“Umarız ‘Av’ filmimiz, toplumumuzu cesaretlendirir”

banner37

Senarist ve yönetmen Kamil Saldun ile Sholeh Zahraei, psikolojik dram türünde yapılmış, Kıbrıs’ta ataerkillik ile homofobiyi ele alan ilk kurmaca filme imza attı

banner87
“Umarız ‘Av’ filmimiz,  toplumumuzu cesaretlendirir”
banner90
banner8

Murat OBENLER

   17 Mayıs Uluslararası Homofobi, Bifobi, Transfobi Karşıtı Günü (Mücadele Günü) dolayısıyla kesişimsellik yaklaşımı ile ilgili konuları ele alan “Av” filmini, filmin senarist ve yönetmenleri Kamil Saldun ile Sholeh Zahraei’la konuştuk...

   “Av” filmi psikolojik dram türünde yapılmış, Kıbrıs’ta ataerkillik ile homofobiyi ele alan ilk kurmaca film. Saldun ve Zahraei, “Umarız filmimiz konuşulmayan konular hakkında toplumumuzu cesaretlendirir. Ve bu tarz konuları gündeme getirmek için insanlar film ve diğer sanat etkinliklerine daha çok katılarak destek verir” dedi.

SORU: Bu filmin konusunu ne zaman yazmaya başladınız? Konu olarak nasıl bir film çekmeyi düşünüyordunuz?

YANIT: Av filminin hikayesini ‘Gomşu’ filminin ardından 2013 yılında yazmaya başladık. Kıbrıs’ın yakın tarihini ve sosyokültürel yapısını içinde barındıran yeni bir film daha yapmak istiyorduk. Yaşanmış bir olaya dayanan bir baba ve oğul hikayesi ile karşılaşmamız bizim için çok ilham verici oldu. Av tutkunu Kıbrıslı bir babanın beklentilerine ters düşen travmatik bir olay yaşaması onun cinsel kimliğini gizlemek zorunda kalan oğluna olan düşünce ve davranışlarını etkiliyordu.

   Konuyu ele alıp hikayeyi yazmaya başladığımızda ortaya birçok soru işareti çıkmaya başladı. Bu bizi uzun bir araştırma sürecine yönlendirdi. Ortaya çok katmanlı bir film hikayesi çıkacaktı. Ataerkillik ve homofobinin büyük çatışmasını içselleştiren bir baba, bununla nasıl yüzleşecekti. Heteronormatif ve muhafazakar bir toplumun kodlarına hapsolmuş iki adamın hikayesi.

“LGBTIQ+ insanlar, ilişki ve kimliklerini

açık olarak ifade etmeye cesaret edemiyor”

SORU: Homofobi konusunu ele alırken Kıbrıs’ın güneyi ve kuzeyi arasında farklılıklar gördünüz mü?

YANIT: Toplumun büyük bir kısmı ada çapında yasallaştırılmasına rağmen eşcinselliği kabul etmeye hazır değil maalesef. İngilizler, Kıbrıs’ı sömürgeleştirmesi sırasında eşcinselliği yasakladı. Yasak, Kıbrıs’ın güneyinde sadece AB'ye katılmak istedikleri için 1998 yılında kaldırıldı. Kuzeyde eşcinsellik 2014 yılında aktivistlerin baskısı nedeniyle yasallaştı. Kıbrıs'taki ebeveynler çocuklarının evlenmesini ve aile soyunu taşımasını bekliyor. Aslında bu Kıbrıs'taki gençler için nihai bir başarı olarak kabul edilir.

   Homofobi seviyesi Kıbrıs’ın her iki tarafında eşittir. Kuzeyde, Kıbrıs Türk nüfusu her ne kadar kendilerini Müslüman olarak tanımlasa da hiç dindar değil. Ama yine de çoğunlukla toplumun geleneksel ve muhafazakar doğası nedeniyle çok homofobik. Türkiye'den gelen göçmenlerin birçoğu dindar. Türkiye politikası kuzeyin siyasetini kontrol edip İslamlaştırılmasına büyük yatırım yapıyor.

   Bu yatırım din kurumlarını ve aşırı sağ görüşlü tarafları güç sahibi haline getiriyor. Bu durumdan zarar görenler arasında hak ve hukuk mücadelesi veren aktivistler, eşcinseller ve diğer LGBTIQ+ bireyler de yer alıyor.

   Güneyde, homofobi esas olarak rahiplerin eşcinsellere karşı halen dönüşüm terapisi uyguladığı kiliseden geliyor. Kuzeyde Türkiye politikası, Güneyde Kıbrıs'taki kilise, yasaların üzerinde duruyor ve eğitim sistemini kontrol ediyor. Alınan tüm siyasi kararlarda ve Kıbrıslıların günlük yaşamlarının tüm yönlerinde korkunç bir etkiye sahip.

   Maalesef Kıbrıs’ın her iki tarafında da aşırı milliyetçiliği, ayrımcılığı, kadın düşmanlığını, yabancı düşmanlığını, militarizmi, bölünmeleri ve yanıltıcı propagandayı teşvik eden güçler mevcut. Tüm Kıbrıs’ta LGBTIQ+ insanlar genel olarak kimliklerini ve ilişkilerini açık olarak ifade etmeye cesaret edemiyor. Toplumun çoğunluğu tarafından hasta veya sapkın olarak kabul ediliyor.

SORU: Filmde iki erkeğin yakınlaşmasını görüyoruz. Bunu neden bir babanın açısından anlatmaya karar verdiniz?

YANIT: Cinsiyetinden veya cinsel yöneliminden ötürü ayrımcılık gören bireyler toplum içerisinde birer kurban olarak görülüyor. Bu konu ile ilgili işlenmiş klasik hikayelerde de genelde aynı bakış açısı ile yola çıkılır ve kurban olarak görülen eşcinsel bireyin açısı izlenir. Fakat olayların iç yüzünde bu ezberlenmiş değerlendirmeleri yapanların esasta gerçek kurbanlar olduğu görülür. 

   Ataerkil aile, geleneksel ve dini eğitimin kalıplaştırdığı toplum ve ebeveynler burada birer kurban olarak karşımıza çıkar. O yüzden bu konuyu filmin baş kahramanı ve aynı zamanda toplumun yarattığı bir kurban birey olan Kıbrıslı geleneksel bir babanın gözünden ele aldık. Oğluna karşı olan öfke ve sevgi çatışmasını iyice içselleştiren bir babanın nasıl bir çözüm yoluna yöneleceği, homofobik bir toplumun tutumlarını çok daha iyi anlatıyordu. Ataerkil babayı takip etmek bize buradaki homofobinin özünü yansıtıyordu.

SORU: Film ekibini oluştururken nelere dikkat ettiniz? Filmde Kıbrıs (Kuzey ve Güney), Almanya, Türkiye ve Yunanistan’dan oyuncular, teknik profesyonellerin yer aldığını görüyoruz. Siz yapım olarak çok uluslu bir film çektiniz. Bunun zorluklarını yaşadınız mı?

YANIT: Verdiğiniz özen yaptığınız işin zorluk derecesini artıyor. Biz bu konuda cömert olmaya karar verdik.

Her şeyden önce ekibimizde yer alan herkesin kendisini yaptığı işe adamış kişiler olmasını istiyorduk.

Kadromuzda yer alacak olan insanlar film ile ilgili bir bağ kurup yaratıcı katkılar yapabilmeliydi.

Film ekibini oluşturmak için hem Kıbrıs’ın kuzey ve güneyinden hem de yurt dışından yüzlerce film insanı ile bire bir görüşmeler yaptık. Sette çalışacak her uzman için birçok oyuncu ve teknik ekiple bir araya geldik. Filmimizde yer alan 9 oyuncu için hem amatör hem de profesyonel olarak çalışan yaklaşık 60 kişi ile deneme çekimleri yaptık. Çalışacağınız doğru insanları, doğru mekanları ve doğru zamanı yakalamak bu işin en zor kısmı.

   Farklı ülkelerden gelen film insanlarının farklı çalışma sistemleri var. Ortak bir çalışma sistemi inşaa etmek ve ortak bir dil kullanmak gerekiyordu. Bizi, 70 kişilik ekip ile beraber çalışmanın getireceği yeni bir deneyim bekliyordu. Neyse ki yoğun bir çalışma programının ardından projemizi gerçekleştirdik. Ekibimizdeki etnik çeşitliliğin bakış açıları bir araya geldi ve hikayemiz bir filme dönüştü. Bölünmüş bir ülkede film yapmak ve sürekli olarak sınırlardan geçmek en büyük zorluk. Biz bunu filmimizin bütün aşamalarında yaşadık.

“Bizim için önemli olan her izleyicinin

filimde kendinden bir şeyler bulabilmesidir”

SORU: Filmde çevreden duygusal ilişkiye, aile yapısından milliyetçiliğe, ataerkillikten hayvan haklarına hatta mitolojiye uzanan konular karşımıza çıkıyor. Birçok alt okumaya müsait çok konulu yapısı

olan film çektiniz. Bu kadar çok alt okumanın seyircide filmi anlama/algılama sıkıntısı yaratacağını

düşünüyor musunuz?

YANIT: Araştırma sürecimizde hiçbir konu bağımsız bir şekilde ortaya çıkıp hareket etmiyordu. Bunların hepsi birbirini etkileyen ataerkil temelli bir Kıbrıs toplumunun konularıydı ve filmde yer alması gerekiyordu.

Filmde anlatmak istediğimiz aslında tam olarak bu. Bahsettiğiniz bu bütün konular uzun bir zincirin halkalarını oluşturuyor. Bu konuların ve karakteristik özelliklerin birbirine bağlı olması özellikle Kıbrıs toplumunun sosyokültürel yapısında daha da belli oluyor. Örneğin; eşit haklar için mücadele eden LGBTIQ+ insanlar ve kadınlar genellikle ataerkilliğe karşı savaşır, benzer deneyimler yaşar ve bu kavgada birbirlerine destek olurlar. Kıbrıs'ta aktivistler ve ötekileştirilmiş insanların mücadelesi çoğu zaman kesişimseldir. Audre Lorde'nin söylediği gibi 'Tek gündemli mücadele olamaz, çünkü tek gündemi olan hayatlar yaşamıyoruz'.  Staceyann Chin’in de dediği gibi ‘Tüm baskıların birbirine bağlı olduğu’ fikrini destekliyoruz. Aslında bu yaklaşım filmimizin ana çizgisidir.

   İzleyici kitlemizin geniş olması için filmimizde günlük konuşma ve davranışları içeren bir anlatım tarzı oluşturduk. İzleyiciden filmi tüm katmanları ile analiz etmesi gibi bir beklentimiz yok. Bizim için önemli olan her izleyicinin filmde kendinden bir şeyler bulabilmesidir. Dokunduğumuz konular ve hatta daha fazlası film sonrasında konuşulacaktır. Filmi izleyenler gösterimlerimizden sonra eminiz ki bu tartışma ortamlarını oluşturacak. Bizler de bu tartışma ortamlarında olmaktan mutlu oluruz.

SORU: Filminizin en güçlü yanı sizce nedir? Kıbrıs toplumunun en büyük tabularından biri olan eşcinsellik konusunu ele almak bu filmin en güçlü yanı. Bu film, kim olduğumuzu kabullenmeye çalışırken şiddet yaşayan herkes için hayati önem taşıyor. Konuşulmayan konuları sanat vasıtası ile gündeme getirmek cesaret isteyen bir durum.

YANIT: Filmimizi kesişimsellik yaklaşımı ile geliştirdik. Ataerkillik, homofobi, sömürgecilik, gelenekçilik, sınırlar, din ve hayvan istismarı gibi birçok konunun bu kesişimsellik ile nasıl birbirine bağlı olduğunu anlatabilmemiz filmin bir diğer güçlü yanı.

   Yurt dışında, Kıbrıs’ta yaşayanların tamamen Yunan’ca konuşanlardan ibaret olduğu gibi yanlış bir bilgi var. Kıbrıs’ta yüzyıllardır yaşamış ve günümüzde nesli tükenmekte olan Türkçe konuşan Kıbrıslılar var. Yurt dışındaki uluslararası film festivallerindeki izleyiciler var olan bu etnik kökenden bir şeyler görecek. Filmimizin Kıbrıs Türkçesi dilinde olması onu özel bir eser haline getiren bir diğer özellik.

   Hikayemize hayat veren oyuncularımızın film yapmanın teknik altyapısı dışında ayrı birer yeri olduğunu söyleyebiliriz. Aile ruhu ile emek veren bir oyuncu kadromuz var. Filmdeki karakterlere gerçek birer hayat veren ve eserimizi güçlendiren ülkemizin usta oyuncularından Ali Düşenkalkar ve Erdoğan Kavaz ile Barış Refikoğlu, Andreas Orphanides, Elmaziye Derviş, Yaşar Aydın Karaca ve köpeğimiz Harisson oldu. Bu aşamadan sonra bizim beklentimiz, güçlü ya da zayıf yönler konusunda izleyicilerden dönüt almak.

SORU: Filmin Kıbrıs’ta homofobi ile ilgili yapılan ilk psikolojik dram olma özelliği de var. Neden Kıbrıs için 2020 yılında bir ilk film geldi bu alanda? Bu konuda film çekmek zor mu, popüler bir konu mu değil yoksa sinemacılar cesaret mi edemiyorlar?

YANIT: Evet bu bir ilk. Av filmi psikolojik dram türünde yapılmış, Kıbrıs’ta ataerkillik ile homofobiyi ele alan ilk kurmaca film. Bizim cesaret göstererek film olarak ele aldığımız bu konu gibi konuşulmayan bir çok tabu konu var. Bu konular genelde bizim gibi bütçe bulmakta zorluklar yaşayan bağımsız film yapımcıları tarafından nadiren işleniyor. Gelenekler ve cinsiyet üzerine yapılan öz eleştirel sanat, bizim bulunduğumuz coğrafyada destek gören bir tarz değil maalesef. Geçim derdi içerisinde yaşamaya çalışan bağımsız sinemacılar cesaret ve fedakarlık göstererek bu tarz filmler yapıyorlar.

   Toplumu kalıplaştıran sistem bu tarz işleri sevmese de, toplumun kendisi eleştirel sanat işlerine destek vermeli. Bizim de filmde temsil ettiğimiz tam da onların mağduriyeti. Umarız filmimiz konuşulmayan konular hakkında toplumumuzu cesaretlendirir. Ve bu tarz konuları gündeme getirmek için insanlar film ve diğer sanat etkinliklerine daha çok katılarak destek verir.

SORU: Bağımsız sinemacılar olarak sizin bütçe bulma süreciniz nasıl ilerledi, ne kadar zaman aldı?

YANIT: Uluslararası standartlarda kaliteli bir film yapmayı hedefledik ve bütçemizi bir araya getirmek için yaklaşık beş yıl harcadık. Bu süreç içerisinde çok düşük bütçeli filmler yapmaya, eğitimimize ve farklı film setlerinde çalışmaya devam ettik. Kıbrıs’ın kuzeyinde film yapımcılarını destekleyen herhangi bir fon yoktu. Güney’de yaşanan ekonomik kriz nedeni ile sinemaya ayrılan bütçe birkaç yıllığına durdurulmuştu. 2014 yılında bütçe arayışlarımız Kıbrıs’ta bir yere varmıyordu ve biz de yurtdışına gitmeye karar verdik. Birçok uluslararası film festivalinde bağımsız film yapımcıları ile yatırımcı film yapımcıları ve film fonlama kurumlarını bir araya getiren sunum etkinlikleri yapılıyor.

   Almanya ve Portekiz’de yer alan film festivallerindeki proje sunumlarına katıldık. Projemizi önemseyen birçok yapımcı ve film festivali müdürleri ile buluştuk. Aynı zamanda internet üzerinden sayfalar oluşturarak ve film hakkında sunumlar yaparak fon kampanyaları düzenledik. Birçok arkadaşımız ve hatta daha önce tanımadığımız sanatsever insanlar, düzenlediğimiz kampanyaları destekledi. Bu ilerleme bizi çok motive etti. Projemiz sayesinde aynı zamanda dünyanın birçok yerinde yeni dostluklar da kazanmış olduk. Filmin bütçesini tamamlamak ve yapım öncesi çalışmalarımıza devam etmek için 2018’de Kıbrıs’a döndük. Burada film projemiz hakkında ilgili bakanlıklara, uluslararası elçiliklere ve derneklere sunumlar yaptık. Projemizi önemseyen bazı kurum ve kuruluşlar maddi ve manevi olarak destek olmak istediler. Filmimizin yapımı için Kıbrıs’ın her iki kesiminden de insanları bir araya getiriyorduk.

   Bu davranışımızı önemseyen barışsever birçok insan da bizi takip etmeye başladı. Filmimizin ihtiyaçları ve içeriği ile ilgili kurumlara projemiz ile ilgili sunumlar yapmaya devam ettik ve 2019’da hedeflediğimiz bütçeyi bir araya getirip filmin yapım aşamasına geçtik. Dünyanın birçok ülkesinde bağımsız film yapmak isteyen sanatçılara veya girişimcilere sunulan imkanlar var. Bu imkanlardan faydalanmak için film projelerini uzman değerlendirme komitelerine aktarabilen bir ortam sağlanıyor. Günümüzde nasıl ki heykel, kitap, tablo gibi sanat eserleri kültürel birer miras sayılıyorsa, film de bu havuzun içinde yer alıyor. Umarız devletimiz filmi önemser ve gelecek nesiller için ‘Kıbrıs Sinema Tarihi’ diye bir oluşum ortaya çıkar.

SORU: Dünyayı etkileyen Corona virüsü ve sinemacılar ile sektör üzerindeki etkileri. Sizde durum nedir?

YANIT: Salgın hastalıklar ya da doğal afetler beklenmedik bir durum değildi. Bilim ve sanat insanları bu olası senaryolar konusunda eleştirisini zaten yapmaktaydı. Yeni işgalciler olarak nitelendirdiğimiz pandemi tehlikesini görmezden gelen politikacıların uyanışı için yaşanması gereken üzücü bir süreç. Umarız siyasetçiler bu günlerden ders alıp topluma dair yaptırımlarını bir bilim ya da sanat insanı gözüyle yapmaya başlar.

Sene başından itibaren dünyanın her yerindeki uluslararası büyük film festivalleri ile temasa geçip başvurularımızı yapmaya başladık. Temennimiz 2020 ve 2021 yılları içerisinde filmimizi hem yurtdışında hem de Kıbrıs’ta gösterime koymak.  Şu an için film festivalleri tüm diğer sosyal etkinlikler gibi askıya alınmış durumda. Eminiz ki bu tür ortamlar, insanlar tarafından daha çok özlenecek. Devlet yöneticilerinin yaşam koşullarını düzenleyebildiği yakın bir tarihte filmimizi izleyicilerle buluşturmak için sabırsızlanıyoruz.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner75