Sorunlar belli ya çözümler?

Göç, Kimlik ve Hak Çalışmaları Merkezi, üç ayda bir yaptığı anket çalışmasına bu kez özel bir dosya eklenedi. Merkez Direktörü Mine Yücel, “Sorunları tespit ediyoruz, yönetimlere yol gösteriyoruz ancak kimse bir şey yapmıyor” dedi

Sorunlar belli ya çözümler?
  • 31 Temmuz 2018, Salı 10:28

Ergül ERNUR

Göç, Kimlik ve Hak Çalışmaları Merkezi’nin (CMIRS) üç ayda bir telefonda görüşerek yaptığı anket çalışmasının Haziran 2018 sonuçları yayımlandı.

Her çalışmasında özel bir dosya açıp, ülke sorunlarını daha yakından irdeleyen CMIRS, bu kez böyle bir çalışma yapmadı. Nedeni ise, sürekli kısır döngü içerisinde olmamız.

Ülkemizin en önemli sorunlarından biri, problemi tespitte iyi olmamız ancak çözüme gelince herşeyi görmezden gelmemiz. Kısacası her yıl yapılan birçok araştırmanın, sempozyumun, panelin ve çalıştayların ortaya koyduğu sorun tespitleri ayrıca çözüm önerileri ne yazık ki askıda kalıyor.

CMIRS de bu kez sorunlarının ne olduğu bilinen konularla ilgili araştırma yapmak yerine bugüne kadar tespit edilen sorunları yeniden gündeme getirmeye karar verdi.

Ekim 2016’dan beri özel dosyalar açan CMIRS, sağlık, yolsuzluk, trafik, gıda güvenliği,  taş ocakları, çevre, toplumsal değerler ve artan şiddet konularını irdeledi.

Hepsiyle ilgili de birçok sorun tespit edildi, çözüm önerileri sunuldu. Ancak hiçbir yönetim bu sorunların üzerine eğilmedi.

Yücel: Yeniden hatırlatıyoruz

CMIRS Direktörü Mine Yücel, üç ayda bir düzenli olarak Kıbrıslı Türklerin siyasi güven, sosyal güven, bireysel özgüven, mutluluk algısını ölçerek, bu oranların zaman içerisinde birbiriyle ilişkisi yanında yaşadığımız gelişmelerden ne şekilde etkilendiğimizi incelediklerini söyledi.

Ekim 2016’dan itibaren genel ankete ek olarak her çalışmasında toplumun gündeminde olan farklı bir dosyayı detaylı olarak araştırdıklarını ifade eden Yücel, bugüne kadar, sağlık, yolsuzluk ve trafik, gıda güvenliği,  taş ocakları ve çevre, toplumsal değerler ve artan şiddet konularını irdelediklerini belirtti.

Yücel, Haziran 2018 raporunda tematik dosyalarda yayımladıkları bulguları yeniden hatırlatmayı ve bu konularda hâlâ atılması gereken pek çok adım olduğunu yeniden dile getirmeyi istediklerini vurguladı.

Mine Yücel, şöyle dedi:

“Araştırmacılar olarak bizlerin görevi toplumsal sorunları dile getirmek, bunları toplumun ve yönetimin gözü önüne sermektir. Ayrıca gerektiğinde de takibini yapmaktır. Biz de bu çerçevede eski yayınlarımıza sonuç alamadıkça yeniden bunları gündeme taşımayı uygun görüyoruz.

Toplumsal hafızanın bir veya en fazla iki hafta geriye gidebildiği bir dönemde bu tür hatırlatmalara da maalesef gerek olduğunu görmekteyiz. Toplumumuz maalesef bir konuya gösterdiği duyarlılığı bir ya da iki hafta sürdürebiliyor en fazla. Sonrasında da bu duyarlılık ‘yatışınca’ yönetim ve yolsuzluklar hiçbirşey olmamış gibi yoluna devam ediyor”.

Mine Yücel, üç ayda bir yaptığı anket çalışmalarını değerlendirerek ülkemizdeki siyasi ve ekonomik düzenin sürdürülebilir olmadığını, çevreyle ilgili sürdürülebilir bir planın bulunmadığını vurgulayarak halkın düşüncelerini ve beklentilerini ortaya koyduğunu söyledi.

Yücel, anket sonuçlarının, ülkemizde sosyal yapının, idari yapının, eğitim, sağlık ve turizm politikasının sürdürülebilir olmadığını ortaya koyduğunu belirterek ülkenin yaşanabilirliğinin de vatandaşlar tarafından sorgulandığını söyledi.

Yücel, halkın; su, hava, gıda ve deniz suyu güvenliğinin tehdit altında olduğunu düşündüğünü vurgulayarak denetimleri yapan kurumlara karşı da güven olmadığını ifade etti.

Trafik adı altında toplumsal bir intihar halinin bulunduğunu söyleyen Yücel, ülkede yoğun denebilecek şekilde rüşvet ve yolsuzluk bulunduğunu düşünenlerin sayısının yüksek olduğunu belirtti.

Yücel, halkın ayrımcılığa maruz kaldığını düşündüğüne de dikkat çekerek ankete katılan her 3 kişiden birinin ayrımcılığa ve partizanlığa maruz kaldığını belirttiğini söyledi.

Halkın, ülkemizde şiddet olduğunu, uyuşturucu ticareti ve kullanımı, insan ticareti, organize suçlar ve para aklama olaylarının kontrolden çıktığını düşündüğünü ifade eden Yücel, Türkiye’nin ve dinin etkisinin ülkemizde arttığını, toplumun çoğunluğunun bu artan etkilerden rahatsız olduğunu belirttiğine dikkat çekti.

Yücel, her alanda yasal boşluklar olduğunu ifade ederek “Fakat daha da önemlisi; var olan yasalar da uygulanmamaktadır.  Buna ek olarak yasaları yürütme mercisi olan hükümetin kendisi yasa dışı işler yapmakta ve bazı üyeleri, mahkeme kararlarına uymakta bile seçici davranabilmektedir” dedi.

“Acil olarak hukuk ve adalet sağlanmalı”

Mine Yücel, ülkemizdeki durum böyleyken ne yapılması gerektiği konusunda da görüşünü ortaya koydu.

Yücel, KKTC’de acil olarak hukukun ve adaletin sağlanması gerektiğini söyledi.

Geriye dönüşü mümkün olmayan, çevreye yönelik tahribatın bir an önce durdurulması, giderilmesi, temiz ve yaşanabilir bir çevre için adımlar atılması gerektiğini ifade eden Yücel, ekonomik, sosyal, kentsel, tarımsal, turizm, eğitim, sağlık, trafik, insan hakları ve ayrımcılığın önlenmesi gibi konularda kapsamlı 5 yıllık faaliyet planlarına ihtiyaç duyulduğunun altını çizdi.

Yücel, insan ve doğa refahı üzerine kurulu bir kalkınma modeline ihtiyaç olduğuna işaret ederek

“Ülkede mülkiyet ve rant ‘talan’ının bir an önce durdurulması gerekmektedir. Bu alanda yaratılmış olan adaletsizlikler giderilmelidir. İzinsiz ve plansız yapılaşmanın yıkılması veya yeniden adalet çerçevesine sokulması için gerekli adımların atılması gerekmektedir” dedi.

“Siyasi güven yeniden tesis edilmeli”

Mine Yücel, ülkemizde daha adil bir ekonomik yapı oluşturulması gerektiğini vurgulayarak şu anda ülkenin yüzde 40’a yakınının ekonomik sıkıntılar içinde olduğunu, yüzde 15 civarında bir kesimin ise rahat bir yaşam sürdüğü bir durumun söz konusu olduğuna değindi.

Siyasi güvenin yeniden tesis edilmesi için geniş yelpazeden seçilmiş hükümetin önceden belirlenmiş bir program çerçevesinde görev başına gelmesi ve bu programı uygulamaya koyması gerektiğini ifade eden Yücel, “Bunun mümkün olmaması durumunda ise bunu en yetkili ve güven duyulan yürütme kurumu olan Cumhurbaşkanlığı makamı üstlenmelidir” dedi.

“Kamuda reforma gidilmesi şarttır”

Uluslararası alanda görüşmelerin çökmüş olması ve Kıbrıs sorunundan dolayı sadece Kıbrıslı Türklerin cezalandırıldığı bir duruma yol açan ambargoların kaldırılması yönünde acil ve ciddi adımlar atılmasının önemine dikkat çeken Yücel, uluslararası toplumun duyarlılığına ihtiyaç duyulduğunu belirtti.

Yücel, ülke yönetiminde Türkiye’nin artan etkisinin çoğunluk tarafından kabul edilmediğini ifade ederek şöyle devam etti:

“Özellikle Türkiye’nin vilayeti olma seçeneği toplumun sadece yüzde 4.9’u tarafından kabul görmektedir.

Bu durumda Türkiye’yle ilişkiler yeniden müzakere edilmelidir. Merkez Bankası, polis gibi kurumların idaresinin devralınması ve iyi idare prensibi çerçevesinde kamuda bir reforma gidilmesi şarttır.

“Şeffaflık ve hesap verebilirlik olmalı”

Sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının bir insan hakkı olarak hala hazırda yasalarımızda bulunmasına rağmen bu hakkın her geçen gün daha fazla ihlal edilmekte olduğu gözler önündedir. Atılması gereken adım bu hakkın daha etkin şekilde korunması yanında doğanın da insanlar gibi bir yaşam hakkına sahip olduğunun anayasaya işlenmesidir.

İdari yapıdan, denetimleri gerçekleştiren kurumlara kadar her kesimin şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkesi ile yeniden düzenlenmesine ihtiyaç vardır.

Ülkede acilen bir istatistik kurumuna ihtiyaç vardır. Ülke artık kısa, orta ve uzun vadeli plan ve programlarla yönetilmeye başlanmalıdır.  Ülkede dinin ve tarikatların artan etkisinin önüne geçmek ve sosyal yapının bozulmasını önlemek için acil adımlar atılmalıdır.

Ombudsmanın ele aldığı konular arasına mutlaka toplumsal cinsiyet, azınlıklar, partizanlık vb ayrımcılıkların raporlandırılması da alınmalı ve bu konularda en erken zamanda düzenli olarak güncellenecek raporlar hazırlanmalıdır”.

Vatandaşlar, sağlık alanında ne bekliyor?

Ekim 2016’da yapılan çalışmada “Sağlık” konulu dosya açıldı.

Bu dönemde ankete katılanların yüzde 61.38’i yeterli ilaç temini konusunda ülkenin sağlık sisteminden memnun olmadığını söyledi. Benzer şekilde yüzde 77.98 oranında kesim hastanelerin fiziki koşullarından memnun olmadıklarını ortaya koyarken, yüzde 48.15 oranında kesim hemşire davranışları ve bakımı konusunda şikayette bulundu.

Yüzde 49.79 oranındaki kesim de, yatan hasta koşulları (hastanelerin otelcilik hizmetleri) hakkında memnuniyetsizlik belirtti.

CMIRS Direktörü Mine Yücel, doktorlar konusunda ise, doktorlardan memnun olduğunu ifade eden kesimin oranının memnun olmadığını belirten kesimin oranına kıyasla daha yüksek olduğunu belirtti.

“Bu da özellikle doktorlar adına çok önemli bir bulgudur.  Bu denli yetersiz sağlık sistemi içerisinde yüzde 38.2 oranında bir kesim doktorlardan memnun olduğunu dile getirmiştir. ‘Ne memnunum, ne memnun değilim’ diyen kesimin oranı yüzde 29.19, ‘memnun değilim’ diyen kesimin oranı ise yüzde 32.5’tir” diyen Yücel, hastanelerin labaratuvar tetkiklerinden memnun olmayanların oranının yüzde 34.01, memnun olanların oranının ise yzüde 33.68 olduğuna işaret etti.

Yücel, hastanelerden alınan genel tıbbi hizmetler konusunda memnuniyet oranının yüzde 20.33, memnuniyetsizlik oranının ise yüzde 45.44 olduğunu ifade ederek ambulans hizmetlerinden memnun olanların oranının yüzde 46.73, olmayanların oranı ise yüzde 30.53’te kaldığını kaydetti.

Yücel, acil hizmetlerinden memnuniyetsizliğin ise yüzde 40.05 oranında olduğunu belirtti.

“Yolsuzluk yaygın demiştik”

CMIRS’in Ocak 2017 anketinde ise “yolsuzluk ve trafik dosyası” açılmıştı.

Yücel, çalışma sonucunun genel olarak ülkede yolsuzluğun yaygın bir gerçeklik olduğunu ortaya koyduğunu ifade ederek “Katılımcılardan farklı kurumlara bakıp da her bir kurumda kendilerinde yolsuzluğun 5 üzerinden ne derece yaygın olup, olmadığını puanlamalarını istedik. Tüm puanlamaların ortalaması ise KKTC’de yolsuzluk yaygınlık puanını ortaya koymaktadır ki, bu rakam 5 üzerinden 2.98’dir” dedi.

Yücel, çalışmada ön plana çıkan bir diğer noktanın ise toplumun yolsuzluğu bireysel rüşvet olayları olarak değil de kurumsal bir sorun olarak algılaması olduğunu söyledi.

Yücel, bireysel rüşvet alma veya vermenin kabul edilebilir olduğunu düşünen kesimin yaklaşık yüzde 30 civarında olduğunu belirtti.

Ankete katılanlar kurumlardaki yolsuzluk seviyesine puan vererek düşüncesini ortaya koydu.

Beş üzerinden puanlanan kurumlarla ilgili katılımcılar, en fazla yolsuzluğun belediyeler, gümrük ve hükümette olduğunu düşünüyor.

Buna göre katılımcılar yolsuzluk yaygınlık seviyesi olarak belediyelere 5 üzerinden 3.79, gümrüğe 3.75 ve hükümete 3.45 puan verdi.

Yolsuzluk yaygınlık seviyesi puanları şöyle:

“Vergi Dairesi 5 üzerinden 3.44; Tapu Daireleri 5 üzerinden 3.23; özel sektördeki büyük şirketler 5 üzerinden

3,17; meclis 5 üzerinden 3.11; polis teşkilatı 5 üzerinden 3.06; hastaneler 5 üzerinden 2.84; mahkemeler 5

üzerinden 2.83; sosyal güvenlik kurumu 5 üzerinden 2.78; hastaneler 5 üzerinden 2.78; cumhurbaşkanlığı             5 üzerinden 2.74; eğitim kurumları 5 üzerinden 2.67; Sayıştay 5 üzerinden 2.50; Başsavcılık 5 üzerinden 2.50; Ordu 5 üzerinden 2.02 puan aldı”.

Trafikten şikayet çok

Yine Ocak 2017 anketinde irdelenen “trafik” dosyası da birçok konuda kendi hatalarımızı görmemizi sağlamıştı.

Katılımcıların yüzde 94.06’sı trafikte tehlikeli şekilde sürat yapan bir araca sıkça rastladığını belirtiyor.

Ankete katılanların verdiği yanıtlar, trafik sorunlarının oldukça yaygın olarak halk arasında gözlemlendiğini ortaya koydu. Buna karşılık en yaygın işlenen trafik suçları ve en yaygın verilen trafik cezalarının birbiriyle örtüşmediği gözlemlendi.

En sık işlenen trafik suçları cep telefonunda konuşma, mesajlaşma ve kemer takmadan araç kullanmayken; en sık verilen trafik cezaları sürat konusunda oldu.

CMIRS Direktörü Mine Yücel, çalışmada ön plana çıkan gerçeğin aslında trafik sorunlarının oldukça yaygın olarak halk arasında gözlemlendiği olduğuna işaret ederek en yaygın işlenen trafik suçları ve en yaygın verilen trafik cezalarının birbiriyle örtüşmediğini belirtti.

Yücel, bir soruda katılımcılara son 30 gün içerisinde farklı trafik suçlarından hangilerini işlediklerinin sorulduğunu söyleyerek bir sonraki soruda son 30 gün içerisinde farklı trafik suçlarından hangilerinden ceza aldıklarının sorgulandığını ifade etti.

En sık işlenen trafik suçlarının cep telefonunda konuşma, mesajlaşma ve kemer takmadan araç kullanmayken, en sık verilen trafik cezalarının sürat konusunda olduğuna dikkat çeken Mine Yücel, bu cezaların oranının ise gerçek anlamda katılımcıların itiraf ettikleri kadarıyla yüzde 10.3 oranını yansıtmadığını ve ancak bunun yarısına yakınını yansıtabildiğini belirtti.

Yücel, “Trafikte sürat suçlarının en fazla yarısı -ki aslında katılımcıların suç işlediklerine dair itiraf oranlarının gerçeğin altında bir oranı yansıttığını varsayarsak- veya daha azı ceza almakta, büyük oranda farklı trafik suçları cezasız kalmaktadır” dedi.

Katılımcıların yüzde 4.8’i son 30 günde ehliyetsiz araç kullandığını; yüzde 20.1’i emniyet kemeri takmadan araç kullandığını; yüzde 3.1’i yasal limit üzerinde alkol alarak araç kullandığını; yüzde 4.8’i trafik kazası yaptığını; yüzde 28.1’i araç kullanırken cep telefonunda konuştuğunu;  yüzde 22.7’si araç kullanırken cep telefonundan mesaj aldığını veya gönderdiğini; yüzde 10.3’ü de sürat limitleri üzerinde araç kullandığını belirtti.

Katılımcılara farklı trafik suçlarına trafikte ne sıklıkta rastladıklarının sorulduğunu ifade eden Yücel, “Özellikle tehlikeli şekilde sürat yapan araçların ve tehlikeli sürüş yapan dağıtım motosikletlerinin çok büyük bir sıklıkla neredeyse toplumda herkesin şikayet ettiği bir sorun olduğunu ortaya çıkardık” dedi.

Yüzde 60.7 oranında bir kesim güvensiz şekilde yük taşıyan kamyon veya TIRlara sıkça trafikte rastladığını ortaya koydu.  Katılımcıların yüzde 71.32’sinin egzozundan kara dumanlar saçarak seyahat eden araçlara trafikte sıklıkla rastladığını belirtmiş olması bu konuda devlet tarafından bu konuda alınan önlemlerin veya verilen cezaların ne denli yetersiz kaldığını göstermesi anlamında çok önemli.

Özellikle hava kalitesi ve kamu sağlığını etkileyen bu sorunun bu denli yaygın olduğunu göstermesi açısından bu çalışmanın önemi büyük. Yetkililerin sadece sürat cezası yazmak boyutuyla değil trafiği farklı boyutlarıyla da ele almak noktasında daha duyarlı olmaları gerektiğini gösteriyor.

Gıdaları güvenli bulmuyoruz

Göç, Kimlik ve Hak Çalışmaları Merkezi’nin Nisan 2017 anket çalışmasında ise, ilk kez gıda güvenliği konusu detaylı olarak incelenmişti.

Anket sonucuna göre, toplumda ezici bir çoğunluk ülkemizde tükettiğimiz gıdaların güvenli olduğuna inanmıyor. Katılımcıların yüzde 76.86’sı ülkemizde satılmakta olan gıda ürünlerini güvenilir bulmadığını belirtirken yüzde 52.85 oranında bir kesim de, Güney Kıbrıs’ta satılmakta olan gıda ürünlerini güvenilir bulmadığını ifade etti.

Katılımcıların yüzde 89.44’ü ülkemizde gerçekleştirilen gıda güvenliği “denetimlerini”, yüzde 91.53’lük kesim gıda güvenliği “analizlerini” yeterli bulmuyor.  Katılımcıların yüzde 79.96’sı ülkemizde gıda güvenliği denetimlerini gerçekleştiren kurumlara da güven duymadığını ifade etti.

Anket katılımcılarına, ülkemizde gıda güvenliğiyle ilgili bazı sorunların ne derece önemli olup olmadığı soruldu. Bu soruyla hedeflenen gıda güvenliği sorunlarının önemliden daha az önemliye doğru sıralanmasıydı.

Puanlama “0” hiç sorun değil, “5” çok büyük sorun olarak yapıldı.

Katılımcılar,  gıda güvenliğindeki en büyük sorunun “gıda üretiminde kullanılan ve denetimi yapılmayan kimyasallar” olduğunu belirtti. Bu soruna beş üzerinde 4,49 puan verildi.

Gıda güvenliğindeki ikinci en önemli sorun ise 5 üzerinden 4.43 puan alan “Kaçak et ve diğer gıda ürünleri”; üçüncü en büyük sorun beş üzerinden 4.38 puanla “sebze ve meyvelerde ilaç kalıntıları” oldu.

Halkın gözünden gıda denetimlerindeki sorunlar şöyle:

“Hijyenik olmayan ortamlarda üretilen ürünler” beş üzerinden 4,35 puan.

“Genetiği değiştirilmiş ürünler” beş üzerinden 4,31 puan; “hijyenik olmayan şekillerde taşınan gıda ürünleri” beş üzerinden 4,31 puan; “günü geçmiş ürünler” beş üzerinden 4,25 puan; “ucuz iş gücü diye getirilip denetimsiz çalıştırılan işçiler” beş üzerinden 4,07 puan.

Çevre politikası yok

Temmuz 2017 anketinde ise, “taşocakları ve çevre dosyası” açan CMIRS, ülkemizin git gide yok olduğunu ortaya koyan bir çalışmaya imza atmıştı.

Ankette, katılımcılara “çevre ve diğer sorunlarla ilgili iç politikamızda ne gibi düzenlemeler yapılması gerektiği” konusunda da sorular soruldu. Ankete katılanlar, en büyük çevre sorunu olarak (eşit değerde) “sürdürülebilir çevre politikamızın olmamasını” ve “kirlenen kıyı ile denizlerimize” işaret etti.  Katılımcılar, taş ocaklarının kapatılmasını, yeşillendirilerek doğaya kazandırılmasını istiyor.

Katılımcılar, sürdürülebilir çevre politikasının olmamasını ve kirlenen kıyı ile denizlerimizi en büyük çevre sorunu olarak görüyor.  En büyük çevre sorunlarını puanlayarak sıralayan katılımcılar, ülkemizde ikinci en büyük çevre sorununun çöplüklere ve denizlere boşaltılan atık sular olduğuna işaret etti.

Ankete katılanlar, diğer en önemli çevre sorunlarını ise şöyle sıraladı:

“Tarım ve orman arazilerinin betonlaşması ve inşaat atıkları; belediye sınırları içerisinde yaşanan kirlilik; yerel çiçek ve bitki örtümüzün yok olması; radyoaktif kirlilik ve baz istasyonları ile çölleşme”.

Katılımcılar taş ocakları, hava kirliliği ve ses kirliliği sorunlarını ise yukarıda belirtilen sorunların sonrasında daha az önemli sorunlar olarak derecelendirdi.

Katılımcılar ayrıca hava kirliliğinden daha büyük sorun olarak hava kirliliği ölçüm sonuçlarının düzenli şekilde paylaşılmaması olduğunu belirtti.

Ankete katılanlar, aslında herkesin dert yandığı çevre sorunlarını tek tek sıraladı, neler yapılması gerektiğini de belirtti.

Ülkemizdeki çevre politikasını yeterli bulmayan halk, ülkenin yeniden ağaçlandırılmasını, doğanın da bir birey gibi haklarının olduğunun anayasaya eklenmesini, ‘kirleten öder’ prensibinin yerleştirilmesini, beton siteler yerine geleneksel malzemeler kullanılarak eko köyler inşa edilmesini, taş ocaklarının işleten şirketler tarafından yeniden ıslah edilerek yeşil alan olarak ülkemize kazandırılmasını istiyor.

‘İnşaat, kumar ve üniversiteler kalkınma modelinden vazgeçilmeli’

Ankete katılanlara “Çevre sorunlarının giderilmesi için ne yapılmalı?” sorusu yöneltildi.

Buna göre;

‘Ülkenin yeniden ağaçlandırılması çalışmalarına yeniden başlanması’ 5 üzerinden 4,40 puan.

‘Doğanın da bir birey gibi haklarının olduğunun anayasaya eklenmesi’ 5 üzerinden 4,20 puan;

‘Kirleten öder prensibinin yerleştirilmesi’ 5 üzerinden 4,18 puan;

‘Beton siteler yerine geleneksel malzemeleri kullanan eko köyler inşa edilmesi’ 5 üzerinden 4,16 puan;

‘Taşocaklarının şu anda işleten şirketler tarafından ıslah edilip yeşil alan olarak ülkemize kazandırılması’ 5 üzerinden 4,02 puan;

‘Ülkenin inşaat, kumar ve üniversiteler kalkınma modelinden vazgeçip sürdürülebilir çevre ve insan mutluluğu üzerine kurulu bir kalkınma modeline geçilmesi’ 5 üzerinden     4,01 puan;

‘Taşocaklarının tümünün kapanması’ 5 üzerinden 3,82 puan”.

Toplumun sıcak bakmadığı kavramlar

CMIRS, Ekim 2017 anketinde de, toplumsal değerleri ölçmüştü..

Toplumun kendini koruma altına aldığını ortaya koyan çalışma, “gelenekselci bir toplum” olduğumuzu belirledi. Anket çalışmasında, toplumun bu değerlere 10 üzerinden 5.46 puan vererek aslında yarı yarıya bir geleneksellik içerisinde olunduğunu ortaya koydu.

Geleneksel değerler puanlamasının sonucunda, erkeklerin kadınlara kıyasla daha geleneksel olduğu, yaşça daha büyük kesimlerin de daha geleneksel bir yapıya sahip olduğu belirlendi.

Geleneksel değerlere karşı modern diye tanımlanabilecek rasyonel değerler puanlamasında da toplum kendisini sınıfta bıraktı. Anket sonucuna göre toplum, “Homoseksüellik”, “Ötenazi”, “Boşanma”, “Kürtaj”, “Evlilik dışı ilişki” ve “Çok eşlilik” kavramlarına sıcak bakmıyor.

CMIRS Direktörü Mine Yücel, “Bu çalışmamızda nasıl bir toplum yapısına sahip olduğumuzu belirlemek adına bir anket tasarladık. Şöyle ki, değerler ve değer türleri açısından toplumun ağırlıklı olarak ne tür değerlere sahip çıktığı, ne tür değerleri ise bırakma noktasına geldiğini anlamak, içinden geçilmekte olan sosyolojik evreler ve bunun etkileri adına bize önemli ipuçları sağlayabilecekti” dedi.

Geleneksel değerler puanlamasının sonucunda, erkeklerin kadınlara kıyasla daha geleneksel olduğu ortaya çıktı.

Cinsiyet dağılımına göre geleneksel değerlere 10 üzerinden verilen puanlar şöyle:

“Dindarlık: Erkekler 10 üzerinden 3,39; kadınlar 10 üzerinden 3.47 puan.

Otoriteye saygı: Erkekler 10 üzerinden 6.20; kadınlar 10 üzerinden 6.20 puan.

Ulusal gurur: Erkekler 10 üzerinden 6.99; kadınlar 10 üzerinden 6.78 puan.

Genelensel değer ortalaması: erkekler 5.53; kadınlar 5.48”.

Yaşça daha büyük kesimlerin de daha geleneksel bir yapısı olduğu belirlenen anket sonuçları yaş dağılımına göre şöyle:

“18-24 yaş grubu: Dindarlık 10 üzerinden 2,13; Otoriteye saygı 10 üzerinden 6,13; Ulusal gurur 10 üzerinden 7,13 puan.

25-34 yaş grubu: Dindarlık 10 üzerinden 2,13; Otoriteye saygı 10 üzerinden 6,13; Ulusal gurur 10 üzerinden 7,13 puan.

35-44 yaş grubu: Dindarlık 10 üzerinden 3,28; Otoriteye saygı 10 üzerinden 6,14; Ulusal gurur 10 üzerinden 7,00 puan.

45-54 yaş grubu: Dindarlık 10 üzerinden 3.74; Otoriteye saygı 10 üzerinden 6,42; Ulusal gurur 10 üzerinden 6,80 puan.

55+ yaş grubu: Dindarlık 10 üzerinden 3,81; Otoriteye saygı 10 üzerinden 6,10; Ulusal gurur 10 üzerinden 6.78 puan”.

Modern diye tanımlanabilecek rasyonel değerler puanlamasında da toplum kendisini sınıfta bıraktı.

Anket sonucuna göre toplum, “Homoseksüellik”, “Ötenazi”, “Boşanma”, “Kürtaj”, “Evlilik dışı ilişki” ve “Çok eşlilik” kavramlarına sıcak bakmıyor.

10 üzerinden yapılan puanlamada sonuç şöyle:

“Homoseksüellik 4,26 puan; Ötenazi 5,05 puan; Boşanma 5,40 puan; Kürtaj 4,14 puan; Evlilik dışı ilişki 2,49 puan; Çok eşlilik 1,43 puan. Rasyonel değerler ortalama puanı: 3.80”.

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 12 10 1 1 17 31
2 YENİCAMİ AK 12 9 2 1 18 29
3 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 12 7 0 5 9 21
4 CİHANGİR GSK 12 6 3 3 2 21
5 TÜRK OCAĞI LİMASOL 12 6 2 4 9 20
6 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 12 6 2 4 1 20
7 GÖNYELİ SK 12 6 1 5 4 19
8 BAF ÜLKÜ YURDU 12 5 3 4 8 18
9 LEFKE TSK 12 5 3 4 0 18
10 ÇETİNKAYA TSK 12 5 3 4 0 18
11 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 12 2 7 3 -10 13
12 GENÇLİK GÜCÜ TSK 12 2 4 6 -8 10
13 BİNATLI YSK 12 3 1 8 -10 10
14 GİRNE HALK EVİ 12 2 1 9 -9 7
15 ESENTEPE KKSK 12 2 1 9 -15 7
16 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 12 1 4 7 -16 7
yukarı çık