Umutsuzluk göçü tetikliyor

banner37

CMIRS Direktörü Mine Yücel, mutsuzluk, siyasi ve kamusal alana etki edememe duygularının toplumun ortak kimlik ile aidiyet duygularını zedelediğini vurguladı ve ekledi

Umutsuzluk  göçü tetikliyor

Ergül ERNUR

Göç, Kimlik ve Hak Çalışmaları Merkezi’nin (CMIRS) Mart 2019 anketi, üç ay öncesine göre toplumun, daha öfkeli ve depresif durumda olduğunu ortaya koydu.

   Bireysel mutluluk oranlarında görülen artışa karşı kendini sıkça çaresiz, öfkeli ve depresif hissedenlerin oranları da kaygılandırıcı oranda.

   CMIRS Direktörü Mine Yücel, toplumsal mutluluk oranları düştükçe ve toplumda işlerin yanlış yönde gittiği duygusu hakim oldukça bireylerin göç edip, bireysel kurtuluşlarını yaşama duygusunun daha ağır bastığına dikkat çekti.

   Yücel, mutsuzluk, umutsuzluk, siyasi ve kamusal alana etki edememe duygularının toplumun ortak kimlik ve aidiyet duygularını da zedelediğini vurguladı.

   Bu dönemlerde bireylerin ülkeden kaçma ve daha yaşanabilir yerlerde hayatlarını sürdürme isteğinde artış olduğunu ifade eden Yücel, umutsuzluk seviyesinin artış gösterdiği dönemlerde göç etme isteği/meyilinin artış gösterdiğini belirtti.
   Mine Yücel, Mart 2019 döneminde telefon anketi şeklinde yürütülen çalışmanın sonuçlarını değerlendirdi.

“Suçlardaki artış, sosyal güveni zedeledi”

   CMIRS Direktörü Mine Yücel, Mart 2019 çalışmasının ekonomik krizin etkilerinin azaldığı, dövizin düşüşte olduğu ve birkaç alanda fiyatların da düşüşte olduğu döneme denk geldiğini söyledi.

   Çalışma tamamlandıktan sonra döviz kurunun yükselişe geçmesiyle birlikte elektrik ve akaryakıt gibi temel ihtiyaçlara yapılan zamların etkilerinin de doğal olarak rakamlara yansımadığını belirten Yücel, ekonomik olarak biraz rahatlamış olmanın getirdiği ve her göstergede yaşanan belli iyileşme ve iyimserliğin bu çalışmaya hakim olduğunu ifade etti.

   Yücel, bireysel mutluluk, kurumsal ve siyasi güvenin, ekonomik beklentiler gibi alanlara yansıyan bu iyimserliğin, sosyal güven konusunda hissedilmediğini tam aksine sosyal güven rakamlarındaki düşüşün devam ettiğini belirtti.

    Yücel şöyle devam etti:
   “Bunun sebebi de son çalışmalarımızda sıkça dile getirdiğimiz ve son dönemde sıkça yaşanan suç olaylarındaki artış olarak açıklanabilir. Bu çalışmada toplum önündeki en büyük sorunlar olarak sırasıyla
ekonomik durum (%28.23), Kıbrıs sorunu (%18.93), işsizlik (%14.4) ve enflasyon/artan fiyatlar (%8.53) oldu.

   Daha sonra ise sağlık ve eğitim sistemiyle ilgili konular ‘ikincil öneme sahip’ sorunlar olarak sıralanmaktadır. 
   Bundan dolayıdır ki, ekonomik durumda en ufak bir iyileşme bile toplumun bir nebze de olsa rahatlamasına ve daha iyimser bir bakışa sahip olmasına sebep olmaktadır.
   Buna bakarak, ufak başarı öykülerinin bile son dönemlerde oldukça bunalmış olan toplumun biraz daha iyi hissetmesine yol açabileceği yorumunu yapabiliriz.
   Bu çalışmada ayrıca ek dosya olarak 4’lü koalisyonun başarısı, KKTC’de yaşanabilirlik, Cumhurbaşkanlığı seçimi, Avrupa Parlamentosu seçiminde Kıbrıslı Türklerin adaylığı, trafik ve toplumun kendi hayatında yakınen hissettiği sorunlar gibi çeşitli başlıkları irdeleme şansımız olmuştur”.

   Mine Yücel, katılımcılar arasında ‘Toplumda işlerin doğru yönde gittiğini düşünenlerin’ oranının sadece yüzde 24 olduğuna dikkat çekti.
   Mart 2019 çalışmasında yüzde 75.58 oranında katılımcının toplumda işlerin yanlış yönde gittiğini belirttiğini söyleyen Yücel, bu oranın geçmiş dönemlere kıyasla bu dönem çalışmasına katılanların gidişata çok az da olsa daha iyimser baktığını gösterdiğini belirtti.

“En can alıcı sorunlar ekonomik”

   Bu çalışmada katılımcıların, toplum önündeki en büyük sorunları ekonomik durum, Kıbrıs sorunu, işsizlik ve enflasyon/artan fiyatlar olduğunu belirttiğini ifade eden Yücel, sağlık ve eğitim sisteminin de ‘ikincil öneme sahip’ sorunlar olduğunu söyledi.

   Yücel, işsizlik ve enflasyonun da ekonomik sorunlar olarak sınıflandırıldığı düşünüldüğünde, aslında yüzde 56’ya yakın oranla ekonomik sorunların toplum önündeki en büyük ve can alıcı sorun olduğunun ortaya çıktığını vurguladı.
   Yücel, “Bu kötümserlikten çıkış yolu olarak bazı kesimlerin bireysel kurtuluş yönünde düşünceleri olmaktadır. Her dönemde fırsatınız olsa göç eder miydiniz sorusunu sorarak bu kesimin oranını da belirlemeye çalışıyoruz.    Dönemler bazında incelediğimiz zaman toplumda işlerin nasıl gittiğiyle göç etmek isteyenlerin oranları birbiriyle birebir ilgilidir” dedi. 
   Toplumsal mutluluk oranları düştükçe ve toplumda işlerin yanlış yönde gittiği duygusu hakim oldukça bireylerin göç edip de bireysel kurtuluşlarını yaşama duygusunun daha ağır bastığına dikkat çeken Yücel, mutsuzluk, umutsuzluk, siyasi ve kamusal alana etki edememe duygularının toplumun ortak kimlik ve aidiyet duygularını da zedelediğini belirtti.

“Özgürlük yerine güvenlik tercih ediliyor”

   Yücel, sosyal güven oranları düştükçe toplumsal aidiyet ve ortak kimlik duygusunun da azaldığını söyledi.
   Prof. Vamık Volkan’ın çalışmalarında ortaya attığı “çadır” benzetmesini kullanarak, Kıbrıslı Türk kimliğini temsil eden üst çadırdaki deliklerin de bu olumsuzluk ve travma dönemlerinde artış gösterdiğine işaret eden Yücel, şöyle devam etti:

   “İşte bu sebeple bu dönemlerde bireylerin ülkeden kaçma ve daha yaşanabilir yerlerde hayatlarını sürdürme isteği de artış göstermektedir.
    Bu çalışmamız göstermektedir ki toplumumuz kendini korumaya almış toplum özellikleri göstermektedir. 

   Şu anda sahip olduğu değerler de hayatta kalabilme değerleridir.

   Diğer bir deyişle, kendini korumaya geçmiş toplumların değerleri deyebileceğimiz değerler söz konusudur. Bu tür değerlerde toplum özgürlüğe kıyasla güvenliği tercih eder, kendi gibi olmayana ve yabancılara karşı güvensizlik ortaya koyar, apolitikleşir ve mutluluk oranlarında düşüşler görülür. Yani aslında tam da bizim yıllardır kendi toplumumuzda gözlemlediğimiz davranış biçimleri ortaya çıkar.
    Birey toplum içerisindeki diğer bireylere olan güvenini kaybeder.  Bununla paralel olarak siyasi sisteme etki edemediği düşüncesi de hakim olduğu için kendine olan güven seviyesi de düşüş gösterir.  Birey apolitikleşir fakat siyasi durum onun bireysel mutluluğunu veya mutsuzluğunu etkilemeye devam eder. 

   Ülkesinde kalıp mutlu olmak isteği ağır basıyor olsa da, umutsuzluk seviyesinin artış gösterdiği dönemlerde göç etme isteği/meyili de artış gösterir. 
   Bu dönemde umudum siyasilerimizin de yaşanan bu umutsuzluk, endişe ve çaresizlik hislerini bir an önce ciddiye almalarıdır. Siyasilere ve toplumdaki gidişata yönelik güven eksikliğini iyice değerlendirip geçmişin hatalarından ders alarak toplumsal değişime, mutluluğu artırıcı ve sürdürülebilir kalkınma modellerine yönelmeleridir.  

   Bu toplum daha fazla travmalar yaşamayı ve sosyal sorunlarla boğuşmayı hak etmiyor.  Bundan çıkışın yolu aslında bir ada ülkesi olarak da daha mutlu, huzur dolu ve sürdürülebilir politikalara ve kalkınma modeline ihtiyacımız vardır.  Bu yönde vizyon geliştirecek liderlere ihtiyaç duyulmaktadır. 

   Umarım toplumun sesine siyasiler de bir an önce cevap verebilir”.

Güncelleme Tarihi: 25 Nisan 2019, 11:26
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER