koleksiyonunu bu yönde derlemeye karar verdi.

   Antika eşyaları arasında gördüğüm plak çalarlar (pikap), eski filmlerde ve dizilerde izlediğimiz görüntüleri aklıma getirdi. 1950’li, 60’lı ve 70’li yılların izlerini taşıyan bu plak çalarlardan 14 farklı çeşidini koleksiyonuna katan Aliusta’nın 5 bin parça da plağı var… Hepsi eski basım…

  Plak çalarlardan kimisi long play kimisi de 45’lik plakları çalıyor… İğne ucuna göre de özellikleri değişiyor.

Kıbrıs Türk kültürüne ait meşrubatların şişeleri

   Koleksiyonun en değerli parçalarından bir kısmı da Kıbrıs’a özel…

   Burçin Aliusta, şöyle anlatıyor:

   “Kola şişesi koleksiyonum var… Kıbrıs Türk kültürüne ait meşrubatların şişelerinin hepsi bende mevcut.

   Coca-Cola, Kıbrıs’a 1950’li yıllarda gelmiş. O dönem reklam tabelaları yuvarlaktı, kapağı gibiydi… Üç farklı boyutu vardı, hepsini aldım.

   Tabelanın altında Rumca ‘soğuk içiniz’ yazıyor. Bu yazı da tabelanın Kıbrıs’a ait olduğunu gösteriyor.

  Dönemin kolası Bel-Cola’nın reklam tabelaları da, Coca-Cola’nınkine benzerdi… Bir de Bixi kola vardı. Hepsinin reklam tabelalarını ve şişlerini bulup, koleksiyonuma kattım.

“Toprak kazıp şişeleri, kasaları çıkarttım”

   Hatta bir anımı da paylaşmak istiyorum…

   Ramiz Manyera, zamanında Bel-Cola ile Bixi kolasını üretirdi.

   Bir gün dükkana geldi ve antika koleksiyonuma ait bazı eşyaları görünce, ‘gel be çocuk, bende senin işine yarayacak bir şeyler var, vereyim sana’ dedi.

   Üretim yapılan firmanın deposuna götürdü beni. Yanıma verdiği bir adamla depoyu alt üst ettim.

   Firmasının 9-10 parça ilk çıkardığı içeceklerinin şişelerini bana hediye etti. Depoyu gezerken, toprak bile kazdık. Orada Bubble-Up, Bixi, Yedigün, Bel-Cola kasalarını ve şişelerini bulup aldım.

   İlk kola fabrikası da Lefkoşa’da şimdiki Şehit Doğan Ahmet İlkokulu’nun oradaydı.

   Koleksiyonumdaki en değerli şişe ise Kıbrıs’ta ilk çıkan kola olan Taksim kolasına ait… Şişesinin üzerindeki ay ve yıldız terstir. Kıbrıs Türk kültürünü, geçmişini yaşatan bir şişedir.

   Hurdacıdan bulduğum eski soğutma buzlukları da koleksiyonu tamamlayan parçalardan.

   Geçtiğim her yerde gözüm evlerin bahçelerinde. İlgimi çeken ne varsa almaya devam ediyorum”.

“Sandviççi Behcet”in bisikletinden, 20’ye ulaşan bisiklet koleksiyonu

Burçin Aliusta’nın koleksiyonunda bisikletler de var… Farklı markalar ve özelliklerde 20 bisiklet… Birçoğunu dükkanın duvarlarına asmış, sergiliyor.

    Ama içlerinden biri çok değerli… Aliusta’nın dedesi “Sandviççi Behcet” olarak tanınıyormuş. Fortigo (yüklük olan bisiklet) bisikletiyle dolaşıp sandviç satarmış.

   Dedesinin dükkanda asılı bir fotoğrafı da o günleri anlatıyor.   

   Aliusta, “Bisikletin aynısını buldum ve restore edip, içine eski kola kasası koydum. Üzerine de ‘Sandviççi Behcet Faik’ yazdık. Şu an dükkanımda sergileniyor.

   Kendi çocukluk döneminde kullanılan bisikletleri de bulmaya çalışan Aliusta, bisiklet konusunda da iyi bir koleksiyona sahip.

Bu koleksiyon nasıl oluştu?

Evlerin bahçelerine bakarak, ricayla ya da parayla bu kadar değerli bir koleksiyonu oluşturmak mümkün değil tabii ki…

   Burçin Aliusta, antika eşyaların satıldığı sitelerin sıkı takipçisi. Bir de seyyar satıcılar ve eskiciler…

Kendisinin antika tutkunu olduğunu bilen bu insanların köy köy, ev ev gezerek topladıkları ürünleri, zaman zaman kendisine getirdiklerini belirten Aliusta, çok sayıda ithal ettiği ürüne de sahip.

   Aliusta, Kıbrıs Türk Klasik Otomobil Derneği’nin üye kayıtlarını yaptığını dönemde, herkesin dükkanına gittiğini ve orada antika eşyaları gördüklerinde, kendilerinde olan veya tanıdıklarında atıl kalmış bu değerli parçaları da kendisine götürmeye başladıklarını belirtti.

   Aliusta, “2011 yılında depolarda atıl kalmış birçok değerli parça bana getirilmeye başlandı ve koleksiyonum zenginleşti” dedi.

   Sosyal medyadan Türkiye pazarını keşfeden, antika mağazalarının açık artırmalarına katılan Aliusta, “Replika ürünleri sevmiyorum… Efemera merakım var. Dönem gazeteleri ilgimi çekiyor. Tarihi bir günü ve olayı anlatan gazeteleri merak ediyorum…

   1980 darbesi, Hiroşima’ya atom bombası atılması, Atatürk’ün ölümü gibi unutulmaz tarihi olayları birinci sayfalarına taşıyan gazeteler de bende var.

  Özel koleksiyonerlerin elinden çıkmış ürünlerdir bunlar…

   Bazen koleksiyonerden koleksiyonere geçen ürünleri de almak zorunda kalıyoruz.

Cumhuriyet gazetesi… Yıldırım baskısı… Tarih 10 Kasım 1938

Atatürk’ün öldüğü 10 Kasım 1938 tarihi dahil, onu takip eden 20 günün gazetesi arşivimde.

   Cumhuriyet gazetesi, yıldırım baskısı yapmış Atatürk’ün öldüğü gün. Diğer gazeteler o gün çıkmamış.

  Bu baskının bugünkü değeri 10 bin TL’nin üzerinde…

     Kıbrıs’ta 1974 yılında yaşanan olayların Türkiye gazetelerine yansıması da gazete arşivlerimde mevcut”.

Yeşilçam’ın unutulmaz afişleri

Aliusta’nın koleksiyonunda Yeşilçam’ın unutulmaz film afişleri de var… Baktıkça sizi o günlere götüren afişlerin her biri çok değerli…

   Yerli ve yabancı eski sinema filmlerinin afişlerinden oluşan koleksiyonda, 500’den fazla afiş var… 1970 ile 1980 yıllarına ait film afişleri ağırlıkta.

   Koleksiyonda usta oyuncu Kemal Sunal’ın tüm filmlerinin afişlerini görmek mümkün…

   Benim hayranlıkla defalarca izlediğim ve izlemekten asla sıkılmayacağım Türkan Şoray ile Kadir İnanır’ın boşrollerini paylaştığı “Selvi Boylum Al Yazmalım” filminin afişini de koleksiyon arasında görmek ilgi çekiciydi.

   Sadri Alışık’ın hayat verdiği “Turist Ömer” filmleri, Kartak Tibet’le bütünleşen, Sezgin Burak'ın çizdiği “Tarkan” çizgi romanındaki kurgusal Tarkan karakterinin uyarlandığı beş filmden oluşan kült film serisinin afişleri, çocukluk ve gençlik yıllarımızın unutulmaz filmleri arasında “Hababam Sınıfı” serisinin afişleri de koleksiyonda mevcut.

   500’den fazla orijinal film afişlerini bulmak epeyi zor olsa gerek… Burçin Aliusta’ya bu afişleri nasıl temin ettiğini sordum… İşte yanıt:

   “Koleksiyonerler başta olmak üzere belli başlı sahaflardan temin ettim. İstanbul’da bu işin ustası olan birkaç sahaf var. Hepsiyle tanıştım. Bana uygun birşeyler ellerine geldiğinde mutlaka beni arıyorlar. İstanbul Taksim’de yılda bir kez Sahaf Festivali düzenleniyor. Onu da hiç kaçırmam. Orada çok değerli eserler vardır”.

“Sokak oyunlarının katili, oyun konsolları”

İnsanları ve özellikle çocukları bağımlı hale getiren sosyal medya, internet üzerinden oynanan oyunların temeli aslında 1980’lerin başında atılmış. O dönemi “yeni bir çağın başlangıcı” olarak adlandıran Burçin Aliusta, oyun konsollarını “Sokak oyunlarının katili, sokakta oynayan çocukları yani bizleri eve hapseden cihazlar” olarak tanımlıyor.

   Aliusta, şöyle devam ediyor:

   “Bu oyun konsolları elektronik çağın başında evlere giren büyük buluşlardı. Bilgisayarlar eve girmişti, onunla beraber oyun konsolları da. Oyuncakların yerini konsollar almıştı. Renkli televizyonla beraber taşınabilir oyun konsolları da hızla yayılmaya başladı. Hem konsol şirketleri hem de oyun firmaları hızla yayılmaya başlamıştı.

   Benim kahramanım ‘Atari 2600’dı. Koleksiyonumda bunun haricinde ‘Commodore c64’, ilk joystick Amiga, Amstrad, Sega, IBM de var. Koleksiyonumda 50 civarında konsol aleti mevcut, televizyona bağlanan ve elde olanlarla beraber”.

‘Müzik Kutularını’ hatırlayan var mı?

Benim “Juke Box” yani “Müzik Kutusu”yla tanışmam ortaokul yıllarına dayanıyor…

   Şimdinin müzik dinleme platformu olan bu müzik kutularına bozuk para atarak, istediğimiz sanatçının şarkısını seçip, dinleme şansına sahip oluyorduk. Küçücük cafelerde bangır bangır çalan şarkılar, hepimizin neşesiydi. Bu nedenle bu Müzik Kutularının hayatımda yeri çok farklı.

    Aliusta’nın koleksiyonunda bu müzik kutularından da var… Aliusta, “Biri meşhur Taksim pavyonundan çıkma, öteki gençlik yıllarımızın en bilindik yeri Funny Town’dan çıkma” diyor.

Nazi Almanyası ve Hitler’e ait eşyalar

Burçin Aliusta’nın koleksiyonunda belki de çok az insanın ilgi duyduğu 2. Dünya Savaşı döneminde Nazi Almanyası’na ait bazı parçalar var.

   Bilmeyenler için not düşelim; “Nazi Almanyası, Almanya’nın 1933 ile 1945 yılları arasında, Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi idaresi altında, tek parti rejimine dayalı yönetim sistemiyle “Führer” unvanlı hükûmet ve devlet başkanı Adolf Hitler’in liderliğinde egemenlik sürdüğü döneme verilen isimdir”.

   Bu döneme büyük ilgi duyan Aliusta, Nazilere ait eşyalara biriktirmeye başlama sürecini şöyle anlatıyor:

   “Biyografik filmlere her zaman ilgi duydum. Bir insanın neleri, nasıl başardığını, başarı için nasıl bir yol izlediği, bu sürede karşılaştığı zorluklar, hayalleri, başarı hikayelerini hep merak ettim.

   Naziler yani Hitlerle tanışmam da bu merakla başladı. Adolf Hitler’in 10 yıl gibi kısa zamanda basit bir onbaşıyken nasıl koca bir imparatorluk kurduğunu merak ettim ve araştırmaya başladım.

   İzlediğim filmlerde, Hitler’in hitabet yeteneği, konuşurken insanları etkisi altına almayı başarması ilgimi çekti.

   Bu dönemde şu an bile kullanılan en bilindik markalar doğdu. Dikiş makinesinden tutun da en iyi otomobil markalarına kadar… Hepsi bu yıllarda doğdu. Örneğin VW Beetle…

   1934 yılında Hitler, Ferdinand Porsche'den 'halk için bir otomobil' tasarlamasını istedi; 2 yetişkin ve 3 çocuk taşıyabilecek, 100 km hızla gidebilecek, ekonomik, ayrıca 3 silahlı askeri taşıyabilecek ve fiyatı 1000 Reich Mark’ı geçmeyecekti. Böylece Volks-wagen yani Türkçe anlamı ile 'halkın otomobili' üretime geçti. Hitler; her Alman bir araba sahibi olsun istiyordu. Bu yüzden ucuz ve rahat bir otomobil üretme kararı aldı. Ve ilk 'Beettle' modeli ortaya çıktı.

   Nazi dönemine ait eşyalar ve ürünlerin satışı çok az ülkede serbesttir, örneğin İtalya ve Balkan ülkeleri. Diğer Avrupa ülkelerinde yasaktır.

   Bu işlerle uğraşan insanlarla tanıştıkça, Nazi dönemine ait birçok eşyaya da ulaşmış oldum. Koleksiyonumda Nazi dönemine ait rozetler var. Bu rozetler, kişinin kim olduğunu, ne iş yaptığını, neyi başardığını, nereye ait olduğunu simgeliyor. Özellikle Nazilerin partisine üye olanlara verilirdi. Bende Hitler'in taktığıyla eşit derecede olan var. Yahudi işçi karneleri, dönemin bayrakları, propaganda kartları, kartpostalları, oyuncakları da koleksiyonumda en özel yerde”.

“En büyük hayali cafe müze açmak”

Burçin Aliusta, insanların antika eşyaları gördüğünde yaşadığı merakın ve hissettiği nostaljinin kendisini çok etkilediğini söyledi. Başkalarının da antika merakı olmasından mutluluk duyduğunu ifade eden Aliusta, tarihe sahip çıkılıyor olmasının önemine değindi.

   Aliusta’nın en büyük hayali ise, cafe müze tarzında bir mekan açıp, antika eşyalarını burada sergilemek, insanları geçmişe götürmek.

   Aliusta hayalini şöyle anlatıyor:

   “Cafe müze beynimde, ruhumda açık. Burayı hayal ederek koleksiyonumdaki parçaları tamamlıyorum. İnsanları ağırlıyorum hayalimde, şaşkınlıklarını ve mutluluklarını gözümde canlandırıyorum. Hayallerimi insanlarla paylaşmak istiyorum. Onları geçmişe götürmek, o yılların ruhunu yaşatmak istiyorum.

   Dükkanda bulunan nostaljik eşyaları görenlerin tepkileri, o yıllara ait anılarını benimle paylaşması hoşuma gidiyor.

   Dükkanda çok eskiden annelerimizin kullandığı bebek arabası var. Birçok müşterimiz, bu bebek arabasının önünde fotoğraf çektiriyor. Değerini bilmedikleri için ahlar, vahlar çekiyorlar”.

Festivallere ve okullara nostaljik ürünleri veriyor

Burçin Aliusta’nın koleksiyonunu bilenler ve duyanlar zaman zaman kendisine ulaşıp yardım ve destek de istiyor.

   Aliusta, festivaller veya eko günlerde kullanılmak üzere bazı eşyalarının kendisinden istendiğini belirterek özellikle birçok okulun da nostaljik ürünleri çocuklara tanıtmak, anlatmak için yardım istediğini söyledi.

   Nereden nereye geldiğimizi gösteren nostaljik eşyaları yen ineslin görüp tanımasına büyük önem verdiğini vurgulayan Aliusta, büyüklerimizin de bu ürünleri görerek, geçmişi yeniden yaşamasını istediğini belirtt.

Klasik araba tutkusu

Aliusta için antika merakını perçinleyen klasik araba tutkusu da farklı…

   Antika eşyalarıyla hayat bulduğu kadar klasik arabalarla da aynı duyguyu paylaşıyor.

   Klasik araba sahibi olduktan sonra klasik araba faaliyetlerine katılmaya başlayan Aliusta, bunun yakın arkadaşları aracılığıyla olduğunu ifade etti.

   2010 yılının başında, aslında daha sonra hayatını değiştirecek ilk hamleyi atmış olan Aliusta, öylesine gidilen toplantılardan, Kıbrıs Türk Klasik Otomobil Derneği başkanlığına giden yolu şöyle anlattı:

   “2010 yılının mart ayından itibaren 2 veya 3 tane klasik araba faaliyetine katıldım.

   Kıbrıs Türk Klasik Otomobil Derneği’nin yönetim kurulu toplantılarına görevim olmadığı halde katılırdım.

    İlk toplantılara katılmaya başlamam 2011 yılında derneğin kurucularından Niyazi Harmandağlı’nın ‘hadi gel gidelim’ demesiyle oldu.

   Toplantı herkese açıktı. Mangallar yanar, sohbetler edilir, fikirler paylaşılırdı.

   Dönemin dernek başkanı Salih Çeliker ve Olgun Bıçak’ın işyerime yakın olması, ilişkilerimizi güçlendirdi.

   Toplantılara katıldığımda fikirlerimi sunduğum zaman herkesin hoşuna gitti, taktir edildim.

   Adı konmadan hem yönetimin hem de yarışın içindeydim. Yarışlara sponsorlar bulmaya başladım.

   Derneğe üye olduktan sonra faaliyetlere katılmam sıklaştı.

   Yarışlarda kupa kazanmak, kürsüye çıkmak beni teşvik etti. Başarı beni cezbetti…

   Klasik araba ruhu geride kaldı ve artık kupa için yarışmaya, çalışmaya başladım. İddialaşmalar, sohbetler, çekişmeler… Arkadaşlarımızla aramızda güzel bir ortam oluştu.

300’e yakın kupa, kesintisiz 9 birincilik

2013 yılında Klasik Otomobil Ralli Şampiyonası’nda KKTC şampiyonu oldum. 300’e yakın kupam, onlarca birinciliğim var.

   Benim yarıştığım dönemde klasiklerin hem kulübü hem de derneği vardı. Ben ikisinin de faaliyetlerine katılıyordum.

   2011-2012 sezonunda hem kulübün hem de derneğin düzenlediği 9 yarışta üst üste birincilik aldım. Her kupa kaldırışım beni gururlandırdı.

   Yarışmacı sıfatından uzaklaşıp yönetici olarak organizasyon işine yöneldim. 2015’teki genel kurulda genel sekreter oldum.

   İşi doğru öğrenip, uygulamak benim şifrem. Ama bunu yaparken kimseyi kırmadan, üzmeden hayata geçirmek de felsefem. Bu beni bugün dernek başkanlığına kadar getirdi.

2016’da ilk yarış organizasyonunu düzenledi

2015’te son kez yarışlara katıldım ve yarışçı kimliğimi bıraktım. Derneğin asbaşkanı oldum, yarış direktörlüğünü devraldım.

   2016’da ilk faaliyetimi yaparak yarışan değil, yarıştıran oldum.

   2016 Kütahya Seramik Rallisi, ilk organizasyonumdu. Herkesin yarış alanından mutlu ayrılması ise benim için çok büyük bir teşvikti.

  Bunu misyon edindim… Kendimi derneğe adadım. 2016-2017 sezonu böyle geçti. Tüm faaliyetlerde kontrol bendeydi.

   İlk klasik arabamı alıp rüzgara bırakacağım günden 10 yıl sonra derneğe hizmet etmeye başladım.

   7 Şubat 2018’de yapılan dernek genel kurulunda, başkanlık görevini aldım. İnandığım, güvendiğim arkadaşlarımla zorlu bir yola girdik.

Üye sayısı 900’e çıktı, klasik araç sayısı 2 bini geçti

Dernek üye sayımızı 300’den 900’e çıkardık. Bunlar sadece bireysel üyeliklerimiz. Klasik otomobil sayımız ise 2 bin 300’ü geçti.

   Dernek faaliyetlerine katılmak için üye şartı aramıyoruz ama üyelikler, derneğin sosyal sorumluluk faaliyetlerine büyük katkı sağlıyor. Kâr gütmeyen bir derneğiz.

   Sponsorluk yasası olmadığından dilenci gibi hareket ediyoruz. Bize güvenen insanlarla etkinliklerimizi yapıyoruz.

  Motorsporlarının da artık ülkemizde spor dalı olarak görülmesi bizi mutlu ediyor. Dernek olarak, hem kültür turizmi hem de sportif faaliyetler yapıyoruz.

Klasik araba sahibi olmak isteyenlerin yolu dernekten geçiyor

Klasik araba sahibi olmak isteyenler de bize başvuruyor. Derneğimiz devlet tarafından bilir kişi olarak kabul ediliyor.

   Derneğin olur yazısıyla “bu araba klasiktir” imzasını atıyoruz.

   Yasalara göre klasik arabaların haklarından yararlanabilmek için imal tarihinden itibaren 25 yılını doldurması gerekiyor.

   Derneğimizin verdiği izin yazısıyla, araç gümrüklenip kaydedilebiliyor. Ardından Araç Kayıt Dairesi’ne işlemleri yapılıyor.

   Bu kayıt Eski Eserler ve Müzeler Dairesi’ne de bildiriliyor”.

FOTOGRAFLAR: Uğur KAPTANOĞLU

Güncelleme Tarihi: 02 Eylül 2019, 09:37
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner96