banner6

Türkiye ‘Avrupa’nın Çin’i’ olur mu?

banner37

TCMB’nin birbiri ardına gerçekleştirdiği faiz indirimleri TL’nin değerini düşürürken; kamuoyunda ‘faizsiz ekonomi’ pratiğinin yanı sıra farklı bir tartışma da gündem oldu:

Türkiye ‘Avrupa’nın Çin’i’ olur mu?
banner150 banner150 banner151 banner143

“TARTIŞMA DERİNLİK KAZANIYOR”… TCMB’nin faiz indirimleri sonuncunda TL’deki değer kaybı artarken; Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Faiz sebep, enflasyon neticedir” tezindeki ısrarı “Faizsiz bir ekonomi mümkün mü?” tartışmaları beraberinde getirmişti. TCMB’nin ülkedeki iş gücünü ucuzlatarak, Kovid-19 salgını döneminde darbe alan Asya merkezli tedarik zincirini kırıp ‘Avrupa’nın Çin’i’ olmaya çalıştığına yönelik tartışmalar da bu gündeme eklemlendi.

“BİR FIRSAT SÖZ KONUSU”… Uzmanlar, Türkiye’deki ekonomi yönetiminin, ülkedeki iş gücü fiyatlamasını düşürerek, Kovid-19 salgını döneminde ciddi bir yara alan Çin merkezli tedarik zincirini ‘bir miktar Batı’ya çekme’ çabasına yönelik hamleler yapmasının olası olduğunu belirtirken, bu alanda bir fırsatın varlığının göz ardı edilemeyeceğini açıkladı fakat hem böylesi hamlelerin ‘spesifik dönemlerde’ işe yarayacağını savundu hem de düşük faiz-yüksek kur yaklaşımının üretimi kısıtlayabileceği uyarısını yaptı.

Ali ÇATAL

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), önceki işlem haftasında, yılın 11. Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısını gerçekleştirdi ve politika faizi olarak kullanılan bir haftalık repo faizini 100 baz puan (bp) daha indirerek yüzde 16'dan yüzde 15'e düşürdü.

TCMB, hatırlanacağı üzere en son Mart 2021 döneminde Naci Ağbal başkanlığında 200 bp faiz artışı yaparak politika faizini yüzde 19'a çıkarmıştı. Ardından Şahap Kavcıoğlu'nun göreve gelmesi ile faizler, Eylül 2021’e kadar sabit tutulmuştu. Eylüldeki PPK toplantısı öncesinde, Kavcıoğlu tarafından, para politikasının teşekkülünde çekirdek tüketici fiyat endeksi (TÜFE) kullanılacağı söylemine vurgu yapılmasının ardından 100 bp faiz indirilirken, Ekim 2021 PPK toplantısında da bu anlayış, piyasa beklentilerinin de üzerinde 200 bp faiz indirimi yapılması olarak devam etti.


TCMB, önceki perşembe itibarıyla yapılan faiz indirimi ile beraber bu yıl toplamda 400 bp faiz indirimi yaptı.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise partisinin grup toplantısında ‘faiz kararından bir gün önce’ yaptığı konuşmada “Faiz sebep, enflasyon neticedir” tezini tekrarlayarak hem TCMB’ye hem partisine hem de hem iş dünyasına mesaj göndermişti.


Erdoğan, konu ile ilgili, “Enflasyon nedir, yüksek faiz nedir bilmeyen ülkelerin şaşkına döndüğü dönemde bizim bunun tamamen dışında kalmamız mümkün değildir. Faiz sebeptir, enflasyon neticedir. Bunu farklı yere çevirme gayretine girenlere diyorum ki ‘Boşuna uğraşmayın.’ Biz faiz belasını bu milletin sırtından kaldıracağız. Biz faize kesinlikle milletimizi ezdiremeyiz. Bunun başka çıkışı olamaz.


Beraber yürüdüğümüz arkadaşlarımızdan faizi savunanlar, kusura bakmasınlar. Bu yolda ben, faizi savunanla beraber olamam, olmam” ifadelerini kullanmıştı.

TCMB’nin faiz kararından sonra hem Türkiye hem de TL kullanılan KKTC serbest piyasalarında TL varlıklarda hafta kapanışına da taşınan ürkütücü bir negatif ayrışma yaşandı ve zaten ayın başından bu yana oynak seyreden kurlardaki dalga boyu arttı.


Erdoğan, geride bıraktığımız işlem haftasının kapanış gününde de İzmir’de yaptığı bir konuşmada “Bu faizler düşecek. Halkımızı yüksek faize ezdirmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.


Son tahlilde, kamuoyunda hem “Faizsiz bir ekonomi mümkün mü?” sorusu sorulmaya başlandı hem de TCMB’nin ülkedeki iş gücünü ucuzlatarak, yeni tip Koronavirüs (Kovid-19) salgını döneminde ciddi bir darbe alan Asya merkezli tedarik zincirini kırıp ‘Avrupa’nın Çin’i’ olmaya çalıştığına yönelik tartışmalar gündem oldu.

Uzmanlar ne dedi?

Hüdaverdi: Genel doğrulara uygun ama…

Ekonomist ve Akademisyen Doç. Dr. Hüda Hüdaverdi, ekonominin bir bilim olduğu gerçeğine parmak basarken, “Bilimin tersine işlem yapmanın doğurduğu sonuçlar yaşanıyor” çözümlemesini yaptı.


“Bilim, ‘İki artı iki dört eder’ derken, ‘Hayır, altı eder’ demek, hiçbir anlam taşımaz” diyen Hüdaverdi, bu bağlamda, ekonomiye yönelik eylemlerin ‘ancak ekonomi bilimi dahilinde’ alınması gerektiğini söyledi.


Faize karşı olmanın, politika faizi harici ‘alternatif’ yatırımlar üzerinden faiz elde etmeye engel teşkil etmediğini de kaydeden Hüdaverdi, TL’den faiz kazanamayan yatırımcının da döviz, altın ve borsa gibi yatırım araçlarından faiz kazanmayı sürdürdüğünü belirtti.


“Bu yaklaşımla faiz kazanılması engellenemediği gibi insanlar değersizleşen TL’den daha da fazla kaçıyor” ifadelerini kullanan Hüdaverdi, sürecin sonucunda sadece TL’nin gün geçtikçe eridiğini ve işsizlik, enflasyon ve fakirleşmenin arttığını aktardı.


‘Ülkeyi ucuzlatma’ faaliyetinin ancak turizm sezonu başlangıcı gibi ‘spesifik’ periyotlar halinde yapılması durumunda bir şey ifade edebileceğini de vurgulayan Hüdaverdi, “Önümüzde, ülkenin ucuzlamasının fayda sağlayabileceği bir dönem yok. Bilakis; kış döneminin arifesindeyiz” şeklinde konuştu.


TL’deki değer yitiminin ihracatı arttırmasına yönelik beklentinin de ‘genel doğrulara uygun fakat yetersiz’ olduğunu belirten Hüdaverdi, enflasyon ve enerji gibi alanlarda global bir kriz yaşanırken üretimi daha da kısıtlayacak türden yaklaşımların ‘beklenen’ faydayı sağlamasının zor olduğu bilgisini verdi.


Hüdaverdi, “İhracatı artırma hedefi ve tedarik zincirinde yer edinme çabası, ekonominin bütününü riske atmak için yeterli değildir” dedi.

“Merkez bankalarının bağımsızlığı çok önemli”

Hüda Hüdaverdi, TCMB Başkanlığı koltuğunda son dönemlerde yaşanan görevden alma ve atamaların ise zaten yeterince düşük seyreden yatırımcı güvenini sarstığını da kaydetti.


Başkanlık sisteminin ‘emniyet supablarından’ bir tanesinin de merkez bankası bağımsızlığı olduğunu vurgulayan Hüdaverdi, merkez bankalarının başına geçecek kişilerin, liyakat temelli bir seçimle göreve gelmelerinin elzem olduğunu belirtti.


Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Merkez Bankası (Fed) Başkanı olabilmek için ‘Fed bünyesinde en az 10 yıl çalışma’ şartının olduğunu hatırlatırken; ABD Başkanı da dahil olmak üzere hiçbir otoritenin, seçilmiş Fed Başkanı üzerinde herhangi bir yaptırım gücünün olmadığını hatırlattı.


“Bu nedenle, ABD’yi kovboy da yönetse ekonomi politikaları sekteye uğramaz” şeklinde konuşan Hüdaverdi, bu sayede hem yatırımcı güveninin korunduğunu hem de ülkenin mali yapısının güçlü tutulduğunu söyledi.

Barçın: Faizsiz ekonomi için ‘yüzde 0’ enflasyon şart

Ekonomist Devrim Barçın, öncelikle ‘politika faizinin’ ne olduğunun bilinmesi gerektiğini söylerken, TCMB’nin, bankalara Türk lirası ile ve belli bir faizle borç verdiğini kaydetti.

Bankaların da aldıkları bu kaynak ile yurt dışından buldukları kaynakları birleştirerek ve hepsinin üstüne de topladıkları mevduatları ekleyerek piyasaya kredi verdiğini söyleyen Barçın, bu sayede ‘mevduatın krediye dönüşümü’ sürecinin işleyişine işaret etti.


TCMB’nin her ay açıkladığı politika faizinin veya bir diğer ifadeyle ‘bir hafta vadeli repo ihale faizinin’ bankalara o hafta hangi faiz oranından borç verileceğini belirlediğini aktaran Barçın, “Bu sebepledir ki politika faizi artırılırsa Merkez Bankası’ndan TL satın almak pahalı olacağı için bankalar bol miktarda TL alamıyor. Faiz oranı düşük olduğu zaman ise bankalar daha rahat TL alabiliyor ve böylece kredi verebiliyor” şeklinde konuştu.

Merkez bankalarının‘normal koşullarda’ enflasyon oranına bakarak politika faizini belirlediğini hatırlatan Barçın, “Bu sebepledir ki ‘faizsiz bir ekonomi mümkün’ diyebilmek için enflasyonun yüzde 0 veya buna yakın bir oranda olması gerekir” ifadelerini kullandı.

Türkiye’de TCMB tarafından son dönemde belirlenen politika faizininise bağımsız karar üretilerek değil; ‘siyaset kurumunun talimatları sonucu’ enflasyonun altında bir oranda belirlendiğini de savunan Barçın, “Yani düşünün ki paranızı TL’de tutuyorsunuz ve 100 birimlik paranız, enflasyon sonucu 20 prim değer kaybediyor ama buna karşılık size 15 birim para veriliyor şeklinde görüş belirtti.


Bunun ‘doğal sonucu’ olarak da TL’den kaçışın başladığını ve dövize yönelik talebi arttığını belirten Barçın, bu sürecin ise eldeki dövizden kat be kat fazla bir döviz talebi ortaya çıkardığından, dövize yönelik fiyatlamanın da arttığına işaret etti.

“İthal ürün miktarı azalabilir”

Devrim Barçın, ayrıca, ABD ve Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde şu an yükselen enflasyon sonucu faiz artırımlarının ana gündem maddesi haline geldiği hatta enflasyonun varlığı noktasında eksi faizlerin yanlış bir ekonomi politikası olduğuna yönelik tartışmalar yapılırken, Ekim 2021 sonu itibarıyla Türkiye’de yıllık enflasyonun yüzde 19,89 bandında ölçümlendiği bir ortamda politika faizinin yüzde 15’e düşürülmesinin, TL’yi yabancı para birimleri karşısında daha da değersiz hale getirdiğini söyledi.

Türkiye’nin ihraç ettiği ürünlerin girdi mamul maliyetlerinin çok büyük ağırlıkla döviz bazında fiyatlanması nedeniyle TL’nin aşırı değersizleştiği gerçeğinden hareketle ‘ihracatın artırılacağı’ noktasında da ciddi bir tartışma yaşandığını kaydeden Barçın,dövizin yükselmesi ile ihraç ürünlerinin üretimi noktasında ciddi bir maliyet artışının da söz konusu olduğu gerçeğinin de önem arz ettiği bilgisini verdi.

Diğer taraftan, TL’nin değersizleşmesi sonucunda, ihraç edilen ürünlerin yurt dışı bazındaki satış fiyatlarının da düşmesi nedeniyle ‘ihracat oranları artsa dahi’ bununda tek başına yeterli olmadığını açıklayan Barçın, TL’nin değersizleşmesi ve ithal edilen malların fiyatlarının artması ile dış ticaret açığı bakımından özellikle üretim için ihtiyaç duyulan ürünlerin ithal edilmesi alınması noktasında, kur farkının da etkisiyle ‘ithal edilecek ürün miktarının da azalması’ riskinin, üretim noktasında ekonomiyi içinden çıkılmaz bir sarmala sokabileceği uyarısını yaptı.

Deniz: ‘Aceleci davranılmıyorsa’ makul bir yaklaşım

Ekonomi ve Turizm eski Bakanı Derviş Kemal Deniz ise döviz kurlarındaki yüksek fiyatlamaya rağmen ‘birbiri ardına’ gerçekleştirilen faiz indirimleriyle neyin amaçlandığının kamuoyuna açıklanması gerektiğini söyledi.


Türkiye’deki ekonomi yönetiminin, ülkedeki iş gücü fiyatlamasını düşürerek, Kovid-19 salgını döneminde ciddi bir yara alan Çin merkezli tedarik zincirini ‘bir miktar Batı’ya çekme’ çabasına yönelik hamleler yapmasının da olası olduğunu belirten Deniz, Avrupa merkezli yatırımı Türkiye’ye çekme yönünde adım atılmasının ‘şayet aceleci davranılmıyorsa’ makul kabul edilebileceğini belirtti.


Batı dünyasının, Çin’de yatırım yapma ve tedarik zincirinin merkezini Çin’de tutma konusunda artık ‘çok daha mesafeli’ olacağı öngörüsüne katıldığını söyleyen Deniz, bu alanda bir fırsatın varlığının göz ardı edilemeyeceğini açıkladı.

Çin’in, tedarik zincirindeki mevcut yerini, büyük ölçüde ‘iş gücüne ve çevreye sıfır saygı’ prensibiyle elde ettiği gerçeğinden hareketle ‘Avrupa’nın Çin’i’ tabirinin ‘kulak tırmalayıcı’ gelmesinin de Türkiye’deki ekonomi yönetiminin murat ettiğini açıklamayı geciktirmesinde etken olabileceğini vurgulayan Deniz, ‘konu ne olursa olsun’ düşük faiz-yüksek kur politikasının nedeninin açıklanmasının hem kafalardaki soru işaretlerini gidereceğini hem de bu yaklaşıma yönelik ‘yer yer seviyesiz’ tartışmaları da sonlandıracağını aktardı.

banner343
YORUM EKLE
banner140
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110