Türkiye, Maliye Bakanlığı’na güven duymadı

banner37

KIBRIS’a konuşan Başbakan Yardımcısı Kudret Özersay, dörtlü koalisyon döneminde ekonomik protokülün hiç imza aşamasına gelmediğini açıkladı

banner87
Türkiye, Maliye  Bakanlığı’na  güven duymadı
banner90
banner8

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay, dörtlü koalisyon döneminde Türkiye’yle imzalanması beklenen ekonomik protokolle ilgili dönemin Başbakanı Tufan Erhürman tarafından sürekli

olumlu mesaj verildiğini ancak hiç de imza aşamasına gelmediğini açıkladı.

   Protokolün içeriği konusunda KKTC heyetinin yeterince iyi hazırlanamadığını ifade eden Özersay, geçmiş Başbakanın, Ekonomi Bakanının ve kendisinin teknik heyetin sunumdan memnun kalmadığını söyledi.

  Özersay, “Protokolün gecikmesinde çok farklı türden faktörler rol oynamışsa da asıl sorun KKTC tarafı olarak mali konularda yeterince güvenilir bir görüntü veremiyor olmamızdı. Türkiye belirli bir ismin hükümette olmasını istemiyordu diyemeyiz ama Maliye Bakanlığı bağlamında güven duymadıklarını ve birlikte uyum içerisinde çalışabileceklerine inanmadıklarını belli ediyorlardı… Bize dahi güven vermeyen Maliye, nitekim Maliye, krediyi ve hibeyi verecek olanla o güven ilişkisini kuramadı” dedi.

   Serdar Denktaş’ın şimdi “Ben Türkiye’yle görüşmedim, Tufan ve Kudret görüştüler, güven veremedilerse onlar veremediler” dediğini anımsatan Özersay, bu söylemlere şu yanıtı verdi:

   “Maliye politikalarını şekillendiren, sürekli sapan ve tutmayan rakamları bizimle paylaşan, mali açıdan ciddi yükler getirecek ekonomi politikaları konusunda hükümeti yanlış yönlendiren kendileriydi. Bu nedenle Türkiye ile olan ilişkide mali anlamda güveni yaratma esas sorumluluğun kendilerinde olduğunu bilmesi gerekir”.

   Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay, KIBRIS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ali Baturay’ın gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

   Ekonomik protokolle ilgili daha önce olduğu gibi bu dönemde de bir takım hassasiyetler ortaya koyacaklarını belirten Özersay “Herkesin içi rahat olsun. Kıbrıs Türk halkının hassasiyetlerini ve ülkemizin gerçeklerini tabi ki dikkate alarak hareket edeceğiz. Ülkede yerleşmiş bir statüko var. Bunun kırılmasını, kurumlarımızın elden çıkarılmadan daha verimli çalışmasını ve hizmet üretmesini istiyorsak bazı noktalarda daha kararlı ve cesur adımlar atmaya çalışmalıyız” dedi.

“UBP’nin başında Özgürgün olsaydı, hükümeti kurmazdık”

   HP’nin UBP’yle hükümet kurmak için dörtlü koalisyondan ayrıldığı iddialarıyla ilgili ise Kudret Özersay, “Halkın Partisi’nin derdi dörtlü koalisyondan kaçıp, UBP ile koalisyon kurmak olsaydı UBP kurultayı olup da Ersin Bey seçildiğinde dörtlü koalisyonu bozmamız gerekmez miydi? Yani UBP ile koalisyon kurmak derdinde olmuş olsaydık, 7 ay önce parti başkanları değiştiğinde bunu yapmaz mıydık? Biz böyle bir şey yapmadık ve bu da dörtlü koalisyonu devam ettirme yönündeki iyi niyetimizi çok net şekilde göstermektedir” şeklinde konuştu.

   Baturay’ın “Bugün UBP’nin Genel Başkanı Sayın Ersin Tatar değil de Sayın Hüseyin Özgürgün olsaydı bu hükümeti yine de kurar mıydınız?” sorusuna “Tabi ki kurmazdık” yanıtını veren Özersay, şöyle devam etti:

   “Hüseyin Özgürgün gibi yaşadığı ani zenginleşmeyi ve servetini izah edemeyen bir kişinin başında bulunduğu, kısa süre öncesine kadar da hükümette yer alan bazı bakanlar hakkında çok ciddi iddiaların olduğu bir parti ile koalisyon ortaklığı yapıp nasıl hesap sorabileceğiniz meçhuldür. Yani bizim için mesele, ‘bir siyasi partiye düşmanlık’ değil, ‘hesap soracağımız’ yönündeki sözümüzü tutma isteğimizdir”.

Üçüncü yolsuzluk dosyası yolda

   Kudret Özersay, dörtlü koalisyonda yolsuzluk dosyalarının peşinden koştuklarını ifade ederek UBP-HP döneminde de aynı hassasiyeti göstereceklerinin altına imza koydukları protokolle açıkça gösterdiklerini söyledi.

   Meclise giden iki dosya olduğunu, üçüncünün yolda olduğuna dikkat çeken Özersay, bir milletvekiliyle ilgili Başsavcılık’tan talep gelirse her iki partinin de dokunulmazlığının kaldırılması yönünde irade ortaya konulacağı, Başbakan Ersin Tatar’ın da bu süreçlerin önünü tıkamaya değil açmaya dönük duruş sergilediğini söyledi.

BATURAY: Hükümetin neden bozulduğuyla ilgili daha önce açıklamalar yaptınız ama bir kez daha sormak istiyoruz. Hükümetten neden çekildiniz? Çekilme nedeniniz; yalnızca DP veya DP Genel Başkanı Serdar Denktaş’la olan anlaşmazlıklar mıydı? Hükümetin bozulmasının nedeni; DP Genel Başkanı Serdar Denktaş’ın oğluna arazi tahsis etme girişimleri ve bakanlar kurulunda yapılmaması gerektiği üzerinde mutabakata varılan şeylerin yapılması mıdır? Serdar Denktaş ile başka sorunlar yaşadığınız da gerçek midir? Peki hükümetin bozulmasında CTP ve TDP’nin rolü var mıdır?

ÖZERSAY: Daha önce yine KIBRIS Gazetesi’ne açıklamıştım, çok basit söyleyeyim; Bir kere dörtlü koalisyon icraat yapamaz duruma gelmişti ve bizler “icraat yapamazsak bu koltuklara çakılı değiliz, gereğini yaparız” demiştik. Kuşkusuz bu biraz da mali açıdan güven vermeyen bir yapıya doğru sürüklenmiş olmamızla da ilgiliydi. Maliye Bakanı’nın bize Bakanlar Kurulu’nda verdiği rakamlar yaptığı öngörüler hem tutmuyor, hem de güven vermiyordu. Bazı önemli mali kararlarda doğru yönlendirilmediğimizi de gördük zaman içinde. Bunlardan en önemlisi de öyle bir kriz ortamında yüzde 30’ları aşan bir maaş artışı vermemizdi. Biz koalisyonun bozulmasından aylar önce bunları dile getirdik zaten.

   İkincisi Meclis’te geçirmek istediğimiz ve önemsediğimiz yasalar ortaklarımızın öncelikleri arasında olmadı maalesef. Başka öncelikleri vardı ve bu yaklaşım özellikle milletvekillerimizde bir hayal kırıklığı yarattı. Nereden Buldun Yasa Tasarısı konusunda da, tüketici kredilerine esnek değil sabit faiz uygulanmasını getirecek olan yasa tasarısı konusunda da ortaklarımızda bir “ağırdan alma” yaklaşımı gördük. Oysa bunlar ve dahası bizim halka verdiğimiz sözlerdi ve bu sözler geciktikçe asıl itibar erozyonuna uğrayan bizler oluyorduk. Biz bu konudaki rahatsızlığımız da kamuoyu ile verdiğimiz röportajlarda paylaştık.

“ ‘Babadan oğula devlet arazisi’ skandalını sineye çekemezdik”

   Öte yandan bizim koalisyon ortaklarımızdan özellikle bir tanesinin ortaklık içerisinde güveni sarsacak davranışları oldu. Biz basına da yansıyan “babadan oğula devlet arazisi” skandalını sineye çekemezdik. Aslında bu bizim için başka şeyler içerisinde bardağı taşıran son damlaydı. Defalarca Bakanlar Kurulu’ndan geçirmek ve bu yoldan kendi oğluna arazi verdirmek için getirdiği önergeleri bizim karşı çıkışımız üzerine geçiremeyince, bizden habersiz kendi Bakanlığı eliyle kendi oğluna vermesini ortaklığa ters, “ben siz istemeseniz de yapmasını bilirim” diyen, bizi küçük düşüren bir yaklaşım olarak gördük ve güvenimiz iyice sarsıldı.

   Şimdi Sayın Serdar Denktaş “dörtlü koalisyon devam etseydi siyaset aklanacaktı” diyor! Bakanlar kendi çocuklarına devlet arazilerini verince mi aklanacaktı siyaset? Bu uygulamaları bizim oradaki varlığımıza rağmen yapmalarına izin vereceğimizi mi düşünmüşlerdi? Arazi konusunda bunu yapıyorsa bugüne kadar başka konularda buna benzer şeylerin bizim itirazımıza rağmen yapılmamış olduğundan nasıl emin olabilirdik? Hatta bundan böyle yapmayacağını nasıl bilebilirdik?

   Serdar Bey ile ilgili olarak mesele sadece bu da değildi. Daha önce borçlanma yoluna gidilirken Bakanlar Kurulu’nda bizden yetki istenirken bu kez “avans” adı altında erken ödeme şeklinde bir iş insanından borç alınarak maaşlar ödenmiş ve biz bunu sonradan öğrenmiştik. Bir gün Meclis kürsüsünde Serdar Bey’in bir iş insanından alınan para ile maaşları ödendiğini öğrendik.

   Tufan Bey de Başbakan olarak bunu bilmiyordu. Bu olabilecek bir şey değildi mesela. Çünkü Maliye Bakanlığı ile bir KDV ve mahsuplaşma uyuşmazlığı olan bir şirketin yöneticisinden aynı Maliye’nin maaş ödemesi için para alması, yani bir nevi kıyak talep etmesi tabi ki ciddi anlamda şüphe uyandırıyordu ve rahatsız ediyordu. Dediğim gibi babadan oğluna devlet arazisi bardağı taşıran son damlaydı ama o bardağa daha önce çok damlalar boşalmıştı zaten.

“Ekonomik protokolün yapılamamasında bizden kaynaklanan nedenler de vardı”

BATURAY: Hükümetin bozulmasında, Türkiye’den maddi katkı yapılmamasının da rolü var mıdır? Gerçekten Türkiye Hükümeti yetkilileri, DP Genel Başkanı Serdar Denktaş’ın hükümette olmasını istemedi mi? Gerçekten Türkiyeli yetkililerin TDP Genel Başkanı Cemal Özyiğit’in bazı sözleri ve eylemleriyle ilgili tepkisi oldu mu yoksa bunlar dedikodudan ibaret mi?

ÖZERSAY: Çok açık söyleyeyim, protokolün yapılmamasında ya da gecikmesinde Türkiye’den kaynaklanan nedenler olduğu gibi bizden kaynaklanan nedenler olduğunu da düşünüyorum. Evet Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmiş olması bu protokol konusunu geciktirmişti ve aynı zamanda Türkiye’de ciddi de bir ekonomik kriz bulunmaktaydı. Ancak öz eleştiri de yapmak zorundayız.

   Bizden de kaynaklanan nedenler vardı. Bir kere protokolün içeriği konusunda bizim heyetimiz de yeterince iyi hazırlanamamıştı ve Bakanlar Kurulu toplantısı sırasında heyet bize sunum yaptığında ne Başbakan memnun kalmıştı, ne de Başbakan Yardımcısı olarak ben. Aynı şekilde Ekonomi Bakanı’nın da kafasında soru işaretleri oluşmuştu o toplantıda.

   Sonuçta Tufan Bey piyasaya olumlu mesaj vermek için sürekli protokol oldu oluyor yönünde ifadeler kullanıyor olmasına rağmen aslında gidişat hiç de imza aşamasına gelmişiz gibi değildi.

   Ancak bence protokolün gecikmesinde çok farklı bu türden epeyce faktör rol oynamışsa da asıl sorun, az önce de bahsetmiş olduğum gibi bizim KKTC tarafı olarak mali konularda yeterince güvenilir bir görüntü veremiyor olmamızdı. Türkiye belirli bir ismin hükümette olmasını istemiyordu diyemeyiz bence ama Maliye Bakanlığı bağlamında güven duymadıklarını ve birlikte uyum içerisinde çalışabileceklerine inanmadıklarını belli ediyorlardı.

   Tabi ki yetkiyi halktan alan seçilmişlerden kimin Bakan olacağı ya da kimin Bakan kalacağı bizim işimizdir, Türkiye’nin değil. Yani “Türkiye filan Bakanın gitmesini istedi” gibi söylemler gerçekçi değildir. Öte yandan bir an için düşünsenize koalisyon ortağı olarak mali konularda bize dahi güven vermeyen maliye, yapılacak olan protokol kanalıyla çok yüklü miktarda hibe ve kredi sağlayacak olan Türkiye’ye bu güveni nasıl verebilecekti? Nitekim maliye krediyi ve hibeyi verecek olanla o güven ilişkisini kuramadı. Şimdilerde Serdar Bey “ben Türkiye ile görüşmedim, Tufan ve Kudret görüştüler, güven veremedilerse onlar veremediler” diyor ve biz de bunu hayretle izliyoruz. Maliye politikalarını şekillendiren, sürekli sapan ve tutmayan rakamları bizimle paylaşan, mali açıdan ciddi yükler getirecek ekonomi politikaları konusunda hükümeti yanlış yönlendiren kendileriydi, bu nedenle Türkiye ile olan ilişkide mali anlamda güveni yaratma esas sorumluluğun kendilerinde olduğunu bilmesi gerekir.

   Protokolün gecikme nedenleri bana göre yukarıda söylediklerimdir.

   Ancak örneğin Sayın Özyiğit’in belirli bir tutumu nedeniyle protokolün yapılmadığını ya da geciktirildiğini hiç duymadım ve hiç sanmıyorum. Belki koalisyon ilk kurulduğunda Meclis’te Cemal Bey tarafından söylenen bazı sözler yanlış bir algının gelişmesine katkı koydu ama aylar sonra ekonomik protokolün yapılıp yapılmayacağına bunların yansıdığını düşünmüyorum.

   Kaldı ki öyle bir mesaj ya da imayı Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinden görmedik.

“Hükümetin bozulmasında Türkiye’nin telkini yoktur”

BATURAY: Türkiyeli yetkililerin telkiniyle hükümetin bozulduğu iddialarını ortaya çıkaran nedir? Neden birçok insan böyle düşünüyor? Sizin Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile yakınlığınız, dostluğunuz bu söylentilerin yayılmasına neden olmuş mudur?

ÖZERSAY: Ben halkın bu karalama girişimlerine itibar edeceğine inanmam. Bu iddiaları ortaya çıkaran ucuz popülist yaklaşımlardır. Hükümette olmayı fazlasıyla önemseyen ve koltuktan gittiği için çok üzgün olanlar vardır.

   ‘Türkiye telkinde bulundu’ diyenlerin büyük çoğunluğu bu kesimdendir. Ben çok basit bir soru sordum ve henüz cevap vereni de göremedim; Dörtlü koalisyona girme kararı aldığımızda Türkiye’nin telkini yoktu ama bozulurken veya UBP ile kurulurken mi Türkiye’nin telkini var? Daha önce de açıkladım biz HP olarak dörtlü koalisyona girmeyelim diye bize yapılan çeşitli telkinlere rağmen, risk alarak ve halka verdiğimiz söze sadık kalarak, bu telkinleri dinlemeyerek girdik.

   Çünkü o dönemde UBP yönetimi aynen devam ettiği sürece, bizimle televizyon programlarına dahi çıkmayan ve mal varlığı konusunda izahat vermeyen, veremeyen bir ismin başkanlığı sürdüğü sürece koalisyon kurmayacağımızı açıkça söylemiştik. Seçimden bir gün sonra BRT’de katıldığım programda açıkça bizim herhangi bir partiye düşmanlık beslemediğimizi, meselenin o dönemki UBP yönetimi ve siyaset anlayışlarıyla ilgili olduğunu vurgulamıştım.

   Bunu iddia edenlere şunu da sormak isterim; Halkın Partisi’nin derdi dörtlü koalisyondan kaçıp UBP ile koalisyon kurmak olsaydı UBP kurultayı olup da Ersin Bey seçildiğinde dörtlü koalisyonu bozmamız gerekmez miydi? Yani UBP ile koalisyon kurmak derdinde olmuş olsaydık 7 ay önce parti başkanları değiştiğinde bunu yapmaz mıydık? Biz böyle bir şey yapmadık ve bu da dörtlü koalisyonu devam ettirme yönündeki iyi niyetimizi çok net şekilde göstermektedir.

“Hizmet üretemez noktaya geldik”

   Son yılların en büyük ekonomik krizi vurdu bu ülkeyi, seller yaşandı, ölümler oldu, yollar çöktü. Bunca olumsuzluğa rağmen dörtlü koalisyon kurulurken bir söz verdiğimiz için sözümüzün arkasında durduk, hükümeti mümkün olduğunca sürdürdük. Ancak bir noktadan sonra icraat yapamaz bir hale gelmiştik ve artık herkes de bunun farkındaydı. Somut hizmet üretemez noktaya gelmenize rağmen devam ettirmeye çalışırsanız artık halka zarar verirsiniz.

   Biz halkın hak ettiği hizmeti alamadığını ve kimsenin o anlamda memnun olmadığını bizzat gözlemledik ve diğer bahsettiğim hususlarla da birleştiği için gereğini yaptık.

   Bu ülkede maalesef insanları her zaman karaladılar, çamur attılar. Bu şekilde yıpratmaya çalıştılar. Yıllar önce “Rum’un adamı” diyerek, şimdilerde de “Türkiye’nin adamı” diyerek. Yıllar önce bu haksız tutumdan ötürü mağdur olanların bugün aynı haksız tutumu başkalarına yapmaya çalışması ne yaman çelişkidir!

“ÖRP, CTP tarafından Kıbrıs Türk siyasi tarihine kara bir leke olarak sürüldü”

   Düşünsenize Meclis’teki bir partiyi bölerek, içerisinden kopardıkları milletvekilleri ile meşru zemini olmayan yapay bir parti yaratan sonra da kendi ortağını hükümetten atarak bu yapay oluşumla hükümetçilik oynamaya kalkan bir partinin destekçileri bugün hükümetten çekilmemizden şikayet ediyorlar.

   Evet ÖRP örneğinden bahsediyorum, seçime girmezden önce oluşturulan ÖRP örneğinden. CTP tarafından maalesef Kıbrıs Türk siyasi tarihine kara bir leke olarak sürülen ÖRP örneğinden. Biz son derece demokratik bir sürecin sonucunda, kimsenin iradesine müdahale etmeden, saygısızlık etmeden kendi kararımızla dörtlü koalisyonun devamının bu halka bir yarar getirmediğini görerek hükümetten çıktık. Geçen süre zarfındaki tecrübemiz ışığında yeni bir koalisyon protokolü oluşturarak ülkenin erken seçime gitmesini önlemeye çalıştık. Eğer sadece Halkın Partisini düşünüyor olsaydık, oturduğumuz yerde oturabilirdik. Halkın yararı bizim için daha önemliydi ve bu nedenle de toplumsal sorumluluğumuzun bilinciyle UBP ile koalisyona girdik. Bugüne değin kimseden telkin ve talimat kabul etmedik, bundan sonra da etmeyiz.

BATURAY: Türkiyeli yetkililerin geçmiş hükümetin bir yıllık ekonomik protokol hazırlamasına sıcak bakmadıkları, bu konuda sitem ettikleri gerçek midir? Hükümetin bozulmasında ekonomik protokolün Türkiye tarafından benimsenmemesinin de rolü var mı?

ÖZERSAY: Açıkçası ekonomik protokolün süresi konusunda tam olarak kimin sadece bir yıllık bir protokol talebi ortaya koyduğu da net değildir ama ben bu konuda birinin bir başkasına sitem ettiğini duymadım. Ancak gerçek olan şey sadece bir yıllık bir protokol genelde üç yıllık yapılan ve bazı temel ekonomik hedeflerin yer alacağı bir protokolün yerini tabi ki tutmazdı.

   Bunu yaparak bazı temel reformları 2020 Nisan ayındaki Cumhurbaşkanlığı seçimi ertesine ertelemeye çalışıyor olduğumuzu düşünenler ve dillendirenler de oldu. Ancak şahsen ben hükümetin bozulmasıyla protokolün süresi ya da şekli arasında herhangi bir bağ kuran yetkili birisine rastlamadım. Yani bu konuda Türkiye’nin rahatsızlığı vardı ve bu nedenle hükümete mali açıdan destek vermedi demek bence doğru olmaz.

Özetle hükümetin bozulması ile protokol bağlamında Türkiye ile yaşadığımız bir tartışma ya da bağ söz konusu değildir. Protokolde konuşulan ve üzerinde uzlaşmaya varılmayan ya da tartışma yaratan herhangi bir konudan ötürü hükümet sıkıntı yaşadı diyebileceğimiz bir durum yoktu. Bunu hiç tereddütsüz şekilde çok açıkça dile getirebilirim.

“Zaman kaybetme lüksümüz yok, ekonomik protokol sıfırdan başlamayacak”

BATURAY: UBP- HP Koalisyon Hükümeti’nin Türkiye’den maddi yardım almakta sorun yaşamayacağı doğru mudur? Artık hükümet maddi sorun yaşamayacak mıdır? Şu anda nasıl bir ekonomik protokol hazırlanıyor? Protokolün hazırlanma ve imzalanma süreci ne kadar sürede bitirilecek? Hedefiniz nedir?

ÖZERSAY: Bence bunun bir garantisi yoktur. Geçmişte olduğu gibi mali açıdan karşılıklı güvene dayalı bir ilişkiyi geliştirebilirsek bu sıkıntıların aşılabileceğini düşünüyorum.

   Maliye Bakanlığı bağlamında önceki hükümetten farklı olarak Maliye kökenli yarı teknokrat bir milletvekili arkadaşımız bu görevi üstlenmiş durumda. Maliye’deki bütçe ve hazine muhasebe gibi dairelerin çalışmalarına eski bir Maliye Bakanı olan Sayın Başbakan da müdahil olacak. Gerek bunlar gerekse alacağımız tedbirlerin mali açıdan güven veren bir yapıyı yeniden ayağa kaldıracaktır diye düşünüyorum.

   Türkiye ile ekonomik ve mali ilişkilerimiz 2017 yılında bütçe yapılamadığından bu yana raydan çıkmış durumdaydı zaten. Hatta yapılıp da uygulanmayan protokolleri de eklersek çok daha önceye de götürebiliriz bunu.

   Seçim 2017 yılının yaz aylarında yapılmalı ve yeni hükümet de 2017 Aralık ayında bütçesini geçirebilmeliydi. Maalesef seçimler çok garip bir zamanda Ocak 2018’de yapılınca bütçenin yapılması 2018 yılına kaldı ve biz dörtlü koalisyon olarak görevi aldıktan sonra bütçeyi geçirene kadar kendimizi belediye seçimlerinin içerisinde bulduk. Olağan olarak bütçe yapılırken gelirler mevcut ekonomik protokol de dikkate alınarak hazırlanırdı. Oysa 2018 başında bütçe hazırlandığında ortada bir ekonomik protokol yoktu. İşte bu şekilde eğri gemi doğru sefer olmadı. Türkiye ile ekonomik ve mali ilişkilerimiz raydan çıktı.

   Bu nedenle yeni dönemde hükümetimizin önceliği raydan çıkan treni yeniden ekonomik ve mali açıdan sağlıklı ilişkilerin olduğu bir raya oturtmak olacak. Bir kere ekonomik protokol öncesinde daha hızlı biçimde alt yapı yatırımlarına kaynak aktarılması ve savunma harcamaları bağlamındaki kaynağın alınabilmesi için bir hukuki çerçeveye ihtiyaç olduğu anlaşılıyor.

   Belki önce çok daha kısa böyle bir hukuki çerçeve oluşturulur hızlıca ki kaynak akışı sağlanabilsin. Bu bir tür genel taahhüt şeklinde olur. Ardından da üç yıllık ekonomik protokol için önceden başlatılmış olan çalışmalar tamamlanır. Bunu özellikle vurguluyorum çünkü evet önceki hükümet döneminden kalan protokol taslağı tabi ki kullanılacak, onun üzerine inşa edilecek. Zaman kaybetme lüksümüz yok o nedenle çalışmalar sıfırdan başlamayacak.

“Ekonomik protokolde halkın hassasiyetleri olacak”

BATURAY: Birçok kişi ekonomik protokolün içeriğinden endişe ediyor. Kıbrıslı Türklere dar veya bol gelecek bir gömlek giydirilmesinden endişe ediliyor. UBP- HP Hükümeti, Kıbrıs Türk halkının hassasiyetleri ve gerçeklerini dikkate alacak bir protokol mü imzalayacaktır?

ÖZERSAY: Ekonomik protokolde daha önce olduğu gibi bu dönemde de bir takım hassasiyetler ortaya koyacağız, herkesin içi rahat olsun. Kıbrıs Türk halkının hassasiyetlerini ve ülkemizin gerçeklerini tabi ki dikkate alarak hareket edeceğiz. Öte yandan ülkede yerleşmiş bir statüko var biliyorsunuz.

   Bunun kırılmasını, kurumlarımızın elden çıkarılmadan daha verimli çalışmasını ve hizmet üretmesini istiyorsak bazı noktalarda daha kararlı ve cesur adımlar atmaya açık olmalıyız. Kamuda verimliliği artırmak için tedbirler almamız şart. Dünyanın uyguladığı kamu-özel ortaklığı modellerini bazı noktalarda hayata geçirmeliyiz. Devletin düzenleyici ve denetleyici olacağı, rekabet ortamını ve halka sunulacak hizmetin kaliteli olmasını güvence altına alacağı bir yaklaşım ortaya koyacağız. 

“Hüseyin Özgürgün, yaşadığı ani zenginleşmeyi ve servetini izah edemedi”

BATURAY: Bazı kesimler, geçmişte UBP’yle ve UBP’li yetkililerle ilgili söylediğiniz sözleri anımsatarak, UBP ile hükümet kurduğunuz için size eleştiri yapıyor. Önceki hükümette yer alan UBP ile bugün sizin koalisyona gittiğiniz UBP arasında ne fark vardır? Bugün UBP’nin Genel Başkanı Sayın Ersin Tatar değil de Sayın Hüseyin Özgürgün olsaydı bu hükümeti yine de kurar mıydınız?

ÖZERSAY: Tabi ki kurmazdık ve bunu herkes geçen süre zarfında gördü zaten değil mi? Herkes kendi kendine şu soruyu sorsun: Seçimden birinci parti çıkan UBP’nin o dönemki başkanı neden Başbakan olamadı?

   Hatta aylar sonra neden kurultayda yeniden parti başkanı seçilemedi? Hatta neden şimdi aktif siyaseti bırakma noktasına geldi? Bu soruların cevabı belki sadece Halkın Partisi değildir ama önemli ölçüde Halkın Partisi’nin verdiği sözün arkasında durmasıdır. Ocak 2018’de yaptığım açıklamada bizim bir partinin, UBP’nin düşmanı olmadığımızı, o şartlarda UBP ile koalisyonu doğru bulmadığımızı vurgulamıştım.

   Ocak 2018’de bir başka açıklamamda ise aynen şu ifadeleri kullanmıştım:

   “Biz o sözü seçimde “laf olsun diye” söylemedik. Peki neden söyledik? Çünkü bu sistemin düzeltilebilmesi için, yapanın yanına kar kalmaması, hesap sorulması gerektiğini düşünüyoruz. Oysa Hüseyin Özgürgün gibi yaşadığı ani zenginleşmeyi ve servetini izah edemeyen bir kişinin başında bulunduğu, kısa süre öncesine kadar da hükümette yer alan bazı Bakanlar hakkında çok ciddi iddiaların olduğu bir parti ile koalisyon ortaklığı yapıp nasıl hesap sorabileceğiniz meçhuldür de ondan. Yani bizim için mesele, “bir siyasi partiye düşmanlık” değil, “hesap soracağımız” yönündeki sözümüzü tutma isteğimizdir.”

   Biz bunları söyledik. Şu an UBP’nin yönetiminde bir değişim oldu mu? Hakkında polise suç duyurusunda bulunduğumuz eski Bakanlar halkın kararıyla Meclis dışı kalıp dokunulmazlıklarını yitirdiler mi? UBP ile yaptığımız koalisyon görüşmesi sonucunda koalisyon protokolünde dokunulmazlıkların kaldırılmasına UBP de olumlu duruş sergileme sözü verdi mi? Aynı şekilde koalisyon protokolünde yolsuzluk dosyalarının polis ve savcılık süreçlerinin devamını da kabul etti mi? Bu devam eden soruşturmaların bir bölümü eski bakanları da kapsıyor mu? Bu soruların tümünün yanıtı evettir. Halkın Partisi’nin bu şartlarda ve koalisyon protokolünde uzlaşılan maddeler ışığında UBP ile koalisyona yanıtı evet olmuştur.

“Ersin Bey’e UBP’nin bakanlarıyla ilgili tekinde bulunmadık”

BATURAY: Kabinede yer alan UBP’li bakanlarla ilgili Sayın Ersin Tatar’a tavsiye veya telkinde bulundunuz mu? “Kabinede olursa bu hükümet kurulamaz” dediniz isim var mıdır? Mesela medya, uzun süre kabinede yer alacağı söylenen ama son anda çıkarılan Sayın Resmiye Canaltay’a “Sayın Serdar Denktaş’ınkine benzer arazi kiralandığı” argümanı üzerinde durdu. Sayın Canaltay kabinede yer alsaydı, nasıl bir tavır takınacaktınız?

ÖZERSAY: Biz koalisyon görüşmeleri sırasında kişiler üzerinden değil ilkeler üzerinden gittik, bu nedenle kabineye kimin gireceği ya da kimin ne bakanı olacağı değil belirli prensipleri ortaya koyup beklentimizi söyledik.

   Filan kişi kabinede olursa bu hükümet kurulmaz dememize gerek yoktu? Ersin Bey bunu ölçüp tartabilecek tecrübeye sahip bir parti başkanıdır. Medyada çok sayıda isimle ilgili olarak kabineye girecek diye spekülasyon yapıldı çünkü bu ülkede bu tür haberler okunuyor, merak uyandırıyor.

   Resmiye hanımla ilgili basında ve sosyal medyada arazi kiralandığı yönünde şeyler yazıldı ama bizzat kendisi böyle bir araziyi kiralamadığını, oranın rezerv olarak ayrıldığını ama kira sözleşmesi yapmadığını açıkladı diye biliyorum. Varsayımlar üzerinden hareket etmeyi doğru bulmam ama dediğim gibi zaten Resmiye hanım öyle bir devlet arazisi kiralamadığını açıklamıştı. Kimin bakan olacağı konusu UBP’nin kendi iç meselesidir günün sonunda.

“UBP ile koalisyon görüşmelerinde Cumhurbaşkanlığı konusu konuşulmadı”

BATURAY: Bazı gazeteciler ve bazı siyasi yorumcular, hükümetin bozulmasının 2020 Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgili olduğunu iddia ediyor. Bunu düşündüren şey nedir? Birçok kişi Cumhurbaşkanı adayı olacağınızı düşünüyor. İddia edilen şey; ikinci tura kalacağınız ve UBP’nin sizi destekleyeceği yönünde. UBP’nin adayının ikinci tura kalmayacağını ve sizin başka bir partinin adayı ile ikinci turda yarışacağınızı düşündüren şey nedir insanlara? Seçime yaklaşık bir yıl varken, cumhurbaşkanlığında UBP veya HP’nin başarılı olması için önce hükümette başarı göstermesi mi gerekir, yoksa hükümet başka, cumhurbaşkanlığı meselesi başka konu mudur?

ÖZERSAY: UBP ile koalisyon görüşmelerinde Cumhurbaşkanlığı konusu konuşulmadı, hiç müzakere konusu olmadı. Bizim böyle bir talebimiz de olmadı ve bunu zaten doğru da bulmazdık. Yani koalisyon görüşmesi yaparken onun bir parçası olarak ve pazarlık olarak Cumhurbaşkanlığının konuşulması bizce doğru da olmazdı.  Cumhurbaşkanlığı konusunu düşünecek, o noktaya odaklanacak bir zamanım bir fırsatım olmadı. Ülkede ciddi ekonomik sıkıntılar dururken, alt yapı eksikliklerimiz ortadayken şimdi şimdi gelen yıl yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimini düşünme lüksümüz yok.

BATURAY: Bazı partililerinizin UBP ile hükümet kurulmasını istememesini nasıl karşılıyorsunuz? Zaman içerisinde onları ikna edebilecek misiniz?

ÖZERSAY: Bu partimizin içindeki demokratik olgunluğun göstergesidir. Parti Meclisi üyeleri emir eri değildir. İkna olmazlarsa, yeterince gerekçelendirilemeyen bir karar söz konusuysa reddedebilirler. Nitekim 40 evet, 20 hayır oyu çıktı Parti Meclisimizden. Zaman içinde UBP ile koalisyon kurulmasına hayır diyen arkadaşları mutlaka ikna edebileceğiz diye bir şey yok. Belki zaman içerisinde o arkadaşlarımız haklı çıkarlar, onu bilemeyiz. Arkadaşlarımızın bizlere yaptıkları muhtelif uyarılar vardı, önümüzdeki dönemde o hususlar kulağımıza küpe olacak ve o noktaları hep akılda tutarak yürüyeceğiz.

   Temkinli olmak iyidir zaten. Bizim 14 aylık bir koalisyon tecrübemiz vardır. Şimdi UBP ile olan koalisyonda bu geçmiş tecrübemizi de dikkate alarak hareket edeceğiz. Zaten koalisyon protokolünü şekillendirirken de bu 14 aylık hükümet tecrübemizden yaralandık.

“Bir yolsuzluk dosyası daha geliyor”

BATURAY: Dörtlü koalisyonda hassasiyet gösterdiğiniz “yolsuzlukların araştırılması” ve “vatandaşlıklar” konusunda UBP- HP Koalisyon Hükümeti döneminde aynı hassasiyeti gösterecek misiniz? Hakkında Başsavcılık’ta dosyası bulunan bazı siyasilerin hükümet ortağınız UBP’nin milletvekili veya eski yöneticisinin olması nedeniyle aynı hassasiyeti gösteremeyeceğinizi düşünen kesimler vardır. Yanılacaklar mı?

ÖZERSAY: Dörtlü koalisyonda yolsuzluk dosyalarının peşinden koştuğumuz, peşini bırakmadığımız doğrudur. UBP-HP döneminde de aynı hassasiyeti göstereceğimiz, altına imza koyduğumuz protokole bunu açıkça yazdırmış olmamızdan belli değil midir? Ne yazıyor UBP-HP koalisyon protokolünde? “Koalisyon ortakları, yolsuzluk iddialarının yer aldığı dosyalar konusunda polis tahkikatlarının başlatılmasına ve halihazırda başlatılmış olan tahkikatların devamına destek verecektir. Polis Genel Müdürlüğü içerisinde bu maksatla oluşturulmuş olan ekip çalışmalarına devam edecektir”.

   Bize göre burada siyasi irademiz ve hassasiyet gösteriyor olduğumuz çok açıktır. Kimin ne milletvekili olduğunun bir önemi yoktur. Dosyaları takip etmeye devam ediyoruz. Meclise gelen iki dosya var, üçüncü dosya da yoldadır ve evet koalisyon protokolünde açıkça hangi partiden olduğundan bağımsız olarak eğer bir milletvekili ile ilgili Başsavcılıktan talep gelirse her iki partinin de dokunulmazlığın kaldırılması yönünde irade ortaya konulacağı yazmaktadır. Sayın Tatar bu süreçlerin önünü tıkamaya değil açmaya dönük bir duruş sergiliyor. Bu duruşun devam etmesini ve fiiliyatta da Meclise gönderilen dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda adım atılacağını umuyorum. 

   Bakın size bu konuda bir örnek vereyim. Dörtlü koalisyonda Serdar bey ortağımız olmasına rağmen, Şeker Sigorta’da hazırlanan raporla bazı usulsüzlük ve yolsuzluk iddiaları gündeme gelince Serdar bey tarafından geçmişte atanmış olan kimi isimleri polise vermekten geri durmamıştık. Yani “madem ki koalisyon ortağımdır, o zaman susalım da koalisyon tehlikeye girmesin” tavrını göstermedik, ortaklarımızla da ilgili olmuş olsa konuları polise ve Savcılığa havale edip sonrasında da takip etmekten geri durmadık.

“Farklı ortaklık modellerini konuşturma zamanı”

BATURAY: UBP- HP Koalisyon Hükümeti’nin Kıbrıs sorunuyla ilgili yüzde yüz görüş birliği var mıdır? Federal bir çözüm arayışının tükendiğini iddia ediyorsunuz. Hükümetin bu konuda etkili bir “B” planı var mıdır?

ÖZERSAY: Kıbrıs konusunda önemli temel konularda görüş birliğimiz vardır diyebilirim. Farklı ortaklık modellerini konuşmak ve konuşturmak zamanının geldiğini düşünüyoruz. Evet yönetimi ve zenginliği paylaşmaya dönük federal bir ortaklığın tüketildiğini ve bugün adada bulunan şartlarda artık gerçekçi ve gerçekleştirilebilir olmadığını açıkça söylüyoruz ve bunu hükümet programında da net şekilde göreceksiniz. Uzun uzun anlatmayacağım ama B planımız, en basit ifadeyle statükoya hizmet eden ve Kıbrıs Türkünü müzakere masasına hapseden türden bir A planını bir an önce terk etmektir.

   Bugünkü şatlarda kurulamayacağı artık görüşmüş olan türden bir ortaklık için değil çok daha gerçekçi ve gerçekleştirilebilir bir ortaklık üzerinde durmak gerekir. Taraflar arasında işbirliğini esas alan bir ortaklık bugün çok daha gerçekçidir.

   Bunun ne olacağına tabi ki taraflar karar vermelidir. Önce tarafların oturup neyi gerçekten istediklerini konuşmaları gerekir. Rum tarafı istemiyor diye başak fikirler konuşulamaz denilirse Türk tarafı istemediği için de federasyon konuşulamaz olur. Ortak irade şart, ama her tür modelin konuşulabilmesi için şart. Bu kadar yıldır federasyondan herkes farklı şeyi anladı ama sanki aynı şeyden bahsedermiş gibi yaparak müzakereleri sürdürdü. Peki bu neye neden oldu? Statü sorunu olan Kıbrıs Türk tarafının sonu gelmez süreçlerle masaya hapsedilmesine neden oldu. Bu nedenle madem ki Kıbrıslı Rumlar bu şartlarda bizimle paylaşmaya hazır değildirler, o zaman paylaşmaya dayalı bir ortaklık kurabilecekmişiz gibi yaparak kendi kendimizi kandırmayalım.

   Uluslararası toplum Kıbrıslı Rumların statüsünü, AB üyeliğini ya da doğal gaz konusundaki tek yanlı faaliyetlerini sorgulamaya başlayacaksa o zaman paylaşmaya dayalı ortaklık ihtimali de ortaya çıkar tabi. Ama bu şartlarda bir değişiklik olmadığı sürece paylaşmaya dayalı bir ortaklık yerine farklı düzeylerde işbirliği yapılmasını içerecek ortaklık modellerini konuşmamız gerekir artık.

   Biz hükümet olarak dış politikamızda bu realiteyi yapacağımız tüm temaslarda ortaya koyan açıklayan bir yaklaşım sergileyeceğiz. Sanki bu şartlarda federasyon mümkünmüş gibi yapmayacağız, samimi olacağız. Sınırlı bazı konularda bugün mevcut olan iki devlet birbirlerini tanıma noktasına varmadan işbirliği yapmaya başlamalıdır.

   Bu diyalog ve işbirliği zaman içinde karşılıklı güveni sağlayabilecek yegane unsurdur. Aşağıdan yukarıya sınırlı sayıda konuda başlayıp zamanla genişletilebilecek bu evrimsel işbirliğine dayalı model, bizimle yönetimi ve zenginliği paylaşmak istemeyen Rum tarafıyla bu şartlarda kurulabilecek en mantıklı ilişki biçimidir.

“Duruşumuz barışçıl ve diyaloğa açık olmalı”

   Unutmayınız ki Avrupa Birliği de başlangıçta sadece kömür ve çelik konularında işbirliği yapılması mantığına dayanıyordu. Zamanla bu bir Avrupa ortak pazarına dönüştü. Ve şimdi de Avrupa Birliği’ne. Kıbrıs’ta var olan gerçekleri esas alan bir yaklaşımla bir yerden bu işbirliğine başlayıp bu türden bir ortaklığı görüşmek gerekir. Eğer bu süreçler sonucunda taraflar arasında yıllar içerisinde karşılıklı güven gelişir ve Kıbrıs Rum tarafı da yönetimi ve zenginliği bizimle paylaşmaya hazır noktaya, kıvama gelirse o zaman federal bir modele bile dönüşebilir.

   Söylemeye çalıştığım şey hiçbir modeli dışlamadan, herhangi bir modeli de empoze etmeye çalışmadan tarafların karşılıklı uzlaşısına dayalı müzakere edilmiş herhangi bir çözüm (negotiated settlement) noktasında durmalı ve bu fikirlerin tartışılmasını, konuşulmasını sağlamalıyız.

   Duruşumuz barışçıl ve diyaloğa açık bir duruş olmalıdır ve zaten de öyledir. Özetle farklı ortaklık modellerini konuşmanın, madem ki federal çözüm mümkün olamıyor nasıl bir çözüm olacağının oturup açık ve samimi şekilde konuşmamız, konuşturmamız gerekir.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner75