banner6

TL değersizleşti

banner37

TL değersizleşti
banner8

VERİLER CAN SIKIYOR…Türk Lirası, 2021 yılı başından itibaren Amerikan Doları karşısında yüzde 45,61, Euro karşısında yüzde 34,32 ve İngiliz Sterlini karşısında yüzde 43,38 kayıp yaşadı. Geride bıraktığımız işlem haftasının kapanışı baz alındığında, TL’nin 19 Kasım 2020-19 Kasım 2021 dönemi yıllık değer kaybı ise Amerikan Doları karşısında yüzde 41,04, aynı dönemde Euro karşısında 34,68 ve İngiliz Sterlini karşısında yüzde 42,72 olarak ölçüldü.

banner134

TL’DEN KAÇIŞ SÜRÜYOR… Ekonomistler, TL’den kaçışın başladığını ve dövize yönelik talebin arttığını belirterek dövize yönelik fiyatlamanın da yükseldiğine işaret etti. Uzmanlar, TL’nin değersizleşmesi ve fiyatların artmasıyla dış ticaret açığının özellikle üretim için ihtiyaç duyulan ürünlerin ithal edilmesi noktasında ekonominin içinden çıkılmaz bir sarmala girdiğini belirtti.

Ali ÇATAL

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), geride bıraktığımız işlem haftasında, yılın 11. Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısını gerçekleştirdi ve politika faizi olarak kullanılan bir haftalık repo faizini 100 baz puan (bp) indirerek yüzde 16'dan yüzde 15'e düşürdü.


TCMB, hatırlanacağı üzere en son Mart 2021 döneminde Naci Ağbal başkanlığında 200 bp faiz artışı yaparak politika faizini yüzde 19'a çıkarmıştı. Ardından Şahap Kavcıoğlu'nun göreve gelmesi ile faizler, Eylül 2021’e kadar sabit tutulmuştu. Eylüldeki PPK toplantısı öncesinde, Kavcıoğlu tarafından, para politikasının teşekkülünde çekirdek tüketici fiyat endeksi (TÜFE) kullanılacağı söylemine vurgu yapılmasının ardından 100 bp faiz indirilirken, Ekim 2021 PPK toplantısında da bu anlayış, piyasa beklentilerinin de üzerinde 200 bp faiz indirimi yapılması olarak devam etti.

TCMB’nin faiz kararından sonra hem Türkiye hem de TL kullanılan KKTC serbest piyasalarında TL varlıklarda hafta kapanışına da taşınan ürkütücü bir negatif ayrışma yaşandı ve zaten ayın başından bu yana oynak seyreden kurlardaki dalga boyu arttı.

Buna göre, Amerikan doları, KKTC serbest piyasalarında 19 Kasım 2019 itibarıyla ortalama 5,7512 TL’den fiyatlanırken; bu rakam, 19 Kasım 2020’de 7,6852 TL, 19 Kasım 2021’de yaşanan kapanışta ise 10,8289 olarak ölçüldü.


Euro da 19 Kasım 2019 itibarıyla 6,3691 TL’den el değiştirirken; 19 Kasım 2020’de 9,1216 TL, 19 Kasım 2021’de ise 12,2854 TL’den alıcı buldu.


İngiliz sterlini ise 19 Kasım 2019’da yaşanan işlem günü kapanışında 7,4574 TL olarak ölçümlendi. Sterlin, 19 Kasım 2020’de 10,2294, 19 Kasım 2021’de ise 15,5993 TL’yi buldu.


Bu bağlamda, TL’nin Amerikan doları karşısında üç yıl zarfındaki değer kaybı yüzde 88,46, aynı zaman zarfında euro karşısındaki değer yitimi yüzde 92,89, İngiliz sterlini karşısındaki alım gücü gerilemesi ise yüzde 95,77 olarak kayıtlara geçti.

TL’nin, 2021 yılı başından itibaren yaşadığı değer kaybına bakıldığında ise Ocak 2021’e 7,4439 TL ile giriş yapan Amerikan Doları karşısında yüzde 45,61, yıla 9,1466 TL’den başlayan Euro karşısında yüzde 34,32 ve sene başında 10,1821 TL’den el değiştiren İngiliz Sterlini karşısında yüzde 43,38 bandında kayıp göze çarpıyor.


Ayrıca, geride bıraktığımız işlem haftasının kapanışı baz alındığında, TL’nin 19 Kasım 2020-19 Kasım 2021 dönemini kapsayan yıllık değer kaybı ise Amerikan Doları karşısında yüzde 41,04, aynı dönemde Euro karşısında 34,68 ve İngiliz sterlini karşısında yüzde 42,72 olarak ölçüldü.

Hüdaverdi: Bilimin tersine işlem yapmanın sonuçları

Ekonomist ve Akademisyen Doç. Dr. Hüda Hüdaverdi, ekonominin bir bilim olduğu gerçeğine parmak basarken, “Bilimin tersine işlem yapmanın doğurduğu sonuçlar yaşanıyor” çözümlemesini yaptı.


“Bilim, ‘İki artı iki dört eder’ derken, ‘Hayır, altı eder’ demek, hiçbir anlam taşımaz” diyen Hüdaverdi, bu bağlamda, ekonomiye yönelik eylemlerin ‘ancak ekonomi bilimi dahilinde’ alınması gerektiğini söyledi.


Faize karşı olmanın, politika faizi harici ‘alternatif’ yatırımlar üzerinden faiz elde etmeye engel teşkil etmediğini de kaydeden Hüdaverdi, TL’den faiz kazanamayan yatırımcının da döviz, altın ve borsa gibi yatırım araçlarından faiz kazanmayı sürdürdüğünü belirtti.


“Bu yaklaşımla faiz kazanılması engellenemediği gibi insanlar değersizleşen TL’den daha da fazla kaçıyor” ifadelerini kullanan Hüdaverdi, sürecin sonucunda sadece TL’nin gün geçtikçe eridiğini ve işsizlik, enflasyon ve fakirleşmenin arttığını aktardı.


‘Ülkeyi ucuzlatma’ faaliyetinin ancak turizm sezonu başlangıcı gibi ‘spesifik’ periyotlar halinde yapılması durumunda bir şey ifade edebileceğini de vurgulayan Hüdaverdi, “Önümüzde, ülkenin ucuzlamasının fayda sağlayabileceği bir dönem yok. Bilakis; kış döneminin arifesindeyiz” şeklinde konuştu.


TL’deki değer yitiminin ihracatı arttırmasına yönelik beklentinin de ‘genel doğrulara uygun fakat yetersiz’ olduğunu belirten Hüdaverdi, enflasyon ve enerji gibi alanlarda global bir kriz yaşanırken üretimi daha da kısıtlayacak türden yaklaşımların ‘beklenen’ faydayı sağlamasının zor olduğu bilgisini verdi.


Hüdaverdi, “İhracatı artırma hedefi, ekonominin bütününü riske atmak için yeterli değildir” dedi.

“Merkez bankalarının bağımsızlığı çok önemli”

Hüda Hüdaverdi, TCMB Başkanlığı koltuğunda son dönemlerde yaşanan görevden alma ve atamaların ise zaten yeterince düşük seyreden yatırımcı güvenini sarstığını da kaydetti.


Başkanlık sisteminin ‘emniyet supablarından’ bir tanesinin de merkez bankası bağımsızlığı olduğunu vurgulayan Hüdaverdi, merkez bankalarının başına geçecek kişilerin, liyakat temelli bir seçimle göreve gelmelerinin elzem olduğunu belirtti.


Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Merkez Bankası (Fed) Başkanı olabilmek için ‘Fed bünyesinde en az 10 yıl çalışma’ şartının olduğunu hatırlatırken; ABD Başkanı da dahil olmak üzere hiçbir otoritenin, seçilmiş Fed Başkanı üzerinde herhangi bir yaptırım gücünün olmadığını hatırlattı.


“Bu nedenle, ABD’yi kovboy da yönetse ekonomi politikaları sekteye uğramaz” şeklinde konuşan Hüdaverdi, bu sayede hem yatırımcı güveninin korunduğunu hem de ülkenin mali yapısının güçlü tutulduğunu söyledi.

Barçın: Politika faizi ‘enflasyona göre’ belirlenmeli


Ekonomist Devrim Barçın, öncelikle ‘politika faizinin’ ne olduğunun bilinmesi gerektiğini söylerken, TCMB’nin, bankalara Türk lirası ile ve belli bir faizle borç verdiğini kaydetti.


Bankaların da aldıkları bu kaynak ile yurt dışından buldukları kaynakları birleştirerek ve hepsinin üstüne de topladıkları mevduatları ekleyerek piyasaya kredi verdiğini söyleyen Barçın, bu sayede ‘mevduatın krediye dönüşümü’ sürecinin işleyişine işaret etti.


TCMB’nin her ay açıkladığı politika faizinin veya bir diğer ifadeyle ‘bir hafta vadeli repo ihale faizinin’ bankalara o hafta hangi faiz oranından borç verileceğini belirlediğini aktaran Barçın, “Bu sebepledir ki politika faizi artırılırsa Merkez Bankası’ndan TL satın almak pahalı olacağı için bankalar bol miktarda TL alamıyor. Faiz oranı düşük olduğu zaman ise bankalar daha rahat TL alabiliyor ve böylece kredi verebiliyor” şeklinde konuştu.


Merkez bankalarının ‘normal koşullarda’ enflasyon oranına bakarak politika faizini belirlediğini hatırlatan Barçın, “Bu sebepledir ki ‘faizsiz bir ekonomi mümkün’ diyebilmek için enflasyonun yüzde 0 veya buna yakın bir oranda olması gerekir” ifadelerini kullandı.

Türkiye’de TCMB tarafından son dönemde belirlenen politika faizinin ise bağımsız karar üretilerek değil; ‘siyaset kurumunun talimatları sonucu’ enflasyonun altında bir oranda belirlendiğini de savunan Barçın, “Yani düşünün ki paranızı TL’de tutuyorsunuz ve 100 birimlik paranız, enflasyon sonucu 20 brim değer kaybediyor ama buna karşılık size 15 birim para veriliyor şeklinde görüş belirtti.


Bunun ‘doğal sonucu’ olarak da TL’den kaçışın başladığını ve dövize yönelik talebi arttığını belirten Barçın, bu sürecin ise eldeki dövizden kat be kat fazla bir döviz talebi ortaya çıkardığından, dövize yönelik fiyatlamanın da arttığına işaret etti.

“İthal ürün miktarı azalabilir”

Devrim Barçın, ayrıca, ABD ve Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde şu an yükselen enflasyon sonucu faiz artırımlarının ana gündem maddesi haline geldiği hatta enflasyonun varlığı noktasında eksi faizlerin yanlış bir ekonomi politikası olduğuna yönelik tartışmalar yapılırken, Ekim 2021 sonu itibarıyla Türkiye’de yıllık enflasyonun yüzde 19,89 bandında ölçümlendiği bir ortamda politika faizinin yüzde 15’e düşürülmesinin, TL’yi yabancı para birimleri karşısında daha da değersiz hale getirdiğini söyledi.

Türkiye’nin ihraç ettiği ürünlerin girdi mamul maliyetlerinin çok büyük ağırlıkla döviz bazında fiyatlanması nedeniyle TL’nin aşırı değersizleştiği gerçeğinden hareketle ‘ihracatın artırılacağı’ noktasında da ciddi bir tartışma yaşandığını kaydeden Barçın, dövizin yükselmesi ile ihraç ürünlerinin üretimi noktasında ciddi bir maliyet artışının da söz konusu olduğu gerçeğinin de önem arz ettiği bilgisini verdi.

Diğer taraftan, TL’nin değersizleşmesi sonucunda, ihraç edilen ürünlerin yurt dışı bazındaki satış fiyatlarının da düşmesi nedeniyle ‘ihracat oranları artsa dahi’ bunun da tek başına yeterli olmadığını açıklayan Barçın, TL’nin değersizleşmesi ve ithal edilen malların fiyatlarının artması ile dış ticaret açığı bakımından özellikle üretim için ihtiyaç duyulan ürünlerin ithal edilmesi alınması noktasında, kur farkının da etkisiyle ‘ithal edilecek ürün miktarının da azalması’ riskinin, üretim noktasında ekonomiyi içinden çıkılmaz bir sarmala sokabileceği uyarısını yaptı.

YORUM EKLE
banner140
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75

banner88

banner104