banner6

Taşeron işçiler aç, susuz, çaresiz!

banner37

Taşeron işçiler aç,  susuz, çaresiz!
banner151 banner143

EVLERİNE EKMEK GÖTÜREMİYORLAR… “Taşeron işçi” olarak “Milli Eğitim Bakanlığı” tarafından işe alınan ancak son 2 aydır maaşını alamayıp, 6 aydır da sosyal sigorta ve ihtiyat sandığı yatırımı yapılmayan 230 işçi, haklarını almak için eylem yapıyor. Yaklaşık bir haftadır Başbakanlık binası önünde çadır eylemi yapan bu işçilerin tek isteği evlerine ekmek götürebilmek, hasta oldukları zaman ilaçlarını alabilmek. Taşeron işçilerin bir diğer dertleri de herkes gibi “ev kiralarını, bankalara olan borç taksitlerini ve elektrik faturalarını ödeyebilmek. Kısacası bu işçilerin derdi geçinebilmek. Ancak ne yazık ki aralarında elektrik faturasını ödeyememesi nedeniyle evinin elektriği kesilen de, sosyal sigorta yatırımlarının yapılmaması nedeniyle ilaç alamayanlar da var.

“MALİYE, BU İŞÇİLERİ, İŞVEREN OLARAK KAYDETMEK İSTİYOR”… Sosyal Sigortalar Yönetim Kurulu Üyesi ve Hür-İş Genel Sekreteri Ali Yeltekin, maliyenin hâlâ bu işçilerin işveren olarak gösterilmesi için sigortaların adım atmasını beklediğini ancak sosyal sigortalar olarak bu adımı atmayacaklarını ifade etti.  Yeltekin, bunun yasa dışı bir işlem olduğunu ve bu işçilerin kendi adına çalışması durumunda “işveren” olarak işsizlik parası alamayacağını söyledi. Yeltekin, “Devlet eliyle yapılan hizmetlerin de devlet ile yapılmasını, taşerona izin verilmemesini istiyoruz” dedi.

“EĞİTİM BAKANLIĞI’NDA TAŞERONUN NE İŞİ VAR?”…Kamu-İş Eğitim Sekreteri Lale Biçim ise “Milli Eğitim Bakanlığı’nda taşeronun ne işi var?” diye sordu ve bu insanların iş başvurusu yaparken, başvuruyu taşeron şirketlerin değil, bakanlığın aldığını belirtti. Taşeron sisteminin kölelik sistemi olduğunun farkına varılması gerektiğini kaydeden Biçim, “Bu hizmetliler, okulların tatil olduğu sürede maaş almazken, şirket sahibi maliyeden hak edişini bir tamam alıyor. Bu insanlar 3 ay boyunca işsizlik maaşı alıyor, işveren tam maaş alıyor. Birileri kar ederken, birileri göz ardı ediliyor. Onların derdi seçim, bizim derdimiz geçim” şeklinde konuştu.

Ceren ÖZBİL

   “Taşeron işçi” olarak “Milli Eğitim Bakanlığı” tarafından işe alınan ve 2 aydır maaş alamayan 230 işçi, bir haftadır Başbakanlık önünde kurdukları çadırda seslerini duyurmaya çalışıyor.

  Son iki aylık maaşlarını alamayan ve 6 aydır da sosyal sigorta ve ihtiyat sandığı yatırımları yapılmayan bu işçilerin derdi ise “ev kiralarını, bankalara olan borç taksitlerini ve elektrik faturalarını ödeyebilmek”, “evlerine ekmek götürebilmek”, “ilaç alabilmek” ve “çocuklarına harçlık verebilmek”… Kısacası bu işçilerin derdi geçinebilmek.

   Ancak bu insanlar arasında şu anda elektrik faturasını ödeyemediği için evinin elektriği kesilen de, sosyal sigorta yatırımları yapılmaması nedeniyle ilaç alamayanlar da var.

   Kamu İşçileri Sendikası (Kamu-İş) Başbakanlık önünde günlerdir eylem yapan taşeron işçilere destek için Başbakanlık önünde zincirli eylem yaptı. Kamu-İş Başkanı Ahmet Serdaroğlu, “Bakanlar Kurulu gündeminde, taşeron işçiliğinin hakkı olan toplu iş sözleşmesi yoktur. Bu işçiler, devlet hademesidir.  Bu işçiler, Kamu-İş’te örgütlüdür. Yasal hakları olan toplu iş sözleşmesini istiyorlar. Devlet, devletse bu insanlara sahip çıkacak. Bu para, emeğin karşısında fazlasıyla hak ediliyor. Haklarımız yasal primler de yatırılmadı. Kölelik sistemi bitmiştir” dedi.

   Konuyla ilgili KIBRIS Gazetesi’ne konuşan Sosyal Sigortalar Yönetim Kurulu Üyesi ve Hür-İş Genel Sekreteri Ali Yeltekin, devletin bu insanları kendi bünyesinde işe alması ve taşerona izin verilmemesi gerektiğini belirtti.

   Kamu-İş Eğitim Sekreteri Lale Biçim ise Milli Eğitim Bakanlığı’nda “taşeronun ne işi var?” diye sordu ve bu insanların iş başvurusu yaparken, başvuruyu taşeron şirketlerin değil, bakanlığın aldığını belirtti.

Yeltekin: Devlet kendi bünyesinde çalıştırmalı

   Sosyal Sigortalar Yönetim Kurulu Üyesi ve Hür-İş Genel Sekreteri Ali Yeltekin, maliyenin hâlâ bu işçilerin işveren olarak gösterilmesi için sigortaların adım atmasını beklediğini ancak sosyal sigortalar olarak bu adımı atmayacaklarını ifade etti.

   Yeltekin, bunun yasa dışı bir işlem olduğunu ve bu işçilerin kendi adına çalışması durumunda işveren olarak işsizlik parası alamayacağını söyledi.

   Gelinen bu noktada devletin bu insanları özellikle de eğitim alanında çalışan bu 230 işçiyi kendi bünyesine alması gerektiğini savunan Yeltekin “Eğer bunu yaparlarsa bu insanlar devlet işçisi olabilir ve Kamu-İş ile toplu sözleşme imzalanabilir. Bu anlamda da bu sorun çözülür.  Ayrıca devlet eliyle yapılan hizmetlerin de, devlet ile yapılmasını, taşerona izin verilmemesini istiyoruz” dedi.

Biçim: Derdimiz, hakkımızı almak

   Kamu-İş Eğitim Sekreteri Lale Biçim de kamuda taşeron işçi olarak çalışanların maaşlarını alamadığını söyledi ve bakanlıkların da bu konuda topu birbirine attığını ifade etti.

   Bu çalışanlar arasında evinin elektrik borcunu ödeyememesi nedeniyle elektriği kesilen, ev kirasını ödeyemediği için ev sahibinin evden çıkarmak istediği, çocuğunun okul kayıt ücretini ve bankalara olan borcunu ödeyemeyen kişiler olduğunu anlatan Biçim, şöyle konuştu:

   “Yedi gündür biz bu çadırdayız. Çadırı kurduğumuz gün ülkede yangın çıktı. Tüm gözler yangın bölgesine çevrildi. Çok şükür olsun ki yangın söndü.

   İki gündür milletvekilleri geçiyor buradan, hatırımızı soruyor. En üzücü olanı ise bu insanların çektiği bu çileyi bilmeyen vekillerimiz var. Bu sorunlarla yıllardır bu insanlar boğuşuyor ancak bu sorunu bilmeyenler var. Derdimizi anlattık. Bizim derdimiz 15, 20 bin TL maaş değildir. Bu insanların derdi asgari ücret maaş, iş güvencesi ve sosyal sigorta, ihtiyat sandığı yatırımlarıdır.

   Sonuçta Milli Eğitim Bakanlığı bu görevleri sağlamakla yükümlüdür”.

“Taşeron şirketin Milli Eğitim Bakanlığı’nda ne işi var?”

   Lale Biçim, devletin neden bu göreve kamu işçisi olarak ya da sözleşme ile kendisi işe alarak bu insanları çalıştırmadığını sordu ve “bu uygulama ile arada şirketler var. Onlar kazanç sağlıyor, onlar komisyon alıyor” dedi.

   Biçim, ayrıca bu insanların iş başvurusu yaparken de söz konusu şirketlere değil, Milli Eğitim Bakanlığı’na başvuru yaptığını belirtti ve şirkete başvurulsa bile şirketin bakanlığa yönlendirdiğini ifade etti.

   Taşeron şirketin okul ve eğitimde ne işi olduğunu soran Lale Biçim, eğitim hizmetlerinde hademelik işinin Kamu-İş Sendikası’nın yaptığı toplu iş sözleşmesi kapsamında olduğunu kaydetti.

“Kabul edilebilir değil”

   Lale Biçim, ilgili şirketin nisan ayında çalışanlara “benden çıktınız, ben ne ödemenizi, ne de yatırımlarınızı yapacağım” dediğini anlattı ve bunun üzerine  tüm çalışanlarına işten durdurma kağıdı imzalattığını belirtti.

Sosyal Sigortalar Dairesi’nin bu evrakları henüz işleme almadığını söyleyen Biçim, Maliye Bakanlığı’nın ise bu kişilere 7 bin TL ödeme yapılıp, bu kişilerin sosyal sigorta ve ihtiyat sandığı yatırımlarını kendisinin yapmasını önerdiğini ifade etti.

   Bu durumda bu kişiler her ay 2 bin 500 TL sadece sosyal sigortaya yatırım yapmak zorunda kalacağını belirten Biçim, ayrıca ihtiyat sandığı yatırımları da düşünülünce ellerinde 4 bin 500 TL civarında bir paranın kalacağını belirtti.

   Biçim, böylece alacakları maaşın asgari ücretin altında olacağına dikkat çekerek, bunlara ek olarak bu kişilerin işsizlik maaşı da alamayacağını, bunun kabul edilemez olduğunu bildirdi.

“Taşeron sistemi kölelik sistemi”

   Taşeron sisteminin kölelik sistemi olduğunun farkına varılması gerektiğini kaydeden Biçim, “Bu hizmetliler okulların tatil olduğu sürede maaş almazken, şirket sahibi maliyeden hak edişini bir tamam alıyor. Bu insanlar 3 ay boyunca işsizlik maaşı alıyor, işveren tam maaş alıyor. Birileri kar ederken, birileri göz ardı ediliyor. Onların derdi seçim, bizim derdimiz geçim” dedi.

“Doğru kullanılırsa ülkede kaynak var”

   Sistemin ilk başlarda iki, üç şirket üzerinden yürütüldüğünü kaydeden Lale Biçim,  ancak daha sonra şirket sayısının arttığını belirtti. Biçim, şöyle devam etti:

   “O kadar özendirici bir hale geldi ki şirket sahipleri artık çocuklarının, eşlerinin adına şirket kurup ihalelere katılmaya başladı.

   Bazı şirketlerin sosyal sigorta, ihtiyat sandığı yatırımlarını yapmamaları nedeniyle ihalelere katılımı yasaklandı. Ancak çocuklarının ve eşlerinin adına açtıkları şirketlerle ihaleye katıldılar.

   Merkezi İhale Komisyonu bile bu insanların ihaleye girmesine izin verdi. Ülkede iş mahkemesi yoktur. Yüksek İdare Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi vardır. Bu mahkemelerde de davalar geç görülüp, geç çözülüyor. Eğer iş mahkemesi olsaydı bu sorunlar 7 iş günü iş içinde sonuçlanırdı.

   Artık biz birinin atanması, ateşe olarak görevlendirilmesi haberlerinden usandık. Bu ülkede kaynak vardır. Bu kaynaklar yerinde ve doğru kullanılmalıdır”.  

İşçiler ne dedi?

Emine Karçin:

 “Bizler burada bir mücadele veriyoruz. Ocak ayından itibaren bir boşluğun içindeyiz. Yeni yıl geldi parasız geçirdik, bayram geldi parasız geçirdik, şubat tatili geldi parasız geçirdik. Çocuklarımıza harçlık veremiyoruz. Kesinlikle çocuğumuza para veremiyoruz. Bizim halimiz ne olacak? Bizler artık işsizlik parasında değiliz. Maaş derdinde de değiliz. Biz yılın 3, 4 ayı durdurulmak istemiyoruz. Neden devlet kadroluları çalışıp maaş alıyor da bizler çalışıp maaş alamıyoruz. Bizler de çalışıyoruz. Aynı kurum içindeyiz”.

Kezban İlyas:

 “Biz hasta olsak maaşımızdan kesiliyor. 1 Mayıs İşçi Bayramı bizim maaşımız kesiliyor. Bizi “siz giderseniz yerinize gelecek olan var” diye tehdit ediyorlar. Ben bugün çocuğumun okula kaydını yaptıramadım. 300 TL istiyorlar”.

Ebru Erişmen:

 “Herkesin durumu farklı ama herkes zorluk yaşıyor. Çocuklarımıza harçlık veremiyoruz. Tüp, benzin her şey pahalı… Bir markete girdiğimizde fiyatları gördüğümüzde elimiz geri gidiyor. Biz çalışmaktan korkmuyoruz. Biz hakkımızı almak istiyoruz.  Kadrolular maaş alıyor”.

Fatma Pekün:

 “En son nisan ayı maaşımızı Mayıs’ın 25’inde verdiler. Bizi doğru düzgün ödemedikleri için biz bankalardan kredi çektik. Bankalar bizi arayıp taksitini istiyor ama biz maaş alamadığımız için ödeyemiyoruz. Benim kızım liseyi bitirdi, üniversiteye gidecek. Mezuniyeti var. Kıyafet ister alamıyoruz. Arkadaşları mezuniyet yemeğine gitti, benim kızım gidemedi. Biz onlardan 8 bin, 10 bin TL maaş istemiyoruz. Biz asgari ücrete razıyız. Bugün tüp pahalı, benzin pahalı…  Biz onlardan hakkımızı istiyoruz, güvence istiyoruz”.

Fikriye Yaman:

   “Yatırımlarım yapılmıyor. Çocuğumun sağlık sorunu var, ilaç alamıyorum. Evimin elektriği kesik… Ev sahibi kirayı istiyor, maaş almadığım için ödeyemiyorum”.

Sevim Aktaş:

   “İlgili şirketlere iş başvurusunda bulunsak bile kabul edilmiyor. Bizi Eğitim Bakanlığı’na yönlendiriyorlar. Şirketler çalışanları bile tanımıyor”.

YORUM EKLE
banner140
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110

banner104